48988/99

WyrokETPCz2004-11-10ECLI:CE:ECHR:2004:1110JUD004898899

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie za publikację broszury krytykującej status kobiet kurdyjskich naruszyło wolność słowa (art. 10 Konwencji) oraz czy sąd krajowy, w skład którego wchodził sędzia wojskowy, był niezawisłym i bezstronnym sądem (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącej za publikację broszury, która choć zawierała wrażliwe treści i mogła być przesadzona, nie nawoływała do przemocy, walki zbrojnej ani powstania, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jej wolność słowa, ponieważ mowa nienawiści nie była głównym elementem broszury. W kwestii art. 6 ust. 1, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie sądów bezpieczeństwa państwa (DGM) w sprawach cywilnych budzi uzasadnione wątpliwości co do bezstronności i niezawisłości sądu, naruszając prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżąca, Zeynep Baran, prezeska fundacji na rzecz kobiet kurdyjskich, przygotowała w marcu 1997 roku broszurę promującą cele i działalność fundacji. Broszura została skonfiskowana, a skarżąca oskarżona na podstawie art. 312 Tureckiego Kodeksu Karnego. Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w Stambule skazał ją na dwa lata więzienia i grzywnę za podżeganie do nienawiści i wrogości poprzez tworzenie podziałów klasowych. Wyrok został utrzymany przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. Jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezawisłości DGM. Jednogłośnie uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania innych zarzutów dotyczących art. 6. Zasądził na rzecz skarżącej 5 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 3 000 EUR tytułem kosztów i wydatków, pomniejszone o 660 EUR otrzymane w ramach pomocy prawnej. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSANHAKLARI MAHKEMESİ   Baran - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:48988/99)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   KASIM 2004   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (no:48988/99) başvuru no'lu   davanın nedeni Türk vatandaşı Zeynep Baran'ın (Başvuran) Avrupa insan   Hakları Komisyonu'na (AlHK) 13 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa insan Hakları   ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AlHS) eski 25. maddesi uyarınca   yapmış olduğu başvurudur. Başvuran adli yardımdan faydalanarak İstanbul'da   avukat olan F. Karakaş tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   DAVA KOŞULLARI   doğumlu başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir.   Kürt Kadınları ile Dayanışma ve Kadın Sorunları Araştırma Vakfi (K.KA.Da.V)   başkanı olan başvuran, Mart 1997'de vakfın kuruluş amacını ve faaliyetlerim   tanıtmak amacıyla bir broşür hazırlatmıştır.   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) 3 Haziran 1997 tarihinde bu   broşürün toplatılmasını kararlaştırmıştır.   Ayrıı gün Cumhuriyet Savcısı İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden ifadesi   alınmak üzere başvuranın çağrılmasını talep etmiştir.   Emniyet Müdürlüğü'nün 4 Haziran 1997 tarihinde saat 14.45'te düzenlediği   tutanakta ihtilaf konusu iki yüz adet broşürün toplatıldığı ve Cumhuriyet   Savcısı'nın yaptığı çağrı hakkında başvurana bilgi verildiği yer almıştır.   Cumhuriyet Savcısı, 6 Haziran 1997 tarihinde sunulan ve Türk Ceza   Kanunu'nun (TCK) 312. maddesine dayanan iddianame ile ihtilaf konusu   broşürün yayımlanması nedeniyle başvuran hakkında ceza davası açmıştır.   Başvuran, DGM'deki 25 Mart 1988 tarihli duruşmada, bu broşürde kadın   haklarını, insan haklarını ve ifade özgürlüğünü savunduğunu ve halkı kine   kışkırtmanın sözkonusu bile olmadığını beyan etmiştir. Başvuran suç   unsurunun bulunmadığını ve bu davanın ifade özgürlüğünün bulunmadığını   ortaya koyduğunu belirtmiştir.   DGM, TCK'nın 312 § 2 maddesine dayanan 7 Ağustos 1998 tarihli kararla   başvuranı iki yıl hapis ve 1.720.000 T.L. para cezasına çarptırmıstır. DGM,   suç unsuru broşürün sosyal sınıf ayrımcılığı yaratarak halkı için ve   düşmanlığa tahrik ettiğini saptamıştır.   Başvuran 24 Eylül 1998 tarihinde, duruşma yapılmasını talep ederek DGM   kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur.   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 19 Elam 1998 tarihli görüşünde temyizine   gidilen kararın onanması talebinde bulunmuştur.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Yargıtay 16 Kasım 1998 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz   başvurusunu reddetmiştir.   DGM başkanı, 6 Ekim 1999 tarihli karar ile 28 Ağustos 1999 tarihinde   yürürlüğe giren 4454 sayılı Kanun'a dayanarak başvuran hakkında verilen   cezanın infazının tecil edilmesine karar vermiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS'NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, broşür yayımlanması nedeniyle baklanda verilen cezai mahkumiyet   kararının ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden şikayet etmektedir. Buna   istinaden AÎHS'nin 10. maddesini öne sürmüştür.   Hükümet, broşürün içeriğine atıfta bulunarak, recmetmenin İslam dinine dayalı   hukuki sistem olan şeriatın öngördüğü bir ceza olduğunu ve Türkiye'de   uygulanmadığını savunmuştur. Hükümet, kadın haklarım savunan bir   derneğin başkam olarak başvuranın, toplum içinde öfkeye neden olan nitelikte   benzeri sözleri kullanmama gibi entellektüel ve sosyal sorumluluğa sahip   olması gerektiğinin üzerinde durmuştur, özgürlüğün, özellikle kadın olan   vatandaşlar arasında devlete karşı güvensizlik ve korku duygusu yaratmaya   özgü bir sorumsuzluk anlamına gelmediğini ileri sürmüştür, tfade özgürlüğü,   okuyucuyu hataya düşürebilecek dayanağı olmayan ve lekeleyici iddialarda   bulunma anlamına da gemlemektedir.   Hükümet, böyle davranarak başvuranın, kadınların kökenlerine göre ayrımcılık   yaparak ve haklarını savunma bahanesiyle lekeleyici ve sorumsuz sözler   söyleyerek Türkiye'de yaşayan bütün kadınlara karşı saygısızlık yaptığını ileri   sürmüştür. Bu balomdan Hükümet, başvuranın ayrımcı propaganda yapma   amacının bulunduğunu savunmuştur.   Hükümet, broşürün çevirisine atıfta bulunarak ulusal mahkemelerin, bu   yayımın toplumda hoşgörüsüzlük ve kin yaratan nitelikte sözler içerdiği   kanaatinde olduklarını ileri sürmüştür. Başvuran demokratik toplumda ifade   özgürlüğü sınırlarını aşmıştır, bu da vatandaşların değişik kökenlerinden   dolayı halkın içinde kin uyandırdığı gerekçesiyle hakkında mahkumiyet   kararının alınmasına sebep olmuştur. Bu bakımdan Hükümet, AlHM'nin,   toprak bütünlüğünü tehdit eden terör durumunun bulunduğu gerekçesiyle   ifade özgürlüğünün sınırlarını tespit ettiği Zana-Türkiye davasına atıfta   bulunmuştur (25 Kasım 1997 tarihli karar, 1997-VII, § 61-62).   Başvuran, tamamı incelendiğinde broşürün, kadının maruz kaldığı ayrımcılığın   üzerinde durduğunu savunmuştur. Başvuran, birçok çatışmanın meydana   geldiği az gelişmiş olan bölgedeki kurt kadınının koşullarını öne çıkarmıştır,   özellikle Hükümet'i veya kamu görevlilerim suçlamadan, kadınların sorunları   hakkında onlarla dayanışma içinde olduğunu göstermiştir. Başvuran,   recmetmenin Türkiye'de uygulanmadığının ancak İran gibi ülkelerde veya   şeriatın uygulandığı diğer ülkelerde uygulandığının bilincinde olduğunu   belirtmiştir. Başvuran, ayrımcılığa ve şiddete maruz kalan kadınların haklarını   savunmaya çağırmayı amaçlamıştır.   AlHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına   aldığı başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar   arasında ihtilaf konusu olmadığını kaydetmiştir. Üstelik müdahalenin kanun   tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi bakımından toprak bütünlüğünün   korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran   tarihli Yağmurdereli -Türkiye kararı, no: 29590/96, §40). AlHM, bu   değerlendirmeyi benimsemiştir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin   "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.   AÎHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna   benzer sorunları irdelemiş ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine   varmıştır (Bkz. Özellikle Ceylan-Türkiye, no:23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-   Türkiye, no:22479/93, §74, 1999-VI, İbrahim Aksoy, §§80, Karkın, §39, 23   Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no .27528/95, §43,2 Ekim 2003).   AÎHM, içtihat kararlan ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in, söz   konusu durumu farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil   sunduğuna kanaat getirmiştir.   AlHM, suç unsuru broşürde kullanılan ifadelere ve broşürün yayımlandığı   duruma önem vermiştir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koşullan   ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorluklan göz önünde bulundurmuştur   (Bkz. İbrahim Aksoy, §60 ve 9 Haziran 1998 tarihli Incal-Türkiye kararı, 1998-   IV, s. 1568, §58).   "Kürt Kadınları ile Dayanışma ve Kadın Sorunları Arastama Vakfi" başlıklı   dava konusu broşür, sadece Güneydoğu Anadolu'daki kurt kadınlarının genel   statü ve şartlarını eleştirerek, şüphesiz taraf tutan genel bir tablo çizmektedir.   AlHM, DGM'nin, dava konusu broşürün sosyal sınıf ayrımcılığı yaratarak halkı   kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi amaçlayan ifadeler içerdiğine kanaat   getirdiğini belirtmiştir.   AÎHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek   kendi içinde yeterli olmayan yerel mahkemelerin aldığı kararlarda bulunan   gerekçeleri incelemiştir. (Bkz. Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no:   24762/94, §58, 1999-IV). AlHM, broşürün hassas niteliği olan bazı bölümler   içerse de ve Türkiye'deki kurt kadınlarının şartlan hakkında bazen abartılı olsa   da, ne şiddet kullanmaya, ne silahlı mücadeleye, ne de ayaklanmaya teşvik   etmiş ve AÎHM'nin gözünde, gözönünde bulundurulması gereken başlıca   unsur olan konuşmanın kin güden bir konuşma olmadığını gözlemlemiştir   (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:l), no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-   Türkiye, no:24919/94, §50,8 Temmuz 1999).   AÎHM, müdahalenin oranını belirlemek sözkonusu olduğunda, verilen   cezaların niteliği ve ağırlığının da gözönünde bulundurulması gereken   unsurlar olduğunu saptamıştır.   Davada başvuranın mahkumiyetinin amaçlanan hedeflerle orantılı olmadığı   ortaya çıkmaktadır ve bu nedenle "demokratik bir toplumda gerekli" değildir.   Dolayısıyla AÎHS'nin   10.10.maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, kendisim mahkum eden DGM'nin, bünyesinde bir askeri hakim   bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti   eden "tarafsız ve bağımsız bir mahkeme" olamayacağını iddia etmiştir.   Ayrıca başvuran, Yargıtay Savcı görüşünün kendisine tebliğ edilmediğinden   dolayı Yargıtay'daki yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığını belirterek   AÎHS'nin 6§1 ve 3 b) maddesinin ihlal edildiğini öne sürmüştür.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   AÎHM, geçmişte de birçok defa benzer olayların meydana geldiği sözü edilen   durumlarla ilgili sorunlara benzer sorunları birçok kez incelemiş ve AÎHS'nin   6§1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz. 7 Kasım 2002 tarihli Özel-   Türkiye kararı, no: 42739/98, §§33-34 ve 6 Şubat 2003 tarihli Özdemir-   Türkiye,kararı, no: 59659/00, §§35-36).   AÎHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümet'in, söz konusu durumu farklı bir   sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmiştir.   AÎHM, "milli güvenlik"e ilişkin suçlar baklanda DGM'ye çıkarılan başvuranın,   aralarında askeri hakimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkmaktan   çekinmesinin anlayışla karşılanacağını saptamıştır. Bu nedenden dolayı,   başvuran, DGM'nin bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle haksız   yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak çekinmektedir. Böylece,   bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran tarafından   duyulan şüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düşünülebilir (sözüedilen Incal   kararı, §72 in fine).   Sonuç olarak AlHM, başvuranı yargılayan DGM'nin AÎHS'nin 6§1 maddesi   uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı kanaatine varmıştır.   2. Savcı görüşünün tebliğ edilmemesi baklanda   Hükümet ihlalin bulunduğuna itiraz etmiştir.   AÎHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu   ortaya konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere   hakkaniyetli bir yargı sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmıştır.   AÎHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme   hakkının ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulursa, işbu şikayeti   incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında, 28   Ekim 1998 tarihli Çıraklar-Türkiye kararı, s.3074, §§ 44-45).   III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS'nin 41. maddesi gereğince,   A. Tazminat   Başvuran mesleki gelir kaybından dolayı 4.347 euro (EURO) tutarında maddi   zarara uğradığını iddia etmiştir.   Ayrıca başvuran 10.000 EUR tutarındaki manevi zararın tazmin edilmesini   talep etmiştir.   Hükümet görüş bildirmemiştir.   AlHM, iddia edilen gelir kaybı konusunda sunulan delillerin, başvuranın   AÎHS'nin 10. maddesinin ihlalinden doğan kazanç kaybının miktarının kesin   olarak belirlenmesini sağlamadığı kanısındadır (Bkz. ayrıı yönde alınan   Karakoç ve diğerleri kararı, no:27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15   Ekim 2002). AlHM, buradan yola çıkarak bu talebi reddetmiştir.   AlHM, verilen para cezası konusunda kararın infazının askıya alındığını ve   başvuranın bu tutan ödediğine dair hiçbir belge sunmadığını ortaya   koymuştur.   AlHM, manevi zarar hakkında, ilgilinin dava koşullarından dolayı şaşkınlık   içinde olabileceğinin söylenebileceğine kanaat getirmiştir. AlHM, AlHS'nin 41.   maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak bu bağlamda başvurana 5.500   EUR verilmesine karar vermiştir.   AlHM, başvuran hakkındaki mahkumiyet kararının 6§1 maddesi bağlamında   tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna   vardığında prensip olarak en uygun tazminin, başvuranı zamanında tarafsız   ve bağımsız bir mahkeme tarafından yemden yargılamak olacağı   kanaatindedir (Gençel-Türkiye, no: 53431/99, §27,23 Ekim 2003).   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran ayrıca, ulusal merciler ve AlHM'de yapılan masraf ve harcamalar   için 6.280 EUR talep etmiştir. Başvuran delil olarak çeviri ücretlerine ilişkin   ücret tarifesini ve makbuzları vermiştir.   Hükümet görüş bildirmemiştir.   AlHM, elinde bulunan unsurları ve konu hakkındaki içtihadını gözönünde   bulundurarak yapılan bütün masraflar için 3.000 EUR tutarının makul   olduğuna kanaat getirmiş ve bu tutardan adli yardım adı altında Avrupa   Konseyi tarafından ödenen 660 EUR'nun çıkarılarak kalan miktarın başvurana   verilmesine karar vermiştir.   C. Temerrüt faizi   AlHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   basit faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. 1. AlHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   2. 2. İstanbul DGM'nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması   nedeniyle AlHS'nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. 3. AlHS'nin   6.   maddesine   göre yapılan diğer şikayetlerin   incelenmesine gerek olmadığına;   a) Bu kararın, AlHS'nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç   ay içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilmek üzere   Savunmacı Hükümet'in başvurana:   i. manevi tazminat için 5.500 EUR (beş bin beş yüz euro)   ii. masraf ve harcamalar için 3.000 EUR'dan (üç bin euro) adli yardım adı   altında alınan 660 EUR (altı yüz altmış euro) çıkarılarak kalan miktarı;   iii. miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte ödemesine;   b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için,   yukarıda belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası'mn kredi faiz oranına yüzde   üç puan eklenmek suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;   karar vermiştir.   4. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 10 Kasım 2004 tarihinde,   içtüzüğün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ   edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło