48176/99
WyrokETPCz2005-05-19ECLI:CE:ECHR:2005:0519JUD004817699
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie autora książki na zapłatę odszkodowania za zniesławienie byłego ministra stanu, w oparciu o jego oceny i interpretacje publicznie dostępnych informacji, stanowiło naruszenie prawa do wolności wyrażania opinii gwarantowanego przez art. 10 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżącego była przewidziana prawem i służyła uzasadnionemu celowi ochrony reputacji, ale nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". ETPCz podkreślił rozróżnienie między faktami a ocenami wartościującymi, wskazując, że oceny wartościujące nie podlegają dowodzeniu, choć muszą mieć wystarczającą podstawę faktyczną. W przypadku osoby publicznej, jaką był były minister, granice dopuszczalnej krytyki są szersze. Trybunał stwierdził, że sądy krajowe nie wykazały pilnej potrzeby społecznej, która uzasadniałaby priorytetowe traktowanie ochrony praw osobistych ministra nad wolnością słowa skarżącego, ani nie wykazały, by wypowiedzi skarżącego miały wpływ na życie polityczne, zawodowe czy prywatne ministra. W konsekwencji, nie zachowano sprawiedliwej równowagi między konkurującymi interesami.Stan faktyczny
Skarżący, Talat Turhan, autor książki "Özel Savaꢀ Terör ve Kontragerilla", został pozwany przez byłego ministra stanu Orhana Sefa Kilercioğlu o zniesławienie. Minister domagał się odszkodowania za fragmenty książki, które sugerowały jego udział w zamachu stanu, powiązania z "faszystowskim skrzydłem" i kwestionowały jego uczciwość. Sądy krajowe początkowo oddaliły pozew, uznając wypowiedzi za krytykę polityczną, ale po apelacji i interwencji Sądu Kasacyjnego, skarżący został ostatecznie zobowiązany do zapłaty 60 000 000 TL odszkodowania wraz z odsetkami.Rozstrzygnięcie
Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Zasądza od państwa pozwanego na rzecz skarżącego 600 EUR tytułem szkody majątkowej, 1 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków. Odsetki za zwłokę w wysokości stopy procentowej EBC powiększonej o trzy punkty procentowe. Oddala pozostałe roszczenia skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
TURHAN / TÜRKĐYE
(Baꢀvuru No: 48176/99)
KARAR
STRAZBURG Mayıs 2005
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak,
ꢀekle iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Turhan/Türkiye Davası’nda,
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Daire),
Sn. B.M. ZUPANČIČ, Baꢀkan,
Sn. J. HEDIGAN,
Sn. R. TÜRMEN,
Sn. C. BÎRSAN,
Sn. M. TSATSA-NIKOLOVSKA,
Sn. E. MYJER,
Sn. DAVID THÓR BJÖRGVINSSON, yargıçlar,
ve Bölüm Sekreteri Sn. V. BERGER’in katılımı ile Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi
Heyeti olarak toplanmıꢀ, Nisan 1999 tarihinde yapılmıꢀ olan kapalı oturum sonucunda,
anılan tarihte izleyen kararı almıꢀtır:
USUL
1. Davanın nedeni, Türk vatandaꢀı Talat Turhan’ın (“baꢀvuran”), 1 Nisan 1999
tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”)
eski 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na
(“Komisyon”) yaptığı baꢀvurudur (baꢀvuru no. 48176/99).
2. Baꢀvuranı, görevini Đzmir Barosu avukatlarından V. Özsoy temsil etmiꢀtir. Türk
Hükümeti (“Hükümet”), bu dava için bir Ajan tayin etmemiꢀtir.
3. 28 Eylül 2004 tarihli bir kararla AĐHM, baꢀvurunun kısmen kabuledilebilir
olduğuna karar vermiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
4. Baꢀvuran 1924 doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir. “Özel Savaꢀ Terör ve
Kontragerilla” isimli bir kitabın yazarıdır.
5. 6 Ocak 1993 tarihinde zamanın Devlet Bakanı, Orhan Sefa Kilercioğlu, Ankara
Asliye Hukuk Mahkemesi huzurunda baꢀvuran aleyhine tazminat davası açmıꢀtır. Baꢀvuranın
kitabında yer alan küçük düꢀürücü söylemlerin, itibarına zarar verdiğini ve AĐHM’den
kendisine uğramıꢀ olduğu manevi zarar için 100,000,000 Türk Lirası tazminat verilmesi
yönünde karara varmasını istemiꢀtir.
6. Dava sırasında AĐHM, aꢀağıda kaydedilmiꢀ olan pasajları değerlendirmiꢀtir:
“Antalya’da yaptığım bir konuꢀmada, ‘1 Mayıs 1977’ katliamı ve bu dönemdeki darbe olasılığı
hususunda fikirlerimi dile getirdim. Öyle görünüyor ki, bir dergi belirttiğim fikirleri takiben araꢀtırma
baꢀlatmıꢀ ve bazı ilginç sonuçlara varmıꢀtır.
Sözkonusu dergiye göre, Devlet Bakanı Orhan Kilercioğlu, Özel Harp Dairesi ile temaslarda
bulunmuꢀtur. General Namık Kemal Ersun ile birlikte diğer Generaller Recai Engin, Musa Öğün ve
Rüꢀtü Naipoğlu tarafından düzenlenen darbede yer almıꢀtır. Sözkonusu Generallerin isimleri, 1 Mayıs
katliamı ve diğer tahrik edici hareketlerin sorumluları olarak gösterildikleri birçok yabancı ve yerel
gazetede görülmüꢀtür. Sözkonusu dergi, Orhan Kilercioğlu ile röportaj yapmıꢀtır. Kilercioğlu aꢀağıda
kaydedilenleri belirtmiꢀtir:
- Bazı gazete ve dergiler geçen seneye kadar sizi “1 Mayıs” katliamının sorumlusu, hatta faili
olarak gösteriyorlardı. Yaklaꢀık on iki yıldır bu iddialar üzerine hiçbir yorum yapmadınız.
Kilercioğlu : Cevap vermeyi hiç düꢀünmedim. Devlet’in herꢀeyi var. Mekanizmaları var. [Bu
iddialar] beni hiç rahatsız etmedi.
- “1 Mayıs” katliamına karıꢀtığınıza iliꢀkin yorumlar bir Amerikan gazetesinde çıkan yazılarla
bağlantılı olarak yapılmıꢀtır. Bir dergi, kontragerilla [hareketler]e karıꢀtığınız yorumunda bulundu.
Kilercioğlu : Devlet’in yasaları var, mahkemeleri var. Sözkonusu koꢀullar altında, ꢀimdiye
kadar sessiz kalmaları mümkün olur muydu? Gereken herꢀey yapılmıꢀtır.
- Cevap verme hakkınızı kullandınız mı?
Kilercioğlu : Hatırlamıyorum.
Görüldüğü gibi, Kilercioğlu soruları dikkate almamakta ve olayları büyütmektedir. Cevap
verme hakkını kullanmayarak ve adli makamlara ꢀikayette bulunmayarak, hakkında ileri sürülen
iddiaları kesinlikle doğruladığının farkında olmalıdır. Özellikle Kilercioğlu gibi eski bir General ve
Devlet Bakanı olan bir kiꢀi.
Kilercioğlu diğer bir soruyu cevaplamıꢀtır:
“Hayatınız boyunca karꢀılaꢀabileceğiniz en temiz ve dürüst insanım” demiꢀtir. Eğer bir kiꢀi
kendisini bu ꢀekilde tanımlıyorsa, kararı bir doktora bırakmak yapılacak en doğru ꢀey olacaktır. senesindeki emekliliği ardından yaptığı bir konuꢀmada: “Bildiğiniz gibi, orduda gruplar
bulunmaktadır. Bu gruplar kendi aralarında savaꢀır. Biz savaꢀtık ve kaybettik.” Kendisini “grubun” bir
mensubu olarak tanımlayarak, belki de cuntaya ait olduğunu kabul etmektedir.
Kullandığı ifadelerden cuntanın bir mensubu olduğu sonucuna varılabilir. Ayrıca, General
Namık Kemal Ersun’un cuntasının Demirel Hükümeti’ni düꢀürme planları olduğu farz edilebilir.
Ayrıca, General Namık Kemal Ersun’un cuntasının Demirel Hükümeti’ni düꢀürme planları olduğu farz
edilebilir. O zaman sözkonusu soru ꢀöyledir : Demirel nasıl kendisine karꢀı bir cuntaya mensup bir
bakan atayabilmiꢀtir? Kilercioğlu Demirel’in günahlarından biri olabilir mi?
…
Kilercioğlu’na geri dönelim. “Savaꢀçılar grubu”na ait olduğunu kabul ettiği halde, birçok
gazete, bazı iꢀ çevreleri ve TRT (Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu) emekliliği sonrasında
Kilercioğlu’nun koruyucuları olarak yer almıꢀlardır. ꢁüphesiz, bu durum Kilercioğlu’nun “temiz”
kiꢀiliğine bağlı değildir. Daha çok kendini iꢀ çevrelerinin çıkarlarını korumaya adamıꢀ faꢀist kanatta
bulunmasına bağlıdır. Emekliliği sonrasında sözkonusu iꢀ çevrelerine hizmet etmeye hazırdır. Merak
ediyorum : Yaꢀar Holding’den bakanlık koltuğuna geçtikten sonra yolsuzluk ve yasadıꢀı ticaretle nasıl
mücadele edebilecek?
7. Mahkemede baꢀvuran, Kilercioğlu’na iliꢀkin hakkındaki paragrafların bir dergi
tarafından yayımlanan bir röportajdan alındığını iddia etmiꢀtir. Kilercioğlu’nun hiçbir zaman
yanıt verme hakkını kullanmadığına, söylediklerinin bu dergide yayımlanmasına da itiraz
etmediğine mahkemenin dikkatini çekmiꢀtir. Baꢀvuran, bu yorumları yaparken ifade
özgürlüğü hakkından yararlandığını öne sürmüꢀtür.
8. Đlk derece mahkemesi, 2 ꢁubat 1994’te Kilercioğlu’nun iddialarını reddetmiꢀtir.
Siyasi düꢀünceleri ıꢀığında, sözkonusu paragrafların, baꢀvuranın Kilercioğlu’nun ifadelerine
iliꢀkin eleꢀtirileri olduğuna ve davacının ꢀöhretine yönelik bir saldırı teꢀkil etmediğine karar
vermiꢀtir.
9. Kilercioğlu temyize gitmiꢀtir. 1 Aralık 1994’te Yargıtay, ilk derece mahkemesinin
kararını bozmuꢀtur. Kitaptaki aꢀağıdaki alıntıların kabul edilebilir eleꢀtiri sınırını aꢀtığı
kanaatine varmıꢀtır. Bu kısımların yalnızca söylentilere dayandığını ve dolayısıyla davacının
ꢀöhretine yönelik bir saldırı oluꢀturduğuna karar vermiꢀtir:
“… bir cuntaya dahil olduğunu kabul etmektedir…”, “kendisini iꢀ çevrelerinin çıkarlarını
korumaya aayan faꢀist kanatta bulunması.”, “Emekliliğinden sonra bu iꢀ çevrelerine hizmet etmeye
hazırdı. Merak ediyurum: yaꢀar Holding’ten bakanlık koltuğuna geçtikten sonra yolsuzluk ve kayıt dıꢀı
ticarete karꢀı nasıl savaꢀacak?”
10. Yargıtay, Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca, davacıya manevi tazminat
ödenmesi gerektiğine karar vermiꢀtir.
11. Yargıtay, 5 Haziran 1995’te baꢀvuranın kararın tashihi talebini reddetmiꢀtir.
12. 14 Eylül 1995’te, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay’ın kararını gözden
geçirdikten sonra, Kilercioğlu’na, 100.000.000 TL manevi tazminat ödenmesine ve bu
meblağa 4 Aralık 1992’den itibaren yıllık %30 faiz eklenmesine karar vermiꢀtir.
13. Baꢀvuran temyize gitmiꢀtir. 11 Nisan 1996’da Yargıtay, davacının girdiği zarar ile
verilen tazminat miktarının nispetsiz olduğu gerekçesiyle 14 Eylül 1995 tarihli kararı
bozmuꢀtur.
14. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 19 Temmuz 1996 tarihinde, 14 Eylül 1995
tarihli kararının hukuka uygun olduğunu ve verilen tazminatın davacının girdiği zarara uygun
olduğu hükmüne varmıꢀtır. Yargıtay’ın kararına uymamaya karar vermiꢀtir.
15. Kilercioğlu, Yargıtay Hukuk Dairesi Genel Kurulu’nda temyize gitmiꢀ ve Genel
Kurul, 26 Mart 1997 tarihinde, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını bozmuꢀtur.
16. 8 Ekim 1997’de Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi Kilercioğlu’na manevi
tazminat olarak 60.000.000 ödenmesine ve bu meblağa 4 Aralık 1992’den itibaren yıllık %30
faiz eklenmesine karar vermiꢀtir. Kilercioğlu’nun talebi üzerine mahkeme bu kararın bir
gazetede yayınlanmasını da emretmiꢀtir.
17. Baꢀvuran temyize gitmiꢀtir. Yargıtay, 19 Mart 1998’de 8 Ekim 1997 tarihli kararı
kısmen onamıꢀtır. Davacıya verilen tazminatın hukuka uygun olduğunu hükmüne varmıꢀtır.
Ancak davacının, ilk derece mahkemesine yönelik kararın gazetede yayımlanması talebi
Yargıtay’da gündeme getirilmemiꢀtir. Dolayısıyla Yargıtay kararın bu kısmını bozmuꢀtur.
18. 30 Eylül 1998’de Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay’ın 19 Mart 1998
tarihli kararını kabul etmiꢀtir. Bu karar, 23 Ocak 1999’da baꢀvurana bildirilmiꢀtir.
19. Baꢀvuran, 19 ꢁubat 1999’da davacıya tazminat olarak 231.500.000 TL ödemiꢀtir.
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK
20. Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi ꢀöyledir:
“ꢁahsiyet hakkı hukuka aykırı bir ꢀekilde tecavüze uğrayan kiꢀi, uğradığı manevi zarara
karꢀılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.
Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, iꢀgal ettikleri makamı ve
diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.
Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği
gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da
hükmedebilir.”
HUKUK
I.AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
21. Baꢀvuran, Kilercioğlu’na hakaretten mahkum edilmesinin AĐHS’nin 10. maddesini
ihlal ettiğini öne sürerek ꢀikayetçi olmuꢀtur; sözkonusu maddenin ilgili bölümleri ꢀu
ꢀekildedir:
“
1. Herkes görüꢀlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile
kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve
vermek özgürlüğünü de içerir. …
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,
zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin
korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç iꢀlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,
baꢀkalarının ꢀöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması
için yasayla öngörülen bazı biçim koꢀullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”
22. AĐHM, taraflar arasında, ꢀikayetçi olunan yasağın, baꢀvuranın, 10 § 1. madde ile
korunan ifade özgürlüğü hakkına “müdahale” teꢀkil ettiği hususunda herhangi bir ihtilaf
bulunmadığını gözlemler. Aynı ꢀekilde, sözkonusu müdahalenin, “kanunla öngörüldüğü” ve § 2. maddenin maksadına uygun olarak baꢀkalarının ꢀöhret ve haklarının korunması
doğrultusunda “meꢀru bir amaca hizmet ettiği”ne de itiraz edilmemiꢀtir. Bu davadaki ihtilaf,
müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını sorusu ile alakalıdır.
23. AĐHM, demokratik bir toplumda gereklilik testinin, AĐHM’nin, ꢀikayetçi olunan
“müdahale”nin “mecburi bir toplumsal gerekliliğe” cevap verip vermediğini, bunun, takip
edilen meꢀru amaçla orantılı olup olmadığını ve ulusal mercilerce bu müdahaleyi haklı
göstermek için öne sürülen gerekçelerin uygun ve yeterli olup olmadığını belirlemesini ꢀart
koꢀan yerleꢀik içtihadını tekrarlar (bkz. Sunday Times – Đngiltere (no. 1), 26 Nisan 1979
kararı, Seri A, no. 30, s. 38, § 62).
24. Bu davada AĐHM için bilhassa önem arzeden bir unsur, olaylara iliꢀkin ifadelerle
değer yargıları arasındaki ayrımdır. Olayların varlığı ortaya konulabilir, ancak değer
yargılarının doğruluğu kanıtlanabilir niteliğe sahip değildir. Bir değer yargısının doğruluğunu
kanıtlamak imkansızdır ve 10. madde ile teminat altına alınan hakkın temel bir parçası olan
düꢀünce özgürlüğünü ihlal eder (bkz. örneğin Lingens – Avusturya, 8 Temmuz 1986 kararı,
Seri A no. 103, s. 28, § 46 ve Oberschlick – Avusturya (no. 1), 23 Mayıs 1991 kararı, Seri A,
no. 204, s. 27, § 63). Ancak bir ifadenin, değer yargısına vardığı durumlarda dahi,
müdahalenin ölçüsü, reddedilen ifadenin yeterli olgusal temeli bulunup bulunmadığına bağlı
olabilir, zira kendisini destekleyecek olgusal temeli bulunmayan bir değer yargısı bile
haddinden fazla olabilir (Jerusalem – Avusturya, no. 26958/95, § 43, AĐHM 2001-II).
25. AĐHM, bu davada, reddedilen ifadelerin, baꢀvuranın halihazırda bir dergide
yayınlanmıꢀ olan bir röportajında, Kilercioğlu’nun bazı ifadeleri hakkındaki görüꢀleri
olduğunu gözlemler. Bunlar, kamu yararına iliꢀkin bir konuyla ilgili değer yargılarıdır, çünkü
kendisine yönelik kabul edilebilir eleꢀtirinin sınırlarının baꢀka bir birey için geçerli olan
sınırlardan daha geniꢀ olduğu bir kamu ꢀahsiyeti olan bir bakanla alakalıdır.
26. AĐHM, bir değer yargısının doğruluğunun kanıtlanabilir niteliğinin olmadığını
tekrarlar. Bir değer yargısı ve onu destekleyen olgular arasındaki bağlantının gerekliliği,
koꢀullara bağlı olarak davadan davaya değiꢀiklik gösterebilir (bkz. Feldek – Slovakya, no.
29032/95, § 86, AĐHM 2001-VIII). Bu davada, AĐHM, baꢀvuran tarafından yapılan değer
yargısının, kamunun halihazırda sahip olduğu bilgi temelinde yapıldığı kanısındadır, çünkü
hem Kilercioğlu’nun siyasi hayatından önceki mesleki hayatı bilinmekteydi hem de ifadeleri
halihazırda bir dergide yayınlanmıꢀtı.
27. Yargıtay, bir kamu ꢀahsiyetinin kiꢀilik haklarının korunmasının, baꢀvuranın ifade
özgürlüğünün, ve kamu yararının sözkonusu olduğu durumlarda, bu özgürlüğü teꢀvik etmeye
iliꢀkin genel çıkarın önünde tutulmasına iliꢀkin olarak, ikna edici bir biçimde herhangi bir
mübrem toplumsal gereklilik ortaya koymamıꢀtır. Özellikle, yerel mahkemelerin
kararlarından, baꢀvuranın ifadesinin Kilercioğlu’nun siyasi, mesleki ya da özel hayatını
etkilediği görünmemektedir.
28. Sonuç olarak, AĐHM, yerel mahkemelerce öne sürülen gerekçelerin, baꢀvuranın
ifade özgürlüğüne yapılan müdahale için yeterli ve uygun gerekçeler olarak görülmeyeceğini
tespit etmiꢀtir. Dolayısıyla, yerel makamlar, ilgili çıkarlar arasında adilane bir denge
kurmamıꢀlardır.
29. Buna göre, ꢀikayetçi olunan müdahale, AĐHS’nin 10 § 2. maddesinin anlamı
kapsamında “demokratik bir toplumda gerekli” değildi. Baꢀvuranın davacıya ödemesine
hükmedilen küçük miktar durumu etkileyemez.
30. Dolayısıyla AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
31. AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:
“
Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
32. Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 231,350,000 TL talep etmiꢀtir. Bu miktar,
baꢀvuranın baꢀvurusunun konusunu oluꢀturan hakaret davasındaki davacıya, faiziyle birlikte
ödemesi gereken miktara karꢀılık gelmektedir. Baꢀvuran ayrıca, davalar sonucunda ortaya
çıkan rahatsızlık ve engeller için manevi tazminat olarak 50,000 Euro (Euro) talep etmiꢀtir.
33. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiꢀtir.
34. AĐHM, baꢀvurandan davacıya 231,350,000 TL ödemesi istendiği için, baꢀvuranın
maddi açıdan zarar gördüğünü belirtmiꢀtir. Bu nedenle AĐHM, baꢀvurana 600 Euro
ödenmesine karar vermiꢀtir.
35. AĐHM, manevi tazminat talebiyle ilgili olarak, baꢀvuranın dava olayları nedeniyle
rahatsızlık duymuꢀ olabileceğini belirtmiꢀtir. AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesinin öngördüğü
üzere adil bir değerlendirme yaparak, manevi tazminat olarak baꢀvurana 1,000 Euro
ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Masraf ve Giderler
36. Baꢀvuran, masraf ve giderler konusunu AĐHM’nin takdirine bırakmıꢀtır.
37. Hükümet görüꢀ bildirmemiꢀtir.
38. AĐHM, elindeki bilgilere dayanarak, masraf ve giderlerin tazmini için baꢀvurana
1,500 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
C. Gecikme Faizi
39. AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç
puan eklemek suretiyle oluꢀacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuꢀtur.
YUKARIDAKĐ NEDENLERDEN DOLAYI, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE
1. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
2. (a) sorumlu Devlet’in, kararın AĐHS’nin 44 § 2 Maddesi’ne göre kesinlik kazandığı
tarihten itibaren üç ay içinde baꢀvurana, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden
sorumlu Devlet’in para birimine çevrilmek üzere aꢀağıdaki miktarları ödemesine;
(i) maddi tazminat olarak 600 Euro (altı yüz Euro);
(ii) manevi tazminat olarak 1,000 Euro (bin Euro);
(iii) masraf ve giderler için 1,500 Euro (bin beꢀ yüz Euro);
(iv) yukarıdaki miktarlar üzerine uygulanabilecek bütün vergiler.
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bitiminden, ödeme gününe kadar basit faizin,
gecikme süresince, Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan
eklemek suretiyle oluꢀacak faiz oranı temel alınarak yukarıdaki miktarlara
uygulanması gerektiğine;
3. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalanının reddine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ olup 19 Mayıs 2005 tarihinde, Đçtüzüğün 77.
Maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Vincent BERGER
Bölüm Sekreteri
Boštjan M. ZUPANČIČ
Baꢀkan
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło