48884/99

WyrokETPCz2006-12-05ECLI:CE:ECHR:2006:1205JUD004888499

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nieskuteczne śledztwo w sprawie zaginięcia i śmierci brata skarżącego, w kontekście zarzutów o udział funkcjonariuszy państwowych, naruszyło proceduralny aspekt prawa do życia (art. 2) oraz prawo do skutecznego środka odwoławczego (art. 13) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć nie udowodniono ponad wszelką wątpliwość, iż funkcjonariusze państwowi byli bezpośrednio odpowiedzialni za śmierć brata skarżącego (brak naruszenia materialnego art. 2), to jednak śledztwo prowadzone przez władze krajowe było nieskuteczne. Nieskuteczność ta wynikała z przewlekłych sporów o właściwość między prokuraturami, zbyt wąskiego skupienia się na teorii morderstwa przez gang, pomimo zarzutów o udział policji, sprzecznych informacji o tablicy rejestracyjnej pojazdu oraz opóźnień w badaniach balistycznych. Te niedociągnięcia uniemożliwiły ustalenie prawdy i pociągnięcie winnych do odpowiedzialności, co stanowi naruszenie proceduralnego aspektu art. 2. Ponadto, z uwagi na nieskuteczność śledztwa i "dającą się obronić" (arguable) skargę na podstawie art. 2, Trybunał stwierdził również naruszenie art. 13, ponieważ skarżący nie miał dostępu do skutecznego środka odwoławczego.
Stan faktyczny
Ramazan Yazıcı, brat skarżącego, zaginął 22 listopada 1996 roku i został znaleziony martwy 3 grudnia 1996 roku. Skarżący i jego drugi brat twierdzili, że Ramazan został uprowadzony przez cywilnych policjantów w czerwonym samochodzie z tablicą rejestracyjną 21 DZ 490. Władze krajowe wszczęły śledztwo, jednak było ono naznaczone sporami o właściwość, sprzecznymi informacjami od policji dotyczącymi wspomnianej tablicy rejestracyjnej (początkowo twierdzono, że jest anulowana, później ujawniono, że była używana przez wydział antyterrorystyczny), oraz opóźnieniami w badaniach.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza brak naruszenia art. 2 Konwencji w jego aspekcie materialnym. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji w jego aspekcie proceduralnym. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji. Stwierdza brak naruszenia art. 5 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. Zasądza skarżącemu 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Oddala roszczenie o zadośćuczynienie za szkodę majątkową.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE ^   L’EUROPE   ^ AVRUPA   KONSEYİ   ^ AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   YAZICI- TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:48884/99)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Aralık 2006   İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ___________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   / Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 48884/99 başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşı olan Mehmet Salih Yazıcı’nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine   (AİHM) 28 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin Temel İnsan   Haklarım güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran AİHM Önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından R. Yalçmdağ, A. Demirtaş   ve S. Demirtaş tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVA KOŞULLARI   doğumlu başvuran Silvan’da (Diyarbakır) ikamet etmektedir. 22 Kasım 1996   tarihinde kaybolan ve 3 Aralık 1996 tarihinde ölü bulunan Ramazan Yazıcimn kardeşidir.   1. Ramazan Yazıcı 'nın kaybolması ve ailenin girişimi   Kasım 1996 tarihinde kaybolan başvuranın kardeşi olan Ramazan Yazıcı,   Diyarbakır-Silvan arasında bir minibüs ile yolcu taşımacılığı yapmaktadır.     Kasım 1996 tarihinde, başvuran kardeşi Ramazan’ın akıbeti hakkında bilgi   alabilmek için, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcılığına   başvuruda bulunmuştur.   Kasım, 2 ve 9 Aralık 1996 tarihlerinde, başvuran yeniden DGM Cumhuriyet   Başsavcılığina başvurmuştur. 22 Kasım 1996 tarihinde saat 8:30 sularında, sivil polislerin   kardeşini yakalayarak, 21 DZ 490 plakalı kırmızı Şahin marka bir araca bindirdiklerini iddia   etmiştir. Aynı zamanda kardeşinin hangi sebeplerden dolayı gözaltına alındığım sormuştur.   Aralık 1996 tarihinde başvuran, aynı gerekçelerle Diyarbakır Valiliği’ne başvurmuş   ve kardeşinin akıbeti hakkında bilgi istemiştir.   7 , 1 9 v e 2 4 A r a lık 1 9 9 6 ta r ih le r in d e , N e v z a t Y a z ıc ı a d ın d a k i d iğ e r k a r d e ş i, k a r d e ş in in   akıbeti hakkında bilgi alabilmek için Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine ve Diyarbakır   Cumhuriyet Savcılığina başvurmuştur. Bir şahsın, gözaltında bulunduğu sırada kardeşini   Emniyet Müdürlüğü Şubesi’nde gördüğünü iddia ettiğini belirtmektedir.   Aralık 1996 tarihinde, Nevzat Yazıcı, Siyasi İşler Şubesi polisleri aleyhine yasadışı   yakalama yaptıkları gerekçesiyle şikayette bulunmuştur. Aynı gün, Cumhuriyet Savcılığı   şikayeti kabul etmiştir. Nevzat Yazıcı, kardeşi Ramazan’m sivil polislerce yakalandığım ve 21   DZ 490 plakalı bir araca bindirdiklerini iddia etmiştir.   2. R am azan Y azıcı’nın kaybolm asına ilişkin usul işlem leri   Aralık 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet Müdürlüğünden, Terörle   Mücadele Şubesi’nden ve Diyarbakır Jandarma Genel Komutanlığindan Ramazan’ın   gözaltına alınıp alınmadığı hakkında bilgi istemiştir.   Aralık 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı Nevzat Yazıcimn ifadesini almıştır.   Nevzat Yazıcı 25 Aralık tarihli şikayetini yinelemiştir.   Ocak 1997 tarihinde, Jandarma Genel Komutanlığı, Ramazanım ne kendi   şubelerinde ne de bağlı birimlerde gözaltına alındığını Cumhuriyet Savcılığı’na bildirmiştir.   Ocak 1997 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü Nevzat Yazıcı’nm ifadesini almıştır,   Nevzat Yazıcı, daha önceki iddialarını yinelemiş ve Haşan Demirtaş ile kardeşinin iş   arkadaşlarının söylediklerinden yola çıktığını belirtmiştir. Üç kişinin silahlı olduğunu   söylemediğini, bu ifadenin şikayet dilekçesini kaleme alan arzuhaİcinin eklemiş olabileceğini   belirtmiştir.   Ocak 1997 tarihinde, Haşan Dem irtaş Em niyet M üdürlüğü’ne ifade verm iştir.   Ramazan’ı almaya gelen üç kişi gördüğünü belirtmiştir. Bu kişilerin silahlı olduklarını ve   telsizleri olduğunu söylediğini inkar etmiştir. İfadesinin altma parmak basmıştır.   O cak 1997 tarihinde Em niyet M üdürlüğü, başvuranın, Seyithan Y azıcı’nın ve   Mahfuz Aktarlı’nm ifadelerini almıştır. Başvuran, telsizli üç sivil polisin kardeşini almaya   geldiklerini Haşan Demirtaş’tan öğrendiğini, Seyithan Yazıcı’nm aracın plaka numarasını   kendisine söylediğini ve arabanın rengini ise kimin söylediğini hatırlamadığını belirtmiştir.   SeylıithanYazıcı, olayın meydana geldiği gün, yanında Mahfuz Aktarlı olduğu sırada saat 9   sularında bir telefon geldiğini, telefondaki kişinin, üç sivil polisin Ramazan’ı arabayla almaya   geldiğini söylediğini ifade etmiştir. Mahfuz Aktarlı, Seyithan Yazıcı ile aynı yönde ifade   vermiştir.   Aynı gün Nevzat Yazıcı, ifadelerinde çelişki olduğu için tekrar Emniyet   Müdürlüğü’ne çağırılmıştır. Başvuranın arabanın renginden, Mahfuz Aktarlmm ise   telsizlerden bahsettiğini yinelemiştir. Bu kişilerin neden aksini söylediğini de bilmediğini   ifade etmiştir.   Şubat 1997 tarihinde (gün belirtilmemiştir) Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü,   Ramazan’ın Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmadığını Cumhuriyet Savcılığı’na   bildirmiştir.   Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına 12 Mart 1997 tarihinde gönderilen mektupta,   Nevzat Yazıcı kardeşinin ölümü ile ilgili bilgi almak istediğini yinelemiştir.   7   Mart 1997 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısı r c ı t i o r ı e m a t e r i a e   yetkisizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na sevk etmiştir.   Aynı gün, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Silvan Cumhuriyet Savcılığı’ndan Nevzat   Yazıcı, Haşan Demirtaş, Mahfuz Aktarlı, Mehmet Salih Yazıcı, Seyithan Yazıcı adındaki   şahısları ve kaybolan Ramazan Yazıcı’yı Savcılığa getirmesini istemiştir. Aynı zamanda   Bölge Ulaşım Dairesi’nden sözkonusu araba hakkında bilgi istemiştir. 5 Mayıs 1997 tarihinde   isteğini yinelemiştir.     Mayıs 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, başvuranın, Seyithan   Yazıcı ve Mahfuz Aktarlı’nın ifadelerini almıştır. Bu kişiler daha önceki ifadelerini   yinelemişlerdir.   2 H a z ira n 1 9 9 7 ta rih in d e , C u m h u riy e t S a v c ılığ ı, S ilv a n C u m h u riy e t S a v c ılığ ı’n d a n   Nevzat Yazıcı ve Haşan Demirtaş’m Savcılığa getirilmesi talebini yinelemiştir.   7 T e m m u z 1 9 9 7 ta rih in d e , D iy a rb a k ır C u m h u riy e t S a v c ılığ ı, N e v z a t Y a z ıc ı   tarafından sunulan şikayetle ilgili olarak (dosya no: 1996/2056 ve 1997/275) ratione îoci   yetkisizlik kararı vermiş ve kim tarafmdan işlendiği bilinmeyen cinayetlerin bu ilde   gerçekleştiğini gözönüne alarak, Ramazan’ın ve diğer dört kişinin Ölümüne ilişkin dosyayı   Adıyaman Cumhuriyet Savcılığı’na sevk etmiştir.   Temmuz 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Silvan Cumhuriyet   Savcılığı’ndan Haşan Demirtaş, Mehmet Salih Yazıcı ve Seyithan Yazıcimn Savcılığa   getirilmesini istemiştir.     Temmuz 1997 tarihinde, Jandarma Komutanlığı, Haşan Demirtaş’ın belirtilen   köyde ikamet etmediğini ve adresi hakkında bilgi alınamadığını belirten bir tutanak   hazırlamıştır.   Ekim 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet Genel   Müdürlüğü’nden Ramazan Yazıcimn kaybolmasına ilişkin bir soruşturma yürütmesini ve   olay yerinde bulunan şahısların kimliklerini tespit etmesini istemiştir.   Ekim 1997 tarihinde, Mardinkapı Polis Karakolu, Diyarbakır Emniyet   Müdürlüğüne sözkonusu plaka numarasının kayıtlarda yer almadığını ve Melikahmet   semtinde bulunan otobüs terminalinde sözkonusu kişileri tanıyan bulunmadığını belirtmiştir.   Kasım 1997 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet Müdürlüğü’nden   sözkonusu araç sahibi ya da aracı kullanan kişiler hakkında bilgi istemiştir.   Aralık 1997 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü, sözkonusu plaka numarasının 16 Nisan   tarihinden beri iptal edildiğini ve kayıtlarda yer almadığını bildirmiştir.   8 A ra lık 1 9 9 7 ta rih in d e , D iy a rb a k ır C u m h u riy e t B a ş s a v c ılığ ı b a ş v u ra n ın v e S e y ith a n   Yazıcimn Savcılığa getirilmesi yönündeki talebini yinelemiştir.   Şubat 1998 tarihinde, A dıyam an C um huriyet Savcılığı N evzat Y azıcı tarafm dan   yapılan şikayetle ilgili olarak (dosya no: 1998/204 ve 1998/19) ratione îoci yetkisizlik kararı   vererek, dosyayı Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na sevk etmiştir.   Mayıs 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Nevzat Yazıcı   tarafından yapılan şikayetle ilgili olarak (dosya no: 1996/8670 ve 1998/274) ratione loci   takipsizlik kararı vermiş ve 17 Temmuz 1997 tarihinde yetkisizlik kararı verilerek aynı   Savcılığa sevk edilen dosya ile aynı olduğuna kanaat getirerek davayı Adıyaman Cumhuriyet   Savcılığı’na sevk etmiştir.   Haziran 1998 tarihinde, Adıyaman Cumhuriyet Savcılığı Nevzat Yazıcı tarafından   yapılan şikayetle ilgili olarak ratione îoci yetkisizlik kararı vererek, davayı 5 Şubat 1998   tarihinde aynı yöndeki kararım hatırlatarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na sevk   etmiştir.     Ağustos ve 20 Ekim 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet   Müdürlüğünden 22 Kasım 1996 tarihinde Ramazan’ı kimlerin götürmüş olabileceği   hususunda araştırmalar yapmasını istemiştir.   / birisinin telsizli olduğunu söylediğini, kimliğini açıklamayan diğer bir şahsm kendisini   telefonla arayarak, arabanın markasını, rengim ve plaka numarasını söylediğini ifade etmiştir.   Başvuran kardeşinin akıbeti hakkında bilgi almak amacıyla yetkili makamlara başvuruda   bulunduğu fakat sonuç alamadığım belirtmektedir. Aynı zamanda, ifadesi alındıktan sonra   Haşan Demirtaş adındaki görgü tanığını bir daha göremediğini, polislerin kendilerini tehdit   ettiğini ve bu girişimlerinden vazgeçmelerini tavsiye ettiklerini iddia etmiştir.   Nevzat Yazıcı, başvuranın ifadelerini doğrulamış, ifadeleri alınan Mahfuz Aktarlı ve   Haşan Demirtaş’m görgü tanığı olduğunu açıklamıştır.   Ocak 1999 tarihinde, İdil Cumhuriyet Savcılığı, ratione materiae yetkisizlik kararı   vermiştir. Ramazan’ın ölümüyle F.M ve M.M adlı şahısların ölümü arasında benzerlikler   tespit etmiştir. Bu üç ceset ile ilgili olarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığinda   soruşturma yürütüldüğünü hatırlatmıştır. Diğer yandan, Aralık 1996 yılında Adıyaman-   Hilvan, Şanlmrfa-Adıyaman yolunda cesetleri bulunan diğer kişiler de bu şekilde   kaçırılmıştır. Yapılan incelemelerde ölen kişilerin kaçırıldığı, olayın faillerinin kendilerini   polis olarak tanıttıkları, telsizlerinin bulunduğu ve sahte plakası olan bir araçla dolaştıkları   tespit edilmiştir. Kaçırılan kişilerden birisi Emniyet Müdürlüğü binasına kadar götürülmüştür.   Bu eylemler cinayetler işlemeyi amaçlayan bir çete tarafmdan yapılmıştır. Bu nedenle dosyayı   Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısına sevk etmiştir.   Şubat 1999 tarihinde, İdil Cumhuriyet Savcılığı, İdiî Emniyet Müdürlüğü’ nden   belgeyi Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısı’na götürmesini istemiştir.   Mart 1999 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı da Ramazan’ m cinayetler   işleme amacı güden bir çete tarafmdan öldürüldüğü ve bu tür cinayetlerin DGM yetki   alanında olduğu gerekçesiyle ratione materiae yetkisizlik kararı vermiştir. Soruşturma   dosyasını Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcısına sevk etmiştir.     Nisan 1999 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı Ramazan’ ın ölümüne   ilişkin iki soruşturma dosyasını birleştirmeye karar vermiştir.   Mayıs 1999 tarihinde, Ramazan’ın ve diğer iki kişinin aynı silahla vurulduğunu   gözönüne alarak, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ nden   olayın faillerini bulması için soruşturma başlatmasını ve her üç ayda bir kendisi durumdan   haberdar etmesini istemiştir. Emniyet Müdürlüğü, 24 Ağustos 1999 tarihinde soruşturmanın   devam ettiğini bildirmiştir.     Nisan 2000 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı soruşturma   yürütülmesine ilişkin isteğini yinelemiştir.   Haziran 2000 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Ramazan’la ilgili olarak   yürütülen soruşturmanın diğer iki kişiyle ilgili olarak yürütülen soruşturma ile birleştirildiğini   DGM Cumhuriyet Savcısina bildirmiştir.     Temmuz 2000 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele   Müdürlüğü’ne 30 Haziran 1995 tarihinde 2 1 DZ 490 numaralı plakanın güvenlikle ilgili   nedenlerden dolayı Murat 1 3 1 markalı mavi renkli ve 2 1 A 0120 plakalı resmi aracın yerine   sivil araç plakası olarak kendisine verildiğini belirtmiş, sözkonusu plakanın 1 6 Nisan 1996   Mevcut unsurlar ışığında AİHM, başvuranın kardeşinin güvenlik güçleri tarafından   veya bunların işbirliğiyle öldürülmüş olduğu yönünde bir sonucun, güvenilir emarelerden çok   varsayımlara ve spekülasyona dayandığı düşüncesindedir. Bu nedenlerle, Savunmacı   Devlet’ in başvuranın kardeşinin ölümünde bir paya sahip olduğu her türlü makul şüpheciliğin   ötesinde ortaya konulamamaktadır.   Sonuç olarak, AİHS’nin 2. maddesinin bu açıdan herhangi bir ihlali sözkonusu   değildir.   2. Soruşturmanın yetersizliği iddiası hakkında   AİHM, AİHS’nin 2. maddesi ile öngörülen yaşam hakkının korunması   yükümlülüğünün, İ . madde uyarınca “kendi yetki alanı içinde bulunan herkese bu   Sözleşme’nin (,..)de belirtilen hak ve özgürlükleri tam[ması]” şeklinde Devlete düşen genel   görevle birlikte, zor kullanmaya başvurmanın bir kimsenin ölümüne yol açması halinde etkin   bir soruşturma yürütülmesi anlamına geldiğini ve bunu şart koştuğunu hatırlatır (Bkz., Kaya-   Türkiye, 1 9 Şubat 1998 tarihli karar, McCann ve diğerleri-Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995   tarihli karar). Benzer soruşturma zor kullanımının ölümle sonuçlandığı ve sorumlularının ister   Devlet görevlileri isterse başkaları olduğu iddia edildiği her durumda yürütülmelidir (Bkz.   Tahsin Acar kararı). Soruşturmalar özellikle derinlemesine, tarafsız ve dikkatli bir şekilde   yürütülmelidir (Bkz. Çakıcı kararı, ve McCann ve diğerleri karan).   AİHM ayrıca, soruşturmada etkinlik asgari kriterini karşılayan incelemenin niteliği ve   derecesinin, davanın koşullarına bağlı olduğunu dikkate almaktadır. Bunlar, ilgili olayların   tümü temelinde ve soruşturma çalışmalarının pratik gerçekleri göz önünde bulundurularak   değerlendirilir. Olayların çeşitliliğini, yalnızca soruşturmada yürütülen işlemler listesine veya   basitleştirilmiş diğer kriterlere indirgemek mümkün değildir (Bkz., Fatma Kaçar-Türkiye   kararı, no: 35838/97, 1 5 Temmuz 2005, Velikova-Bulgaristan kararı, no: 41488/98,   Tanrıkulu-Türkiye, no: 23763/94, Kaya kararı, ve Güleç-Türkiye kararı, 27 Temmuz 1998).   Yürütülen soruşturma aynı zamanda sorumluların tespit edilip nihayetinde   cezalandırılmalarını sağlayacak şekilde etkili olmalıdır (Bkz. Oğur-Türkiye kararı, no:   21594/93). Burada sözkonusu olan sonuca değil, araçlarla ilişkin bir yükümlülüktür. Yetkili   mercilerin, olaylara ilişkin delillerin toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık olan   tedbirleri almaları gerekmektedir Tanrıkulu, ve Salman-Türkiye, n° 21986/93).   İvedi ve özenli olma zorunluluğu bu bağlamda zımnen mevcuttur. Özel bir durumda   soruşturmanın ilerlemesini önleyen engel veya güçlüklerin olabileceğinin elbette kabul   edilmesi gerekmektedir. Fakat ölümle sonuçlanan zor kullanımı üzerine yürütülen bir   soruşturma sözkonusu olduğunda, yetkililerin ivedilikle cevap vermesi, halkın yasallık   ilkesine uyulduğuna dair duyduğu güvenin korunması ve yasadışı faaliyetlere karışıldığı ya da   göz yumulduğu yönündeki her türlü izlenimin önüne geçilmesi açısından genellikle temel   önem arz etmektedir {McKerr-Birleşik Krallık, no: 28883/95, § 114, CEDH 2001-III).   Mevcut davada, dosyadan çeşitli illerin Cumhuriyet Savcılarının ve Diyarbakır DGM   Cumhuriyet Savcısinm, Ramazan’ ın kaybolmasından ve ölümünden haberdar oldukları   andan itibaren soruşturmalar başlattıkları anlaşılmaktadır. Yetkililer, başvuranı, kardeşini ve   diğer tanıkları dinlemiş, maktulün güvenlik güçleri tarafından tutulduğu ve öldürüldüğü   iddialarını aıaştırabilmek amacıyla, Emniyet Müdürlüklerinden ve Jandarma’dan bilgi   istemişlerdir. Ayrıca başvuran ve tanıklar tarafından belirtilen plaka numarasını taşıyan aracın   kime ait olduğunun tespit edilmesini talep etmişlerdir. Çeşitli illerin Emniyet   Müdürlükleri’nden maktulün kaybolmasına ve Ölümüne ilişkin olarak soruşturma yapmalarını   düzenli olarak hatırlatmışlardır. Ayrıca, maktulün cesedinin bulunmasından sonra İdil   Cumhuriyet Savcılığı bir doktor eşliğinde olay yerine gitmiş, otopsi ve tıbbi muayene   yapıldığına ilişkin tutanak hazırlanmıştır. Ölüm nedeninin açık olması sebebiyle klasik otopsi   yapılması gerekli görülmemiştir. Aynı şekilde, Cumhuriyet Savcılığı başvuranın ve kardeşinin   ifadelerini almış ve balistik inceleme yapılmasını talep etmiştir.   Her ne kadar ilk bakışta soruşturmanın, AİHS’nin 2. maddesinden doğan   zorunlulukları yerine getirdiği düşünülüyorsa da AÎHM, aşağıda yer alan nedenlerden dolayı   kaybolma olayına ve ölüme ilişkin olarak sivil polisler hakkında şüphelerin var olduğu   konusunda yetkililerin bilgilendirilmesi somasında, yürütülen soruşturmanın eksiksiz ve   tatmin edici olmadığı kanaatindedir.   AÎHM, bir taraftan Diyarbakır DGM Cumhuriyet Savcısı ile Diyarbakır Cumhuriyet   Başsavcılığı arasında, diğer taraftan ise Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı ile Adıyaman ve îdil   Cumhuriyet Savcılıkları arasında ortaya çıkan yetki konusundaki anlaşmazlığın,   soruşturmanın ivediliğini önemli ölçüde etkilediği kanaatindedir. Esasında en başından beri   bu anlaşmazlık soruşturmanın seyrini Özellikle de delil unsurların toplanması konusunda   soruşturma mercilerinin çabasını etkilemiştir.   Daha sonra ise, soruşturmanın unsurları dikkate alındığında AİHM, soruşturmayı   yürütmekle görevli mercilerin, olaya cinayetler işlemeyi amaçlayan bir çete üyesi olan   yabancılar tarafından gerçekleştirilen bir cinayet olarak yaklaşarak, yalnızca bir açıdan olaya   yaklaştıklarını tespit etmektedir. Oysa ki soruşturma kapsamında ifadeleri alman başvuran ve   diğer tanıklar, sözkonusu cinayete sivil polislerin karışmış olabileceği konusunda ısrar   etmişlerdir. Ayrıca görgü tanıkların olan Haşan Demirtaş, yalnızca Emniyet Müdürlüğü   polisleri tarafından dinlenmiştir. Her ne kadar aranması konusunda bir takım çabalar   sarfedilmişse de Haşan Demirtaş Savcılık tarafından dinlenmemiştir. AİHM bu konunun   yeterince incelediğini gösterecek hiçbir delil unsurunun bulunmadığı kanaatindedir. Bununla   ilgili olarak, davanın Hükümet’e bildirilmesinden soma Emniyet Müdürltiğü’nün 2 1 DZ 490   numaralı araç plakasının, 30 Haziran 1995 tarihinden 1 6 Nisan 1996 tarihine kadar Terörle   Mücadele Müdürlüğü tarafından kullanıldığı bilgisini verdiğini gözlemlemek şaşırtıcıdır.   Halbuki daha öncesinde Emniyet Müdürlüğü, bu plaka numarasının 1 6 Nisan 1996 tarihinde   kayıtlardan silindiği bilgisini vermiştir. Üstelik balistik incelemenin yalnızca 2 Mart 19 98   tarihinde, yani başvuranın kardeşinin ölümünden on beş ay sonra istendiğini ve bu belgenin   ertesi gün yani 3 Mart tarihinde düzenlendiğini tespit etmektedir.   Özetle yukarıda tespit edilen eksikliklerden dolayı AİHM, ulusal merciler tarafından   başvuranın kardeşinin Ölümü ile ilgili olarak yürütülen soruşturmaların etkili olduğu   düşünülemez.   AİHM, AİHS’ nin 2. maddesi ile Savunmacı Devlet’e düşen yasal zorunlulukların   yerine getirilmediğine karar vermiştir.   II. AİHS’NİN 3. VE 5 . MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   HAKKINDA   Başvuran, AÎHS’nin 3 . ve 5 . maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   Hükümet bu konuda görüş bildirmemektedir.   AİHM, başvuranın kardeşinin kaybolması ve ölümünde, bir Devlet görevlisinin ya da   Devlet adına hareket eden bir kimsenin bir paya sahip olduğunun her türlü makul şüphenin   ötesinde ortaya konulamadığını hatırlatmaktadır. Bu nedenle başvuranın şikayetlerinin olgusal   dayanaktan yoksun olduğuna kanaat getirmiştir (Bkz., 0-Türkiyeyno: 28497/95, 15 Temmuz   tarihli karar).   Sonuç olarak AİHS’nin 3. ve 5. maddeleri ihlai edilmemiştir.   III. AİHS’NİN 1 3 . MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, kardeşinin ölümüne ilişkin olarak etkili soruşturma yapılmadığı iddiasında   bulunmakta ve güvenlik güçlerinin cezalandırılmamasını sağlayan sistemden dolayı etkili bir   başvuru hakkından yoksun bırakıldığını ileri sürmektedir. Başvuran AİHS’nin 1 3 . maddesine   atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bununla ilgili olarak görüş bildirmemektedir.   AİHM, AİHS’de yer alan hak ve özgürlükler iç hukukta ne şekilde tanınmış olursa   olsun, Sözleşme’nin 1 3 . maddesinin, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını   sağlayacak yolların varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla Sözleşmeci   Devletler, bu hükmün kendilerine getirdiği yükümlülüklere ne şekilde uydukları konusunda   belli bir takdir payından yararlanma hakkına sahip olsalar da, sözkonusu hüküm, AİHS’ ye   dayalı “savunulabilir bir şikayetin” içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin   sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunu zorunlu kılmaktadır. AİHS’nin 1 3 , maddesinden   doğan yükümlülüğün kapsamı, başvuranın Sözleşme uyarınca yaptığı şikayetin niteliğine   bağlı olarak değişmektedir. Bununla birlikte bu maddenin gerektirdiği başvuru yolu hukuken   olduğu kadar pratikte de “etkili” olmalı ve özellikle bu başvuru yolunun kullanılması,   Savunmacı Devlet’in yetkili mercilerinin fiilleri tarafından haksız bir biçimde   engellenmemelidir (Bkz., Abdurrahman Orak, Kaya, Aydın-Türkiye 25 Eylül 1997 tarihli   karar, Aksoy - Türkiye, 1 8 Aralık 1996 tarihli karar).   Yaşam hakkının korunmasının arz ettiği temel Ön em dikkate alındığında, AİHS’nin   3 . maddesi, gerektiğinde tazminat ödenmesinin yanı sıra, ölümden sorumlu olanların tespit   edilmesi ve cezalandırılmasına yönelik derin ve etkili araştırmalar yapılmasını şart koşmakta   ve şikayetçinin soruşturma usulüne etkin bir şekilde erişebilmesini içermektedir {Kaya kararı).   Mevcut davada AİHM, başvuranın kardeşinin Devlet görevlileri tarafmdan   öldürüldüğüne dair her türlü makul şüphenin ötesinde delille kanıtlanmadığı sonucuna   varmıştır. Bu durum yine de, AİHS’nin 2. maddesine dayanan şikayeti, 1 3 . madde açısından   “savunulabilir” olmaktan yoksun bırakmamaktadır (Bkz., Fatma Kaçar kararı, ve Böyle ve   Rice-Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar). AÎHM’nin esas hakkmdaki kararı,   yukarıda belirtilen nedenler dolayısıyla savunulabilir olduğu kabul edilmiş olan sözkonusu   şikayetin özüne ilişkin etkili bir soruşturma yürütüme yükümlülüğünü geçersiz   kılmamaktadır.   AİHM daha önceden de yetkili mercilerin başvuranın kardeşinin cinayetinin meydana   geldiği koşullar hakkında etkili bir soruşturma yürütüme yükümlülüğüne sahip olduklarını     ortaya koymuştur. Yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü Savunmacı Devlet’in, AİHS’nin 2 .   maddesinden kaynaklanan soruşturma yükümlülüğünün daha ötesinde şartlar taşıyan 1 3 .   maddede öngörüldüğü gibi etkili bir soruşturma yürütmüş olduğu kabul edilemez (.Kaya   kararı).   Sonuç olarak AİHS’nin 1 3 . maddesi ihlal edilmiştir.   IV. AİHS’NIN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Maddi tazminat   Başvuran, 577.935 Euro tutarında gelir kaybına uğradığım iddia etmektedir.   Başvurana göre, Ramazan’ın dul eşi ve sekiz çocuğu, ki çocuklarından dördü ilkokula   gitmektedir, kendi sorumluluğunda olacaktır. Başvuran iki bilirkişi raporuna dayanmakta ve   bu raporları AİHM’ye sunmaktadır. Başvuran, öldüğü sırada minibüs şoförü olan kardeşinin   otuz altı yaşında olduğunu ve ayda 2.000-2.500 Yeni Türk Lirası kazandığını belirtmektedir.   Ayrıca kardeşleri ile ortaklaşa sahip olduğu araziden de gelir eîde edecekti. Bu dönemde   Türkiye’deki ortalama yaşam süresi dikkate alındığında, istatiksel hesap cetvellerinden yola   çıkılarak yapılan hesaplamaların sonucunda yukarıda yer alan tutar ortaya çıkmıştır.   Hükümet bu tutarın haksız ve aşırı olduğunu belirtmekte ve hesaplamada bir yanlışlık   yapıldığını ifade etmektedir.   AÎHM’nin yerleşik içtihatlarına göre, başvuran tarafından iddia edilen zarar ile   AİHS’nin ihlali arasında açık bir nedensellik bağı olmalıdır ve bu gerektiğinde gelir kaybının   tazminini içermelidir (Bkz., diğerleri arasında, Barbera Messegue ve Jabardo-îspanya, 13   Haziran 1994 tarihli karar). AİHM, Ramazan’ ın Devlet görevlileri tarafından veya bunların   işbirliğiyle öldürüldüğü yönünde bir tespitin yapılmayacağını saptamıştır. Bu koşullarda 2.   maddenin ihlali tespit edilmediğinden, AİHS’nin 2. maddesinin esastan ihlali ile maktulün dul   eşi ve çocuklarına sağlamış olduğu maddi gelirin kaybı arasında doğrudan bir nedensellik   bağı bulunmamaktadır. Sonuç olarak AİHM başvuran tarafından talep edilen maddi   tazminatın tamamını reddetmiştir (Bkz. Çakıcı, Önen - Türkiye, n° 22876/93, 1 4 Mayıs 2002,   ve Bıddan-Türkiye, no: 28298/95, 20 Nisan 2004).   B. Manevi Tazminat   Başvuran babalarının ölümüyle yetim kalan çocukları, eşi ve kendisi adına uğradıkları   manevi zararın tazmini için 250.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet talep edilen miktara karşı çıkmaktadır.   AİHM, başvurunun Ramazan’ın dul eşi ya da yetim çocukları adına yapılmadığını not   etmektedir. Sonuç olarak, kendi adına dile getirdiği manevi tazminat talebini reddetmektedir   {Tahsin Acar kararı).   Başvuranın kendisinin yaşadığı manevi zararla ilgili olarak AİHM, Ramazan’m   kaybolmasına ve ölümüne ilişkin olarak yetkililerin, AİHS’nin 2. ve 1 3 . maddelerinin   yüklediği zorunluluğa rağmen etkili bir soruşturma yürütmediklerini hatırlatmaktadır. AİHM,   başvurana hakkaniyete uygun olarak 10.000 Euro ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.   11

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło