48544/99
WyrokETPCz2006-04-20ECLI:CE:ECHR:2006:0420JUD004854499
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy postępowanie karne przed tureckim Sądem Bezpieczeństwa Państwa (DGM), w skład którego wchodził sędzia wojskowy, było zgodne z wymogami bezstronności i niezawisłości z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy długość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy brak doręczenia opinii prokuratora naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. b Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że tureckie Sądy Bezpieczeństwa Państwa (DGM), w skład których wchodzili sędziowie wojskowi, nie spełniały wymogów bezstronności i niezawisłości wynikających z art. 6 ust. 1 Konwencji, powołując się na swoje wcześniejsze orzecznictwo. W konsekwencji, skazanie skarżącej przez taki sąd stanowiło naruszenie jej prawa do rzetelnego procesu. Dodatkowo, Trybunał uznał, że choć część opóźnienia w postępowaniu była spowodowana postawą skarżącej (uchylanie się od wymiaru sprawiedliwości do 15 czerwca 1993 r.), to okres ponad czterech lat (od 15 czerwca 1993 r. do 19 lutego 1998 r.), w którym postępowanie było regularnie odraczane bez postępów i bez możliwości zlokalizowania oskarżonych, był w całości przypisywalny władzom krajowym i naruszył wymóg rozsądnego terminu. Ze względu na stwierdzone naruszenie prawa do bezstronnego i niezawisłego sądu, Trybunał uznał za zbędne rozpatrywanie pozostałych zarzutów dotyczących rzetelności postępowania.Stan faktyczny
Skarżąca Nergiz Uzun, obywatelka Turcji, była dwukrotnie aresztowana w 1991 i 1992 roku, oskarżona o przynależność do nielegalnej organizacji zbrojnej „Dev-Sol” oraz inne przestępstwa, takie jak rozwieszanie plakatów i opór wobec władzy. Pomimo początkowych zwolnień, w 1998 roku została skazana przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) na 12 lat i 6 miesięcy więzienia. Wyrok ten został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny. Skarżąca zarzucała, że DGM nie był sądem bezstronnym i niezawisłym ze względu na obecność sędziego wojskowego, a także, że postępowanie trwało zbyt długo i nie doręczono jej opinii prokuratora.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną.
2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezawisłości Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) oraz z powodu długości postępowania.
3. Uznaje, że nie ma potrzeby rozpatrywania innych zarzutów na podstawie art. 6 Konwencji.
4. Zasądza na rzecz skarżącej 4 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, powiększone o odsetki za zwłokę.
5. Odrzuca pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
UZUN - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:48544/99)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG NĐSAN 2006
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 48544/99 baꢀvuru no’lu davanın nedeni, Türk
vatandaꢀı Nergiz Uzun’un (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 25 ꢁubat tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34.
maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Adli yardımdan faydalanan baꢀvuran, AĐHM
önünde Ankara Barosu avukatlarından Sevil Ceylan Erkat tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu baꢀvuran, halihazırda Ankara Cezaevi’nde tutukludur.
Baꢀvuran, 3 Mayıs 1991 tarihinde jandarmalar tarafından yakalanarak gözaltına
alınmıꢀtır. 6 Mayıs günü sorgulanan baꢀvuran, sanık olarak sorulara cevap vermeyi ve ifade
tutanağını imzalamayı reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, yasak olan afiꢀ asma olayına katılmak ve
jandarmalara karꢀı koymakla suçlanmıꢀtır.
Baꢀvuran, 7 Mayıs 1991 tarihinde Ankara Adli Tıp Kurumu tarafından muayene
edilmiꢀtir. Düzenlenen raporda sol omuzda hareket zorluğu ve ağrının olduğuna yer
verilmiꢀtir. Raporda baꢀvuranın vücudunda ꢀiddet ya da darp izlerine rastlanılmadığı
belirtilmiꢀtir.
Baꢀvuran, aynı gün öncelikle Ankara Devlet güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet
Baꢀsavcısı tarafından dinlenmiꢀ, daha sonra DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıꢀtır. DGM
hakimi baꢀvuranın tutuksuz yargılanmasına karar vermiꢀtir.
Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 9 Mayıs 1991 tarihinde diğer bir sanıkla beraber baꢀvuranı,
silahlı çete üyesi olmak, pankart açmak, el ilanı dağıtmak ve yakalanmaları sırasında polise
mukavemet etmekle itham etmiꢀtir. Cumhuriyet Baꢀsavcısı baꢀvuran ve diğer sanığın, silahlı
çeteye mensup olmak, görevi sırasında memura mukavemet ve yasak afiꢀ asmak
gerekçelerinden mahkum edilmesini istemiꢀtir (Türk Ceza Kanunu’nun (TCK)168§2, 258§1
ve 537§2-4 maddeleri ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi).
Bu yargılama çerçevesinde (no: 1991/79) ilk duruꢀma DGM önünde 22 Temmuz 1991
tarihinde yapılmıꢀtır. Sanıklar, 13 Mayıs ve 24 Kasım 1991 tarihli tutanaklara göre
mahkemeye çağrılmalarına rağmen, ne bu duruꢀmaya ne de daha sonra yapılan duruꢀmalara
katılmamıꢀlardır.
Baꢀvuranın DGM önüne çıkarılması için adli makamlar tarafından birçok giriꢀimde
bulunulmuꢀtur. Ocak 1992 tarihli tutanağa göre kızı hakkında sorgulanan baꢀvuranın babası,
kızının Ankara’da eğitimine devam ettiğini belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran, 31 Mart 1992 tarihinde ikinci kez yakalanarak Ankara Emniyet Müdürlüğü
Terörle Mücadele ꢁubesi’nde gözaltına alınmıꢀtır.
Bu kez baꢀvuran, yasadıꢀı silahlı örgüt “Dev-Sol”’a (Devrimci Sol) para toplamakla
suçlanmıꢀtır. Aynı gün baꢀvuranın evinde yapılan aramalar sırasında, polis tarafından Dev-Sol
tarafından basılan kitap, henüz basılmamıꢀ olan el yazması kitaplar, dergi ve heykeller
müsadere edilmiꢀtir.
Baꢀvuran, Terörle Mücadele ꢁubesinde 10 Nisan 1992 tarihine kadar süren
sorgulamaların ardından Ankara Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmiꢀtir. Düzenlenen raporda sol
omuzda travma ve alt çene eklemlerinde hassasiyet bulunduğuna yer verilmiꢀtir. Doktor
baꢀvuranın hayati riskinin bulunmadığını belirtmiꢀ ve yedi günlük iꢀ göremezlik raporu
vermiꢀtir.
Baꢀvuran yine 10 Nisan 1992 tarihinde, önce Ankara DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısı
tarafından dinlenmiꢀ, daha sonra DGM yedek hakimi önüne çıkarılmıꢀtır. DGM hakimi
tutuksuz yargılanmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran, Cumhuriyet Baꢀsavcısı ve hakim önünde
aleyhinde yapılan suçlamalara itiraz etmiꢀtir.
Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 1 Haziran 1992 tarihli iddianameyle, baꢀvuranı silahlı çeteye
mensup olmakla suçlamıꢀtır. Cumhuriyet Baꢀsavcısı baꢀvuranın TCK’nın 168§2 ve 3713
sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri uyarınca mahkum edilmesini istemiꢀtir.
Đddianame baꢀvuranla birlikte diğer altı sanık ile ilgilidir. Nisan 1993 tarihli tutanakta, baꢀvuranın kardeꢀinin, baꢀvuranın Ankara’da
okuduğunu söylediği belirtilmektedir. Haziran 1993 tarihli duruꢀmaya katılan baꢀvuran suçlamaları reddetmiꢀ ve esas
hakkındaki görüꢀlerini beyan etmiꢀtir. Baꢀvuran, evinde bulunan beꢀ milyon TL’nin
Erzincan’da meydana gelen depremden mağdur olan kiꢀilere destek amacıyla toplandığını
belirtmiꢀtir. Alındı makbuzlarını mahkemeye sunabileceğini belirtmiꢀtir. Temmuz ve 19 Ekim 1993 tarihli duruꢀma tutanaklarına göre, sözkonusu alındı
makbuzlarının mahkemeye sunulması için baꢀvurana süre verilmiꢀtir.
DGM, 19 ꢁubat 1998 tarihli bir kararla, baꢀvuranı silahlı çeteye mensup olmaktan on
iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. DGM, soruꢀturma aꢀamasında düzenlenen çeꢀitli
tutanaklara dayanarak, baꢀvuranın özellikle yasadıꢀı afiꢀ asma yoluyla, el kitabı dağıtarak,
gözaltı sırasında duvarlara yasak olan yazıları yazarak yukarıda belirtilen yasadıꢀı örgüt için
propaganda yapma eylemlerinde bulunduğunu belirtmiꢀtir.
Yine 19 ꢁubat 1998 tarihinde baꢀvuran aleyhinde yakalama müzekkeresi çıkarılmıꢀtır.
Baꢀvuran, 27 Mart 1998 tarihinde Gazipaꢀa’da (Antalya) yakalanmıꢀtır.
Baꢀvuran, ilk defa yargılama sırasında avukat yardımından faydalanarak, 19 ꢁubat tarihli karar hakkında açık duruꢀma talebinde bulunarak temyiz baꢀvurusunda
bulunmuꢀtur. Baꢀvuran savunmasında, ilk derece mahkemesinin sunduğu ꢀekliyle olaylara ve
kanıtlar hakkında yapılan değerlendirmeye itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran, ilk derece mahkemesi
kararının, jandarmaların ifadelerine ve polis memurlarının düzenlediği tutanağa dayandığını
iddia etmiꢀtir. Ayrıca baꢀvuran, 168. maddede tanımlanan suç oluꢀturan unsurların bu
durumda bir araya gelmediğini savunmaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı, baꢀvuranın temyizi hakkındaki tebliğnamesini
sunmuꢀtur. Sözkonusu tebliğname baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir.
Yargıtay, 26 Ekim 1998 tarihinde baꢀvuranın avukatlarının da hazır bulunduğu bir
duruꢀma yapmıꢀ ve 19 ꢁubat 1998 tarihli kararı onamıꢀtır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, kendisini yargılayan ve mahkum eden DGM’nin, bünyesinde askeri
hakimin bulunması nedeniyle “tarafsız ve bağımsız” bir mahkeme olmadığını iddia
etmektedir.
Baꢀvuran, yargılama süresinde “makul süre” ilkesine riayet edilmediğini iddia
etmektedir. Ayrıca, baꢀvuran, Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı tebliğnamesinin kendisine
tebliğ edilmediğinden ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran, AĐHS’nin 6§1 ve 3 b) maddesinin ihlal
edildiğini ileri sürmektedir.
A. Kabul edilebilirlik Hakkında
AĐHM, ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, baꢀvuru hakkında baꢀka hiçbir kabul edilemezlik
gerekçesi bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla ꢀikayetleri kabul edilebilir ilan etmek
uygun olacaktır.
B. Esas Hakkında
1. DGM’nin Tarafsız ve Bağımsız Olması Hakkında
AĐHM, bu durumda ortaya çıkan sorunlara benzer sorunları birçok kez irdelemiꢀ ve
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (Bkz. sözüedilen Özel, §§33-34 ve 10
Temmuz 2001 tarihli Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, §§35-36).
AĐHM, mevcut davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in, sözkonusu durumu farklı bir sonuca
ulaꢀtırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. AĐHM, TCK’nın
öngördüğü suçlardan DGM önüne çıkarılan baꢀvuranın, aralarında askeri hakimin de
bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayıꢀla karꢀılanacağını
saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, baꢀvuran, DGM’nin bu türden davalara ters düꢀen
değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak
çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında baꢀvuran
tarafından duyulan ꢀüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düꢀünülebilir (9 Haziran 1998
tarihli Incal-Türkiye kararı,1998-IV, s. 1573, §72 in fine).
AĐHM, baꢀvuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada DGM’nin, 6§1 maddesi uyarınca
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Cezai Yargılamanın Adil Olması ve Savcı Görüꢀünün Tebliğ Edilmemesi Hakkında
AĐHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya
konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kiꢀilere hakkaniyetli bir yargı
sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmıꢀtır.
AĐHM, baꢀvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının
ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulursa, AĐHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer
ꢀikayeti incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. diğerleri arasında, 28 Ekim tarihli Çıraklar-Türkiye kararı, 1998-VII, §§ 44-45).
3. Cezai Yargılamanın Süresi Hakkında
AĐHM, ꢀikayet konusunun, yargılama sırasında ikinci bir dosyanın eklendiği 1991/76
sayılı dosyaya iliꢀkin ilk yargılama olduğunu not etmektedir. Ele alınması gereken dönem,
baꢀvuranın yakalandığı 3 Mayıs 1991 tarihinde baꢀlamakta ve 26 Ekim 1998 tarihinde
Yargıtay’ın verdiği nihai kararla son bulmaktadır. Dolayısıyla yargılama iki mahkeme için
yaklaꢀık yedi yıl altı ay sürmüꢀtür.
Hükümet, dava koꢀulları gözönüne alındığında, yargılama süresinin AĐHS ve AĐHM
içtihadı bakımından makul olmadığının düꢀünülemeyeceğine kanaat getirmektedir. Hükümet,
ciddi bir suçtan yargılanmasına rağmen baꢀvuranın, hakim önüne çıkmadığını ve bir avukat
tarafından temsil edilmek için hiçbir giriꢀimde bulunmadığını vurgulamaktadır.
Baꢀvuran ise, yargılamadan haberdar edilmediğini ve serbest bırakılmasının ardından
yargılamanın sona erdiğine inandığını belirtmektedir. Baꢀvuran, mahkum edilmesinin
ardından çıkarılan tutuklama emrinin gerçekleꢀtirildiği sırada olaylardan haberdar olduğunu
ileri sürmektedir.
AĐHM, yargılama süresinin makul yönünün dava koꢀullarına göre ve özellikle davanın
karmaꢀıklığı, baꢀvuranların ve yetkili makamların tutumlarının yanı sıra dava koꢀulları gibi
AĐHM içtihadı tarafından yer verilen kriterler gözönüne alınarak değerlendirildiğini
hatırlatmaktadır.
Taraflar, davanın karmaꢀıklığı hakkında görüꢀ bildirmemiꢀlerdir.
AĐHM bu durumda, iki sanık hakkındaki dava özel bir karmaꢀıklık arz etmiyor ise,
mahkemeye çıkmamaları hiç kuꢀkusuz yargılamanın uzamasındaki belirleyici faktörü
oluꢀturmadığını gözlemlemektedir.
Bu bağlamda AĐHM, olayların tartıꢀmalı olduğunu tespit etmektedir. AĐHM,
baꢀvuranın uygun ve gerekli ꢀekilde mahkemeye çağrılmadığından dolayı yargılamanın
kendisinden habersiz sürdüğüne dair iddiasının inandırıcı olmadığına kanaat getirmektedir.
Bunun dıꢀında AĐHM, temyiz savunmasında baꢀvuranın DGM’nin delilleri değerlendirme
ꢀekline itiraz etmekle ve bu nedenle mahkumiyet kararının sadece davanın ön soruꢀturması
aꢀamasında elde edilen ifadelerle gerekçelendirildiğinden ꢀikayet etmekle yetindiğini
gözlemlemektedir. Ancak savunmada mahkemeye çıkmaması hakkında hiçbir görüꢀ yer
almamaktadır.
AĐHM, baꢀvuranın 15 Haziran 1993 tarihli duruꢀmaya katıldığını ve esas hakkındaki
görüꢀlerini bildirdiğini not etmektedir. Bu tarihten itibaren ve yargılamanın sona ermesine
kadar, baꢀvuran hakkında hiçbir geliꢀme ve yargı eylemi meydana gelmemiꢀtir.
AĐHM, kendisine sunulan unsurların tümünü inceledikten sonra, 15 Haziran 1993
tarihine kadar adaletten kaçan baꢀvuranın tutumunun, belirtilen tarihe kadar yargılamanın
uzamasının kaynağı olduğuna kanaat getirmektedir.
AĐHM, adli makamların tutumu konusunda ise, sadece Devlet’e atfedilecek
yavaꢀlıkların, “makul sürenin” aꢀılmasına neden olduğu tespitinde bulunmaya itebileceklerini
hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Gergouil-Fransa, no: 40111/98, § 19, 21 Mart 2000 ve
Papachelas-Yunanistan, no: 31423/96, § 40, AĐHM 1999-II). Yargılamanın uzaması, dosyada
hiçbir ilerleme kaydetmeden ve sanıkların bulunamadığı gerekçesiyle, 15 Haziran 1993 ve 19
ꢁubat 1998 tarihleri arasında yani yaklaꢀık dört yıl sekiz ay boyunca duruꢀmaların
ertelenmesine düzenli olarak karar verdikleri sürece adli makamlara atfedilebilir.
Yargılamanın genel süresini, özellikle baꢀvuranın esas hakkında görüꢀlerini beyan
etmesinden sonraki ilk derece mahkemesi önündeki yargılama ve hiçbir özel karmaꢀıklık arz
etmeyen yargılamanın konusunu gözönüne aldığında, AĐHM AĐHS’nin 6§1 maddesi uyarınca
“makul sürenin” aꢀıldığına kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla bu hüküm ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi zararı için 100.000 Euro ve manevi zararı için 200.000 Euro
istemektedir.
Hükümet aꢀırı olduğunu düꢀündüğü bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM, maddi zarar hakkında, baꢀvuran AĐHS’nin 6. maddesinin ihlalinden doğan
zararın belirlenmesini sağlayacak hiçbir kanıt unsuru sunmadığından, bu talebi
reddetmektedir. Manevi zarar konusunda AĐHM, dava koꢀullarından dolayı baꢀvuranın bir
takım sıkıntılar duyabileceğine kanaat getirmektedir. AĐHM, baꢀvurana bu bakımdan 4.000
Euro’nun ödenmesinin uygun olduğuna kanaat getirmektedir.
AĐHM için, bu davada olduğu gibi bir kimse AĐHS’nin gerektirdiği tarafsızlık ve
bağımsızlık koꢀullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde,
sözkonusu kiꢀinin isteği üzerine yeni bir yargılama veya yeniden dava açılması, tespit edilen
ihlalin telafi edilmesi için prensip olarak en uygun yoldur (Bkz. Öcalan-Türkiye, no:
46221/99, § 210, AĐHM 2005-).
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuran, AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu masraf ve harcamalar için 2.000 Euro talep
etmektedir.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
AĐHM içtihadına göre baꢀvuran, gerçekliğini, gerekliliğini ve oranlarının makul
yönünü ortaya koyduğu sürece masraf ve harcamaların karꢀılanmasını sağlayabilir. AĐHM,
elinde bulunan unsurları ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönüne alarak, yapılan bütün
masraflar için baꢀvurana 1.000 Euro’nun ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmektedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına 3 puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;
2. DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması ve yargılama süresi nedeniyle
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer ꢀikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek
her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet’in baꢀvurana manevi tazminat için
4.000 Euro (dört bin Euro) ve masraf ve harcamalar için 1.000 Euro (bin Euro) ödemesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez
Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulamasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve 20 Nisan 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło