48098/99

WyrokETPCz2007-06-14ECLI:CE:ECHR:2007:0614JUD004809899

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżącego za opublikowanie artykułu, który władze uznały za propagandę i podżeganie do nienawiści, stanowiło naruszenie prawa do wolności wyrażania opinii na podstawie art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę integralności terytorialnej, nie była „konieczna w demokratycznym społeczeństwie”. Stwierdził, że choć artykuł krytykował rząd i mógł być postrzegany jako wrogi, nie nawoływał do użycia przemocy, walki zbrojnej ani buntu, co jest kluczowym elementem w ocenie takich spraw. Uzasadnienie sądów krajowych było niewystarczające do usprawiedliwienia naruszenia wolności słowa, a późniejsze zawieszenie kary, choć korzystne, nadal ograniczało zdolność skarżącego do publicznej krytyki.
Stan faktyczny
W styczniu 1997 roku Mehmet Selim Okçuoğlu opublikował artykuł w biuletynie Partii Demokracji Ludowej (HADEP). Prokurator Republiki przy Państwowym Sądzie Bezpieczeństwa w Ankarze zażądał skazania skarżącego na podstawie art. 8 ustawy nr 3713 o zwalczaniu terroryzmu. 17 września 1998 roku DGM skazał skarżącego na rok więzienia i grzywnę za propagandę wymierzoną w integralność państwa i podżeganie do nienawiści. Sąd Kasacyjny podtrzymał wyrok 8 lutego 1999 roku. Skarżący opuścił Turcję 22 marca 1999 roku. 3 września 1999 roku jego kara została zawieszona na trzy lata na mocy ustawy nr 4454, a w 2002 roku DGM stwierdził, że nie popełnił on ponownie przestępstwa, unieważniając wyrok skazujący.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza dopuszczalność pozostałej części skargi. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Uznaje za niepotrzebne dalsze badanie skargi dotyczącej art. 6 § 1 Konwencji. 4. Nie zasądza zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   MEHMET OKÇUOĞLU-TÜRKĐYE DAVASI   (B a ꢀvuru no:48098/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2007   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (48098/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaꢀı olan Mehmet Selim Okçuoğlu’nun (baꢀvuran) 4 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) Đnsan Hakları   ve Temel özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Hamburg Barosu avukatlarından Osman Aydın tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   A. DAVANIN UNSURLARI   Baꢀvuran 1997 yılının Ocak ayında üyesi olduğu Halkın Demokrasi Partisi (HADEP)   isimli siyasi parti bülteninde “Yöneticilerimiz Hakkında Sürdürülen Dava Üzerine” isimli bir   makale yayınlamıꢀtır.   Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Baꢀsavcısı, baꢀvuranın 3713   sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmiꢀtir.   Baꢀvuran, yazdığı makalenin barıꢀa ve kardeꢀliğe çağrı yaptığını belirterek aleyhinde   yapılan suçlamaları DGM önünde reddetmiꢀtir.   DGM, Devlet’in bölünmez bütünlüğünü hedef alan propaganda yaptığı, ırk ve bölge   ayrımcılığı gözeterek halkı kin ve düꢀmanlığa sevk ettiği gerekçesiyle 17 Eylül 1998   tarihinde, baꢀvuranı bir yıl hapis ve 2.800.000.000 Türk Lirası ağır para cezasına mahkum   etmiꢀtir.   Baꢀvuran temyiz talebinde bulunmuꢀtur. Baꢀvuran dava konusu makalenin, HADEP   isimli siyasi partinin, 23 Haziran 1996 tarihinde yapılan olağanüstü kongresi sırasında   meydana gelen olaylar nedeniyle bu parti yöneticileri aleyhinde açılan ceza davası ile ilgili   düꢀüncelerine iliꢀkin olduğunu ifade etmiꢀtir.   Yargıtay, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun gerekliliklerine uygun olduğu   gerekçesiyle sözkonusu kararı 8 ꢁubat 1999 tarihinde onamıꢀtır.   Baꢀvuran, 22 Mart 1999 tarihinde baꢀka bir ülkeye yerleꢀmek üzere Türkiye’yi   terketmek durumunda kalmıꢀtır.   Eylül 1999 tarihinde, erteleme süresince suçu tekrar etmemesi ꢀartıyla baꢀvurana   verilen cezanın, 4454 sayılı Basın ve yayın Yoluyla Đꢀlenen Suçlara Đliꢀkin Dava ve Cezaların   Ertelenmesine Dair Yasa uyarınca üç yıl süreyle ertelenmesine karar verilmiꢀtir.   yılında sözkonusu süre bitiminde DGM, ek bir kararla baꢀvuranın suçu tekrar   etmediğini tespit etmiꢀ ve 17 Eylül 1998 tarihinde verilen mahkumiyet kararının tüm   sonuçları ile birlikte yok sayılmasına karar vermiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, hakkında verilen mahkumiyet cezasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal   ettiğinden dolayı ꢀikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   Hükümet, baꢀvuranın mağdur sıfatının bulunmadığını ve iç hukuk yollarının   tüketilmediğini belirtmiꢀtir.   Hükümet birinci husus ile ilgili olarak baꢀvuranın, 4454 sayılı Kanundan yararlandığı   andan itibaren mahkumiyet kararı nedeniyle zarara uğramıꢀ sayılmadığını ve dolayısıyla   AĐHM içtihadı uyarınca mağdur sıfatının bulunduğunu iddia etmesinin sözkonusu olmadığını   belirtmektedir.   Đkinci husus ile ilgili olarak ise Hükümet, mevcut davada baꢀvuranın aleyhinde   yapılan suçlamaları reddetmekle yetindiğini, davanın hiçbir safhasında ifade ve düꢀünce   özgürlüğü hakkını dile getirmediğini belirtmektedir. Bununla ilgili olarak Hükümet, Ahmet   Sadık-Yunanistan (15 Kasım 1996 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler) kararına   atıfta bulunmakta ve AĐHM’den iç hukuk yollarının tüketilmemiꢀ olması sebebiyle bu ꢀikayeti   reddetmesini talep etmektedir.   Baꢀvuran bu itirazların dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir.   AĐHM, ulusal makamlar tarafından baꢀvuranın lehine alınan bir karar veya   uygulamanın baꢀvuranın mağduriyetini ortadan kaldırması ancak, ulusal makamların   AĐHS’nin ihlal edildiğini açıkça veya esastan kabul etmesi ve bu ihlali düzeltmesi halinde   gerçekleꢀir. (Öztürk-Türkiye [Büyük Daire], no: 22479/93). Oysa ki mevcut davada, 2002   yılında açıklanan karar, 4454 sayılı Kanun uyarınca tanınan üç yıllık erteleme süresi   içerisinde baꢀvuranın suçu tekrar etmediğini ortaya koymakla yetinmiꢀtir.   AĐHS’nin 10. maddesi uyarınca AĐHM daha önce bu tür durumların, ilgililerin   faaliyetlerini kısmen sınırlandırdığına ve kamuya açık bir tartıꢀmada yeri olan açıkça eleꢀtiri   yapma yeteneklerini büyük ölçüde sınırlandırdığına kanaat getirmiꢀtir (Bkz Hertel-Đsviçre, 25   Ağustos 1998 tarihli karar, derleme, Erdoğdu-Türkiye, no: 25723/94, ve Çetin-Türkiye, no:   42779/98, 20 Aralık 2005 tarihli karar).   Sonuç olarak 2002 tarihinde alınan kararın, ifade özgürlüğünün engellenmesi   nedeniyle baꢀvuranın doğrudan zarar gördüğü cezai yargılamanın sonuçlarını önlemesi ya da   telafi etmesi mümkün değildir.   Bu nedenle Hükümet tarafından baꢀvuranın mağdur sıfatının bulunmadığına iliꢀkin   olarak dile getirilen itirazın reddedilmesi uygun olacaktır.   Đkinci hususla ilgili olarak AĐHM, baꢀvuranın, ulusal mahkemeler önünde dava   konusu makalesinin, siyasi bir partinin yöneticileri aleyhinde yürütülen cezai yargılama ile   ilgili düꢀüncelerini yansıttığını, barıꢀ ve kardeꢀliğe çağrıda bulunduğunu belirttiğini   kaydetmektedir.   Bu nedenle baꢀvuranın hâlihazırda AĐHM önünde dile getirdiği ꢀikayetini, ulusal   mahkemeler önünde de dile getirdiğine kanaat getirilmesi gerekmektedir.   Sonuç olarak itirazın bu kısmının da kabuledilmesi mümkün değildir.   AĐHM, incelenen ꢀikayetin AĐHS’nin 35/3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan   yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM ayrıca bu ꢀikayetin baꢀka hiçbir kabuledilemezlik   gerekçesi iꢀe çeliꢀmediğini tespit etmektedir.   Bu nedenle ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esas Hakkında   AĐHM sözkonusu müdahalenin yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün   korunması gibi meꢀru bir amaç güttüğüne yönelik taraflar arasında bir ihtilafın bulunmadığını   kaydetmektedir (Bkz., Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, 4 Haziran 2002 tarihli karar).   AĐHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bu durumda anlaꢀmazlık, müdahalenin   “demokratik bir toplum için gereklilik” oluꢀturup oluꢀturmadığı sorusuna dayanmaktadır   AĐHM bu davadakine benzer soruların gündeme geldiği çok sayıda dava incelemiꢀ ve   bu davalarda AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (Bkz., özellikle, Ceylan-   Türkiye [Büyük Daire], no:23556/94, Öztürk kararı, Đbrahim Aksoy-Türkiye, no: 28635/95,   30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim 2000, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, 23 Eylül 2003, ve   Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, 2 Ekim 2003).   AĐHM mevcut davayı içtihatları ıꢀığında incelemiꢀ ve Hükümet’in davayı farklı   ꢀekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına karar vermiꢀtir. AĐHM bilhassa   dava konusu makalede kullanılan ifadelere ve yayınlandığı bağlama özel bir özen   göstermektedir. Bu bakımdan AĐHM, özellikle terörle mücadeleye bağlı zorluklar gibi   incelemesine sunulan olayı çevreleyen koꢀulları göz önünde bulundurmaktadır (Bkz. Đbrahim   Aksoy, ve Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme).   Dava konusu makalede, HADEP’in olağanüstü kongresi sırasında meydana gelen   olaylardan sonra bu parti yöneticileri aleyhinde ceza davası açılması gibi gündemde olan   olaylarla dayanılarak Hükümet eleꢀtirilmiꢀtir.   AĐHM, DGM’nin sözkonusu makalenin bölge ve ırk ayrımı gözetilerek halkı   ayrımcılığa sevkedecek ifadeler içerdiğine kanaat getirdiğini tespit etmektedir.   AĐHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan ve mevcut halleriyle baꢀvuranın   ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlali haklı göstermek için yeterli olmayan mahkumiyet   gerekçelerini incelemiꢀtir (Bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4) [Büyük Daire], no:   24762/94, 8 Temmuz 1999 tarihli karar). AĐHM, dava konusu makalede yer alan bazı   ifadelerin, Türk Devleti hakkında negatif bir tablo çizerek, metne düꢀmanlık uyandıran bir   anlam yüklese de, bunların ne ꢀiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye ne de ayaklanmaya   teꢀvik ettiği kanaatindedir ve AĐHM’ye göre değerlendirmeye alınması gereken temel unsur   budur (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1) [Büyük Daire], no: 26682/95 ve Gerger-   Türkiye, [Büyük Daire], no:24919/94, 8 Temmuz 1999).   Ayrıca baꢀvuranın cezasının ertelenmesi, baꢀvuranın faaliyetlerini kısmen sınırlamıꢀ   ve kamuya açık bir tartıꢀmada yeri olan açıkça bir eleꢀtiri yapma yeteneğini büyük ölçüde   sınırlandırmıꢀtır (Bkz., Hertel kararı ve Erdoğdu kararı).   Sonuç olarak AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,   bünyesinde askeri bir hakim bulunması sebebiyle “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme”   olmadığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran bu itibarla AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta   bulunmaktadır.   Hükümet, AĐHM’den gecikmiꢀ olması ya da baꢀvuranın mağdur sıfatının   bulunmaması nedeniyle baꢀvurunun bu kısmının kabuledilemez ilan edilmesini talep   etmektedir.   AĐHM öncelikle ꢀikayetin kabuledilebilir olduğu kanaatindedir. Bununla birlikte   AĐHS’nin 10. maddesi ile ilgili olarak ulaꢀtığı ihlal tespiti dikkate alındığında mevcut   baꢀvuruda ortaya çıkan temel hukuki soruyu incelediğini düꢀünmektedir. (Bkz., örneğin,   Aksoy (Eroğlu)-Türkiye, no: 59741/00, 31 Ekim 2006 tarihli karar). Dava olaylarının tamamı   ve tarafların argümanları dikkate alındığında AĐHM, AĐHS’nin 6/1. maddesi bakımından   baꢀvuran tarafından dile getirilen ꢀikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığına karar   vermektedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvurana hitaben yazılmıꢀ olan 12 Temmuz 2005 tarihli bir yazıyla, AĐHS’nin 41.   maddesine göre yapılacak tüm adil tazmin taleplerinin, esas hakkında yazılı görüꢀlerde   belirtilmesi gerektiğini öngören AĐHM Đç Tüzüğü’nün 60. maddesine dikkat çekilmesine   rağmen baꢀvuran tarafından herhangi bir adil tazmin talebinde bulunulmamıꢀtır.   Yukarıda anılan yazıyla birlikte tespit edilen süre içinde herhangi bir cevap   gelmediğinden dolayı AĐHM, adil tazmin adı altında herhangi bir ödeme yapılmasına gerek   olmadığına karar vermiꢀtir (Willekens-Belçika, no: 50859/99, 24 Nisan 2003 tarihli karar ve   son olarak Palenik-Çek Cumhuriyeti, no: 64737/01, 21Haziran 2005 tarihli karar).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;   1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6/1. maddesine iliꢀkin olarak dile getirilen ꢀikayetin ayrıca   incelenmesine gerek olmadığına;   Karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2 ve 77/3 maddesi   gereğince 14 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło