48264/99
WyrokETPCz2006-11-09ECLI:CE:ECHR:2006:1109JUD004826499
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego oraz zarzuty braku bezstronności sądów krajowych naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji, a także czy doszło do naruszenia prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość postępowania sądowego, które trwało ponad 13 lat i 6 miesięcy (w okresie podlegającym jurysdykcji Trybunału), była nadmierna i naruszyła zasadę rozsądnego terminu z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał podkreślił, że państwa mają obowiązek zorganizować swój system sądowniczy w taki sposób, aby zapewnić ostateczne rozstrzygnięcie sporów dotyczących praw i obowiązków o charakterze cywilnym w rozsądnym terminie. Zarzuty braku bezstronności sędziów zostały odrzucone z powodu braku konkretnych dowodów na istnienie osobistego interesu lub bezpośredniego związku między sędziami a stronami sporu, a subiektywne obawy skarżącego nie były wystarczające. Skargi dotyczące naruszenia prawa własności oraz dwie z trzech skarg głównych zostały uznane za niedopuszczalne z powodu niezachowania sześciomiesięcznego terminu od daty ostatecznego orzeczenia krajowego.Stan faktyczny
Skarżący, Vehbi Ünal, turecki przedsiębiorca budowlany, był stroną w kilku długotrwałych sporach cywilnych związanych z umowami budowlanymi. W 1980 roku podjął się budowy 360 mieszkań dla spółdzielni, której członkami byli pracownicy Ministerstwa Sprawiedliwości i sędziowie. Po rozwiązaniu umowy przez spółdzielnię, strony wzajemnie pozywały się do sądu. Skarżący był również zaangażowany w spory z Republiką Turecką oraz z firmą Özbek İnşaat S.A. Skarżący zmarł w 2003 roku, a jego syn, Ömer Faruk Ünal, wyraził wolę kontynuowania postępowania przed ETPCz. Skarżący zarzucał, że sądy krajowe były stronnicze ze względu na powiązania członków spółdzielni z wymiarem sprawiedliwości, a postępowania trwały nadmiernie długo, co naruszyło jego prawa.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: stwierdził, że Ömer Faruk Ünal ma prawo zastąpić skarżącego; uznał skargę dotyczącą długości postępowania za dopuszczalną; stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; zasądził skarżącemu 9 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków; odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
VEHBĐ ÜNAL- TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no:48264/99)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Kasım 2006
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (48264/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke
vatandaꢀı vehbi Ünal’ın (baꢀvuran) 20 Nisan 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(Mahkeme) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Mevcut baꢀvuru 10 Nisan ve 3 Ağustos 2000
tarihlerinde iki ayrı baꢀvurunun eklenmesiyle tamamlanmıꢀtır. Sonradan yapılan bu iki
baꢀvuru ilk baꢀvuruya ait baꢀvuru numarasıyla kaydedilmiꢀtir.
Baꢀvuran 25 ꢁubat 2003 tarihinde vefat etmiꢀ ve 1956 doğumlu oğlu Ömer Faruk Ünal
yargılamanın devam ettirilmesi arzusunda olduğunu beyan etmiꢀtir. AĐHM kolaylık olması
amacıyla baꢀvuran olarak Vehbi Ünal’ın adını zikretmeye devam edecektir.
Baꢀvuran Đstanbul Barosu avukatlarından M. Deral tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOꢁULLARI
Türk vatandaꢀı olan baꢀvuran 1931 yılında doğmuꢀ ve 2003 yılında ölmüꢀtür. Baꢀvuran
olayların gerçekleꢀtiği dönemde müteahhitlik yapmaktaydı.
A. Davanın meydana geliꢀ ꢀekli
Baꢀvuran, 1980 yılında üyelerinin çoğunluğunu Adalet Bakanlığı çalıꢀanları ve hakimlerin
oluꢀturduğu bir yapı kooperatifi için 360 dairelik bir projenin yapımını üstlenmiꢀtir ( S.S.
Đstanbul Hukukçular ve Đdareciler Yapı Kooperatifi, bundan sonra «kooperatif»).
Çalıꢀmaların ilerleyiꢀi ile ilgili bir anlaꢀmazlığa düꢀülmesi neticesinde kooperatif sözleꢀmeyi
fesh etmiꢀtir. Taraflar karꢀılıklı olarak Đstanbul Mahkemeleri’nde davalar açmıꢀlardır. Daha
sonra birleꢀtirilen sözkonusu davaların neticesinde 3 Mart 1993 tarihinde verilen bir kararla
baꢀvurana, Merkez Bankasınca uygulanan reeskont oranında gecikme faiziyle birlikte bir
tazminat ödenmesi hükme bağlanmıꢀtır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi verilen bu hükmü
onamıꢀtır. Baꢀvuran tarafından yapılan kararın gözden geçirilmesi talebi 28 haziran 1994
tarihinde reddedilmiꢀtir.
Baꢀvuran tarafından sözkonusu olaylara iliꢀkin yapılan baꢀvuru 9 Eylül 1998 tarihinde
Avrupa Đnsan hakları Komisyonunca kabuledilemez olarak ilan edilmiꢀtir (Ünal – Türkiye,
baꢀvuru no: 29916/96).
B. Dava konusu olaylar
Baꢀvuran 1985-1995 yılları arasında büyük çaplı emlak projelerini üstlenmiꢀtir.
Baꢀvuran, yapı kooperatifi üyeleri, sözleꢀmeci taraflar, inꢀaatçılar ve müteahhitlerle bir çok
kez ihtilafa düꢀmüꢀtür. Baꢀvuran tarafından sunulan olaylar itibariyle, mevcut davada ihtilaflı
üç olay yer almaktadır. Bu olaylardan her biri ayrı bir dava konusu olmasına karꢀın hepsi de
aynı sayıyla kaydedilmiꢀtir.
1. 20 Nisan 1999 tarihinde yapılan baꢀvuruya konu olan T.C.’ye karꢀı
açılmıꢀ dava
Baꢀvuran 1986 tarihinde T.C. ile iki daire karꢀılığı bir binanın inꢀası için bir anlaꢀma
yapmıꢀtır. Binanın yapım aꢀamalarına iliꢀkin bir ihtilafın yaꢀanmasının ardından T.C. tespit
edilemeyen bir tarihte sözleꢀmeye konu daireleri kendi üzerine kaydettirmek amacıyla bir
dava açmıꢀtır. Kadıköy Mahkemesi davayı reddetmiꢀtir. Yargıtay 15.Hukuk Dairesi bu kararı
bozmuꢀtur (karar tarihi ve gerekçesi tespit edilememiꢀtir). Mahkeme 9 Temmuz 1997
tarihinde sözkonusu binanın inꢀası için taraflarca yapılan harcamaları hesaplamıꢀ ve iki
dairenin T.C.’ye verilmesini karara bağlamıꢀtır.
Bu karar 18 Mart 1998 tarihinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi tarafından onanarak karar
düzeltme talebinin reddini müteakip 25 Haziran 1998 tarihinden itibaren nihai hale gelmiꢀtir.
2. «Kooperatif» aleyhinde açılan davalar, 10 Nisan 2000 tarihinde sunulan ek baꢀvuru
Kooperatife karꢀı açtığı davada alacağına yönelik uygulanan faiz oranının bankalar tarafından
uygulanan ortalama faiz oranına ve döviz kuruna nisbetle düꢀük kaldığını değerlendiren
baꢀvuran 21 ꢁubat 1991 tarihinde Borçlar Kanununun 105. maddesi temelinde ek tazminat
davası açmıꢀtır. Đlerleyen yıllarda baꢀvuran aynı mahkemede «yeni ek zararları» için dört dava
daha açmıꢀtır. Bu davaların sonuncusu 15 Ağustos 1994 tarihinde açılmıꢀtır.
Daha önce beꢀ davayı birleꢀtirmiꢀ olan Kadıköy Ticaret Mahkemesi baꢀvuranın talebini
reddetmiꢀtir. Yargıtay 15 Mayıs 1996 tarihinde bu kararı onamıꢀtır.
Karar düzeltme talebinde bulunan baꢀvuran Yargıtay 15. Hukuk Dairesinde kararı veren
hakimlerin tamamını reddini istemiꢀtir. Baꢀvuran reddi hakim talebine gerekçe olarak
“Yargıtay hakimlerinin atamalarının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından
yapılması ve Adalet Bakanlığı mensubu bir çok kiꢀinin ev alma maksadıyla adıgeçen
kooperatife üye olması, ayrıca Yargıtay’da baꢀka bir dairenin baꢀkanı ve bazı Danıꢀtay
üyelerinin de bu kooperatife üye olması gibi nedenleri ve bu mesleki bağlantıların tarafsızlık
konusunda ꢀüpheye yol açmasını ” göstermiꢀtir.
Baꢀvuranın davaları geniꢀ kitlelere yayın yapan basın yayın organlarında yer almıꢀtır.
Bunun akabinde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi Hakimleri görünürdeki olası ꢀüpheleri dağıtmak
için tespit edilemeyen bir tarihte davadan çekilmiꢀlerdir. 7 Eylül 1997 tarihinde 15. daire
Baꢀkanı baꢀvuran hakkında hakime hakaret suçundan ꢀikayette bulunmuꢀtur.
Dosya unsurlarından anlaꢀıldığına göre, baꢀvuran 1989 yılından itibaren sözkonusu ihtilafla
ilgili asıl davada reddi hakim talebinde bulunmuꢀ ancak baꢀvuranın talepleri Yargıtay
hakkındaki kanun uyarınca bir yargıtay dairesinin tüm hakimleri hakkında dairenin iꢀleyiꢀine
mani olacak ꢀekilde ret talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle geri çevrilmiꢀtir.
Yargıtay Baꢀkanlar Kurulu 29 ocak 1999 tarihinde verdiği bir kararla bu davayı 11. Hukuk
dairesine devretmiꢀtir.
11. Hukuk Dairesi ek tazminat talebinin Đstanbul Ticaret Mahkemesi tarafından 3 Mart 1993
tarihinde görüldüğü gerekçesiyle karar düzeltme talebini reddetmiꢀtir.
3. Özbek Đnꢀaat S.A (Ankara Sitesi) aleyhindeki dava, 3 Ağustos 2000
Baꢀvuran 1977 yılında Özbek Đnꢀaat S.A. ꢀirketi ile 5000 m² büyüklüğünde bir arsa üzerine
kat karꢀılığı inꢀaat yapmaya iliꢀkin bir sözleꢀme akdetmiꢀtir. Ancak iꢀlerin ilerleyiꢀi,
kullanılan malzemeler ve ödemeler gibi konularda anlaꢀmazlık ortaya çıkması sonucunda
adıgeçen ꢀirket sözleꢀmeyi feshetmiꢀtir.
Her iki taraf da tazminat, tahsilat ve tapu siciline kayıt istemiyle Đstanbul ve Kadıköy
mahkemelerine baꢀvuruda bulunmuꢀlardır. Bu baꢀvurulardan ilki 4 Nisan 1983 tarihinde
Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesine yapılmıꢀtır.
Sözkonusu davalar daha sonra Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından birleꢀtirilmiꢀtir.
Bir çok bilirkiꢀi incelemesi ve 4 Temmuz 1988, 15 Aralık 1994 ve 15 nisan 1999 tarihlerinde
verdiği üç bozma kararının ardından Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 18 Kasım 1999 tarihinde
ꢀirketin sözleꢀmeyi haksız yere feshetmediği sonucuna varmıꢀtır. Ayrıca Yargıtay dairelerden
bazılarının baꢀvuran, geriye kalanların da ꢀirket adına kaydedilmesine hükmetmiꢀtir. Ayrıca
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi adına katdedilen dairelerin kira karꢀılığı tutarını ꢀirkete tazminat
olarak ödemeye mahkum etmiꢀtir.
Taraflar yeniden Yargıtay’a temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀlardır. Baꢀvuran “ ꢁubat 2000
tarihinde olduğu gibi meslaktaꢀlarını koruyacakları” gerekçesiyle 11. Daire hakimlerini reddetmiꢀtir. Nisan 2000 tarihinde baꢀvuranın reddi hakim talebi geri çevirilmiꢀtir.
Yargıtay 11. Hukuk dairesi 6 temmuz 2000 tarihinde 18 kasım 1999 tarihli Kadıköy Asliye
Hukuk Mahkemesinin kararını onamıꢀtır.
Baꢀvuran tarafından yapılan karar düzeltme talebi 24 kasım 2000 tarihinde reddedilmiꢀtir.
4. Diğer davalar
Baꢀvuran yasadıꢀı araç ithali (16 Mayıs 1985 tarihinde beraat etmiꢀtir.), karꢀılıksız çek kesme,
dolandırıcılık ve yazıda sahtecilik (13 Kasım 1990 tarihinde beraat etmiꢀtir) ve hakime
hakaret suçlaması (ꢀikayetçi Yrgıtay 15. Hukuk Dairesi Baꢀkanıdır. Đddianame Ankara Ağır
Ceza Mahkemesi Savcısı tarafından 3 Mart 1998 tarihinde sunulmuꢀtur. Davanın neticesi
bilinmemektedir) gibi hakkında yapılan bir çok cezai takibatı zikretmektedir.
ꢁĐKAYETLER
Yukarıda zikredilen davaların tamamını «kooperatif» ile yaꢀadığı ihtilafa bağlayan baꢀvuran
kendini adalet terörünün kurbanı olarak addetmektedir. AĐHS’nin 6 § 1. maddeye atıfta
bulunan baꢀvuran adli mercilerin tamamının tarafsızlıktan yoksun olduğundan yakınmaktadır.
Yine aynı maddeye atıfta bulunan baꢀvuran makul süre içinde davasının görülmesi hakkının
ihlal edildiğinden ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran dava süresini on sekiz yıl olarak
hesaplamaktadır.
Netice olarak baꢀvuran «kooperatife» karꢀı davasında uygulanan gecikme faizi oranının
bankalarca uyulanan ortalama faiz oranları ve döviz kuru artıꢀına nisbetle yetersizliği ve
taraflı hakimler tarafından alacağının bilinçli bir biçimde azaltılması sonucunda mülke saygı
hakkının ihlal edildiğinden ꢀikayetçi olmaktadır. Son davayla ilgili olarak baꢀvuran “
alacağına nisbetle kendisi adına kaydedilen daire sayısının azlığından” ꢀikayetçi olmaktadır.
Baꢀvuran, yukarıda adıgeçen üç dosyaya iliꢀkin zararını altı-yedi trilyon Türk Lirası olarak
hesaplamaktadır.
HUKUK AÇISINDAN
I. BAꢁVURULARIN KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞĐ HAKKINDA
A. Đlk iki baꢀvuru hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1. maddesi uyarınca kendisine «kesin içhukuk kararından itibaren altı
ay içinde» baꢀvurulabileceğini anımsatmaktadır. Bu nedenle AĐHM altı ay kuralını re’sen
uygulamak amacıyla «kesin içhukuk kararı» tarihini belirlemelidir (Walter – Birleꢀik Krallık,
no: 34979/07).
T.C. davasıyla ilgili olarak kesin içhukuk kararı 25 Haziran 1998 tarihli Yargıtay kararıdır. Bu
nedenle 20 Nisan 1999 tarihinde yapılan baꢀvuru geç yapılmıꢀ bir baꢀvuru olduğundan
AĐHS’nin 35 §§ 1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
Baꢀvuranın «kooperatife» karꢀı davasına gelince AĐHM, ek tazminat taleplerinin, 3 Mart 1993
tarihinde verilen bir karara konu olmuꢀ olması sebebiyle reddedildiğini gözlemlemiꢀtir.
Neticede Merkez Bankası’nın reeskont iꢀlemlerinde uyguladığı gecikme faizi ile birlikte bir
tazminata hükmedilmiꢀti. Baꢀvuranın adil tatmine iliꢀkin diğer talepleri reddedilmiꢀti.
Baꢀvuranın yaptığı karar düzeltme talebinin reddini müteakip bu hüküm ꢀekli kesin hüküm
niteliği kazanmıꢀtır.
Ancak AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre, ꢀekli kesin hüküm niteliği kazanmıꢀ bir karara
itiraz etmeye matuf bulunan sonraki yargılama altı ay süresinin baꢀlangıcı hesaplanırken
dikkate alınmaz (Abozzi ve Fabbri – Đtalya, no: 33604/96, 16 Nisan 1998 tarihli Komisyon
kararı). Bu bakımdan, iddia edilen olayların herhangi bir ihlalin varlığını iꢀaret edip etmediği
noktasında bir görüꢀ belirtilmesi gerekli değildir.
Bu nedenle 10 Nisan 2000 tarihinde yapılan ek baꢀvuru da altı ay süresi kuralına riayet
edilmediği gerekçesiyle reddedilmelidir.
B. Üçüncü baꢀvuru hakkında
1. Hükümet’in itirazı hakkında
Hükümet baꢀvurunun yapıldığı tarihte sözkonusu davanın halen ulusal mahkemeler önünde
görülüyor olması sebebiyle AĐHM’yi baꢀvuruyu kabuledilemez ilan etmeye davet etmektedir.
AĐHM baꢀvurunun sunulmasının ardından içhukuk yollarının son haddine eriꢀmesini
beklediğini ancak kabuledilebilirlik hakkında görüꢀ belirtmesinin istenmesi durumunda bunun
mümkün olmayacağını hatırlatır (bkz., mutatis mutandis, Ringeisen – Avusturya, 16 Temmuz tarihli karar, ve E.K. – Türkiye, no: 28496/95, 28 Kasım 2000). Sonuç olarak AĐHM
Hükümet’in itirazını reddeder.
2. Adli mercilerin tarafsızlığı hakkında yapılan ꢀikayet
Baꢀvuran «kooperatif» ile olan ihtilafından haberdar olan adli mercilerin tarafsızlık
yoksunluğundan ꢀikayetçi olmaktadır.
AĐHM baꢀvuranın ulusal mahkemeler AĐHM önünde sözkonusu hakimlerle kooperatif üyeleri
arasında hakimlerin tarafsızlığını tartıꢀmalı hale getirecek nitelikte bir ꢀahsi menfaat iliꢀkisi ya
da doğrudan bir iliꢀki olduğu olduğu yönünde bir ꢀikayette bulunmadığını gözlemlemiꢀtir.
Buna karꢀın Yargıtay 15. Hukuk Dairesi büyük olasılıkla ortaya çıkan medyatik baskının
ardından görünürdeki tarafsızlık yoksunluğu ꢀüphelerini dağıtmak amacıyla davadan
çekilmiꢀtir. Hakimler arasındaki sıkı mesleki iliꢀkilerin, bir hakimin menfaati üzerinde
belirleyici bir rol oynaması sözkonusu olması durumunda davaya bakan hakim açısından bir
taraflılık riski ortaya çıkardığı doğruysa da AĐHM mevcut davada hakimlerin görevlerini
yerine getirme noktasında gösterdikleri özen yahut sergiledikleri tutum noktasında ꢀüphe
yaratmaya elveriꢀli herhangi bir somut unsurla karꢀılaꢀmamaktadır. Öznel endiꢀeler her ne
kadar anlaꢀılabilir olsalar da belirleyici unsur teꢀkil etmezler. Bu nedenle sözkonusu
endiꢀelerin nesnel olarak addedilebilmeleri için her ꢀeyden önce kanıtlanmaları gereklidir
( mutatis mutandis, Nortier – Hollanda, 24 ğustos 1993 tarihli karar, § 33, ve Remli – Fransa, Nisan 1996 tarihli karar, § 46).
Ayrca baꢀvuranın bu davayı gören 11. Hukuk Dairesi hakimlerini “kesinlikle kendi
meslektaꢀlarını koruyacakları” gerekçesiyle reddetmesi hususunda ise AĐHM sözkonusu
ꢀikayeti destekleyecek herhangi bir unsur bulunmadığı kanaatine varmıꢀtır.
Netice olarak AĐHM, AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olduğu gerekçesiyle bu ꢀikayeti kabuledilemez ilan etmektedir.
3. Mal ve mülke saygı hakkına saygı yönünden yapılan ꢀikayet hakkında No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran «alacağına karꢀılık olarak kendi
adına kaydedilen dairelerin sayısının azlığından» ꢀikayetçi olmaktadır.
AĐHM bu davanın mahkeme tarafından son derece ayrıntılı bir incelemeye tabi tutularak bir
çok bilirkiꢀi incelemesi emrettiğini ve bu nedenle baꢀvuranın ꢀikayetinin yalnızca
yargılamanın sonucuna iliꢀkin olduğunu tespit etmektedir (Kemmache – Fransa (no:3), 24
Kasım 1994 tarihli karar, § 44). Sonuç olarak AĐHM, AĐHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri
uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle bu ꢀikayeti kabuledilemez ilan
etmektedir
4. Yargılama süresine iliꢀkin olarak yapılan ꢀikayet hakkında
Baꢀvuran yargılama süresinin AĐHS’nin 6 § 1. maddesince öngörülen ivedilik kuralına uygun
olmadığını değerlendirmektedir.
Hükümet baꢀvuranın varisinin bu ꢀikayetin incelenmesinin devamını haklı çıkaracak hiçbir
meꢀru menfaati olmadığı kanısındadır. Hükümet Kofler – Đtalya (baꢀvuru no: 861/78, 9 Ekim tarihli Komisyon raporu, DR 30) davasına atıfta bulunmaktadır. Bu kararda komisyon
varislerin arzusu hilafına yargılama sürecinde vefat eden baꢀvurana karꢀı yürütülen
yargılamanın süresine iliꢀkin baꢀvuruyu reddetmiꢀtir.
Mevcut davada AĐHM’ye yalnızca 4 Nisan 1983 tarihinde baꢀlayıp 6 Temmuz 2000 tarihinde
sona eren yargılama süreci ile ilgili olarak ꢀikayette bulunulmuꢀtur.
AĐHM Hükümet tarafından dile getirilen Kofler davasının bir caza yargılamasına iliꢀkin
olduğunu gözlemlemektedir. Ancak hukuk davaları sözkonusu olduğunda AĐHM varisler
adına yargılamanın ivediliğine iliꢀkin ꢀikayetleri incelemeye devam etmiꢀtir (bkz., sözgelimi,
L – Đtalya, no: 12490/86, 9 Kasım 1990 tarihli Komisyon kararı; ayrıca bkz., X – Fransa, 31
Mart 1992 tarihli karar, §§ 21 ve 26, Pandofelli ve Polumbo – Đtalya, 27 ꢁubat 1992 tarihli
karar, ve Coccchiarella - Đtalya, no: 64886/01).
Mevcut davada AĐHM bu içtihattan ayrılmak için hiçbir gerekçe görmemekte ve Ömer Faruk
Ünal’a baꢀvuranın yerini alma yetkisi tanımaktadır.
Bu ꢀikayete iliꢀkin AĐHS’nin 35. maddesi anlamında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi
bulunmadığından AĐHM baꢀvurunun kabuledilebilir olduğunu ilan eder.
II. ESASA DAĐR
AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran yargılama süresinin «makul süre» ilkesini
çiğnediğini iddia etmektedir.
Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.
Dikkate alınması gereken dönem 4 Nisan 1983 tarihinde baꢀlamıꢀ ve 6 Temmuz 2000
tarihinde sona ermiꢀtir.
Buna karꢀın hesaba katılması gereken dönem 28 Ocak 1987 tarihinde Türkiye tarafından
bireysel baꢀvuru hakkı tanınmasının yürürlüğe girmesiyle baꢀlamıꢀtır. Böylelikle sözkonusu
dönem sekiz aꢀama için on üç yıl altı ay sürmüꢀtür.
AĐHM, bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının AĐHM’nin bu husustaki
içtihadında hasredilen ölçütler ve bilhassa davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranların ve yetkili
mercilerin tutumu ve ihtilafın konusu gözönünde bulundurularak değerlendirilmesi gerektiğini
hatırlatır (Frydlander – Fransa, no:30979/96, § 43).
AĐHM bilhassa baꢀvuranın davanın seyrinde özen eksikliği göstermiꢀ olduğunu tespit
etmemektedir. AĐHM ihtilaflı davanın karmaꢀıklığını görmezden gelmemekte ve ilk derece
mahkemesinin bir çok davayı birleꢀtirmek zorunda kaldığını ve bir çok bilirkiꢀi incelemesi
yaptırdığını gözden kaçırmamaktadır. Buna rağmen ulusal mahkemelerini, herkese hukuki
nitelikli hak ve yükümlülüklerne iliꢀkin ihtilaflar hakkında kesin bir karar elde edebilme
güvencesini verebilecek ꢀekilde düzenleme görevi Sözleꢀmeci Devletler’e düꢀer.
Özetle kendisine sunulan tüm unsurları inceleyerek bu alandaki içtihadını gözönünde
bulunduran AĐHM mevcut davada ihtilaflı yargılama süresinin aꢀırı olduğunu ve «makul
süre» ilkesinin gereklerine cevap vermediğini takdir etmektedir
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Tazminat
Baꢀvuranın oğlu maruz kaldığını iddia ettiği maddi zararın tazmini için muhtelif meblağlar
talep etmektedir. Baꢀvuran ayrıca kendisine ödenecek tutarın hali hazırda yaklaꢀık on milyon
Amerikan Dolarına ulaꢀan miras sebebiyle istihkak davası dosyasına aktarılacağına dikkat
çekmektedir.
AĐHM, bu taleplerin kabuledilemez ilan edilen 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesiyle ilintili
olduğunu gözlemlemektedir. Sonuç olarak AĐHM bu talepleri reddetmektedir.
Baꢀvuranın oğlu manevi tazminat konusunu AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.
Hükümet ihlal tespitinde bulunulması halinde bunun manevi zararın tazmini için yeterli
olacağını değerlendirmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın oğlunun dolaylı olarak manevi bir zarara uğradığını değerlendirmektedir.
AĐHM hakkaniyete uygun olarak baꢀvuranın oğluna 9.000 Euro manevi tazminat ödenmesine
hükmetmektedir.
Masraf ve harcamalar
Bꢀvuranın oğlu ayrıca ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalara için farklı
meblağlar talep etmektedir. AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamaların takdirini AĐHM’ye
bırakmaktadır.
Herhangi bir belge sunulmadığını gözönünde bulunduran Hükümet bu taleplerin
reddedilmesini istemektedir.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre, bir baꢀvuran 41. madde anlamında yaptığı masraf ve
harcamaların iadesini ancak sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu
ve makul oranda olduğunu ispatladığı sürece elde edebilir. Ayrıca yargılama giderlerinin
iadesi ancak tespit edilen ihlalle iliꢀkili olduğu sürece mümkündür (Beyeler – Đtalya (adil
tatmin), no: 33202/96, § 27, 28 Mayıs 2002).
Elindeki unsurları ve yukarıda zikredilen ölçütleri gözönünde bulunran AĐHM ulusal
mahkemeler önünde yapılmıꢀ masraf ve harcamalara iliꢀkin talebi reddeder.
Kendi önünde yapılan masraf ve harcamalara gelince AĐHM bu bakımdan belge
bulunmamasına rağmen mevcut baꢀvurunun hazırlanması amacıyla bazı masrafların yapılmıꢀ
olması gerektiği kanaatindedir. Bu gerekçeyle AĐHM 1.000 Euro ödenmesinin hakkaniyete
uygun olacağına hükmetmektedir.
Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Ömer Faruk Ünal’ın varis sıfatıyla baꢀvuranın yerine geçme yetkisi olduğuna;
2. Yargılama süresi yönünden yapılan ꢀikayete iliꢀkin baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak
9.000 Euro, masraf ve harcamalar içinse 1.000 Euro (bin) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.
maddesine uygun olarak 9 Kasım 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło