48804/99
WyrokETPCz2008-01-24ECLI:CE:ECHR:2008:0124JUD004880499
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy państwo tureckie naruszyło prawo do życia (art. 2 Konwencji) syna skarżącego poprzez brak ochrony życia i brak skutecznego śledztwa w sprawie jego zaginięcia? Czy traktowanie skarżącego przez władze po zaginięciu syna stanowiło nieludzkie lub poniżające traktowanie (art. 3 Konwencji)? Czy zaginięcie syna skarżącego naruszyło jego prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 Konwencji)? Czy brak skutecznych środków odwoławczych naruszył art. 13 Konwencji? Czy doszło do dyskryminacji ze względu na pochodzenie etniczne (art. 14 w związku z art. 2 i 5 Konwencji)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć nie ma wystarczających dowodów, aby stwierdzić, że funkcjonariusze państwowi byli bezpośrednio odpowiedzialni za porwanie i śmierć Atilli Osmanoğlu (brak naruszenia art. 2 w tym aspekcie), to jednak państwo tureckie naruszyło pozytywny obowiązek ochrony życia wynikający z art. 2 Konwencji. Zaginięcie osoby w okolicznościach zagrażających życiu, zwłaszcza w kontekście sytuacji w południowo-wschodniej Turcji w tamtym okresie, wymagało podjęcia przez władze natychmiastowych i skutecznych działań ochronnych. Władze nie podjęły rozsądnych środków, aby zapobiec zagrożeniu życia Atilli po zgłoszeniu jego zaginięcia. Dodatkowo, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 z powodu braku skutecznego śledztwa w sprawie zaginięcia, podkreślając, że władze nie zbadały nawet konkretnych informacji, takich jak zeznania świadków czy rzekome "wyznanie" byłego funkcjonariusza. Cierpienie skarżącego, wynikające z braku informacji o losie syna i nieefektywności władz, zostało uznane za nieludzkie traktowanie, naruszające art. 3 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Muhyettin Osmanoğlu, obywatel turecki pochodzenia kurdyjskiego, zamieszkały w Diyarbakır, jest ojcem Atilli Osmanoğlu (ur. 1968). 25 marca 1996 roku, dwóch uzbrojonych mężczyzn, podających się za policjantów, zabrało Atillę z jego sklepu. Skarżący był świadkiem tego zdarzenia. Atilla zaginął, a skarżący zgłosił to władzom, jednak nie przeprowadzono skutecznego śledztwa. W 2005 roku w gazecie ukazał się artykuł zawierający rzekome zeznanie byłego członka JİTEM, Abdülkadira Aygana, opisujące porwanie i zabójstwo Atilli, ale rząd nie wszczął w tej sprawie śledztwa.Rozstrzygnięcie
Stwierdza, jednogłośnie, brak naruszenia art. 2 Konwencji w zakresie zarzutu porwania syna skarżącego przez funkcjonariuszy państwowych i jego późniejszego zaginięcia.
Stwierdza, 4 głosami do 3, naruszenie art. 2 Konwencji w zakresie braku ochrony życia syna skarżącego przez państwo pozwane.
Stwierdza, jednogłośnie, naruszenie art. 2 Konwencji z powodu braku skutecznego śledztwa w sprawie zaginięcia syna skarżącego.
Stwierdza, 4 głosami do 3, naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do skarżącego.
Stwierdza, jednogłośnie, brak naruszenia art. 5 Konwencji.
Stwierdza, jednogłośnie, że nie ma potrzeby oddzielnego rozpatrywania skargi skarżącego na podstawie art. 8 Konwencji.
Stwierdza, jednogłośnie, że nie ma potrzeby oddzielnego rozpatrywania skargi na podstawie art. 13 Konwencji.
Stwierdza, jednogłośnie, brak naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 2 i 5.
Zasądza na rzecz skarżącego zadośćuczynienie zgodnie z art. 41 Konwencji.
Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
OF EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ D A ĐRE
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE DAVASI
(B a ꢀvuru no. 48804/99)
KARAR
STRAZBURG Ocak 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 48804/99 baꢀvuru numaralı davanın nedeni Kürt
kökenli T.C. vatandaꢀı Muhyettin Osmanoğlu’nun (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları
Komisyonu’na (“Komisyon”) 25 Eylül 1996 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin
(“Sözleꢀme”) eski 25. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, AĐHM önünde, Londra’da bulunan Kürt Đnsan Hakları Projesi’ne bağlı
avukatlar Mark Muller, Tim Otty, Kerim Yıldız ve Lucy Claridge ile Diyarbakır Barosu’na
bağlı avukatlar Reyhan Yalçındağ, Aygül Demirtaꢀ ve Selahattin Demirtaꢀ tarafından temsil
edilmiꢀtir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran Muhyettin Osmanoğlu 1942 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir. doğumlu olan Atilla Osmanoğlu’nun babasıdır. Atilla, iddiaya göre, 25 Mart 1996
tarihinde polis tarafından gözaltına alınmıꢀ ve daha sonra ortadan kaybolmuꢀtur.
A. Giriꢀ
Dava olayları taraflar arasında ihtilaflıdır ve ayrı olarak sunulacaktır.
Baꢀvuran tarafından sunulduğu ꢀekliyle dava olayları aꢀağıda yer alan B Kısmı’nda
ortaya konmuꢀtur. Hükümet’in dava olaylarına iliꢀkin görüꢀleri C Kısmı’nda özetlenmiꢀtir.
Taraflarca sunulan, belgelere dayanan deliller D Kısmı’nda özetlenmiꢀtir.
B. Baꢀvuranın dava olaylarına iliꢀkin görüꢀleri
Baꢀvuran emekli bir devlet memurudur. Bu baꢀvuruya yol açan olayların gerçekleꢀtiği
dönemde, baꢀvuran ve ailesi Diyarbakır’da yaꢀamaktaydılar ve burada baꢀvuranın oğlu Atilla,
baꢀvuranın sahibi olduğu toptan satıꢀ yapan bir bakkal dükkanı iꢀletmekteydi. Baꢀvuran ve
ailesi, Diyarbakır’dan önce, yakın mesafedeki Hazro ilçesinde yaꢀamaktaydılar ve baꢀvuran
burada devlet memuru olarak görev yapmaktaydı. ꢁubat 1992’de, oğlunun bir polis memuru
tarafından tehdit edilmesinden sonra baꢀvuran ve ailesi Diyarbakır’a taꢀınmıꢀlardır. 1994
tarihinde, baꢀvuran, 28 gün süreyle tutuklu bulundurulmuꢀ ve tutukluluğu sırasında kötü
muameleye tabi tutulmuꢀtur. Daha sonra, hakkındaki suçlamalardan beraat etmiꢀtir. Mart 1996 tarihinde, saat 11:00 sıralarında, baꢀvuran dükkana gelmiꢀ ve iki adamın
Atilla’yı dükkandan dıꢀarı çıkardıklarını görmüꢀtür. Adamlardan bir tanesi sarıꢀın, uzun boylu
ve sakalsızdı ve saç kesimi “Amerikan tıraꢀı” ꢀeklindeydi. Đkinci adam, tıknaz, orta boylu ve
esmerdi. Adamlar silahlılardı ve telsiz taꢀıyorlardı.
Đki adam baꢀvurana polis memurları olduklarını ve oğlunu emniyet müdürlüğünde
kantin hizmeti sağlamaya yönelik sözleꢀme teklifinde bulunabilmesi için emniyet
müdürlüğüne götürdüklerini söylemiꢀlerdir. Adamlar, ayrıca, yanlarına bir kutu ꢀeker ve bir
kilo çay almıꢀlardır. Đki adam, baꢀvurana Atilla’yı yaklaꢀık yarım saat içinde geri
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
getireceklerini söyleyince ve Atilla da bunu doğrulayınca, baꢀvuran, müdahale etmemeye
karar vermiꢀtir. Baꢀvuran, Atilla’nın, içinde iki yolcunun daha bulunduğu bir arabaya
götürüldüğünü görmüꢀtür. Komꢀu dükkan sahipleri de iki adamın Atilla’yı yanlarında
götürüꢀüne tanık olmuꢀlardır.
Aynı iki adam daha önce dükkana gelmiꢀler ve kantinden geldiklerini belirtip Atilla’dan
kendileriyle gelmesini istemiꢀlerdir. Atilla gitmeyi reddedince, iki adam yaklaꢀık bir saat
dükkanda oturmuꢀ ve üç telefon görüꢀmesi yapmıꢀlardır. Atilla, adamların ꢀifreli konuꢀmaları
nedeniyle bu telefon görüꢀmelerini anlamadığını belirtmiꢀtir. Atilla o akꢀam baꢀvurana bu
olayı anlattığında, olay hakkında endiꢀeliydi. Mart 1996 akꢀamı Atilla geri dönmeyince, baꢀvuran, onun gözaltına alındığını
düꢀünmüꢀtü. Ertesi gün, Valiliğe ve Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na
baꢀvurmuꢀtur. Aynı Savcı’ya 29 Mart ve 1, 9 ve 19 Nisan tarihlerinde yine baꢀvurmuꢀtur. 16
Mayıs 1996 tarihinde, baꢀvuran bir kez daha Valiliğe baꢀvurmuꢀtur.
Baꢀvuran, 1 Nisan 1996 tarihli dilekçesine, Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı’ndan
yanıt almıꢀtır. Savcı, baꢀvuranın oğlunun isminin gözaltı kayıtlarında yer almadığını ifade
etmiꢀtir.
Haziran 1996’da, baꢀvuran, dilekçeleri ile ilgili olarak Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi’ne çağrılmıꢀtır. Sunduğu ifade ve ꢀikayet, 1996/4041 ön dosya numarası altında
dosyalanmıꢀtır. Valiliğe yaptığı baꢀvuru hakkında, baꢀvurana, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü
Cinayet Masası ile irtibata geçmesi söylenmiꢀtir. Baꢀvuran, söz konusu merciye mektup ile
baꢀvurmuꢀ; ancak, bölgede bulunan kimliği belirlenememiꢀ birkaç cesedi teꢀhis etmesi talebi
dıꢀında bir yanıt almamıꢀtır.
Son olarak, davanın kabuledilebilirliğine ve esasına iliꢀkin Hükümet görüꢀlerine yanıt
olarak AĐHM’ye sunduğu görüꢀlerinde, baꢀvuran, 4 Temmuz 2005 tarihinde Özgür Gündem
gazetesinde yayınlanan ve iddiaya göre JĐTEM (Jandarma Đstihbarat Terörle Mücadele) eski
üyesi olan Abdülkadir Aygan tarafından yapılan ve oğlu Atilla’nın kaçırılmasını ve daha
sonra öldürülmesini anlatan sözde itirafın ayrıntılarını açıklayan bir makaleye atıfta
bulunmuꢀtur.
C. Hükümet’in dava olaylarına iliꢀkin görüꢀleri
Hükümet, baꢀvuranın 1 Nisan 1996 tarihinde Savcı’ya ꢀikayette bulunduğunu
doğrulamıꢀtır. Sözkonusu ꢀikayette baꢀvuran, oğlunun polis memurları tarafından gözaltına
alındığını iddia etmiꢀ ve oğlunun bulunduğu yere iliꢀkin bilgi talep etmiꢀtir.
Savcı, baꢀvuranın ꢀikayetini alması üzerine, Emniyet Müdürlüğü gözaltı kayıtlarını
incelemiꢀ ve Atilla Osmanoğlu’nun gözaltına alınmamıꢀ olduğu kararına varmıꢀtır. Savcı,
Atilla Osmanoğlu’nun gözaltına alınmıꢀ olduğunu gösteren gözaltı kayıtlarının veya
kaçırıldığına veya kanunsuz bir fiil sonucu mağdur olduğuna dair delillerin mevcut olmadığı
gerekçesiyle soruꢀturma baꢀlatmamıꢀtır. Mayıs 1996 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masasında baꢀvuranın
ifadesi alınmıꢀtır. Bu ifadenin alınmasının ardından, Atilla Osmanoğlu kayıp ꢀahıs olarak
kayıtlara geçmiꢀ ve bulunması amacıyla ülke genelinde bir soruꢀturma yürütülmüꢀtür.
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
AĐHM baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verdikten sonra, Hükümet’ten, Atilla
Osmanoğlu’nun ortadan kaybolmasına iliꢀkin tam soruꢀturma dosyasının bir örneğini
sunmasını talep etmiꢀtir. Hükümet’ten, bununla birlikte, Abdülkadir Aygan’ın, baꢀvuranın
oğlunun kaçırılmasına ve öldürülmesine iliꢀkin sözde itirafına yönelik bir soruꢀturma açılıp
açılmadığına dair bilgi talep etmiꢀtir. Hükümet, yanıt olarak, AĐHM’ye, iddiaların soyut ve
asılsız olmaları nedeniyle, Atilla Osmanoğlu’nun ortadan kaybolmasına veya Aygan’ın sözde
itirafına yönelik bir soruꢀturma baꢀlatılmadığını bildirmiꢀtir.
D. Taraflarca sunulan belgelere dayalı deliller
Aꢀağıda bulunan bilgiler, taraflarca sunulan belgelerde yer almaktadır. Mart 1996 tarihinde, baꢀvuran, Diyarbakır Valiliği’ne bir dilekçe sunmuꢀ ve oğlunun
bir gün önce Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü kantininden geldiğini iddia eden iki sivil polis
tarafından götürüldüğünü ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, ilgili tüm mercilere baꢀvurmuꢀ
olmasına rağmen kendisine oğlunun bulunduğu yere iliꢀkin herhangi bir bilgi verilmediğini
belirtmiꢀtir. Nisan1996 tarihinde, baꢀvuran, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı’na bir
dilekçe sunmuꢀ ve oğlunun 25 Mart 1996 tarihinde güvenlik güçleri tarafından gözaltına
alındığını ve o tarihten itibaren oğlundan haber alamadığını ifade etmiꢀtir. Savcı’dan,
kendisini oğlunun akıbeti ve nerede tutulduğu hakkında bilgilendirmesini talep etmiꢀtir. 4
Nisan 1996 tarihinde Savcı tarafından dilekçeye eklenmiꢀ el yazısı ile yazılmıꢀ bir nota göre,
baꢀvuranın oğlunun ismi gözaltı kayıtlarında yer almamaktadır. Mayıs 1996 tarihinde, baꢀvuran, Diyarbakır Valiliği’ne ikinci bir dilekçe sunmuꢀ ve Mart 1996 tarihli önceki dilekçesinin içeriğini yinelemiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, oğlunun
herhangi bir yasadıꢀı örgütle bağlantısının olmadığını ifade etmiꢀtir. Mayıs 1996 tarihinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Cinayet Masasında baꢀvuranın
ifadesi alınmıꢀtır. Baꢀvuran önceki ifadelerini yinelemiꢀ ve oğlunu götüren iki adamın
eꢀkalini tarif etmiꢀtir. Đki adamı tekrar görmesi halinde teꢀhis edebileceğini ifade etmiꢀtir.
Ayrıca, aynı iki adamın oğlunu götürmelerinden iki gün önce dükkana geldiklerini ve
dükkandan çıktıktan sonra komꢀu dükkana gittiklerini eklemiꢀtir. Baꢀvuran, komꢀu dükkan
sahibinin, polis memurlarının kimliğini tespit etmek amacıyla sorgulanabileceğini belirtmiꢀtir.
Atilla Osmanoğlu ismi, baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verildikten sonra
Hükümet tarafından AĐHM’ye sunulan Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü gözaltı kayıtlarında
yer almamaktadır. Temmuz 2006 tarihinde, Abdülkadir Aygan tarafından yapıldığı iddia edilen itiraf
Özgür Gündem gazetesinde yayınlanmıꢀtır. Aygan’ın, Atilla Osmanoğlu’nun JĐTEM
tarafından kaçırıldığı ve – aynı zamanda Koçero olarak da bilinen – Cindi Acet tarafından,
cesedin teꢀhisinin mümkün olmaması için baꢀının çekiçle ezildiğini ifade ettiği aktarılmıꢀtır.
Daha sonra, Silopi ilçesinin yakınında kullanılmayan bir tanker içine atılan ceset 30 Mart tarihinde bulunmuꢀ ve Silopi Cumhuriyet Savcısı tarafından otopsi raporu
düzenlenmiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı tarafından açılan dosyaya 1996/313 ön soruꢀturma
numarası verilmiꢀtir. Otopsi raporuna göre, ceset 175 santimetre uzunluğunda, 70 kilo
ağırlığında, yaklaꢀık 25-30 yaꢀlarında olan koyu renk saçlı bir erkeğe aittir. Yüz bölgesinde
birkaç ciddi kesik yer almaktaydı ve kafatasının bazı kısımları kırılmıꢀtı. Ceset, Silopi
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
mezarlığının sahipsiz cesetler için ayrılan bölümüne defnedilmiꢀtir. Baꢀvurana sonradan bu
cesedin resimleri gösterilmiꢀ; ancak, baꢀvuran, ölüyü oğlu olarak teꢀhis edememiꢀtir.
HUKUK
I. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZI
Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesinden yaklaꢀık bir sene sonra, 29
Mayıs 2007 tarihinde sunulan bir mektupta Hükümet, AĐHM’ye, Diyarbakır Cumhuriyet
Savcısı’nın 23 Haziran 2006 tarihinde takipsizlik kararı verdiğini ve baꢀvuranın bu karara
karꢀı resmi bir itirazda bulunmadığını bildirmiꢀtir. Hükümet, sonradan, AĐHM’ye, söz konusu
kararın 2 Ekim 2006 tarihinde baꢀvurana bildirildiğini gösteren bir belge sunmuꢀtur.
Hükümet, AĐHM’den, baꢀvuranın iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle, baꢀvurunun
kabuledilemez olduğuna karar vermesi talebinde bulunmuꢀtur.
Baꢀvuran, Hükümet tarafından ileri sürülenin aksine, takipsizlik kararının kendisine
tebliğ edilmediğini iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, söz konusu karara itiraz etmiꢀ olsa bile, ꢀüpheli
serbest olduğu için sonucun aynı olacağı görüꢀündedir. Her halükarda, davanın kabuledilebilir
olduğuna zaten karar verilmiꢀtir ve Hükümet aksini kanıtlamak için herhangi bir delil
sunmamıꢀtır.
Baꢀlangıç olarak, Hükümet’in, takipsizlik kararını, 20 Eylül 2006 tarihinde AĐHM’ye
sunulan kabuledilebilirlik sonrası ek görüꢀlerine dahil etme imkanı olmasına rağmen, 29
Mayıs 2007 tarihine kadar AĐHM’ye bildirmediği vurgulanmalıdır.
AĐHM, ayrıca, Cumhuriyet Savcısı’nın 23 Haziran 2006 tarihli kararının, zamanaꢀımına
dayandığını kaydetmiꢀtir. Kararda, suç “kiꢀisel özgürlüğün kısıtlanması” olarak anılmıꢀtır ve
bu suç için zamanaꢀımı süresi uygulanabilir iç mevzuat uyarınca 10 yıldır. Bu, bir
soruꢀturmanın sonunda alınmıꢀ bir karar değil; sadece zamanaꢀımı süresine ulaꢀıldığını
saptayan bir karardır. Esasen, Hükümet’in de kabul ettiği gibi, Atilla Osmanoğlu’nun ortadan
kaybolmasına veya Aygan’ın iddia edilen itirafına yönelik bir soruꢀturma baꢀlatılmamıꢀtır.
Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, oğlunun ortadan kaybolmasına yönelik
soruꢀturma baꢀlatılması için yerel mercilere çok sayıda sonuçsuz baꢀvuruda bulunan
baꢀvuranın, Cumhuriyet Savcısı’nın soruꢀturmayı durdurma kararı hakkında (ki soruꢀturma
Hükümet’in de kabul ettiği gibi hiç gerçekleꢀmemiꢀtir) itirazda bulunmasının gerekli olmadığı
kanısındadır. Dolayısıyla, AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmiꢀtir.
II. AĐHM’NĐN DELĐLLERĐ DEĞERLENDĐRMESĐ VE OLAYLARI TESPĐTĐ
A. Tarafların savunmaları
1. Baꢀvuran
Baꢀvuran, makul ꢀüphenin ötesinde, oğlunun devlet görevlileri tarafından kaçırıldığı
kararına varmak için yeterli delil dayanağının mevcut olduğunu ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın
kendisi kaçırılma olayına tanık olmuꢀ ve yetkililere olaya karıꢀan iki adamın eꢀkalini tarif
etmiꢀtir. Ayrıca, Aygan’ın itirafına dayalı gazete haberi, baꢀvuranın, oğlunun ortadan
kaybolmasında devletin rolü olduğuna iliꢀkin iddiaları lehinde tamamlayıcı delil
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
oluꢀturmuꢀtur. Baꢀvuran, Aygan tarafından sunulan bilgilerin söylentiye dayanan delillerden
öteye gitmediğini kabul etmiꢀ; ancak, AĐHM’den, AĐHS’nin 38/1. maddesinin (a) bendi ve
Mahkeme Đç Tüzüğü’nün Ek A1. maddesinin 3. paragrafı uyarınca olan yetkilerini
kullanmasını, baꢀvuranın oğlunun ortadan kaybolmasında mevcut olan olaylara yönelik delil
tespit iꢀlemleri yürütmesini ve bilhassa, eski bir devlet görevlisi olan Aygan tarafından
sunulan bilgileri incelemesini ve doğrulamasını talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran, oğlunun cesedi hiçbir zaman kesin olarak teꢀhis edilmediği için, oğlunun
ölümüne dair somut bir delil sunamadığını kabul etmiꢀtir. Ancak, baꢀvuran, AĐHM’nin benzer
iddialara iliꢀkin içtihadını temel alarak (özellikle, Akdeniz ve Diğerleri – Türkiye, 23954/94, Mayıs 2001), savunmacı Hükümete atfedilebilir makul bir ölüm karinesi olduğunu ve
bunun aꢀağıda belirtilen faktörlerden kaynaklandığını ileri sürmüꢀtür:
(a) devlet güvenlik güçleri nezaretinde oğlunu en son görmesinden itibaren geçen süre;
(b) hem oğlunun hem de kendisinin maruz kaldığı taciz geçmiꢀi;
(c) oğlunun alıkonulduğuna iliꢀkin belgeye dayalı bir delilin mevcut olmaması;
(d) devlet tarafından tatminkar ve makul bir açıklamanın veya bir soruꢀturmanın
yapılmaması; ve
(e) Aygan tarafından yapılan iddiaları ayrıntılarıyla anlatan gazete makalesinde yer alan
söylentiye dayanan deliller.
Baꢀvuran ayrıca savunmacı Hükümetin, AĐHM tarafından yapılan bilgi açıklaması
talebini yerine getirmediğini ileri sürmüꢀtür. Kendilerine davanın bildirildiği zamana ait söz
konusu talebe göre, Hükümet’ten, AĐHM’ye, tüm soruꢀturma dosyasının ve gözaltı
kayıtlarının bir örneğini sunması istenmiꢀ; ancak, Hükümet bu talebi yerine getirmemiꢀtir.
Baꢀvuran, AĐHM’den, Hükümet’in, AĐHS’nin 38/1. maddesinin a bendi uyarınca olayların
saptanması için AĐHM’ye yardımcı olma yükümlülüğünü ihlal ettiği kararına varmasını talep
etmiꢀtir.
Son olarak, baꢀvuran, eksik belgelerin kendisi tarafından yapılan iddiaları
doğrulamasının veya çürütmesinin kuvvetle muhtemel olması nedeniyle, AĐHM’nin,
iddiaların haklılığına dair kendi baꢀına sonuç çıkarmak durumunda olduğunu belirtmiꢀtir. Bu
bağlamda, Akkum vd. – Türkiye (no. 21894/93) ve Çelikbilek – Türkiye (no. 27693/95)
davalarındaki kararlara atıfta bulunan baꢀvuran, sözkonusu belgelerin iddialarını neden
doğrulamayacağını kesin olarak açıklamanın Hükümetin görevi olduğunu iddia etmiꢀtir.
2. Hükümet
Hükümet, AĐHM’nin, makul ꢀüphenin ötesinde, baꢀvuranın oğlunun bir devlet görevlisi
veya devlet adına hareket eden bir kimse tarafından kaçırıldığı ve öldürüldüğü kararını
vermesini sağlayacak bir delilin dava dosyasında mevcut olmadığını ileri sürmüꢀtür.
B. 38/1. maddenin (a) bendi ve buna bağlı olarak AĐHM tarafından çıkarılan
sonuçlar
AĐHM, delil değerlendirmesine geçmeden önce, AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca tesis
edilen kiꢀisel baꢀvuru sisteminin etkili bir ꢀekilde iꢀlemesi için, taraf devletlerin, baꢀvuruların
düzgün ve etkili biçimde incelenmesini mümkün kılmak için gerekli tüm kolaylıkları
sağlamasının azami önem taꢀıdığını yinelemiꢀtir (bkz. Tanrıkulu – Türkiye [BD], no.
23763/94)., bireysel baꢀvurularda baꢀvuranın, devlet görevlilerini, AĐHS kapsamındaki
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
haklarını ihlal etmekle suçladığı nitelikteki davalarda bazı durumlarda iddiaları
doğrulayabilecek veya çürütebilecek bilgilere ancak savunmacı Hükümetin eriꢀiminin
mümkün olması bu tür davaların bir parçasıdır. Hükümetin, tatminkar bir açıklama yapmadan,
elinde tuttuğu söz konusu bilgiyi sunmaması, baꢀvuranın iddialarının haklılığı yönünde
sonuçların çıkarılmasına yol açmakla kalmaz; aynı zamanda savunmacı Hükümet’in
AĐHS’nin 38/1. maddesinin a bendi uyarınca olan yükümlülükleriyle uyum düzeyine negatif
bir ꢀekilde yansıyabilir (bkz. Timurtaꢀ – Türkiye, no. 23531/94).
Ayrıca, tekelinde olan çok önemli belgelerin Hükümet tarafından açıklanmamasının
AĐHM’nin olayları saptamasını engellediği davalarda, söz konusu belgelerin baꢀvuranın
iddialarını neden doğrulamayacağını ikna edici biçimde savunmak veya dava konusu
olayların nasıl gerçekleꢀtiğine dair tatminkar ve inandırıcı bir açıklama sunmak Hükümet’e
düꢀmektedir (bkz., yukarıda anılan Akkum ve Diğerleri; yukarıda anılan Çelikbilek).
AĐHM, bu davaya iliꢀkin olarak davayı Hükümet’e bildirdiğinde, Hükümet’ten
soruꢀturma dosyalarının ve gözaltı kayıtlarının örneklerini sunmasını talep ettiğini
kaydetmiꢀtir. Hükümet, gözaltı kayıtlarının örneklerini veya baꢀvuranın polis tarafından
alınan bir ifadesinin haricinde herhangi bir belge sunmadan, davanın kabuledilebilirliğine ve
esasına iliꢀkin görüꢀlerinde, ilgili gözaltı kayıtlarının Cumhuriyet Savcısı tarafından
incelendiğini ve böylece Cumhuriyet Savcısı’nın, baꢀvuranın oğlunun gözaltına alınmadığı
kararını verdiğini ifade etmiꢀtir. Buna dayanılarak, bir soruꢀturma baꢀlatılması gereksiz
görülmüꢀtür.
AĐHM, baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verdikten sonra, Hükümet’ten yine,
tüm yerel soruꢀturma dosyasının örneklerini sunmasını talep etmiꢀtir. Hükümet, Diyarbakır
Emniyet Müdürlüğü’nün gözaltı kayıtları olduğunu iddia ettiği belgelerin örneklerini
sunmuꢀtur. Gözaltı kayıtlarının ilgili bölümlerinde baꢀvuranın oğlunun ismi geçmemektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 38. maddesi uyarınca baꢀvuruya iliꢀkin soruꢀturmasında AĐHM’ye
yardımcı olmaya dair yukarıda belirtilen yükümlülüğün, ancak davanın kabuledilebilir
olduğuna karar verilmesinden sonra geçerli olduğunu belirtir. Baꢀvurunun kabuledilebilir
bulunmasından sonra Hükümet tarafından gözaltı kayıtları örneklerinin sunulduğunu
kaydeden AĐHM, Hükümet’in, AĐHS’nin 38/1. maddesinin (a) bendi uyarınca olan
yükümlülüğünü yerine getirdiği kararını vermiꢀtir.
C. AĐHM’nin olayları değerlendirmesi
Mahkeme, kanıtları değerlendirirken genellikle “makul ꢀüphenin ötesinde” standardını
uygulamaktadır (bkz., Đrlanda – Đngiltere, A Serisi no. 25). Ancak, baꢀlangıçta
vurgulanmalıdır ki, söz konusu delil ölçütü AĐHM davalarında bağımsız bir anlama sahiptir
(bkz., Mathew – Hollanda, no. 24919/03); AĐHM, hiçbir zaman, “makul ꢀüphenin ötesinde”
standardını uygulayan ulusal hukuk sistemlerinin yaklaꢀımını örnek almayı tercih etmemiꢀtir
(bkz., Nachova ve Diğerleri – Bulgaristan [BD], no. 43577/98 ve no. 43579/98). Dolayısıyla,
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre, doğrudan delillerin mevcut olmadığı durumda, böyle bir
kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin
varlığı ile ortaya konabilir. Belirli bir karara varmak için gerekli olan ikna düzeyi ve bu
bağlamda ispat yükümlülüğünün bölüꢀtürülmesi, özleri itibarıyla, olayların özgüllüğü, yapılan
iddianın niteliği ve dava konusu olan AĐHS hakkı ile bağlantılıdır.
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
Baꢀvuran, bu davanın olaylarına iliꢀkin olarak, kendisinin görgü tanığı olarak anlattığı
olayların Aygan’ın iddialarıyla bir araya geldiğinde, oğlunun savunmacı sözleꢀmeci devlet
görevlileri tarafından kaçırıldığı yönündeki iddiası lehinde yeterli delil oluꢀturduğunu
belirtmiꢀtir.
AĐHM, baꢀvuranın görgü tanığı olarak anlattığı olaylar hususunda, baꢀvuranın, hem
ulusal makamlara baꢀvurduğunda hem Strazburg’da yer alan AĐHM’de görülen davada,
oğlunun dükkandan götürülmesine varan olayları anlatıꢀında tutarlı davrandığını
gözlemlemiꢀtir. Đki adamın eꢀkalini tarif etmiꢀ ve ulusal mercilere, komꢀu dükkan sahibinin
iki adamın oğlunu götürüꢀüne tanıklık ettiğini bildirmiꢀtir. Buna rağmen, ifadesinin alınması
ve gözaltı kayıtlarının kontrol edilmesi dıꢀında, yerel merciler tarafından iddialarına yönelik
bir soruꢀturma yürütülmemiꢀtir.
Bu bağlamda, baꢀvuranın oğlunun isminin gözaltı kayıtlarında geçmemesi, tek baꢀına,
belirleyici bir faktör değildir. Đlgili dönemde Türkiye’nin söz konusu bölgesine iliꢀkin gözaltı
kayıtlarının güvenilir ve doğru olmayıꢀı, bazı benzer davalarda AĐHM tarafından
vurgulanmıꢀtır (bkz., diğer kararların yanı sıra, Kurt – Türkiye, 25 Mayıs 1998 tarihli karar;
yukarıda anılan Timurtaꢀ; Çakıcı – Türkiye [BD], no. 23657/94; Çiçek – Türkiye, no.
25704/94, 27 ꢁubat 2001; Orhan – Türkiye, no. 25656/94, 18 Haziran 2002).
Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın oğlunun, iddia edildiği gibi
kendilerini polis memuru olarak tanıtan iki kiꢀi tarafından götürüldüğü konusunda ꢀüphe
duymak için bir gerekçe görmemiꢀtir.
AĐHM, Aygan tarafından öne sürülen iddialar hususunda, Nesibe Haran – Türkiye
davasında, baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesine iliꢀkin olarak Aygan tarafından yapılan benzer
iddiaların söz konusu dava bağlamında Mahkeme tarafından incelendiğini ve bu iddiaların
belirleyici bir önem taꢀımadıklarını, zira “bu iddiaların denenmemiꢀ ve en fazla ikinci
derecede kanıt teꢀkil etmekte olduğunu” gözlemlemiꢀtir (bkz., Nesibe Haran – Türkiye, no.
28299/95, 6 Ekim 2005).
Bu bağlamda ve baꢀvuranın, Aygan tarafından sunulan bilgilerin doğruluğunun
saptanması amacıyla AĐHM’den delil tespit iꢀlemleri yürütmesini talep etmesi hususunda,
AĐHM, bu tip bir soruꢀturmanın yerel merciler tarafından yürütülmesi gerektiği görüꢀündedir.
AĐHM, ayrıca, baꢀvuran tarafından sunulan bilgilere göre, Atilla’yı götüren iki kiꢀi tarafından
ziyaret edilen komꢀu dükkan sahibinin o olaydan sonra bölgeden taꢀındığını ve baꢀvuranın
onun adresini bilmediğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, aynı zamanda, AĐHM’ye, ne kendisinin ne
de avukatlarının Aygan’ın yerini bulabildiğini bildirmiꢀtir. Bu davanın koꢀulları karꢀısında,
AĐHM, kendisi tarafından Türkiye’de yürütülecek bir delil tespit soruꢀturmasının davanın
koꢀullarını açığa çıkaracağı konusunda ikna olmamıꢀtır.
AĐHM, Hükümet’ten, baꢀvuranın oğlunun kaçırılmasına ve öldürülmesine iliꢀkin olarak
Aygan tarafından öne sürülen iddialara yönelik bir soruꢀturma açılıp açılmadığı hususunu
açıklığa kavuꢀturmasını özellikle talep ettiğini gözlemlemiꢀtir. Hükümet, AĐHM’ye, “soyut ve
asılsız” olmaları nedeniyle Aygan’ın iddialarına yönelik bir soruꢀturma baꢀlatılmadığını
bildirmiꢀtir. Aygan’ın baꢀvuranın oğlunun sözde katilinin ismini verdiğini ve sözde cinayete
ve cesedin defnedildiği yere iliꢀkin ayrıntılar sunduğunu dikkate alan AĐHM, iddiaların
belirsiz olduğunu söyleyen Hükümetle aynı fikirde değildir. Bununla birlikte, ulusal
mercilerin Aygan’ın iddialarına yönelik soruꢀturma yürütmemiꢀ olması nedeniyle, söz konusu
iddialar denenmemiꢀ olarak kalmaya devam etmekte ve ikinci derecede kanıt oluꢀturmaktan
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
öteye geçmemektedir. Yetkililerin, Aygan’ın iddialarına yönelik bir soruꢀturma yürütmemiꢀ
olması, Hükümet’in AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca etkili bir soruꢀturma yürütme pozitif
yükümlülüğü açısından incelenecektir.
Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, hem ulusal merciler önünde hem de AĐHM’de
görülen davada, baꢀvuranın, iddialarını desteklemek için kendisinden makul olarak
beklenebilecek her ꢀeyi yaptığı görüꢀündedir. Bununla birlikte, her ne kadar AĐHM,
baꢀvuranın oğlunun kendilerini polis memuru olarak tanıtan iki kiꢀi tarafından götürüldüğünü
kabul etmeye hazırsa da, dosyadaki delillere dayanarak iki adamın aslında polis memuru olup
olmadıklarını tespit etmek mümkün değildir. Bu imkansızlık, doğrudan, savunmacı
Hükümetin baꢀvuranın iddialarına yönelik bir soruꢀturma yürütmemiꢀ olmasından
kaynaklanmaktadır. AĐHM, baꢀvuranın, Hükümetin, oğlunun yaꢀama hakkını koruyamadığı
iddiasına iliꢀkin ꢀikayetini incelerken, Hükümetin soruꢀturma yürütmemiꢀ olmasının
sonuçlarını ele almayı daha uygun bulmaktadır.
Son olarak, baꢀvuran, Hükümet’in olayların saptanmasında AĐHM ile iꢀbirliği
yapmaması nedeniyle, AĐHM’nin, ispat yükümlülüğünü Hükümet’e yüklemesi gerektiğini ve
Hükümet’in, alıkoyduğu belgelerin baꢀvuranın iddialarını doğrulamadığını kanıtlaması
gerektiğini ileri sürmüꢀtür. AĐHM, baꢀvuranın bu iddiaya destek olarak atıfta bulunduğu
davalarda (Akkum ve Diğerleri; Çelikbilek) Hükümet’in bazı çok önemli belgeleri sunmaması
nedeniyle olayları saptayamadığını belirtmiꢀtir. Ancak bu davada, baꢀvuranın iddialarının
doğruluğunun
saptanamaması
yerel
soruꢀturmanın
yürütülmemiꢀ
olmasından
kaynaklanmaktadır. Yerel soruꢀturmanın yürütülmemiꢀ olması, bu davanın koꢀullarında,
yukarıda da belirtildiği gibi, baꢀvuranın oğlunun yaꢀama hakkını koruma yükümlülüğü
açısından incelenmelidir.
D. Atilla Osmanoğlu’nun ölmüꢀ sayılıp sayılamayacağı
Yukarıda belirtilen Timurtaꢀ davasında AĐHM ꢀu kararı vermiꢀtir:
“82. ...Cesedi bulunamayan tutulunun akıbetine iliꢀkin olarak yetkililerin makul bir açıklama
sunmamasının ... AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca konular ortaya çıkarıp çıkarmayacağı, davanın tüm
koꢀullarına ve özellikle de somut unsurlara dayalı uygun ikinci derecede kanıtların varlığına bağlı
olacaktır. Bunların sonucunda, gerekli ispat standardına uygun olarak, baꢀvuranın gözaltı esnasında
ölmüꢀ olduğunun varsayılması kararına varılabilir.
83. Bu hususta, her ne kadar tek baꢀına belirleyici olmasa da, kiꢀinin alıkonulmasından itibaren geçen
süre, dikkate alınması gereken ilgili bir faktördür. Alıkonulan kiꢀiden haber alınamadan geçen süre
uzadıkça o kiꢀinin ölmüꢀ olması ihtimali de o derece yükselir. Dolayısıyla, ilgili kiꢀinin öldüğünün
varsayılması kararına varmadan önce, zamanın geçiꢀi, ikinci derecede kanıtlara verilmesi gereken
önemi belirli bir ölçüde etkileyebilir. Bu açıdan, AĐHM, söz konusu durumun, 5. madde uyarınca
usule aykırı olarak alıkoymanın ötesine geçen konular ortaya koyduğu kanısındadır. Bu durum,
AĐHS’nin en temel hükümlerinden birisi olan 2. maddenin öngördüğü yaꢀama hakkının etkili bir
ꢀekilde korunması ile ilgilidir ...”
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın oğlunun güvenlik güçleri tarafından götürüldüğünün
tespit edildiği kanısında değildir. Ancak, baꢀvuranın iddia ettiği koꢀullarda, 25 Mart 1996
tarihinde, iki kiꢀi tarafından kaçırıldığı sonucuna varmıꢀtır.
Bununla beraber, AĐHM, bir devletin bir kimsenin ortadan kaybolması eylemine
karıꢀtığı sonucuna varılmasının, o kimsenin ölü olarak farz edilip edilemeyeceğinin
belirlenmesi için olmazsa olmaz bir koꢀul olmadığı kanısındadır; bir kimsenin ortadan
kaybolması belirli koꢀullarda baꢀlı baꢀına hayatı tehdit edici olarak değerlendirilebilir. Bu
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
bağlamda AĐHM, bazı davalarda, olayın meydana geldiği tarihlerde Türkiye’nin
güneydoğusunda bir kimsenin ortadan kaybolmasının hayatı tehdit edici olarak
değerlendirilebileceğini gözlemler (ölüm karinesi için diğer hususlar meyanında bkz. Akdeniz
– Türkiye, 25165/94; ortadan kaybolma iddialarına iliꢀkin olarak olayı çevreleyen koꢀulların
belirlenmesi ve sorumluların tespit edilmesi amacıyla etkili soruꢀturma yürütülmesine iliꢀkin
örnekler için diğer hususlar meyanında bkz. Toğcu – Türkiye, 27601/95 ve burada sözü edilen
davalar).
Bu davaların pek çoğunda, mağdurların PKK ile bağlantıları olduğu iddialarının
AĐHM’nin göz önünde bulundurduğu bir etmen olmasına karꢀın, bu mağdurların ortadan
kaybolmalarının, sözkonusu tarihlerde Türkiye’nin güneydoğusundaki durum ıꢀığında hayatı
tehdit edici olduğu düꢀünüldüğünde, baꢀvuranın oğlunun PKK’nın eylemlerine karıꢀtığını
gösteren hiçbir emare olmaması, onun ortadan kaybolmasını hayatı daha az tehdit edici hale
getirmemektedir. Bu bağlamda, AĐHM, kaçırılma biçiminin, AĐHM’nin incelediği sözkonusu
dönemde Türkiye’nin güneydoğusunda öldürülen insanların öldürülmeden önce ortadan
kaybolmalarıyla pek çok benzerlik gösterdiğini gözlemler (özellikle bkz. Avꢀar – Türkiye,
25657/94; Nuray ꢁen – Türkiye (No. 2), 25354/94 ve Çelikbilek).
Yukarıda belirtilen nedenler ile Atilla Osmanoğlu’nun 11 yıldan fazla süredir nerede
olduğuna dair hiçbir bilginin gün ıꢀığına çıkmadığı –Hükümet’in itiraz etmediği bir gerçek -
göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM bu kiꢀinin ölmüꢀ olduğunun varsayılabileceğini kabul
eder.
AĐHM ꢀimdi baꢀvuranın AĐHS’nin çeꢀitli maddeleri kapsamındaki ꢀikayetlerini
incelemeye geçecektir.
III. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
AĐHS’nin 2. maddesine göre:
“
1. Herkesin yaꢀam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir
suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıꢀında hiç kimse kasten
öldürülemez.
2. Öldürme, aꢀağıdaki durumlardan birinde kuvvete baꢀvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi
sonucunda meydana gelmiꢀse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmıꢀ sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasadıꢀı ꢀiddete karꢀı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kiꢀinin
kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.
”
A. Atilla Osmanoğlu’nun devlet görevlileri tarafından kaçırılıp öldürüldüğü
iddiaları
Baꢀvuran, AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilerek, oğlunun güvenlik güçleri tarafından
kaçırıldığını ve ꢀu an ölmüꢀ olduğunun varsayıldığını iddia etmiꢀtir.
Hükümet devlet görevlilerinin baꢀvuranın oğlunun kaçırılmasına karıꢀtıklarını kabul
etmemiꢀtir.
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
AĐHM zaten Atilla Osmanoğlu’nun ortadan kaybolmasından kimin sorumlu
olabileceğini belirleyemeyeceği kanısına varmıꢀtır. Bu nedenle AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal
edilmediği anlaꢀılmaktadır.
B. Atilla Osmanoğlu’nun yaꢀama hakkının korunmadığı iddiası
1. Baꢀvuran
Baꢀvuran, oğlunun ortadan kaybolması sonucu hayatının ciddi tehlike altında olması ve
yerinin acilen belirlenmesi ihtiyacı karꢀısında, yetkili makamların oğlunun kaybolmasına
iliꢀkin ivedi ve etkili bir soruꢀturma baꢀlatmamalarının oğlunun hayatını doğrudan tehlikeye
soktuğunu ve bu durumun AĐHS’nin 2. maddesine uygun olarak devletin yaꢀamı koruma
yönündeki pozitif yükümlülüğüne aykırı olduğunu belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran, oğlunun nerede olduğunun veyahut kaçırılmasının kritik olan ilk günlerinde
sağ olup olmadığının soruꢀturulmasına iliꢀkin hiçbir faaliyette bulunulmadığına iꢀaret
etmiꢀtir. Oğlunun kaybolduğu tarihten bir gün sonra, 26 Mart 1996 tarihinde, Valiliğe dilekçe
vermiꢀ olmasına karꢀın, yetkili makamlardan 1 Nisan 1996 tarihine dek bir yanıt alamamıꢀtır.
Her koꢀulda, 1 Nisan 1996 tarihinde harekete geçilip, Cumhuriyet Savcısı’nın gözaltı
kayıtlarını incelemesi, büyük ölçüde yetersiz kalmıꢀ ve devletin AĐHS çerçevesindeki
yükümlülüklerini yerine getirmemesine neden olmuꢀtur.
Ayrıca yetkili makamlar, baꢀvuranın, delillere iliꢀkin verdiği, özellikle de yetkili
makamlara 20 Mayıs 1996 tarihinde verdiği ifadesinde iki faili tanımlaması gibi, belirli
ipuçlarını takip etmemiꢀlerdir. Bu ifadede baꢀvuran açıkça, iki kiꢀiyi yeniden gördüğü
takdirde teꢀhis edebileceğini belirtmiꢀtir. Bununla beraber, 20 Mayıs 1996 tarihinde
bulunduğu iddialara karꢀılık olarak gerçekleꢀtirilen tek faaliyet, oğlunun adının kayıp ꢀahıs
olarak kaydedilmesidir. Kaldı ki, bu bile, kaçırılma olayı ve bunu izleyen en az yedi
dilekçenin verilmesinin ardından yaklaꢀık iki ay geçtikten sonra yapılmıꢀtır.
2. Hükümet
Hükümet, Cumhuriyet Savcısı’nın gözaltı kayıtlarını incelediğine ve Atilla
Osmanoğlu’nun polis memurlarınca gözaltına alınmadığına iꢀaret eder. Cumhuriyet Savcısı,
baꢀvuranın oğlunun gözaltına alındığına iliꢀkin bir kayıt bulunmadığı ve kaçırıldığına veya
yasalara aykırı bir eylemin mağduru olduğuna iꢀaret eden baꢀka bir kanıt bulunmadığı için
soruꢀturma baꢀlatmamıꢀtır. Mayıs 1996 tarihinde, karakoldaki cinayet masasında baꢀvuranın ifadesi alınmıꢀ,
Atilla Osmanoğlu kayıp ꢀahıs olarak kaydedilmiꢀ ve Osmanoğlu’nu bulmak için ülke çapında
soruꢀturma baꢀlatılmıꢀtır.
3. AĐHM’nin değerlendirmesi
AĐHM baꢀlangıçta, bir kimsenin kaçırılması ve ardından ortadan kaybolmasının Türk
yasalarına göre kanuna aykırı bir fiil olduğuna iꢀaret eder (bkz. Đpek). Yukarıda belirtildiği
üzere Mahkemenin, baꢀvuranın oğlunun baꢀvuranın iddia ettiği gibi kaçırıldığına hükmetmiꢀ
olması ıꢀığında, baꢀvuranın oğlunun kanuna aykırı bir fiilin kurbanı olduğu sonucuna
varılmalıdır.
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
AĐHM, devlet görevlilerinin baꢀvuranın oğlunun ortadan kaybolmasından sorumlu
olduklarının tespit edilmediği kanısına varmıꢀtır. Ancak bu durum Hükümeti AĐHS’nin 2.
maddesi çerçevesindeki yükümlülüklerinden kurtarmamaktadır. AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına
göre, 2/1. maddenin ilk cümlesi, devleti, yalnız kasıtlı ve yasalara aykırı olarak öldürmekten
alıkoymakla kalmayıp, aynı zamanda yargı yetkisi içinde bulunan kimselerin hayatlarını
güvence altına almak için uygun tedbirler almaya da mecbur etmektedir (bkz. L.C.B. –
Đngiltere, Raporlar 1998-III).
Bu koꢀul, kiꢀilere karꢀı suç iꢀlenmesini önlemek amacıyla, böyle maddelerin ihlalini
engellemek, bunlarla mücadele etmek ve gerçekleꢀtiği takdirde ceza vermek için icra
mekanizmasıyla desteklenmiꢀ etkili ceza hukuku maddeleri koyarak, yaꢀam hakkını güvence
altına almak gibi, devletin baꢀlıca görevini içermektedir. Ayrıca bu durum, uygun koꢀullarda,
yetkili makamların, yaꢀamı tehdit altında olan bir kimseyi, baꢀka bir kimsenin suç fiilinden
korumak için önleyici fiili tedbirler almak yönündeki pozitif yükümlülüklerini de
kapsamaktadır (bkz. Osman – Đngiltere, Raporlar 1998-VIII).
Bu bağlamda AĐHM, çağdaꢀ toplumlarda güvenliğin sağlanmasında yaꢀanan güçlükler,
insan davranıꢀlarının kestirilemezliği ve öncelik ve kaynaklar bakımından yapılması gereken
faaliyet seçimleri ıꢀığında, pozitif yükümlülüğün kapsamının, yetkililere imkansız ya da
ölçüsüz bir yük getirmeyecek ꢀekilde yorumlanması gerektiğini yineler. Bu çerçevede,
Sözleꢀme, her hayati tehlike iddiası tehlikenin gerçekleꢀmesini önlemek için fiili tedbir alma
yükümlülüğü getirmemektedir (bkz. Akkoç – Türkiye, 22947/93).
Pozitif bir yükümlülüğün ortaya çıkması için, yetkili makamların, kimliği tespit edilmiꢀ
kiꢀi veya kimselerin yaꢀamlarına yönelik üçüncü bir taraftan gelen suç fiiline iliꢀkin gerçek ve
mevcut zamanda var olan bir tehdidin varlığından önceden veya olayın meydana geldiği
zaman haberdar olmalarının ve yetki alanları içinde, makul biçimde değerlendirildiğinde, bu
tehdidin önünü kesebileceği beklenen önlemleri almadıklarının tespit edilmesi gerekmektedir
(bkz. Osman, yukarıda anılan).
Atilla Osmanoğlu’nun yaꢀamını gerçekten ve acilen tehdit eden bir unsurun olup
olmadığı konusunda, AĐHM, bir kimsenin ortadan kaybolmasının, buradaki gibi baꢀvuranın
oğlunun ortadan kaybolduğu koꢀullarda, hayatı tehdit edici olarak değerlendirilebileceğini
tespit etmiꢀtir. Ayrıca AĐHM, daha önce, bir kimsenin hayatı tehdit edici koꢀullar içerisinde
ortadan kaybolmasının, devletin, AĐHS’nin 2. maddesinin özünde var olan pozitif
yükümlülükle uyumlu olarak, kayıp kiꢀinin yaꢀam hakkını korumak için fiili tedbirler
almasını gerektirdiğine karar vermiꢀtir (bkz. Koku- Türkiye, 27305/95). Ayrıca bu bağlamda,
hem Koku davasındaki kayıp kimsenin hem bu davadaki baꢀvuranın oğlunun, daha önce
tehditler aldığına iꢀaret edilmelidir. Ek olarak, hem Koku davasında hem mevcut davada,
yetkili makamlar yaꢀanan kaçırılma olayı konusunda ertesi gün bilgilendirilmiꢀlerdir.
AĐHM bu nedenle, ortadan kaybolma olayının ardından, baꢀvuranın oğlunun hayatının,
sözkonusu tarihlerde, diğerlerinden daha gerçek ve ivedi tehdit altında olduğu kanısına
varmıꢀtır. Yetkili makamlardan gerçekleꢀtirmeleri beklenen eylemin, zaten gerçekleꢀmiꢀ olan,
baꢀvuranın oğlunun ortadan kaybolmasını önlemeleri değil, diğer kimselerin suç fiilleri
sonucu tehdit altında olan hayatını korumak için fiili tedbirler almaları olduğu
anlaꢀılmaktadır.
Bu bağlamda AĐHM, yetkili makamların baꢀvuranın oğlunun kaçırılmasından 26 Mart gibi erken bir tarihte haberdar edildikleri gözlemler. Buna göre, bu tarihten itibaren,
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
yetkili makamlar, yaꢀam hakkını korumak için acil adımlar atma yükümlülüğü altında idiler.
Bu noktada, kiꢀilerin güç kullanımı sonucu öldürülmeleri durumunda bulunan etkili
soruꢀturma yükümlülüğünde olduğu gibi, yaꢀama hakkını korumak için önlem alınmasının bir
sonuç alma yükümlülüğü değil, sonuca ulaꢀmaya çalıꢀma yükümlülüğü olduğu
vurgulanmalıdır (bkz. üzerinde gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, McKerr – Đngiltere,
28883/95). Bir baꢀvuranın, yetkili makamların bilgisi dahilindeki gerçek ve acil bir yaꢀam
tehdidini engellemek için kendilerinden makul biçimde beklenenleri yerine getirmediklerini
göstermesi yeterlidir (bkz. Osman, yukarıda anılan).
Bununla beraber, Hükümet’in kabul ettiği üzere, “Atilla Osmanoğlu’nun ortadan
kaybolmasına iliꢀkin soruꢀturma baꢀlatılmamıꢀtır”. Bu bağlamda AĐHM, yalnız gözaltı
kayıtlarının incelenmesinin, baꢀvuranın oğlunun yaꢀam hakkını korumak için baꢀlı baꢀına
yeterli olmadığı kanısındadır. Hükümet’in Atilla Osmanoğlu’nun kayıp olarak kaydedildiği ve
‘bulunması için ülke çapında’ soruꢀturma yürütüldüğü iddiasına iliꢀkin olarak, AĐHM,
Hükümet’in iddia edilen soruꢀturmaya iliꢀkin hiçbir ayrıntı veya belge sunmadığını
gözlemler. Dolayısıyla baꢀvuranın oğlunun “ülke çapında” arandığı iddiası önem
taꢀımamaktadır.
AĐHM’ye göre, soruꢀturmayı yürüten makamlar, baꢀvuranın oğlunun bulunması için
sonuca götürme yolunda makul olasılıklar sunabilecek birkaç temel önlem alabilirlerdi. Bu
amaçla, Cumhuriyet Savcısı için baꢀlangıç noktası, baꢀvurandan daha çok bilgi toplamak ve
baꢀvuranın iddiasına göre oğlunun iki kiꢀi tarafından götürülmesine tanık olan çevredeki
esnafa sorular sormak olmalıydı.
Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranın verdiği eꢀkaller ıꢀığında, baꢀvuranın oğlunu götüren iki
kiꢀinin polis olup olmadıklarını doğrulamaya çalıꢀabilirdi. Ayrıca, AĐHM, sözkonusu
tarihlerde, bölgedeki yollarda çok sayıda polis ve jandarma denetim noktası bulunduğunu ve
bu denetim noktalarının baꢀvuranın oğlunun bu noktalardan geçirilerek götürülmesi ihtimaline
karꢀı uyarılabileceklerini resen dikkate almaktadır.
Ek olarak, baꢀvuranın görüꢀlerinde vurguladığı ve AĐHM’nin de katıldığı izleyen
noktalar, soruꢀturma makamları tarafından Atilla Osmanoğlu’nu bulmak için yerine
getirilebilirdi:
(a) baꢀvuranın oğlunun kaçırıldıktan sonra getirilebileceği ilgili jandarma, polis merkezi
ve diğer binaların incelenmesi;
(b) baꢀvuranın oğlunun gözaltına alınıp alınmadığını belirlemek amacıyla, ortadan
kaybolduğu tarihlerde ilgili jandarma ve polis merkezlerinde gözaltında tutulanların
soruꢀturulup ifadelerinin alınması;
(c) ilgili tarihlerde görevlerinin baꢀında olan memurların soruꢀturulup ifadelerinin
alınması;
(d) olayla ilgili muhtemel görgü tanıklarının bulunmaya çalıꢀılması.
Yukarıda belirtildiği üzere, Türk yasalarına göre, bir kimseyi yasalara aykırı olarak
özgürlüğünden mahrum etmek suçtur. Cumhuriyet Savcıları, kendilerine bildirilen suçları
soruꢀturmakla görevlidirler. Buna karꢀın, Cumhuriyet Savcısı, bu davada, Türkiye’nin bu
bölgesinde o dönemde pek çok insan öldürülürken, tamamen ve anlaꢀılamaz bir biçimde pasif
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
kalmıꢀtır (bkz. Koku). Cumhuriyet Savcısı ve genel olarak Türk makamları hiçbir adım
atmayarak, yetkileri dahilinde baꢀvuranın oğlunun kaçırılmasından sonra bu kiꢀinin yaꢀama
hakkını korumak için hiçbir ꢀey yapmamıꢀlardır (bkz. üzerinde gerekli değiꢀiklikler
yapıldıktan sonra, aynı karar).
Yukarıda belirtilenler ıꢀığında AĐHM, ceza hukuku hükümlerinin yürürlükte olmasına
karꢀın, acil önlemler alınmamasının, bu hükümlerin sağladığı korumanın etkililiğini bozduğu
ve dolayısıyla Atilla Osmanoğlu’nun kanunen alması gereken korumayı ortadan kaldırdığı
kanısına varır.
AĐHM, yetkili makamların, Atilla Osmanoğlu’nun hayatına yönelik gerçek ve acil
tehdidi önlemek için kullanabilecekleri makul tedbirleri almadıkları sonucuna varır. Buna
göre AĐHS’nin 2. maddesi esastan ihlal edilmiꢀtir.
C. Soruꢀturmanın yetersiz olduğu iddiası
Baꢀvuran, AĐHS’nin 2. maddesi kapsamındaki yaꢀama hakkını koruma
yükümlülüğünün, devletlerin 1. madde çerçevesindeki yetkili alanı içindeki herkese AĐHS’de
açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma görevi ile beraber değerlendirildiğinde, devletlere
ortadan kaybolma ꢀikayetlerini etkili olarak soruꢀturmaları ve kaybolma olaylarının faillerine
karꢀı etkili yaptırımlar uygulamaları için pozitif yükümlülük yüklediğini belirtmiꢀtir.
Hükümet, soyut ve dayanaksız oldukları için, baꢀvuranın iddialarına iliꢀkin soruꢀturma
yürütülmediğini belirtmiꢀtir.
Mahkeme içtihadına göre AĐHS’nin 2. maddesindeki yaꢀam hakkının koruma altına
alınması zorunluluğunun 1. maddedeki Devletin “… kendi yetki alanı içinde bulunan herkese
Sözleꢀme’de tanımlanan hak ve özgürlükleri tanıma” genel yükümlülüğü ile birlikte
değerlendirildiğinde ꢀahısların güç kullanımı sonucu öldürüldüğü durumlarda bir ꢀekilde etkili
resmi soruꢀturmanın yapılmasını zımnen gerektirdiğini hatırlatır (bkz. McCann ve Diğerleri –
Đngiltere ve Kaya - Türkiye). Bu bağlamda, AĐHM, bu yükümlülüğün, cinayetin devlet
görevlileri tarafından iꢀlendiğinin belli olduğu davalarla sınırlanmadığına iꢀaret eder (bkz.
Salman – Türkiye [BD], 21986/93).
Soruꢀturma, sorumluların tespit edilip cezalandırılmalarını sağlayabilmesi bakımından
da etkili olmalıdır (bkz. Oğur – Türkiye [BD], 21954/93). Soruꢀturma yapma yükümlülüğü,
sonuç alma yükümlülüğü değil, sonuca ulaꢀmaya çalıꢀma yükümlülüğüdür. Yetkili makamlar,
diğer hususlar meyanında, tanık ifadesi de dahil olmak üzere, olaya iliꢀkin delilleri güvence
altına almak için ellerinden gelen makul tedbirleri almalıdırlar (bkz. Tanrıkulu).
Soruꢀturmanın ölüm nedenini ya da sorumlu kiꢀiyi belirlemesini engelleyecek herhangi bir
noksanlık, bu standarda uymama riskini taꢀıyacaktır.
Bu bağlamda aynı zamanda zımni olarak ivedilik ve makul süre zorunluluğu
bulunmaktadır (bkz. Yaꢀa – Türkiye; Çakıcı ve Tanrıkulu).
Yukarıda belirtilen yükümlülükler, hayatı tehdit edici olarak değerlendirilebilecek
koꢀullarda kiꢀilerin ortadan kaybolduğu davalarda da aynı ꢀekilde uygulanır. Bu bakımdan,
AĐHM, baꢀvuranın oğlunun ortadan kaybolmasının hayatı tehdit edici olarak
değerlendirilebileceğine karar vermiꢀtir.
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
Bununla beraber, Hükümetin de kabul ettiği üzere, baꢀvuranın oğlunun ortadan
kaybolmasına iliꢀkin soruꢀturma yürütülmemiꢀtir. Bu bağlamda, AĐHM, Aygan’ın iddialarının
Hükümet’i harekete geçmeye teꢀvik etmemesinden üzüntü duyar. AĐHM, Aygan’ın
iddialarının soyut ve dayanaksız olduğu konusunda Hükümete katılmamakta ve konuya iliꢀkin
belirli iddiaların ulusal makamlar için üzerinde düꢀünmeye değer oldukları kanaatindedir. Bu
bağlamda, AĐHM, bu iddialara iliꢀkin “dayanaksız” oldukları gerekçesiyle soruꢀturma
açılmaması kararının mantık dıꢀı bir karar alma sürecini ortaya koyduğuna, önce
soruꢀturulmadıkları sürece iddiaların dayanaksız olduklarının tespit edilemeyeceğine iꢀaret
eder.
Soruꢀturma açılmaması (zaten AĐHS’nin 2. maddesi’nin esastan ihlaline yol açmıꢀtır)
ıꢀığında AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinin usul yönünden de ihlal edildiğine karar vermiꢀtir.
IV. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, oğlunun ortadan kaybolmasının ardından devletin kendisine yaptığı
muamelenin AĐHS’nin 3. maddesini ihlal ettiğini ve insanlık dıꢀı ve onur kırcı muameleye
eꢀdeğer olduğunu iddia etmiꢀtir.
“Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”
Baꢀvurana göre, aꢀağıda belirtilen özel noktalar, AĐHS’nin 3. maddesine aykırı bir
muamelenin mağduru olduğu iddialarını desteklemektedir:
(a) ebeveyn-çocuk bağı;
(b) oğlunun kaçırılmasına tanık olması ve buna müdahale edememesi sebebiyle büyük
manevi acı çekmesi;
(c) oğlunun ortadan kaybolması ile ilgili, kaçırılma olayının ertesi günü baꢀlayan, bilgi
toplamak için gösterdiği yinelenen ve kararlı çabaları ve bu iꢀin yükünü taꢀımak zorunda
kalması ve
(d) savunmacı Hükümetin yetkili makamlarından her aꢀamada etkisiz ve yetersiz
yanıtlarla karꢀılaꢀması.
Hükümet, hiçbir devlet görevlisi baꢀvuranın oğlunun ortadan kaybolmasına karıꢀmadığı
için, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği kanısındadır.
AĐHM, “ortadan kaybolan bir kimsenin” aile üyesinin 3. maddeye aykırı bir
muamelenin mağduru olup olamayacağı sorusunun, baꢀvuranın çektiği sıkıntıya, ciddi bir
insan hakları ihlali mağdurunun yakınları için kaçınılmaz olarak doğan duygusal baskıdan
ayrı bir boyut ve nitelik kazandıran belirli etmenlerin varlığına bağlı olduğunu yineler. Đlgili
unsurlar, aile bağlarının yakınlığını – bu bağlamda, ebeveyn-çocuk bağının belirli bir ağırlığı
olacaktır-, iliꢀkinin özel koꢀullarını, aile üyesinin sözkonusu olaya ne derecede tanıklık
ettiğini, aile üyesinin kayıp kiꢀiyle ilgili bilgi alma çabalarına ne derece katıldığını ve
makamların bu soruları yanıtlayıꢀ biçimini kapsayacaktır (bkz. Đpek). AĐHM ayrıca, böyle bir
ihlalin esasının, aile üyesinin “ortadan kaybolmasında” yatmadığını, ihlali daha ziyade yetkili
makamların durum dikkatlerine sunulduğunda gösterdikleri tepki ve davranıꢀın oluꢀturduğunu
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
vurgular. Bir yakının yetkili makamların tutumlarının doğrudan mağduru olduklarını iddia
edebilmeleri, özellikle, yetkili makamları ilgilendirmektedir (bkz. Çakıcı).
Mevcut davada, AĐHM, baꢀvuranın Atilla Osmanoğlu’nun babası olduğunu kaydeder.
Baꢀvuran, on bir yıldan fazla süre önce, oğlunun, polis olduklarını söyleyen iki kiꢀi tarafından
götürülmesine tanık olmuꢀ ve o günden bu yana oğlundan haber alamamıꢀtır. Baꢀvuranın,
kaçırılma olayını ve oğlunun ortadan kaybolduğunu bildirmek ve kaçırılma olayına iliꢀkin
sahip olduğu bilgiyi paylaꢀmak için yerel makamlara ulaꢀmasına karꢀın, makamlar baꢀvurana
oğlunun adının gözaltı kayıtlarında olmadığını bildirmekten baꢀka bir ꢀey yapmamıꢀlardır.
Yukarıdakiler ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın, oğlunun ortadan kaybolmasının ve ona ne
olduğunu ortaya çıkaramamasının sonucu olarak sıkıntı çektiği ve çekmeye devam ettiği,
buna ek olarak halen endiꢀe ve acı yaꢀadığı kanaatine varır. Makamların baꢀvuranın
ꢀikayetleriyle ilgilenme biçimleri, 3. maddeye aykırı insanlık dıꢀı muamele teꢀkil ettiği
biçiminde değerlendirilmelidir.
AĐHM, bu nedenle baꢀvuran bakımından 3. maddenin ihlal edildiği sonucuna varır.
V. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, AĐHS’nin 5. maddesine dayanarak, oğlunun, keyfi olarak ve onayı alınmadan
devlet görevlileri tarafından götürülmesi ve/veya ꢀikayetlerine iliꢀkin Hükümet’in hızlı ve
etkili bir soruꢀturma yürütememesi ve/veya yürütmeyi reddetmesi nedeniyle bu maddenin
ihlalinin mağduru olduğunu iddia etmiꢀtir.
Hükümet, bir devlet görevlisinin veya devlet makamları adına hareket eden bir
kimsenin, kaçırıldığı veya tutulduğu iddia edilen baꢀvuranın oğlunun ortadan kaybolmasına
karıꢀtığının, makul ꢀüphelerden uzak olarak tespit edilmediğini savunmuꢀtur.
Baꢀvuranın, oğlunun devlet makamları tarafından tutulduğu iddialarına iliꢀkin olarak,
AĐHM, baꢀvuranın oğlunun ortadan kaybolmasından sorumlu olabilecek kiꢀilerin tespit
edilemediğini yineler. Dolayısıyla baꢀvuranın iddialarını kanıtlayacak somut bir temel
bulunmamaktadır.
Baꢀvuranın soruꢀturma yapılmamasına iliꢀkin aynı madde altındaki ꢀikayetleriyle ilgili
olarak, AĐHM, yukarıda yaptığı soruꢀturma yapılmamasından kaynaklanan ihlal tespitlerini
göz önünde bulundurarak, aynı durumun AĐHS’nin 5. maddesinin ihlaline neden olup
olmadığının ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığına karar vermiꢀtir.
Sonuç olarak, AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edilmediği kanaatindedir.
VI. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, son on bir yıldır oğlunun ortadan kaybolmasının neden olduğu uzun süren
sıkıntı ve acının, AĐHS’nin 8. maddesi çerçevesinde aile yaꢀantısına saygı hakkını ihlal
ettiğini belirtmiꢀtir. Baꢀvurana göre, bu ihlal, AĐHS’nin 2. ve 5. maddeleriyle uyumlu olarak,
savunmacı Hükümet’in oğlunun yaꢀama, özgürlük ve güvenlik hakkını koruyamamasının
doğrudan sonucudur.
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
Hükümet, baꢀvuranın iddialarının somut temelini reddetmenin ötesinde, 8. maddeye
konu hiçbir unsurdan özellikle söz etmemiꢀtir.
Yukarıda belirtilen 2. ve 3. madde çerçevesindeki tespitleri ıꢀığında, AĐHM, mevcut
davanın koꢀulları içerisinde, AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin
belirlenmesinin gerekli olmadığı sonucuna varmıꢀtır.
VII. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran AĐHS’nin 13. maddesine dayanarak Sözleꢀme mağduriyetlerine iliꢀkin olarak
etkili bir hukuk yolundan faydalanamadığını ifade etmiꢀtir. Sorumlu Hükümetin tutumundaki
ciddi kusurların Mahkemenin oğlunun kaybolmasına iliꢀkin etkili bir hukuk yolundan
mahrum bırakıldığı ve bu yüzden tazminat talebi dahil olmak üzere kendi tasarrufundaki
mevcut diğer yollara baꢀvurmasının engellendiğine karar vermesi için yeterli olduğunu
savunmuꢀtur.
Hükümet baꢀvuranın bu maddeye dayanan ꢀikâyetlerine iliꢀkin görüꢀ sunmamıꢀtır.
AĐHS’nin 2. maddesinin usule iliꢀkin olarak ihlal edildiğini dikkate alan Mahkeme, aynı
olayları 13. madde kapsamında incelemeye gerek görmemektedir.
VIII. 2 VE 5. MADDELERLE BAĞLANTILI OLARAK AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran oğlunun kaybolması, hakkında gaiplik kararı verilmesi, yetkililerin etkili bir
soruꢀturma yürütmemesi ve iç hukuk yolu sağlamamalarının kendisinin ve oğlunun Kürt
kökenli olmasından kaynaklandığını savunmuꢀtur. Baꢀvurana göre Türkiye’nin güneydoğu
bölgesinde polis ve diğer güvenlik güçlerinin uyguladığı, Kürt kökenli vatandaꢀları zorla ve
istekleri dıꢀında ortadan kaybetmek ve gözaltında katletmek için seçen ayrımcı bir uygulama
mevcuttu.
Baꢀvuran ayrıca zorla ortadan kaybetme ꢀeklindeki ayrımcı uygulamadan ayrı olarak,
Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürt kökenlilerin bu tür kaybolmaların soruꢀturulmasında da
ayrımcılığa tâbi tutulduklarını savunmuꢀtur. Bu savını desteklemek için özellikle Kürt nüfusa
mensup kiꢀilerle ilgili davalarda yetkililerin etkili soruꢀturma yürütmemeleri nedeniyle
AĐHS’nin 2 ve/veya 13. maddelerinin ihlalinin tespit edildiği AĐHM kararlarına atıfta
bulunmuꢀtur.
Hükümet bu ꢀikâyetlerle iliꢀkili herhangi bir görüꢀ sunmamıꢀtır.
Baꢀvuranın, oğlunun kaybolması ve gaipliğine karar verilmesinin Kürt kökenli olması
nedeniyle olduğu iddiasına iliꢀkin olarak Mahkeme, kaçırılma olayında devlet görevlilerinin
yer aldığının tespit edilmediğini belirtir. Baꢀvuranın bu bağlamdaki iddiasını desteklemek için
somut temel bulunmamaktadır.
Baꢀvuranın bu maddeye dayanan ikinci iddiası olan “oğlunun kaçırılma olayının
soruꢀturulmamasının altında yatan sebebin etnik kökeni olduğu”na iliꢀkin olarak Mahkeme,
AĐHM’nin yukarıda belirtilen ihlallerinin iç hukuk aꢀamasında hiç soruꢀturma yapılmamıꢀ
olmasına dayandığını belirtir. Soruꢀturma yapılmamıꢀ olması nedeniyle Mahkemenin
baꢀvuranın soruꢀturma makamları tarafından ayrımcılığa tâbi tutuldukları iddiasının dayanağı
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
olup olmadığını inceleyebilmesi için bilgi toplayabileceği belge ya da baꢀka delil
bulunmamaktadır.
Bu nedenle 2 ve 5. maddelerle bağlantılı olarak ele alındığında AĐHS’nin 14. maddesi
ihlal edilmemiꢀtir.
IX. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Maddi tazminat
Baꢀvuran, 1968 doğumlu olan oğlunun kaçırıldığı tarihte 28 yaꢀında olduğunu ifade
etmiꢀtir. Atilla’nın aynı zamanda imam nikahlı bir eꢀi bulunmaktaydı ve baꢀvuran ve
baꢀvuranın eꢀi ile aynı evde kalmaktaydılar. Baꢀvuranın diğer beꢀ çocuğu ve iki torunu da
aynı evde yaꢀamaktaydı. Baꢀvuran düzenli çalıꢀmak için çok yaꢀlı olduğundan, dükkanı Atilla
düzenli olarak iꢀletiyordu. Tüm ailenin temel geçimi dükkandan sağlanmaktaydı. Atilla’nın
kaybolmasından sonra baꢀvuran dükkanı kapatmak zorunda kalmıꢀ ve sonuç olarak aile geçim
kaynağını kaybetmiꢀtir.
Atilla’nın öldüğü tarihte dükkanın aylık cirosu yaklaꢀık 2,000 Yeni Türk Lirası idi.
Baꢀvuran, oğlunun kaybolmasından bu yana geçen her ay için bu miktarın ödenmesine
hükmedilmesini, dolayısıyla toplamda 276,000 YTL (yaklaꢀık 160,000 Euro) tazminatı
Mahkemeden talep etmiꢀtir.
Hükümet baꢀvuran tarafından talep edilen miktara itiraz etmiꢀ ve maddi zararı
kanıtlayan delil sunmadığını savunmuꢀtur. Hükümet aynı zamanda muhtemel gelir taleplerine
de itiraz etmiꢀ ve delil bulunmadığından bunların kabul edilmemesi ve hayali hesaplamalara
itibar edilmemesini Mahkemeden talep etmiꢀtir. Hükümete göre baꢀvurana gerektiğinde,
tazminat prosedürünün delil ve belgelerle desteklenmeyen abartılı talepler getirilerek istismar
edilmesine izin verilmeden, hakkaniyete uygun miktarda maddi tazminat ödenebilecektir.
Aksi takdirde böyle bir miktar hayali olacak ve haksız kazanca yol açacaktır.
Mahkeme içtihadı, baꢀvuran tarafından talep edilen maddi tazminat ile AĐHS ihlali
arasında açık bir illiyet bağı olması gerektiği ve bunun uygun davalarda gelir kaybına binaen
tazminat içerebileceğini belirlemiꢀtir (bkz. diğer içtihatlar arasında Barberà, Messegué ve
Jabardo – Đspanya (50. madde), A Serisi no. 285-C ve Çakıcı, yukarıda anılan).
Mahkeme, baꢀvuranın oğlunun kaybolmasından kaynaklanan gelir kaybını ayrıntılı
olarak belirten taleplerini liste halinde sunmamıꢀ olduğunu gözlemler. Ancak Atilla
Osmanoğlu’nun ailenin geçimini sağladığı tartıꢀmasız bir gerçektir. Atilla Osmanoğlu’nun
ailevi durumu, yaꢀı ve eꢀi ve ailesinin geçimini sağlayan mesleki faaliyetlerini göz önüne alan
Mahkeme, yetkililerin Atilla Osmanoğlu’nun yaꢀam hakkını koruyamamaları ve onun ailesine
sunduğu maddi desteğin kaybı arasında doğrudan illiyet bağı olduğunu tespit etmiꢀtir.
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
Yukarıda belirtilenler ıꢀığında Mahkeme, hakkaniyete uygun olarak baꢀvuranın
Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak ve onun tarafından tutulmak üzere Atilla
Osmanoğlu’nun eꢀi ve mirasçıları için 60,000 Euro maddi tazminat ödenmesine karar
vermiꢀtir (bkz. Koku, yukarıda anılan).
B. Manevi tazminat
Baꢀvuran, Atilla Osmanoğlu’nun kaybolması, yetkililerin bu konuda yeterli soruꢀturma
yürütmemesi ve kendisi ve ailesinin Atilla’nın yeri ve sağ olup olmadığı hakkında halen bilgi
sahibi olmamaları nedeniyle kendisi ve ailesinin ciddi travma ve sıkıntı yaꢀadığını ifade
etmiꢀtir. Manevi tazminat miktarını Mahkemenin takdirine bırakmıꢀ ve Mahkemeden davanın
tüm olaylarını dikkate almasını istemiꢀtir.
Hükümet, baꢀvuranın iddialarını destekleyecek delil bulunmaması nedeniyle ancak
sembolik bir manevi tazminat ödenmesinin hakkaniyete uygun olduğu görüꢀündedir.
Mahkeme, tespit etmiꢀ olduğu AĐHS’nin 2 ve 3. maddelerinin ihlallerini dikkate alır.
Sonuç olarak benzer davalarda hükmettiği tazminat miktarlarını dikkate alarak Mahkeme
baꢀvuranın Türkiye’deki banka hesabına yatırılmak ve onun tarafından tutulmak üzere Atilla
Osmanoğlu’nun eꢀi ve mirasçıları için 20,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar
vermiꢀtir. Mahkeme aynı zamanda baꢀvurana, AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında ꢀahsi olarak
uğradığı manevi zararlar için 10,000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
C. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran davanın açılmasında yapılan masraflara karꢀılık olarak toplamda 19,471.24
Đngiliz Sterlini ve 11,262 Euro talep etmiꢀtir. Talebi ꢀunlardan oluꢀmaktadır:
(a) Đngiltere’de, Kürt Đnsan Hakları Projesi’nde (KHRP) çalıꢀan avukatları için
19,031.24 Đngiliz Sterlini;
(b) Türkiye’deki avukatları için 5,325 Euro;
(c) Đngiltere’deki avukatların ödediği telefon, faks, posta, fotokopi ve kırtasiye gibi idari
masraflar için 440 Đngiliz Sterlini;
(d) Türkiye’deki avukatların ödediği telefon, faks, posta, fotokopi ve kırtasiye gibi idari
ve tercüme masrafları için 5,937 Euro.
Baꢀvuran, avukatlık ücretlerine iliꢀkin olarak ayrıntılı bir masraf çizelgesi sunmuꢀtur.
Hükümet, baꢀvuranın temsilcileri tarafından talep edilen ve aꢀırı olarak
değerlendirdikleri miktarlara itiraz etmiꢀtir. Sadece gerçekten harcanan masrafların geri
ödenebileceğini, yargılama masraf ve giderlerinin tamamının baꢀvuranlar ya da temsilcileri
tarafından belgelenmesi gerektiğini ifade etmiꢀlerdir. Ayrıca kabataslak hesap ve listelerin
davayla iliꢀkili ve iddia edilen harcamaya kanıt olarak değerlendirilmemesi, harcamaların
makul bir miktarı aꢀmaması ve gerçekten gerektiği için yapılması, tüm masraf ödenmesi
taleplerinin faturalara dayanması ve tüm kalemlerin belgelenmiꢀ olması gerektiğini
belirtmiꢀlerdir.
Mevcut bilgilere dayanarak kendi değerlendirmesini yapan ve benzer davalarda
hükmedilen tazminat miktarlarını dikkate alan Mahkeme (bkz. diğerleri yanında Koku,
yukarıda anılan), tüm katma değer vergilerinden muaf olmak üzere net olarak, Đngiliz
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
Sterlini’ne çevrilmek ve baꢀvuranın temsilcisinin Đngiltere’deki banka hesabına yatırılmak
üzere baꢀvurana 15,000 Euro yargılama masraf ve giderleri ödenmesine karar vermiꢀtir.
D. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine
uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢀtir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,
1. Oybirliğiyle, baꢀvuranın oğlunun devlet görevlileri tarafından kaçırıldığı iddiası ve
müteakiben gaipliğine karar verilmesine iliꢀkin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal
edilmediğine;
2. 3’e karꢀı 4 oyla, Sorumlu Devletin AĐHS’nin 2. maddesine aykırı olarak baꢀvuranın
oğlunun hayatını koruyamadığına;
3. Oybirliğiyle, Sorumlu Devlet yetkililerinin baꢀvuranın oğlunun kaybolduğu koꢀullar ve
müteakip gaiplik kararı hakkında etkili bir soruꢀturma yürütememiꢀ olması nedeniyle
AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
4. 3’e karꢀı 4 oyla, baꢀvuran açısından AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
5. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edilmediğine;
6. Oybirliğiyle, baꢀvuranın AĐHS’nin 8. maddesine dayanan ꢀikâyetinin ayrı olarak
incelenmesine gerek bulunmadığına;
7. Oybirliğiyle, AĐHS’nin 13. maddesine dayanan ꢀikâyetin ayrı olarak incelenmesine gerek
bulunmadığına;
8. Oybirliğiyle, 2 ve 5. madde ile bağlantılı olarak AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal
edilmediğine;
9. 1’e karꢀı 6 oyla,
(a) Sorumlu Devlet’in baꢀvurana, AĐHS’nin 44/2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği
tarihten itibaren üç ay içinde:
(i) Ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek
baꢀvuranın banka hesabına yatırılmak ve oğlu Atilla Osmanoğlu’nun eꢀi ve
mirasçıları için onda tutulmak üzere 60,000 Euro (altmıꢀ bin Euro) maddi tazminat;
(ii) Ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek
baꢀvuranın banka hesabına yatırılmak ve oğlu Atilla Osmanoğlu’nun eꢀi ve
mirasçıları için onda tutulmak üzere 20,000 Euro (yirmi bin Euro) manevi tazminat;
(iii) Ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilerek
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
baꢀvuranın banka hesabına yatırılmak üzere 10,000 Euro (on bin Euro) manevi
tazminat;
(iv) Ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Đngiliz Sterlini’ne çevrilerek
baꢀvuranın Đngiltere’deki temsilcilerinin banka hesabına yatırılmak üzere 15,000 Euro
(on beꢀ bin Euro) yargılama masraf ve giderleri;
(v) Bu miktarlar üzerine uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa
Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
10. Oybirliğiyle, adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3.
paragrafları uyarınca 24 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Søren NIELSEN
Kâtip
Christos ROZAKIS
Baꢀkan
AĐHS’nin 45/2. maddesi ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 74/2. maddesi uyarınca Yargıç
Türmen, Vajić ve Steiner’in aꢀağıdaki ortak kısmi muhalefet ꢀerhi iꢀbu karara eklenmiꢀtir.
C.L.R.
S.N.
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
YARGIÇ TÜRMEN, VAJIĆ VE STEINER’ĐN ORTAK KISMĐ
MUHALEFET ꢁERHĐ
2. maddenin usule iliꢀkin olarak ihlal edildiği konusunda çoğunlukla hemfikiriz. Ancak
ꢀu sebeplerden dolayı çoğunluğun 2. maddenin esasa iliꢀkin olarak ihlal edildiği tespitine
katılmıyoruz:
Gözaltında kaybolma olaylarında ꢀahıstan oldukça uzun bir süre haber alınamaması
durumunda ꢀahsın gözaltında öldüğü kabul edilir ve inandırıcı bir açıklama olmaması halinde
davalı Hükümetin ölümden sorumluluğu bulunur.
Böyle bir sonuca varabilmek için Mahkeme ꢀunları tespit etmeye çalıꢀır: (1) ꢀahsın
yaꢀamı tehdit eden koꢀullarda özgürlüğünden mahrum bırakılması; (2) bu mahrum
bırakmanın devlet görevlileri tarafından uygulandığı; (3) Özgürlükten mahrum bırakmanın
kabul edilmemesi veya bu konuda bilgiye sahip olunmaması (örneğin bkz. Timurtaꢀ –
Türkiye, no. 23531/94; Ertak – Türkiye, no. 20764/92; Taniꢀ vd. – Türkiye, no. 65899/01 ve
Akdeniz vd. – Türkiye, no. 23954/94).
Mahkemenin emsal oluꢀturan Timurtaꢀ kararını, 2. maddenin ihlal edilmediğine
hükmettiği Kurt – Türkiye (Karar Raporları 1998-III) kararından iki gerekçeyle dikkatli bir
ꢀekilde ayırmıꢀ olması dikkate değer bir husustur: (a) Kurt davasında “baꢀvuranın ölümünün
gözaltında meydana geldiğine dair yeterli ikna edici emare bulunmadığı”, Timurtaꢀ davasında
ise “Abdulvahap Timurtaꢀ’ın bir yere hapsedildiğinin tespit edildiği”; ve (b) “Kurt dava
dosyasında yetkililerin Üzeyir Kurt’u ꢀüpheli olarak gördüklerine iꢀaret eden az unsur
bulunmasına karꢀın Timurtaꢀ davası olaylarının Abdulvahap Timurtaꢀ’ın PKK faaliyetlerinde
yer aldığı iddiasıyla yetkililer tarafından arandığına dair ꢀüpheye yer bırakmadığı”
belirtilmiꢀtir (bkz Timurtaꢀ, yukarıda anılan).
Somut davada baꢀvuranın oğlu Atilla Osmanoğlu’nun kaybolmasından güvenlik
güçlerinin sorumlu olduğunun tespit edilmediği oybirliğiyle kabul edilmiꢀtir.
Ayrıca Atilla Osmanoğlu’nun PKK ile bağı bulunmadığı ifade edilmiꢀtir.
Bu hususlar ve AĐHM içtihadına uygun olarak mevcut koꢀullarda davalı devletin
sorumluluğunun bulunduğu sonucuna varılamaz.
Çoğunluk tarafından sunulan “bir devletin bir kimsenin ortadan kaybolması eylemine
karıꢀtığı sonucuna varılmasının, o kimsenin ölü olarak farz edilip edilemeyeceğinin
belirlenmesi için olmazsa olmaz bir koꢀul olmadığı kanısındadır; bir kimsenin ortadan
kaybolması belirli koꢀullarda baꢀlı baꢀına hayatı tehdit edici olarak değerlendirilebilir”
görüꢀüne katılmamaktayız.
Belli koꢀullarda bir kiꢀinin kaybolması hayati tehlike taꢀıyabilir. Ancak somut davada
soru, kaybolma olayının kurban yetkililerin nezaretindeyken meydana gelmemiꢀ olması ve
devletin bu olayda payı olmamasının tespit edilmiꢀ olması halinde davalı devletin yaꢀamı
tehdit eden bu tür bir durumdan sorumlu tutulup tutulamayacağıdır. Mahkeme içtihadı bu
soruya açıkça olumsuz bir yanıt vermektedir. Çoğunluk tarafından atıfta bulunulan Akdeniz
kararı bu görüꢀü teyit etmektedir. Sözkonusu kararda Mahkeme ꢀuna hükmetmiꢀtir: “11
kiꢀinin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra öldükleri kabul edilmelidir.
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
Sonuç olarak davalı devletin onların ölümünden sorumluluğu bulunmaktadır” (bkz. Akdeniz,
yukarıda anılan).
Bu bağlamda baꢀvuranın oğlunun kaçırılması ile sözkonusu kararın 58. paragrafında
çoğunluğun değindiği ꢀahısların kaçırılması arasında bulunduğu iddia edilen benzerlikler,
Atilla Osmanoğlu’nun kaybolmasının yaꢀamı tehdit eder nitelikte olduğu sonucuna varmak
için yeterli değildir. Bu tür benzerlikler ancak Mahkeme kaçırma ve öldürme ꢀeklinde bir
idari uygulamanın varlığını kabul etseydi muteber olabilirdi. Halbuki hem Mahkeme hem eski
Komisyon böyle bir sonuca varmayı her defasında reddetmiꢀtir.
Bir ꢀahsın kaybolmasıyla ilgili olarak sorumlu bulunmadığı davalarda davalı devletten
beklenen hareket tarzı somut davada açık değildir. Çoğunluğun “davalı devletin kaybolma
iddialarıyla ilgili etkili soruꢀturma yürütmeye yükümlü olduğu”na iꢀaret ettiği görülmektedir.
Bu görüꢀe tamamen katılıyoruz. Ancak bu, 2. maddenin esasa değil usule iliꢀkin yönüne
göre incelenmesi gereken bir meseledir. Somut davada etkili bir soruꢀturma yapılmamıꢀ
olması 2. maddenin esastan ihlal edildiği tespitinin temelini oluꢀturmaktadır. Ayrıca aynı
sorun 2. maddenin usulden ihlal edildiğinin tespiti için de gerekçedir. Aynı olaylara bağlı aynı
gerekçe ile iki ihlalin tespit edilmesi Mahkemenin içtihadında pek alıꢀılmıꢀ bir durum
değildir.
Devletin kendi yetkisi altındaki kiꢀilerin yaꢀamını koruması pozitif yükümlülüğü ve
kaybolma olaylarında etkili bir soruꢀturma yürütme yükümlülüğü iki ayrı kavramdır ve öyle
muamele edilmelidir.
Devletin bir bireyi diğerlerinin cürümlerinden korumak için önlem alma pozitif
yükümlülüğü koruyucu niteliktedir. Bu yükümlülük böyle olayların meydana gelmesinden
önceki aꢀamayla ilgilidir.
Mahkeme devletin bu yükümlülüğünü her zaman dar bir kapsamda yorumlamıꢀtır.
Ancak yetkililerin bir bireyin yaꢀamına gerçek ve acil tehdidin varlığını bilmesi ya da bilmesi
gerektiği durumlarda 2. madde ihlal edilmiꢀ olacaktır. Bu yükümlülük “yetkililere imkansız
ya da ölçüsüz bir yük getirmeyecek ꢀekilde yorumlanmalıdır. Buna göre Sözleꢀme, her hayati
tehlike iddiası karꢀısında tehlikenin gerçekleꢀmesini önlemek için fiili tedbir alma
yükümlülüğü getiremez” (bkz. Osman – Đngiltere, Raporlar 1998-VIII). Ancak bu pozitif
yükümlülük devletin ölümcül saldırıların faillerinin bulunması ve yargılanmasında baꢀarıya
ulaꢀması ꢀeklinde bir ꢀart getirmemektedir (bkz. Tekdağ – Türkiye, no. 27699/95).
Somut davada yetkililer kaçırılma olayından önce baꢀvuranın hayatının tehlikede olduğu
konusunda bilgi sahibi olmamıꢀtır, ꢀahıs koruma da talep etmemiꢀtir. Ayrıca kaçırılma
olayında yetkililerin payı olmadığı ve Osmanoğlu’nun güvenlik güçlerinin kontrolü altında
olmadığı tartıꢀmasızdır. Osmanoğlu’nun yeri yetkililer tarafından bilinmemekteydi. Ölü olup
olmadığı bile kesin değildi. Bu nedenle yetkililerden makul olarak beklenebilecek tek iꢀlem
kaybolduğu koꢀullara iliꢀkin bir soruꢀturma yürüterek ölüp ölmediğini tespit etmek ve
ölmemiꢀse nerede olduğunu belirlemek idi.
Gerçekte, baꢀvuranın oğlunun kaybolmasından sonra gerçek ve acil bir hayati tehlikeyi
önlemek için çoğunluğun gerekli gördüğü, istihbarat edinme, ifade alma, görgü tanıklarına
baꢀvurma gibi “önleyici fiili tedbirler”in tamamı sadece 2. maddenin usule iliꢀkin yönüne
göre incelenen soruꢀturmayla ilgilidir.
OSMANOĞLU – TÜRKĐYE KARARI
Son olarak somut dava çoğunluk tarafından atıfta bulunulan ve Mahkemenin davalı
devletin baꢀvuranın hayatını koruyamadığı kadarıyla aꢀağıdaki gerekçelerle 2. maddeye aykırı
bulduğu Koku – Türkiye (no. 27305/95) davasından ayrı tutulmalıdır: Hüseyin Koku tanınmıꢀ
bir siyasetçi idi. HADEP üyesiydi ve PKK faaliyetlerinde yer aldığı iddia ediliyordu.
Kaçırılmadan önce polis, Vali ve Belediye Baꢀkanı’ndan tehditler alıyordu. Farklı olarak
somut davada Osmanoğlu siyasi bir ꢀahsiyet değildi ve PKK ile ilgili bir faaliyette yer
almamıꢀtı. Tehdit altında değildi ve dükkana gelen iki ꢀahısla kendi isteği ile gitmiꢀti.
Đkinci fark Koku’nun cesedinin kaybolmasından altı ay sonra bulunması,
Osmanoğlu’nun cesedinin ise hiçbir zaman bulunamamasıdır.
Üçüncü olarak Koku davasında davalı devlet Mahkemeye soruꢀturma dosyasındaki
birtakım belgeleri göndermemiꢀtir. Bu eksiklik Mahkemeyi Hükümetin AĐHS’nin 38/1 (a)
maddesinde belirtilmiꢀ yükümlülüklerini yerine getirmediğini tespit etmeye yöneltmiꢀ ve
sonuç olarak Mahkeme Hükümetin bu kusurundan çıkarımlarda bulunmuꢀtur. Ancak somut
davada Hükümet olayların tespitinde Mahkeme ile iꢀbirliği içinde olmuꢀtur.
Đꢀte bu yukarıdaki mülahazaları akılda bulundurarak 2. maddenin esastan ihlal
edilmediği sonucuna varıyoruz.
Bütün bu mülahazalarımız ve Koku kararının somut karardan yukarıda özetlenen farkları
ıꢀığında davalı devletin “önleyici fiili tedbirler” almaması nedeniyle 2. maddenin esastan ihlal
edildiği tespitinin Mahkeme içtihadında köklü bir değiꢀimi gösterdiğine inanmaktayız. Böyle
bir değiꢀimin, gelecekteki davalara potansiyel etkileriyle Büyük Daire’nin karar vermesi
gereken bir mesele olduğu kanaatindeyiz.
23
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło