48944/99

WyrokETPCz2005-06-16ECLI:CE:ECHR:2005:0616JUD004894499

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktora naczelnego gazety za artykuł krytykujący działania wojska naruszyło jego prawo do wolności wypowiedzi z art. 10 Konwencji? Czy sąd krajowy (DGM) z udziałem sędziego wojskowego był niezawisłym i bezstronnym trybunałem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wypowiedzi skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę integralności terytorialnej, nie była "konieczna w demokratycznym społeczeństwie". Stwierdził, że artykuł, mimo poważnych zarzutów, nie nawoływał do przemocy, walki zbrojnej ani buntu, a także nie stanowił mowy nienawiści. Trybunał podkreślił, że charakter i waga nałożonych kar były nieproporcjonalne. Dodatkowo, Trybunał orzekł, że obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa (DGM) uzasadniała obawy skarżącego co do bezstronności i niezawisłości sądu, co stanowiło naruszenie prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący Ahmet Ergin, redaktor naczelny gazety "Günlük Emek", opublikował artykuł zatytułowany "Żołnierze ponownie spalili wioskę". W konsekwencji został oskarżony i skazany przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa (DGM) w Stambule na grzywnę oraz zakaz wydawania gazety na miesiąc, za podżeganie do nienawiści na tle rasowym i regionalnym. Sąd Najwyższy (Yargıtay) utrzymał wyrok w mocy. Skarżący podnosił, że artykuł był informacją, a sąd DGM, w którego skład wchodził sędzia wojskowy, nie był niezawisły i bezstronny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezawisłości DGM. 4. Uznal, że nie ma potrzeby badania pozostałych zarzutów z art. 6 ust. 3 lit. b Konwencji. 5. Zasądził na rzecz skarżącego 2 000 EUR tytułem szkody majątkowej i niemajątkowej oraz 1 500 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę. 6. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĠ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ERGİN - TÜRKİYE DAVASI (NO:1)   (Başvuru no:48944/99)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   HAZĠRAN 2005   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 48944/99 başvuru no’lu davanın nedeni,   Türk vatandaşı Ahmet Ergin’in (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 26   Mayıs 1999 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)   34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından   K.T. Sürek tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu başvuran, İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, olayların geçtiği   dönemde, Günlük Emek gazetesinin Yazı İşleri Müdürü ve Editörü idi.   Başvuran, 15 Ocak 1998 tarihinde, bu gazetenin 433. sayısında “Askerler yine köy   yaktı” başlıklı bir makale yayınlamıştır.   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, 16 Şubat 1998   tarihli iddianameyle, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 312§2 maddesi gereğince, bahsekonu   makaleyi yayınladığından dolayı, başvuranı halkı ırk ve bölge ayrımcılığına dayanan kin ve   nefrete teşvik etmekle suçlamıştır.   Başvuran, DGM önünde, yapılan suçlamaları reddetmiştir. Başvuran, özellikle bir   haberin sözkonusu olduğunu ve hiçbir suç amacının kendisine isnat edilemeyeceğini   vurgulamıştır. Başvuran AİHS’nin 10. maddesini ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca   Mahkeme’ye “aidiyet belgesi”ni sunmuştur.   DGM, 8 Eylül 1998 tarihli kararla başvuranı 5.558.333 TL para cezasına çarptırmıştır.   DGM ayrıca, Günlük Emek gazetesinin altı ay çıkarılmamasına karar vermiştir. DGM   gerekçelerinde, iddianamede yer aldığı şekliyle ihtilaflı makaleye atıfta bulunmuş ve   makalenin haber veya eleştiri sınırlarını aştığına kanaat getirmiştir.   Başvuran, verilen bu kararı temyiz etmiştir. Temyiz gerekçelerinde, başvuran   AİHS’nin 6 ve 10. maddelerini ileri sürmüştür. Ayrıca başvuran, sözkonusu haberlerin   doğruluğunun araştırılmamasına itiraz etmiştir.   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesi başvurana tebliğ edilmemiştir.   Yargıtay, 10 Aralık 1998 tarihli kararla, başvuranın talebini reddetmiş ve ilk derece   mahkemesinde verilen kararı onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI   Başvuran, hakkında verilen cezai mahkumiyet kararının, AİHS’nin 10. maddesinde   öngörüldüğü gibi ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden şikayet etmektedir.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   AİHM, şikayetin AİHS’nin 35§3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını saptamakta ve ayrıca, hiçbir kabul edilemezlik gerekçesiyle ters düşmediğini   ortaya koymaktadır. Dolayısıyla şikayeti kabul edilebilir ilan etmek uygun olacaktır.   B. Esas hakkında   AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı   başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu   olmadığını kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2   maddesi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz   edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96,   §40). AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin   “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.   Hükümet, haber halkı şiddete teşvik eden ve özellikle ülkenin güneydoğusundaki   güvenliğe bağlı koşullarda, Türk toplumunda farklı gruplar arasında kin uyandıran, bölücü   propaganda sözkonusu olduğundan dolayı, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının   demokratik toplumda gerekli olduğunda ısrar etmektedir.   AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan benzer   sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz.   Özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, §74,   1999-VI, sözüedilen İbrahim Aksoy, § 80, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, §39, 23 Eylül 2003   ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, §43, 2 Ekim 2003).   AİHM, içtihat kararları ışığında mevcut davayı incelemiştir ve Hükümet’in, sözkonusu   durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat   getirmektedir. AİHM, haberde kullanılan ifadelere ve haberlerin yayımlandığı duruma önem   vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle   mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. sözüedilen İbrahim Aksoy, §60   ve 9 Haziran 1998 tarihli Incal-Türkiye kararı, 1998-IV, s.1568, §58).   Dava konusu haber, güvenlik güçleriyle ilgili ciddi iddialar içermektedir. Ancak ne   ulusal hukuk mahkemelerinin verdiği kararlar ne Hükümet görüşü yanlış bir haber olduğunu   belirtmiş ve haberin içeriğini olay olarak değil değer yargısı olarak değerlendirmişlerdir.   AİHM, DGM’nin dava konusu haberin halkı kin ve düşmanlığa teşvik edici ifadeler   içerdiğine kanaat getirdiğini belirtmektedir.   AİHM, yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan ve başvuranın ifade özgürlüğüne   yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli olmayan gerekçeleri incelemiştir. (Bkz.   Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 1999-IV). AİHM, haberde yer   alan iddiaların ciddi olduğunu ancak, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de   ayaklanmaya teşvik eden nitelikte olmadığını ve AİHM’nin gözünde, dikkate alınması   gereken başlıca unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığını gözlemlemiştir   (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye,   no:24919/94, §50, 8 Temmuz 1999).   AİHM, müdahalenin oranını belirlemek sözkonusu olduğunda, verilen cezaların   niteliği ve ağırlığının da gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu   belirtmektedir. AİHM, bu bakımdan, başvuranın 5.558.333 TL para cezasına çarptırıldığını   not etmektedir. Bun ek olarak, Günlük Emek gazetesinin bir ay boyunca yayınlanması   yasaklanmıştır. Bu davada verilen cezaların niteliği ve ağırlığı ne olursa olsun –ceza çekilmiş   olsa da olmasa da-, TCK’nın 312. maddesi alanında mahkumiyetten ipso jure doğan sonuçları   daha çok gözönünde bulundurmak gerekir. Oysa bu davada, başvuran para cezasını ödemekle   kalmayıp, mahkumiyet kararından doğan kısıtlamalara maruz kalmıştır. AİHM, bu koşullarda,   başvuran hakkında verilen ilk mahkumiyet kararının, demokratik toplumda gereklilik   prensibiyle bağdaşmadığına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal   edilmiştir.   II. AĠHS’NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI   Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim   bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve   bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir. Ayrıca başvuran, Yargıtay   Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmemesinden şikayetçi olarak,   AİHS’nin 6§1 ve 3-b maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   AİHM, şikayetlerin AİHS’nin 35§3 maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun   olmadıklarını saptamakta ve ayrıca, şikayetlerin hiçbirinin kabul edilemezlik gerekçesiyle ters   düşmediğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla şikayetleri kabul edilebilir ilan etmek uygun   olacaktır.   B. Esas hakkında   1. DGM’nin tarafsız ve bağımsız olması hakkında   AİHM, geçmişte de birçok defa benzer olayların meydana geldiği sözüedilen   durumlarla ilgili sorunlara benzer sorunları birçok kez incelemiş ve AİHS’nin 6§1 maddesinin   ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. 7 Kasım 2002 tarihli Özel-Türkiye kararı, no: 42739/98,   §§33-34 ve 10 Temmuz 2001 tarihli Özdemir-Türkiye kararı, no: 59659/00, §§35-36).   AİHM, mevcut davayı incelemiştir ve Hükümet’in, sözkonusu durumu farklı bir   sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmektedir. AİHM,   TCK’nın öngördüğü ve cezalandırdığı suçlardan DGM önüne çıkarılan başvuranın, aralarında   askeri hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla   karşılanacağını saptamaktadır. Bu nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara   ters düşen değerlendirmelerle haksız yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak   çekinmektedir. Böylece, bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran   tarafından duyulan şüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düşünülebilir (sözüedilen Incal   kararı, §72 in fine).   AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada, DGM’nin, 6§1 maddesi uyarınca   tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.   2. Savcı’nın tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi hakkında   AİHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya   konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere hakkaniyetli bir yargı   sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmıştır.   AİHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının   ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulursa, AİHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer   şikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında, 28 Ekim   tarihli Çıraklar-Türkiye kararı, 1998-VII, §§ 44-45).   III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Başvuran, maddi tazminat olarak 1.000 Euro istemektedir. Başvuran, uğradığı manevi   zarar için 5.000 Euro istemektedir.   Hükümet bu iddialar konusunda görüş bildirmemektedir.   AİHM, iddia edilen parasal kayıp konusunda, başvuranın 5.558.333 TL’lik borcunu   ödediğini saptamaktadır. Geri kalan iddialar konusunda başvuran AİHS’nin 10. maddesinin   ihlal edilmesinden doğan zararın miktarının tespit edilmesini sağlayan hiçbir delil unsurunu   sunmadığı sürece, AİHM bu talebi reddetmektedir. Manevi tazminat için AİHM, ilgilinin   dava koşullarında bir takım sıkıntılar duyabileceğine kanaat getirmektedir. AİHM, başvurana   uğranılan maddi ve manevi zararlar için 2.000 Euro verilmesinin uygun olacağı kanaatindedir.   AİHM, başvuran hakkındaki mahkumiyet kararının, 6§1 maddesi bağlamında tarafsız   ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında prensip olarak en   uygun tazminin, başvuranı zamanında tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden   yargılamak olacağı kanaatindedir (Bkz. yukarıda sözüedilen Gençel kararı, §27).   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran ayrıca, ulusal mahkemeler ve AİHM’de yapılan masraf ve harcamalar için   3.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu miktar konusunda görüş bildirmemektedir.   AİHM’nin içtihadına göre, başvuran, yaptığı masraf ve harcamaların gerçekliği,   gerekliliği ve oranlarının makul olduğu ortaya konulduğu sürece geri ödemelerini elde   edebilir. Davada, elinde bulunan unsurlar ve yukarıda belirtilen kriterleri gözönünde   bulundurarak, AİHM, yapılan bütün masraflar için 1.500 Euro’nun makul olduğuna kanaat   getirerek, bu miktarın başvurana ödenmesine hükmetmektedir.   C. Gecikme faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına 3 puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBĠRLĠĞĠYLE,   1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHS’nin 6§1   maddesinin ihlal edildiğine;   4. AİHS’nin 6§3 b) maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek   olmadığına;   5. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet’in   başvurana:   i. maddi ve manevi tazminat için 2.000 Euro (iki bin Euro)   ii. masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin beş yüz Euro)   iii. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödemesine;   b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda   belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek   suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;   6. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 16 Haziran 2005 tarihinde, İçtüzüğün 77.   maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło