483/02
WyrokETPCz2007-11-20ECLI:CE:ECHR:2007:1120JUD000048302
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły odpowiednio art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długotrwałe tymczasowe aresztowanie skarżących, uzasadniane przez sądy krajowe ogólnikowymi sformułowaniami takimi jak 'charakter zarzucanego przestępstwa' i 'stan dowodów', nie było wystarczające do usprawiedliwienia tak długiego pozbawienia wolności, naruszając art. 5 ust. 3 Konwencji. W odniesieniu do przewlekłości postępowania, Trybunał stwierdził, że proces trwający ponad osiem lat, z wielokrotnymi uchyleniami wyroków przez sąd wyższej instancji, przekroczył 'rozsądny termin' wymagany przez art. 6 ust. 1 Konwencji, biorąc pod uwagę złożoność sprawy oraz zachowanie władz krajowych.Stan faktyczny
Skarżący, Şakir Algür, Hasan Atak, Hüsnü Onuk i İbrahim İzer, zostali aresztowani 8 grudnia 1994 roku w Turcji pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji PKK i pomagania jej. Byli wielokrotnie tymczasowo aresztowani, a ich postępowanie karne przed Sądami Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakırze i Sądem Kasacyjnym trwało ponad osiem lat, z kilkukrotnymi uchyleniami wyroków. Ostatecznie wszyscy skarżący zostali skazani na kary pozbawienia wolności, przy czym okresy ich tymczasowego aresztowania wynosiły od pięciu lat i siedmiu miesięcy do sześciu lat i jedenastu miesięcy.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał zasądza zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe: 4.150 EUR dla Ş. Algüra, 4.150 EUR dla İ. İzera, 4.500 EUR dla H. Onuka i 6.350 EUR dla H. Ataka. Trybunał oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ALGÜR VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no: 483/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Kasım 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (483/02) no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀları ꢁakir Algür, Hasan Atak, Hüsnü Onuk ve Đbrahim Đzer’in (baꢀvuranlar) Avrupa
Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin
Korunması Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurulardır.
Baꢀvuranlar Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
Baꢀvuranlar sırasıyla, 1958, 1978, 1956 ve 1966 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet
etmektedirler.
Baꢀvuranlar 8 Aralık 1994 tarihinde Yolağzı Köyü Jandarma Karakoluna bağlı ekiplerce
yakalanmıꢀlardır. Baꢀvuranlar yasadıꢀı PKK örgütüne üye olmak ve bu örgüte yardım ve
yataklık etmekle suçlanmaktaydılar.
Baꢀvuranlar 28 Aralık 1994 tarihinde Cumhuriyet Savcısına ifade vermiꢀlerdir. Aynı tarihte
baꢀvuranlar Silopi Asliye Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi karꢀısına çıkarılmıꢀlardır. Nöbetçi
hakim baꢀvuranların tutuklanmasına karar vermiꢀtir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcısı 23 Ocak 1995 tarihli iddianamesinde
baꢀvuranlarla birlikte bir kiꢀinin daha Türk Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca
mahkumiyetini talep etmiꢀtir.
DGM, baꢀvuranlara isnat edilen suçların niteliği ve delillerin durumu gibi unsurları göz
önünde bulundurarak 2 ꢁubat 1995 tarihinde baꢀvuranların tutukluluğunun devamına karar
vermiꢀtir.
DGM, 6 Temmuz 1995 ile 7 Mayıs 1996 tarihleri arasında dokuz duruꢀma yapmıꢀtır. Bu
dönem zarfında DGM kamu kurumlarından muhtelif defalar davayla ilgili evrak talebinde
bulunmuꢀtur. DGM aynı zamanda, isnat edilen suçların vasfı ve delillerin durumu gibi
unsurları göz önünde bulundurarak baꢀvuranların tutukluluğunun devamına karar vermiꢀtir.
Üç askeri yargıçtan oluꢀan DGM 17 Haziran 1996 tarihinde TCK’nin 125. maddesi uyarınca
Atak ve Onuk’u bölücülük yaptıkları ve devletin toprak bütünlüğüne yönelik faaliyetlerde
bulundukları gerekçesiyle suçlu bulmuꢀtur. DGM baꢀvuranları sırasıyla on altı yıl sekiz ay ve
ömür boyu hapis cezalarına çarptırmıꢀtır. DGM Algür ve Izer’i ise, TCK’nin 168/2 maddesi
uyarınca silahlı bir çeteye üye olmaktan suçlu bulmuꢀtur.
Yargıtay 2 Ekim 1997 tarihinde sanıkların savunma haklarına riayet edilmediği gerekçesiyle
ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.
Dava, 11 Kasım 1997 tarihinden itibaren Diyarbakır DGM önünde yeniden görülmeye
baꢀlanmıꢀtır.
DGM Aralık 1997 ve Haziran 1999 tarihleri arasında on duruꢀma yapmıꢀtır.
Askeri hakimleri DGM’lerin oluꢀumundan çıkaran 22 Haziran 1999 tarihli Anayasa
değiꢀikliğini müteakip DGM sözkonusu ceza davasını üç sivil hakimle görmeye devam
etmiꢀtir. Ağustos 1999 ve 17 Ekim 2000 tarihleri arasında DGM on duruꢀma yapmıꢀtır. Mahkemenin
isteği üzerine kamu kurumları tarafından sunulan belgelerin eksik olduğunu gözlemleyen
DGM, eksik belgelerin dosyaya aktarılmasının beklenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır. Ekim 2001 tarihli duruꢀmada Cumhuriyet Savcısı nihai taleplerini sunmuꢀtur. Bu
duruꢀmada ayrıca, nihai gözlemlerini sunmaları için baꢀvuranlara ek süre verilmiꢀtir.
DGM aynı tarihte, isnat edilen suçların iꢀlendiği dönemde reꢀit olmayan Atak’ın cezai
ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi için bilirkiꢀi incelemesi yapılması
talimatını vermiꢀtir.
Suçun vasfı ve delillerin durumu gibi unsurları göz önünde bulunduran DGM, 27 Kasım 2001
tarihli duruꢀmada, Algür ve Izer’in meꢀruten tahliyelerine, Onuk ve Atak’ın ise
tutukluluklarının devamına karar vermiꢀtir.
Üç sivil hakimden oluꢀan DGM, Atak ve Onuk’u bölücülük yaptıkları ve devlet topraklarının
bütünlüğüne yönelik faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle TCK’nin 125. maddesi uyarınca
suçlu bulmuꢀtur. DGM, Atak’ı, olayların meydana geldiği dönemde 15-18 yaꢀları arasında
bulunduğu gerekçesiyle on altı yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. DGM, Onuk’u ise
ömür boyu hapse mahkum etmiꢀtir. DGM Algür ve Izer’i TCK’nin 168/2 maddesi uyarınca
suçlu bulmuꢀtur. DGM adıgeçenleri on iki yıl altıꢀar ay hapse mahkum etmiꢀtir. Aralık 2002 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin Onuk, Algür ve Izer’e iliꢀkin
kararlarını onamıꢀtır. Buna karꢀın Yargıtay, Atak’a iliꢀkin kararı savunma haklarına riayet
edilmediği gerekçesiyle bozmuꢀtur.
Atak, 23 Ekim 2003 tarihinde on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırılmıꢀtır. Bu karar 31
Ekim 2003 tarihinde kesinleꢀmiꢀtir.
HUKUK
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢀKĐN
AĐHM baꢀvurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını
tespit etmektedir. AĐHM ayrıca, baꢀvurunun baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin
bulunmadığını tespit etmektedir.
II. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar tutukluluk sürelerinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmaktadırlar. Baꢀvuranlar bu
hususta AĐHS’nin 5/3 maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen sürenin sona erdiği tarihin ‘isnat
edilen suçun ilk derece mahkemesi tarafından olsa bile sabit bulunduğu tarih’ (bkz. Wemhoff
– Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli karar, prg. 9, ve Labita – Đtalya, no : 26772/95, prg. 147)
olduğunu anımsatır. Birden çok tutuklu yargılanma süresinin olduğu durumlarda ise
sözkonusu tutukluluk dönemlerinin tamamının dikkate alınması gerekir (bkz. Baltacı –
Türkiye, no: 495/02, prg. 46, 18 Temmuz 2006, ve Solmaz – Türkiye, no: 27561/02, prg. 34-
37).
AĐHM, mevcut davada ihtilaf konusu ilk tutukluluk döneminin, baꢀvuranların tamamı için,
yakalandıkları 8 Aralık 1994 tarihinde baꢀlayıp haklarında mahkumiyet kararının verildiği 17
Haziran 1996 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Böylelikle sözkonusu dönem
yaklaꢀık bir buçuk yıl sürmüꢀtür. Yargıtay’ın 17 Haziran 1996 tarihli kararı bozduğu 2 Ekim tarihinden itibaren davanın tetkikine DGM önünde yeniden baꢀlanmıꢀtır. Dolayısıyla
AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamında ikinci bir tutuklu yargılanma dönemi baꢀlamıꢀtır.
Sözkonusu dönem Algür ve Izer’in meꢀruten tahliye edilmeleriyle son bulmuꢀtur. Đkinci
tutukluluk dönemi adıgeçen iki baꢀvuran için yaklaꢀık dört yıl bir ay sürmüꢀtür. Böylelikle
Algür ve Izer toplam olarak beꢀ yıl yedi ay tutuklu kalmıꢀlardır. Onuk, DGM tarafından
hakkında ikinci mahkumiyet kararının verildiği tarih olan 21 Mayıs 2002 tarihine kadar
yaklaꢀık olarak toplam altı yıl bir ay tutuklu kalmıꢀtır. Son olarak Atak hakkında verilen
mahkumiyet kararı 25 Aralık 2002 tarihinde bozularak baꢀvuran için üçüncü bir tutukluluk
dönemi baꢀlamıꢀtır. Bu sonuncu tutukluluk dönemi on ay sonra 23 Ekim 2003 tarihinde sona
ermiꢀtir. Böylelikle Atak toplam olarak altı yıl on bir ay tutuklu kalmıꢀtır.
Bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süreyi aꢀmamasını sağlamak ilk aꢀamada
ulusal yargı makamlarının görevidir. Bu amaçla ulusal yargı makamları masumiyet karinesine
gereği gibi saygı göstererek kiꢀi özgürlüğüne saygı kuralından ayrılmayı haklı kılan gerçek bir
kamu menfaatinin varlığının lehinde ve aleyhinde ileri sürülen bütün olayları incelemek ve
salıverilme taleplerine iliꢀkin kararlarında bu olayları belirtmek zorundadırlar. AĐHM
öncelikle sözkonusu kararlarda yer verilen gerekçeler ve ilgilinin baꢀvurularında iꢀaret ettiği
yalanlanmayan olaylar temelinde AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini
belirlemek durumundadır.
Yakalanan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna iliꢀkin duyulan makul kuꢀkuların sürmesi o kiꢀinin
tutulması için olmazsa olmaz bir koꢀuldur. Ancak bu koꢀul belli bir süreden sonra yeterli
olmaz. Bu durumlarda AĐHM, adli merciler tarafından özgürlükten yoksun bırakma iꢀlemini
haklı kılmak için belirtilen gerekçelerin devam edip etmediğine karar vermek durumundadır
(bkz. Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, prg. 154). Bu
gerekçelerin ‘uygun’ ve ‘yeterli’ olduğunun tespit edilmesi halinde AĐHM, yetkili ulusal
makamların ‘yargılamanın sürmesine özel bir önem atfedip atfetmediğini’ araꢀtırır (bkz.,
diğerleri arasında, Mansur – Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, prg. 52, Ali Hıdır Polat –
Türkiye, no: 61446/00, prg. 26, 5 Nisan 2005, ve Baltacı, adıgeçen, prg. 48).
Baꢀvuranlar tarafından sürekli yinelenen serbest bırakılma taleplerinin, ulusal mahkemelerce,
‘isnat edilen suçun vasfı’ ve ‘delillerin durumu’ gibi neredeyse birbirinin aynı hatta
basmakalıp gerekçelerle reddedilerek baꢀvuranların tutukluluğunun devamına hükmedildiği
dosya unsurlarından anlaꢀılmaktadır.
Oysa AĐHM’ye göre, ‘delillerin durumu’ suçluluğa iliꢀkin ciddi emarelerin varlığına ve
sürekliliğine iꢀaret eden unsurlar olarak mütalaa edilebilirse de ve bu unsurlar halihazırda
genel olarak uygun etkenler teꢀkil ediyorlarsa da, baꢀvuranların bu denli uzun bir süre
boyunca alıkonulmalarını tek baꢀına meꢀru kılamaz (Ali Hıdır Polat, adıgeçen, prg. 28, ve
Baltacı, adıgeçen, prg. 50).
Baꢀvuranların uzun tutuklu yargılanma süreleri göz önünde bulunduran AĐHM bu koꢀullarda
AĐHS’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği neticesine varmaktadır.
B. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. FIKRASININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuranlar yargılama süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen makul süre
ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedirler.
Hükümet bu sava karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, dikkate alınacak dönemin 8 Aralık 1994 tarihinde baꢀladığını tespit etmektedir. Dosya
unsurlarına göre, yargılama, H. Onuk, ꢁ. Algür ve Đ. Đzer için sekiz yıldan fazla bir süre, H.
Atak için ise sekiz yıl on ay sürmüꢀtür. H. Atak’ın durumu iki dereceden mahkemede üç defa
görülmüꢀtür. Diğer üç baꢀvuranın durumları ise iki dereceden mahkemede iki defa
görülmüꢀtür.
AĐHM bir yargılama süresinin makullüğünün, dava koꢀullarına göre ve AĐHM’nin içtihadında
belirtilen kıstaslar ve bilhassa da davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili mercilerin
tutumu gibi unsurlara bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini anımsatır (bkz., diğerleri
arasında, Pélissier ve Sassi – Fransa, no : 25444/94, prg. 67).
Bu davadakine benzer sorunları gündeme getiren davaları müteaddit defalar incelemiꢀ olan
AĐHM, bu davalarda AĐHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini tespit etmiꢀti
(ibidem).
Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyen AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca
varabilmesi için Hükümet tarafından ikna edici herhangi bir delil ya da argüman
sunulmadığını değerlendirmektedir. Konuyla ilgili içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM,
mevcut davadaki ihtilaf konusu yargılama süresinin aꢀırı olduğuna ve ‘makul süre’
gerekliliğine cevap vermediğine hükmetmektedir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuranlar manevi tazminat olarak 60.000 Euro talep etmektedirler.
Hükümet bu talebe itiraz etmektedir.
AĐHM, tutukluluk sürelerinin ve yargılamanın uzunluğu nedeniyle baꢀvuranların belli bir
manevi zarara maruz kaldıklarını ve bu zararın telafisi için ihlal tespitinin yeterli olmayacağı
kanaatindedir (bkz., özellikle, Kudla – Polonya, no: 30210/96, prg. 165, ve Acunbay –
Türkiye, no: 61442/00 ve 61445/00, prg. 70, 31 Mayıs 2005). Hakkaniyete uygun bir karara
varan AĐHM, manevi tazminat olarak Algür ve Đzer’e 4.150’ꢀer Euro, Onuk’a 4.500 Euro,
Atak’a ise 6.350 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuranlar AĐHM önündeki yargılama masraf ve giderleri 13.900 Euro talep etmektedirler.
Baꢀvuranlar taleplerini destekleyici mahiyette olmak üzere 2006 yılı için tavsiye edilen
Diyarbakır Barosu avukatlık asgari ücret tarifesinin haricinde herhangi bir belge
sunmamıꢀlardır.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvurana yargılama masraf ve giderlerinin ödenmesi ancak bu
masraf ve giderlerin gerçekliğinin, gerekliliğinin ve de makul miktarda olduğunun ortaya
konulması halinde mümkündür.
AĐHM, baꢀvuranların yargılama masraf ve giderleri baꢀlığı altında bulundukları taleplerin
gerekli belgelerle desteklenmediğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bu talepleri reddetmek
yerinde olacaktır.
C. Gecikme faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna ;
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine ;
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine ;
4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet
tarafından manevi tazminat olarak :
i. ꢁ. Algür’e 4.150 Euro (dört bin yüz elli Euro) ;
ii. Đ. Đzer’e 4.150 Euro (dört bin yüz elli Euro) ;
iii. H. Onuk’a 4.500 Euro (dört bin beꢀ yüz Euro) ;
iv. H. Atak’a 6.350 Euro (altı bin üç yüz elli Euro) ;
v. bu miktarın her türlü vergi ve kesintiden muaf tutulmasına ;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło