48581/99

WyrokETPCz2006-04-11ECLI:CE:ECHR:2006:0411JUD004858199

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddany nieludzkiemu i poniżającemu traktowaniu w trakcie zatrzymania przez policję, co stanowi naruszenie art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że gdy osoba doznaje obrażeń w trakcie przebywania pod kontrolą policji, powstaje silne domniemanie faktyczne, że obrażenia te powstały w wyniku działań państwa. Obowiązkiem rządu jest przedstawienie wiarygodnego wyjaśnienia ich pochodzenia. W niniejszej sprawie, raporty medyczne po zatrzymaniu wykazały obrażenia inne niż te odnotowane przed zatrzymaniem, a rząd nie zdołał przedstawić przekonującego wyjaśnienia ich powstania. W związku z tym, Trybunał uznał, że obrażenia te były wynikiem nieludzkiego traktowania, za które odpowiedzialność ponosi państwo.
Stan faktyczny
Skarżący, Kekil Demirel, został zatrzymany 17 lipca 1998 roku w Izmirze pod zarzutem przynależności do organizacji terrorystycznej. Po zatrzymaniu, a także po zwolnieniu z aresztu, badania lekarskie wykazały na jego ciele różne obrażenia, które nie były obecne przed zatrzymaniem. Skarżący twierdził, że był bity, poddawany elektrowstrząsom i polewaniu wodą pod ciśnieniem w celu wymuszenia zeznań. Władze krajowe dwukrotnie odmówiły wszczęcia postępowania przeciwko funkcjonariuszom policji, a decyzje te zostały zaskarżone bezskutecznie.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną; stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji; zasądził na rzecz skarżącego 12 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; zasądził na rzecz skarżącego 1 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, pomniejszone o 630 euro otrzymane w ramach pomocy prawnej; odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   KEKĐL DEMĐREL - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:48581/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   NĐSAN 2006   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 48581/99 baꢀvuru no’lu davanın nedeni, Türk   vatandaꢀı Kekil Demirel’in (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 14   Mayıs 1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Adli yardımdan faydalanan baꢀvuran,   AĐHM önünde Đzmir Barosu avukatlarından N. Değirmenci tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu baꢀvuran Bergama’da ikamet etmektedir.   A. Baꢀvuranın Yakalanarak Gözaltına Alınması   Baꢀvuran, 17 Temmuz 1998 tarihinde, Đzmir polisi tarafından yürütülen operasyonlar   çerçevesinde yakalanarak Đzmir Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuran,   “Komünist Parti Đnꢀa Örgütü” adlı aꢀırı sol silahlı örgüte mensup olmakla suçlanmıꢀtır.   Baꢀvuran yakalandığı gün, öncelikle adli tabip tarafından muayene edilmiꢀtir. Doktor,   düzenlediği raporunda, baꢀvuranın vücudunda çeꢀitli izlere yer vermiꢀtir. Baꢀvuran daha   sonra Bozkaya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne götürülmüꢀ ve burada   hücreye konulmuꢀtur.   Baꢀvuran gözaltının sona erdiği 23 Temmuz 1998 tarihinde, Đzmir Adli Tıp Kurumu   tabibi tarafından muayene edilmiꢀtir. Raporda çeꢀitli izlere yer verilmiꢀtir. Ancak doktor,   baꢀvuranın gözaltında iken kendisine cinsel organlarından ve ayak parmaklarından elektroꢀok   uygulandığına dair beyanlarına rağmen, kaldırıldığı Đzmir Hastanesi’nde bu iddiayı   doğrulayacak hiçbir izin tespit edilmediğini belirtmiꢀtir. Doktor benzeri izlerin tespit edilmesi   için biyopsi yapılması gerektiğini eklemiꢀtir. Ayrıca doktor, baꢀvuranın durumunun iꢀ   göremezlik raporunun verilmesini gerektirmediğini not etmektedir.   Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yedek hakimi 23 Temmuz 1998 tarihinde,   baꢀvuranı dinledikten sonra tutuklu yargılanmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran Bergama   Cezaevi’ne konulmuꢀtur.   Temmuz 1998 tarihinde baꢀvuranı muayene eden cezaevi doktoru, baꢀvuranın   vücudunda çeꢀitli izler tespit etmiꢀtir.   B. Baꢀvuran Aleyhinde Baꢀlatılan Cezai Usul Đꢀlemi   Đzmir Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 17 Ağustos 1998 tarihinde sunulan iddianameyle,   baꢀvuranı silahlı örgüte mensup olmakla itham etmiꢀtir. Cumhuriyet Baꢀsavcısı, silahlı çeteye   mensup olma suçunu öngören Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 168§2 maddesi gereğince   mahkum edilmesini istemiꢀtir.   Đzmir DGM, 14 Aralık 2000 tarihli kararla baꢀvuranı, üzerine atılı fiillerden suçlu   bulmuꢀ ve on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Baꢀvuran, açlık grevinin ardından Wernicke Korsakoff hastalığına yakalanmıꢀ ve 1   Ekim 2002 tarihinde sağlık nedeniyle ꢀartlı salıverilmiꢀtir.   C. Güvenlik Güçleri Mensupları Aleyhinde Baꢀlatılan Cezai Usul Đꢀlemi   Đzmir Savcılığı, baꢀvuran ve diğer tutukluların maruz kaldığı kötü muamelelere iliꢀkin   Birleꢀmiꢀ Milletler Đnsan Hakları Komisyonu özel raportörünün ihbarı üzerine, 11 Eylül 1998   tarihinde, dosyayı inceledikten sonra, olası mağdurlar tarafından ꢀikayette bulunulmadığından   hiçbir kanıt unsurunun var olmadığına kanaat getirerek muhakemenin men-i kararı vermiꢀtir.   Bu karar baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir.   Baꢀvuranın avukatı, 22 Eylül 1998 tarihinde, gözaltında müvekkilinin   sorgulanmasından sorumlu polis memurları aleyhinde Đzmir Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na   ꢀikayette bulunmuꢀtur. Avukat, polis memurlarını, itirafta bulunması için müvekkiline kötü   muamele yapmakla itham etmiꢀtir. Baꢀvuranın avukatı özellikle, gözaltında baꢀvuranın   dövüldüğünü, elektroꢀok uygulandığını ve basınçlı su verildiğini savunmaktadır.   Đzmir Savcılığı, 12 Ekim 1998 tarihinde, baꢀvuranın vücudunda tespit edilen izlere   sözkonusu polislerin neden olduğuna dair iddialara dayanak olarak yeterli kanıt bulunmadığı   gerekçesiyle muhakemenin men-i kararı vermiꢀtir. Verilen bu karar, baꢀvuranın avukatına 16   Kasım 1998 tarihinde tebliğ edilmiꢀtir.   Baꢀvuranın avukatı, Karꢀıyaka Ağır Ceza Mahkemesi Baꢀkanı önünde muhakemenin   men-i kararına itiraz etmiꢀtir. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 Aralık 1998 tarihinde verilen ve   baꢀvuranın avukatına 25 Aralık 1998 tarihinde tebliğ edilen kararla, bu itirazı reddetmiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, gözaltında kötü muameleye maruz kaldığından ꢀikayetçi olmakta ve bu   bağlamda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   Hükümet, AĐHS’nin 35§1 maddesinde öngörülen altı ay kuralına riayet edilmediğine   dair kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet bu sürenin Đzmir Savcılığı   tarafından ilk muhakemenin men-i kararının verildiği 11 Eylül 1998 tarihinden itibaren   iꢀlemeye baꢀladığına kanaat getirmektedir.   Baꢀvuran bu itirazı reddetmektedir.   AĐHM, bu itirazı kabul edemez. Zira, Hükümet tarafından ileri sürülen Savcılığın   yapmıꢀ olduğu ilk soruꢀturma, iki gerekçeden dolayı altı aylık süreyi baꢀlatabilecek nitelikte   bir baꢀvuruyu oluꢀturmamaktadır. Bu gerekçelerden ilki, bu anketin etkili olmaktan uzak   olmasıdır. Đkincisi ise aynı soruꢀturmanın sonucunun baꢀvurana tebliğ edilmemesidir (Bkz.   mutatis mutandis Baghli-Fransa, no: 34374/97, § 31, AĐHM 1999-VIII).   Ayrıca AĐHM, ꢀikayetin AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ortaya   koymamıꢀtır. Dolayısıyla ꢀikayetin geri kalan kısmını kabuledilebilir ilan etmek uygun   olacaktır.   B. Esas Hakkında   Hükümet, baꢀvuran tarafından dile getirilen kötü muamele ve iꢀkence iddialarının   dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır. Hükümet, 23 ve 25 Temmuz 1998 tarihli   raporların sadece, 17 Temmuz 1998 tarihinde gözaltından hemen önce baꢀvuranın vücudunda   tespit edilen ufak yaraları doğruladıkları görüꢀündedir.   Baꢀvuran, gözaltında polislerin kendisine basınçlı su verdiklerini, dövdüklerini ve   kendisini tehdit ettiklerini savunmaktadır. Polisler, cinsel organlarından ve ayak   parmaklarından baꢀvurana elektroꢀok uygulamıꢀlardır.   AĐHM, bir kimse polis memurları kontrolü altında olduğu gözaltı sırasında   yaralandığında, bu dönemde meydana gelen her yaralanma, güçlü maddi karinelerin   doğmasına neden olmaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, no: 21986/93, § 100, AĐHM 2000-VII).   Dolayısıyla sözkonusu yaraların kaynağı hakkında geçerli açıklama getirmek ve mağdurun   iddiaları hakkında ꢀüphe uyandıracak olayları ortaya koyan ve özellikle sağlık belgeleri ile   desteklenmiꢀ olan kanıtları sunmak Hükümet’in görevidir (Selmouni-Fransa, no: 25803/94, §   87, AĐHM 1999-V, Berktay-Türkiye, no. 22493/93, § 167, 1 Mart 2001 ve Altay-Türkiye, no:   22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).   Đꢀbu davada AĐHM, gözaltından sonra baꢀvuranın muayene edilmesinin ardından   düzenlenen 23 ve 25 Temmuz tarihli raporlarda, gözaltından önce yapılan tıbbi muayenenin   sonucuna yer veren 17 Temmuz 1998 tarihli sağlık raporunda yer verilen yaralardan daha   farklı yaraların bulunduğunun belirtildiğini gözlemlemektedir. 23 ve 25 Temmuz 1998 tarihli   raporlarda tespit edilen yaralar, büyük çoğunlukla baꢀvuranın Savcılık ve Mahkeme önünde   dile getirdiği muamelelerden kaynaklananlara benzemektedir. Elektroꢀok iddialarını   doğrulayan hiçbir izin sözkonusu raporlarda tespit edilmediği doğrudur. Ancak, dosyadan da,   iddia edilen elektroꢀokların olası izlerini tespit etmek amacıyla adli tabibin 23 Temmuz 1998   tarihinde istediği biyopsi, daha sonra yapılmıꢀ ve/veya sonuçlarının Savcılık tarafından   gözönüne alındığı ortaya çıkmamaktadır.   AĐHM, değerlendirmesine sunulan bu unsurların tümü gözönüne alındığında ve   Hükümet’in geçerli hiçbir açıklama getirmemsinden dolayı, bu davada 23 ve 25 Temmuz   tarihli sağlık raporlarında ortaya konulan yaraların, Hükümet’in sorumluluğunu taꢀıdığı   insanlık dıꢀı muameleden kaynaklandığının doğrulandığına karar vermiꢀtir.   Dolayısıyla, AĐHM AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, bir yandan bu baꢀvurunun konusunu teꢀkil eden olaylardan ve diğer yandan   mahkumiyet kararının ardından hapsedilmesine iliꢀkin koꢀullardan dolayı uğradığı manevi   zarar adı altında 50.000 Euro istemektedir. Baꢀvuran maddi zararının karꢀılanmasını   AĐHM’nin takdirine bırakmaktadır.   Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.   AĐHM, maddi zarar konusunda, tespit edilen AĐHS’nin 3. maddesinin ihlali ile   herhangi bir maddi zarar arasında nedensellik bağını ortaya çıkarmamaktadır. Dolayısıyla bu   bakımdan tazminat ödemeye gerek yoktur.   Manevi zarar konusunda ise AĐHM, manevi zararın sadece tespit edilen ihlale bağlı   olduğuna kanaat getirmektedir. Bu noktada AĐHM, mağdurun AĐHS’nin bu ihlali sonucunda   hiç kuꢀkusuz acı çekmiꢀ olabileceğini düꢀünmektedir. AĐHM bu manevi zararı hakkaniyete   uygun olarak 12.000 Euro olarak tespit etmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar   için 3.000 Euro istemektedir.   Hükümet kanıt bulunmadığından bu iddiaları aꢀırı bulmaktadır.   AĐHM’nin içtihadına göre baꢀvuran, masraf ve harcamaların karꢀılanmasını ancak   gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduklarını ispatladığı sürece sağlayabilmektedir.   Bu davada elinde bulunan unsurların tümünü ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönüne alarak   AĐHM, yapılan bütün masraflar için 1.500 Euro’nun ödenmesinin makul olduğuna kanaat   getirmektedir. Bu miktar baꢀvurana, Avrupa Konseyi’nin adli yardım adı altında ödediği 630   Euro düꢀürülerek ödenecektir.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3.a) AĐHS’nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve Savunmacı   Hükümet tarafından baꢀvurana;   i. manevi tazminat için 12.000 (on iki bin) Euro’nun;   ii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beꢀ yüz) Euro’dan adli yardım adı altında   alınan 630 Euro düꢀürülerek kalan miktarın;   iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Hükümet’in,   Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eꢀit   oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77§§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 11 Nisan 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło