4870/02
WyrokETPCz2010-06-08ECLI:CE:ECHR:2010:0608JUD000487002
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżących za udział w demonstracjach i wykrzykiwanie haseł wspierających nielegalną organizację, a także odmowa dostępu do adwokata w areszcie, stanowiły naruszenie prawa do wolności wyrażania opinii (art. 10) oraz prawa do rzetelnego procesu (art. 6) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżących, wynikająca z postępowania karnego i wyroków skazujących za wykrzykiwanie haseł i posiadanie publikacji, była przewidziana prawem i służyła uzasadnionym celom ochrony bezpieczeństwa narodowego i porządku publicznego. Kluczowe było jednak ustalenie, czy ingerencja ta była „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”. ETPCz zauważył, że choć niektóre hasła miały charakter przemocowy, były to „znane i stereotypowe hasła lewicowe” wykrzykiwane podczas dozwolonych demonstracji, co ograniczało ich potencjalny wpływ na bezpieczeństwo. Trybunał nie znalazł dowodów na to, by hasła te nawoływały do przemocy lub buntu, ani by istniało „jasne i bezpośrednie zagrożenie” uzasadniające tak poważną ingerencję. Dodatkowo, Trybunał uznał, że początkowe kary pozbawienia wolności (3 lata 9 miesięcy), a także długotrwałość postępowania, były nieproporcjonalne do celu.Stan faktyczny
Skarżący, Ercan Gül, Deniz Kahraman, Zehra Delikurt i Erkan Arslanbenzer, zostali aresztowani w 1999 roku w Turcji pod zarzutem powiązań z nielegalną organizacją TKP/ML-TĐKKO-TMLGB. Odmówiono im dostępu do adwokata w areszcie. Zostali oskarżeni o udział w demonstracjach, wykrzykiwanie haseł wspierających organizację oraz posiadanie związanych z nią publikacji. Początkowo skazano ich na 3 lata i 9 miesięcy więzienia. Po zmianach w prawie tureckim, Zehra Delikurt została zwolniona na mocy ustawy o reintegracji społecznej, natomiast pozostali skarżący zostali ponownie skazani na 10 miesięcy więzienia za propagandę nawołującą do przemocy, a ich sprawy były nadal w toku odwoławczym w momencie wydania wyroku ETPCz.Rozstrzygnięcie
Trybunał, większością głosów, uznał skargę Deniz Kahraman za dopuszczalną. Trybunał, jednogłośnie, uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną. Trybunał, pięcioma głosami za i dwoma przeciw, stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. Trybunał, jednogłośnie, stwierdził, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi na podstawie art. 6 Konwencji. Trybunał, pięcioma głosami za i dwoma przeciw, zasądził każdemu skarżącemu 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Trybunał oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
A V R U P A
OF E U R O P E
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
GÜL VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 4870/02)
KARAR
STRAZBURG Haziran 2010
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 4870/02 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaꢀları
Ercan Gül, Deniz Kahraman, Zehra Delikurt ve Erkan Arslanbenzer’in (“baꢀvuranlar”)
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 5 Kasım 2001 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel
Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (“AĐHM”) önünde, Ankara Barosu
avukatlarından F. Kalaycı tarafından temsil edilmiꢀlerdir.
OLAYLAR
Baꢀvuranlar, sırasıyla 1966, 1977, 1979 ve 1965 doğumludurlar.
Baꢀvuranlar, 30 Kasım 1999 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele
ꢁubesi’nde görevli polis memurları tarafından yakalanmıꢀlardır. Aynı gün, baꢀvuranların
avukatları, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na baꢀvurarak
baꢀvuranların yakalanmasına ve gözaltı sürelerine iliꢀkin bilgi talebinde bulunmuꢀtur.
Avukatlar, ayrıca, ifade verme sürecine katılmayı talep etmiꢀtir. Cumhuriyet Baꢀsavcısı,
avukatlara, 2845 No.lu Kanun’un 16. maddesi ile 3842 No.lu Kanun’un 30. ve 31. maddeleri
uyarınca, baꢀvuranların gözaltındayken avukat yardımı alma haklarının bulunmadığını
bildirmiꢀtir.
Baꢀvuranlar, 3 Aralık 1999 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi
Cumhuriyet Savcısı önüne çıkartılmıꢀlar ve yasadıꢀı silahlı bir örgüt olan Türkiye Komünist
Partisi/Marksist-Leninist - Türkiye Đꢀçi Köylü Kurtuluꢀ Ordusu - Türkiye Marksist Leninist
Gençlik Birliği (“TKP/ML-TĐKKO-TMLGB”) ile olan bağlantılarıyla ilgili olarak
sorgulanmıꢀlardır. Ercan Gül, söz konusu örgüt üyesi olmadığını ifade etmiꢀtir. Ercan Gül,
evinde bulunan yayınların yasal yayınlar olduğunu ve bulunduğu iddia edilen posterin
kendisine ait olmadığını belirtmiꢀtir. Dolayısıyla, baꢀvuran, yakalama ve arama tutanaklarını
imzalamayı reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, Tüm Maliye-Sen’in kurucu ve yöneticilerinden
birisi olduğunu ve söz konusu sendikanın üyesi olarak 1 Mayıs gösterilerine ve 1993 Sivas
Katliamı’nı anma etkinliklerine katıldığını ifade etmiꢀtir. Ercan Gül, son olarak, TKP/ML-
TĐKKO-TMLGB lehine slogan atmadığını belirtmiꢀtir.
Erkan Arslanbenzer, Cumhuriyet Savcısı önünde verdiği ifadesinde, söz konusu örgüt
üyesi olmadığını belirtmiꢀtir. Erkan Aslanbenzer, evinde bulunan yayınların yasal yayınlar
olduğunu, TKP/ML-TĐKKO-TMLGB adına propaganda araçları olmadığını ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuran, ayrıca, KESK üyesi olduğunu ve bazı gösterilere katıldığını ifade etmiꢀtir.
Baꢀvurana, üzerinde Partizan yazılı bir pankart taꢀırken gösteride çekilen bir fotoğrafının
bulunduğu iddia edilmiꢀ, ancak baꢀvuran fotoğraftaki kiꢀinin kendisi olamayacağını ileri
sürmüꢀtür. Baꢀvuran, son olarak, 2 Temmuz 1998 tarihinde, 1993 Sivas Katliamı’nı anma
gösterisine katılıp katılmadığını hatırlayamadığını ifade etmiꢀtir.
Deniz Kahraman, TKP/ML ile hiçbir bağlantısının olmadığını ifade etmiꢀtir.
Baꢀvuran, 1997 yılındaki 1 Mayıs gösterisine ve 2 Temmuz 1998 tarihinde yapılan gösteriye
katıldığını belirtmiꢀtir. Baꢀvurana, üzerinde Partizan yazılı bir pankartı taꢀırken gösteride
çekilen bir fotoğrafının bulunduğu iddia edilmiꢀ, ancak baꢀvuran fotoğraftaki kiꢀinin kendisi
olmadığını ileri sürmüꢀtür.
Son olarak, Zehra Delikurt, TKP/ML-TĐKKO-TMLGB üyesi olmadığını ifade
etmiꢀtir. Baꢀvuran, Ankara’daki okulların duvarlarına TKP/ML-TĐKKO lehine sloganlar
yazdığını inkar etmiꢀtir. Baꢀvurana, TKP/ML-TĐKKO genel sekreterinin resmini taꢀırken
çekilen bir fotoğraf gösterilmiꢀtir. Baꢀvuran, 2 Temmuz 1998 tarihinde yapılan gösteriye
katıldığını, ancak resimdeki kiꢀiyi tanımadığını ifade etmiꢀtir.
Baꢀvuranlar, aynı gün, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde hakim huzuruna
çıkartılmıꢀlardır. Baꢀvuranlar, Cumhuriyet Savcısı önünde vermiꢀ oldukları ifadeleri
yinelemiꢀlerdir. Hakim, Zehra Delikurt’un tutuklanmasına, diğer baꢀvuranların ise serbest
bırakılmalarına hükmetmiꢀtir. Aralık 1999 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,
aralarında baꢀvuranların da bulunduğu on kiꢀi hakkında iddianame hazırlamıꢀtır. Cumhuriyet
Savcısı, eski TCK’nın sırasıyla 168. ve 169. maddeleri uyarınca, Zehra Delikurt’u yasadıꢀı bir
örgüte üye olmakla, diğer baꢀvuranları ise yasadıꢀı bir örgüte yardım ve yataklık etmekle
itham etmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, Zehra Delikurt’un, 1997 ve 1999 yıllarında yapılan 1
Mayıs gösterilerinde ve 2 Temmuz 1998 tarihinde yapılan gösteride TKP/ML-TĐKKO lehine
sloganlar attığını iddia etmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, söz konusu gösterilerde, baꢀvuranın
üzerinde Partizan yazılı bir pankartın arkasında bulunduğunu ve TKP/ML-TĐKKO genel
sekreterinin posterini taꢀıdığını ileri sürmüꢀtür. Zehra Delikurt’un bahsi geçen gösterilerde
“Biz iꢀçinin, köylünün yiğit sesiyiz, namluya sürülmüꢀ halk mermisiyiz” ve “Marks, Lenin,
Mao, Önderimiz ĐBO, Savaꢀıyor Tikko” ꢀeklinde sloganlar attığı iddia edilmiꢀtir.
Ayrıca, Zehra Delikurt’un Ankara’daki okulların duvarlarına “TKP/ML-TĐKKO”,
“ĐBO yaꢀıyor, TĐKKO savaꢀıyor”, “Yaꢀasın partimiz TKP-ML-TĐKKO”, “Gerillalar ölmez,
yaꢀasın halk savaꢀı”, “Parti ve devrim ꢀehitleri ölümsüzdür”, “TKP-ML TĐKKO iꢀçi köylü el
ele demokratik devrime” gibi TKP/ML-TĐKKO lehine sloganlar yazdığı iddia edilmiꢀtir.
Ayrıca, baꢀvuranın kültür merkezlerinde ve sol görüꢀlü bir siyasi parti merkezinde düzenlenen
seminerlere katıldığı iddia edilmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın Özgür Gelecek adlı gazeteyi sattığı
da iddialar arasında yer almaktadır.
Cumhuriyet Savcısı, Ercan Gül’ün 1997 yılında düzenlenen 1 Mayıs gösterisine
katıldığını ve gösteride “Liderimiz Đbrahim Kaypakkaya”, “Yaꢀasın Halkın Adaleti”,
“Yaꢀasın partimiz TKP-ML”, “Đktidar namlunun ucundadır”, “Marks Lenin Mao önderimiz
Đbo, Savaꢀıyor TĐKKO”, “Biz iꢀçinin, köylünün yiğit sesiyiz, namluya sürülmüꢀ halk
mermisiyiz”, “Liderimiz Đbrahim Kaypakkaya, iꢀçi, köylü, gençlik halk savaꢀında birleꢀtik”
gibi TKP/ML-TĐKKO lehinde sloganlar atıldığını kaydetmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı, Ercan
Gül’ün 1999 yılında yapılan gösteride yasadıꢀı sloganlar attığını iddia etmiꢀtir. Ayrıca, Ercan
Gül’ün evinde bazı yayınlar, TKP/ML-TĐKKO’ya üye bir kiꢀinin resmi ve bir kitap
bulunduğu da kaydedilmiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı, Erkan Arslanbenzer’in 1996 ve 1997 yıllarında düzenlenen 1
Mayıs gösterilerine, 1998 yılında düzenlenen Nevruz kutlamalarına ve 1997 ve 1998
yıllarında yapılan Sivas Katliamı’nı anma etkinliklerine katıldığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran,
söz konusu gösterilerde “Yaꢀasın partimiz TKP/ML”, “Faꢀizme isyan, halka önder partizan”,
“Đktidar namlunun ucundadır”, “Umudun adı TKP-ML”, “Biz iꢀçinin, köylünün yiğit sesiyiz,
namluya sürülmüꢀ halk mermisiyiz”,”Kızılordu, TĐKKO, TMLGB”, “Faꢀist devlet, yıkacağız
elbet”, “Bizde hesapları namlular sorar” ꢀeklinde TLP/ML-TĐKKO lehine sloganlar atmıꢀtır.
Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, baꢀvuranın evinde söz konusu örgüt yanlısı yayın ve kitapların
bulunduğunu kaydetmiꢀtir.
Son olarak, Cumhuriyet Savcısı, Deniz Kahraman’ın 1997 ve 1998 yıllarında
düzenlenen 1 Mayıs gösterilerine ve 2 Temmuz 1998 tarihli gösteriye katıldığını belirtmiꢀtir.
Deniz Kahraman, bu gösterilerde, “Faꢀizme isyan, halka önder Partizan”, “Yaꢀasın partimiz
TKP-ML”, “Biz iꢀçinin, köylünün yiğit sesiyiz, namluya sürülmüꢀ halk mermisiyiz”, “Đꢀçi,
köylü, gençlik halk savaꢀında birleꢀtik”, “Bizde hesapları namlular sorar” ꢀeklinde TLP/ML-
TĐKKO lehine sloganlar atmıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı, ayrıca, baꢀvuranın evinde örgüt yanlısı
bazı yayınların bulunduğunu kaydetmiꢀtir. Ocak 2000 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, davanın esasına iliꢀkin
ilk duruꢀmasını yaparak sanıkları dinlemiꢀtir. Baꢀvuranlar, Cumhuriyet Savcısı ve 3 Aralık tarihinde tek hakim önünde vermiꢀ oldukları ifadeleri yinelemiꢀler, polis tarafından
alınan ifadelerini ise geri çekmiꢀlerdir. Aynı gün, ilk derece mahkemesi, Zehra Kurt’un
tahliyesine karar vermiꢀtir.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi, sekiz duruꢀma yaptıktan sonra 9 Ağustos 2000
tarihinde karara varmıꢀtır. Mahkeme, eski TCK’nın 169. maddesi uyarınca baꢀvuranları
mahkum etmiꢀtir.
Đlk derece mahkemesi, baꢀvuranları üç yıl dokuz ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Mahkeme, baꢀvuranların TKP/ML-TĐKKO pankartlarıyla birlikte gösterilere katıldıklarına ve
söz konusu yasadıꢀı örgüt lehine sloganlar attıklarına karar vermiꢀtir. Mahkeme, söz konusu
kararını, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi tarafından hazırlanan
gösterilere ait video kopyalarına, güvenlik güçleri tarafından çekilen fotoğraflara,
baꢀvuranların polis, Cumhuriyet Savcısı ve Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde
verdikleri “kaçamak” ifadelere ve baꢀvuranların evlerinde TKP/ML-TĐKKO adına
propaganda aracı olarak kullanılan yayınların bulunduğunu belirten yakalama ve arama
tutanaklarına dayandırmıꢀtır. Mahkeme, ayrıca, bulunan dergilerin bazı sayılarının
dağıtımının mahkeme kararıyla durdurulması nedeniyle söz konusu yayınların yasadıꢀı
olduğunu kaydetmiꢀtir.
Yargıtay, 16 Nisan 2001 tarihinde, 9 Ağustos 2000 tarihli kararı onamıꢀtır. Ağustos 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4963 No.lu Kanun’un kabulü ile eski
TCK’nın 169. maddesinde yer alan "eder veya her ne suretle olursa olsun hareketlerini teshil"
ibaresi madde metninden çıkarılmıꢀtır.
Bunun ardından, baꢀvuranların avukatı ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi
Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine baꢀvuranlar aleyhindeki dava yeniden açılmıꢀtır.
Belirtilmeyen bir tarihte, Zehra Delikurt, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne
baꢀvurarak 6 Ağustos 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4959 No.lu Topluma Kazandırma
Yasası’ndan yararlanma talebinde bulunmuꢀtur. Nisan 2004 tarihinde, Zehra Delikurt hapis cezasını çekmeye baꢀlamıꢀtır.
Haziran 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 16 Haziran 2004 tarihli ve 5190
No.lu Kanun ile devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmıꢀtır. Baꢀvuranlar aleyhindeki dava
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiꢀtir. Temmuz 2004 tarihinde, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi kararını vermiꢀtir.
Mahkeme, Zehra Delikurt’un talebini kabul etmiꢀ ve 4959 No.lu Kanun’un 4. maddesi
uyarınca baꢀvurana ceza verilmemesine hükmetmiꢀtir. Bunun sonucunda baꢀvuran serbest
bırakılmıꢀtır. Ankara Ağır Caza Mahkemesi, diğer baꢀvuranlarla ilgili olarak, eski TCK’nın
169. maddesinde yapılan değiꢀikliğin ardından, baꢀvuranların yaptıkları eylemlerin söz
konusu maddeye göre suç oluꢀturmadığına karar vermiꢀtir. Bununla birlikte, mahkeme,
Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 maddesi uyarınca, Ercan Gül, Erkan Arslanbenzer ve
Deniz Kahraman’ı ꢀiddet yöntemlerine teꢀvik edecek ꢀekilde örgüt propagandası yapmak
suçundan on ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Ercan Gül ve Erkan Arslanbenzer temyiz talebinde bulunmuꢀtur. ꢁubat 2006 tarihinde, Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 5237 No.lu Yeni Ceza
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi nedeniyle, 21 Temmuz 2004 tarihli kararın tekrar gözden
geçirilmesi için dava dosyasını Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade etmiꢀtir. Aralık 2006 tarihinde, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, Terörle Mücadele
Kanunu'nun 7/2 maddesi uyarınca, Ercan Gül ve Erkan Arslanbenzer’i ꢀiddet yöntemlerine
teꢀvik edecek ꢀekilde örgüt propagandası yapmak suçundan yeniden mahkum etmiꢀ ve
baꢀvuranları on ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Ercan Gül ve Erkan Arslanbenzer temyiz talebinde bulunmuꢀtur. Dava dosyasında yer
alan en son bilgiye göre, yargılama halen Yargıtay önünde derdesttir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 10. VE 11. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar, ilk derece mahkemesinin kendilerini bazı dergileri okumak, gösterilere
katılmak ve slogan atmak suçlarından mahkum etmesi nedeniyle, mahkumiyetlerinin ve
verilen cezanın AĐHS’nin 10. ve 11. maddelerine aykırı olduğu konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Baꢀvuranlardan Ercan Gül ve Erkan Arslanbenzer, konuyla ilgili olarak, AĐHS’nin 11.
maddesi uyarınca, sendikadaki görevleri kapsamında bazı gösterilere katıldıkları hususunun
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dikkate alınmadığını ileri sürmüꢀlerdir.
Hükümet, baꢀvuranların görüꢀlerini ifade etmeleri veya bir toplantıya katılmaları
nedeniyle değil, TCK’nın 169. maddesi uyarınca yasadıꢀı bir örgüte yardım ve yataklık etme
suçundan yargılanıp mahkum edildiklerini ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, baꢀvuranların ꢀikayetlerinin yalnızca AĐHS’nin 10. maddesi bağlamında
incelenmesi gerektiği kanaatindedir (Karademirci ve Diğerleri / Türkiye, no. 37096/97).
AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca bu ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden
AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit
eder. Bu nedenle ꢀikayet kabuledilebilir niteliktedir.
AĐHM, davanın koꢀullarıyla ilgili olarak, silahlı ve yasadıꢀı bir örgüt lehinde slogan
atmaları nedeniyle baꢀvuranlar hakkında ceza kovuꢀturması baꢀlatıldığını kaydeder. Dört
baꢀvuranın da aleyhlerindeki suçlamalardan mahkum edilmesine ve her birinin üç yıl altı ay
hapis cezasına çarptırılmasına rağmen, ceza kanununda yapılan değiꢀikliklerin ardından
baꢀvuranlar hakkında yeniden dava açılmıꢀtır. Ercan Gül ile Erkan Arslanbenzer aleyhindeki
davalar ise halen derdesttir. Sonuç olarak, iki baꢀvuranla ilgili olarak kesin bir mahkumiyet
kararı bulunmamasına rağmen, eski TCK’nın 169. maddesi uyarınca bütün baꢀvuranların
suçlu bulunması ve 1999 yılında baꢀlayan ceza yargılamasının henüz sonuçlanmamıꢀ olması
dikkate alındığında, baꢀvuranların ifade özgürlüğü hakkına müdahalede bulunulduğu
görülmektedir. AĐHM, ayrıca, müdahalenin TCK’nın 169. maddesi ile Terörle Mücadele
Kanunu’nun 7/2 maddesince öngörüldüğünü kaydeder. AĐHM, izlenen amaçların
meꢀruluğuyla ilgili olarak, makamların ulusal güvenliği ve kamu düzenini korumaya
çalıꢀtıklarını gözlemlemektedir. Bu nedenle, ꢀikayet konusu müdahalenin “demokratik bir
toplumda gerekli olup olmadığı” konusunun açıklığa kavuꢀturulması gerekmektedir.
AĐHM, önceki davalarda sıklıkla “gerekli” kavramının “acil bir sosyal ihtiyacın”
bulunması anlamına geldiğini, Sözleꢀmeye Taraf Devletlerin böyle bir gerekliliğin var olup
olmadığının belirlenmesinde takdir yetkisine sahip olduklarını, ancak bunun Avrupa’nın
gözetiminde yapılması gerektiğini belirtmiꢀtir (Zana / Türkiye, Hüküm ve Karar Raporları
1997-VII).
AĐHM, denetleme yetkisini kullanırken ꢀikayet konusu müdahaleyi davanın bütünü
ıꢀığında incelemelidir. Özellikle, söz konusu müdahalenin “izlenen amaçlarla orantılı” olup
olmadığı ve yerel makamlar tarafından öne sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup
olmadığı konularının AĐHM tarafından açıklığa kavuꢀturulması gerekmektedir (Fressoz ve
Roire / Fransa, no. 29183/95). Ayrıca, müdahalenin orantılı olup olmadığı incelenirken,
uygulanan cezaların niteliği ve ağırlığı da göz önünde bulundurulmalıdır (Yarar / Türkiye, no.
57258/00).
AĐHM, yukarıda bahsi geçen ilkelerin, aynı zamanda, terörle mücadele kapsamında
ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması amacıyla makamlar tarafından alınan
önlemlere de uygulandığı kanaatindedir. Bu bağlamda, AĐHM, davanın özel koꢀullarını ve
devletin takdir yetkisini göz önünde bulundurarak, kiꢀinin ifade özgürlüğü hakkı ile
demokratik bir toplumun kendisini terör örgütlerinin eylemlerine karꢀı koruma hakkı arasında
adil bir dengenin bulunup bulunmadığını belirlemelidir (Zana).
Bu noktada, AĐHM, söz konusu davadakine benzer sorunlar içeren birçok davada
AĐHS’nin 10. maddesinin ihlalini tespit ettiğini hatırlatır (Yılmaz ve Kılıç / Türkiye, no.
68514/01; Bahçeci ve Turan / Türkiye, no. 33340/03; Kızılyaprak / Türkiye, no. 27528/95;
Feridun Yazar / Türkiye, no. 42713/98).
Söz konusu davada, 1997 ve 1998 yıllarında yapılan 1 Mayıs gösterilerinde ve Sivas
Katliamı anısına 2 Temmuz 1998 tarihinde yapılan gösteride baꢀvuranların slogan attığı
konusu taraflar arasında ihtilaflı değildir. Ayrıca, dava dosyasında, söz konusu gösterilerin
sakin bir ꢀekilde sonuçlanmadığına veya gösterilerde ꢀiddet eylemlerinde bulunulduğuna dair
herhangi bir bilgi yer almamaktadır.
AĐHM, “Đktidar namlunun ucundadır”, “Bizde hesapları namlular sorar” gibi
sloganların ꢀiddet içerikli olduğunu gözlemlemektedir. Bununla birlikte, bu sloganların
bilinen ve kalıplaꢀmıꢀ solcu sloganlar olduğu ve izinli gösterilerde slogan atıldığı (böylelikle
sloganların “ulusal güvenlik” ve “kamu düzeni” üzerindeki potansiyel etkisi kısıtlanmıꢀtır)
göz önünde bulundurulduğunda, sloganların ꢀiddete veya ayaklanmaya çağrıda bulunduğu
düꢀünülemez. Ancak, AĐHM, bu değerlendirmenin söz konusu sloganların tonunu
desteklediği ꢀeklinde yorumlanmaması gerektiğinin yanı sıra, 10. maddenin yalnızca ifade
edilen fikirlerin ve bilginin içeriğini değil, aynı zamanda ifade edilme ꢀeklini koruduğunun
hatırlanması gerektiğini vurgulamaktadır (Karataꢀ / Türkiye, no. 23168/94). AĐHM, ayrıca,
yerleꢀik içtihadına göre, 10. maddenin 2. paragrafının yalnızca kabul gören veya zararsız veya
kayıtsızlık içeren “bilgiler” veya “fikirlere” değil, aynı zamanda kırıcı, ꢀok edici veya rahatsız
edici olanlara da uygulandığını hatırlatır. Bunlar, “demokratik bir toplumun” olmazsa
olmazları olan çoğulculuk, hoꢀgörü ve açık fikirliliğin gerekleridir (Sürek ve Özdemir /
Türkiye, no. 23927/94).
AĐHM, baꢀvuranların söz konusu sloganları atarak herhangi bir kiꢀiye karꢀı ꢀiddeti
veya yaralamayı desteklemediklerini gözlemlemektedir. Ayrıca, ne yerel mahkeme
kararlarında ne de Hükümet’in görüꢀlerinde, baꢀvuranların karꢀı karꢀıya kaldıkları uzun ceza
yargılaması gibi bir müdahaleyi gerektiren kesin ve yakın bir tehlike bulunduğuna dair
herhangi bir iꢀaret bulunmamaktadır.
AĐHM, ayrıca, söz konusu davanın olayları ve bağlamı bakımından Taꢀdemir / Türkiye
(38841/07) davasından farklı olduğunu kaydeder. Taꢀdemir davasında, baꢀvuranın attığı
sloganlar terörü savunur nitelikte olup baꢀvuran yargılama sonucunda yirmi beꢀ gün hapis
cezasına çarptırılmıꢀtır. Bu bağlamda, AĐHM, müdahalenin orantılı olup olmadığı
incelenirken, uygulanan cezaların niteliğinin ve ağırlığının da göz önünde bulundurulması
gerektiğini hatırlatır (Yarar / Türkiye, no. 57258/00). AĐHM, söz konusu davada, iç hukukta
yapılan değiꢀikliklerin ardından baꢀvuranlar aleyhindeki ceza yargılamasının yeniden
baꢀlatılmasına rağmen, baꢀlangıçta bütün baꢀvuranların üç yıl dokuz ay hapis cezasına
çarptırıldığını kaydeder. Bununla birlikte, AĐHM, söz konusu ceza ile uzun süren ceza
yargılamasının orantısız olduğu sonucuna varır (mutatis mutandis, Koç ve Tambaꢀ / Türkiye,
no. 50934/99).
Yukarıda anlatılanları göz önünde bulunduran AĐHM, baꢀvuranların, baꢀkalarını ꢀiddet
yöntemlerine, silahlı direniꢀe veya isyana teꢀvik ederek “ulusal güvenliği” veya “kamu
düzenini” etkilediğinin düꢀünülemeyeceği kanaatindedir (a contrario, Sürek / Türkiye (no. 1),
no. 26682/95).
Yukarıdaki unsurları göz önünde bulunduran AĐHM, söz konusu dava koꢀullarında,
yapılan müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olmadığı” sonucuna varır. Buna göre,
AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar, ayrıca, gözaltındayken avukat yardımından yararlanamadıkları
konusunda ꢀikayetçi olmuꢀlar ve bu ꢀikayetlerini AĐHS’nin 6. maddesine dayandırmıꢀlardır.
Hükümet, Deniz Kahraman’ın Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nin 21 Temmuz 2004
tarihli kararını temyiz etmemesi nedeniyle, söz konusu ꢀikayetin iç hukuk yollarının
tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet, ayrıca, Zehra
Delikurt’un 4959 No.lu Kanun’dan yararlanması nedeniyle mağdur statüsünün bulunmadığını
ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, aꢀağıda belirtilen gerekçelerle, Hükümet’in ön itirazına iliꢀkin karar vermesine
gerek olmadığını gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca, bu ꢀikayetlerin yukarıda incelenen
ꢀikayetlerle bağlantılı olması nedeniyle aynı ꢀekilde kabuledilebilir nitelikte olduğunu
kaydeder.
Bununla birlikte, dava olaylarını, tarafların ifadelerini ve 10. maddenin ihlal edildiği
yönündeki tespitini göz önünde bulunduran AĐHM, söz konusu baꢀvuruda ortaya konan temel
hukuki sorunu incelemiꢀ olduğu kanaatindedir. AĐHM, söz konusu dava koꢀullarında,
baꢀvuranların 6. madde uyarınca yapmıꢀ oldukları diğer ꢀikayetlerle ilgili olarak ayrı bir karar
vermesine gerek olmadığı sonucuna varır (Böke ve Kandemir / Türkiye, no. 71912/01; Yalçın
Küçük / Türkiye (no. 3), no. 71353/01).
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
Baꢀvuranlar, maddi ve manevi tazminat olarak aꢀağıda belirtilen miktarları talep
etmiꢀlerdir:
-
-
-
-
Ercan Gül: 37,000 Euro maddi tazminat, 20,000 Euro manevi tazminat
Deniz Kahraman: 10,000 Euro maddi tazminat, 20,000 Euro manevi tazminat
Zehra Delikurt: 10,000 Euro manevi tazminat
Erkan Arslanbenzer: 20,000 Euro maddi tazminat, 20,000 Euro manevi tazminat.
Baꢀvuranlar, ayrıca, yargılama masraf ve giderleri için 3,600 Euro talep etmiꢀler,
ancak taleplerini desteklemek üzere herhangi bir belge sunmamıꢀlardır.
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı
bulunmadığını kaydeden AĐHM, söz konusu talebi reddeder. Ancak, AĐHM, adil temellere
dayanarak, baꢀvuranların her birine manevi tazminat olarak 3,000 Euro ödenmesine karar
verir.
Yargılama masraf ve giderleriyle ilgili olarak, AĐHM’nin içtihadına göre, bir
baꢀvuranın gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde
edebilir. Söz konusu davada, baꢀvuranlar, iddia ettikleri yargı giderlerinin gerçekliğini
kanıtlamamıꢀlardır. Bu nedenle, AĐHM, bu baꢀlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına
karar verir.
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,
1. Oyçokluğu ile Deniz Kahraman’la ilgili baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. Oybirliği ile baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
3. 2’ye 5 oyla AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Oybirliği ile AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan ꢀikayetin ayrıca incelenmesine
gerek olmadığına;
5. 2’ye 5 oyla
(a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet
tarafından baꢀvuranların her birine manevi tazminat olarak 3,000 Euro (üç bin Euro)
ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 8 Haziran 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło