49059/99

WyrokETPCz2004-11-10ECLI:CE:ECHR:2004:1110JUD004905999

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie za publikację książki, która nie nawoływała do przemocy ani nienawiści, stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji? 2. Czy sąd krajowy, w którego składzie zasiadał sędzia wojskowy, był niezawisłym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 10, Trybunał uznał, że chociaż książka skarżącego mogła przedstawiać negatywny obraz państwa tureckiego, nie zawierała ona nawoływania do przemocy, walki zbrojnej ani nienawiści. W związku z tym, ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżącego, w postaci skazania i konfiskaty książki, była nieproporcjonalna do realizowanych celów i nie była „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał powtórzył swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa, orzekającego w sprawach cywilów oskarżonych o przestępstwa związane z bezpieczeństwem narodowym, budzi uzasadnione wątpliwości co do bezstronności i niezawisłości sądu, naruszając tym samym prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Medeni Ayhan, turecki obywatel, opublikował w 1996 roku książkę zatytułowaną „Kürt Felsefeci Ehmede Xani”. Prokurator Ankara State Security Court (DGM) wniósł przeciwko niemu akt oskarżenia, zarzucając propagandę separatystyczną na podstawie ustawy antyterrorystycznej. DGM skazał skarżącego na rok więzienia i grzywnę, a także zarządził konfiskatę książki. Sąd Kasacyjny podtrzymał wyrok skazujący.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezawisłości Ankara DGM. 3. Uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania pozostałych skarg dotyczących art. 6 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 4 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 5. Oddalił pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   Medeni Ayhan - TÜRKİYE DAVASI (No: 2)   (Başvuru no:49059/99)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Kasım 2004   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 49059/99 başvuru no’lu davanın nedeni   Türk vatandaşı Medeni Ayhan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na 10 Mayıs   tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 24.   maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, Ankara Barosu avukatlarından S.   Kaya tarafından temsil edilmektedir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OLAYLAR   DAVA KOŞULLARI   Başvuran 1968 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.   Başvuran, 1996 tarihinde, «Kürt Felsefeci Ehmede Xani» adlı Türkçe bir kitap   yayımlamıştır. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Başsavcısı, 17   Haziran 1996 tarihli iddianame ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1 maddesine   dayanarak bölücülük propagandası yaptığı gerekçesiyle başvuran hakkında ceza davası   açmıştır.   DGM, 6 Şubat 1997 tarihinde, 4126 sayılı Kanun tarafından değiştirilen 3713 sayılı   Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1 maddesi uyarınca mahkumiyet kararı alarak, başvuranı   bir yıl hapis ve 100.000.000 TL para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, aynı zamanda Türk   Ceza Kanunu’nun 36. maddesi gereğince sözkonusu kitabın toplatılmasını kararlaştırmıştır.   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, 2 Nisan 1998 tarihli tebliğnamesinde, başvuranın   mahkemeye yaptığı temyiz başvurusunun reddedilmesini talep etmiştir.   Başvuran, 10 Şubat 1999 tarihli savunmasında, suç unsuru teşkil eden kitabının   yayımlanması nedeniyle hakkında mahkumiyet kararının verilmesinin AİHS’nin 10.   maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.   Yargıtay, 22 Şubat 1999 tarihinde, başvuran tarafından yapılan itirazı reddederek   kararı onamıştır.   DGM, 4454 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca vermiş olduğu ara kararla, eğer   başvuran hala tutuklu ise, cezasının infazının ertelenerek serbest bırakılmasına karar vermiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, hakkında verilen mahkumiyet kararının ifade özgürlüğünü ihlal etmesinden   şikayetçi olmuştur. Başvuran bu bağlamda, AİHS’nin 10. maddesini ileri sürmüştür.   Mahkemenin bu yöndeki içtihatlarına göndermede bulunan Hükümet, (Sürek-Türkiye   (no:1) no: 26682/95, AİHM 1999-IV, ve Zana-Türkiye kararı, 25 Kasım 1997, 1997-VII,   s.2539, § 10), sözkonusu kitabın Devletin bölünmez bütünlüğüne ve toprak bütünlüğüne karşı   bölücülük propagandası içermesi nedeniyle, AİHS’nin 10 § 2 maddesine uygun olarak   müdahalede bulunulduğunu savunmaktadır.   Hükümet, ihtilaflı müdahalenin, bölücülük propagandasının şiddet içerdiği ve   toplumdaki farklı gruplar arasında kin uyandırdığı sürece, ki bunun da insan haklarını ve   demokrasiyi ihlal etmesinden dolayı, «demokratik bir toplumda gerekli» olduğunu   savunmaktadır. Başvuran, kitabı aracılığıyla bölücülük propagandası yaparak, toprak   bütünlüğü, ulusal birlik ve güvenlik, suçun önlenmesi unsurları gibi toplumsal menfaatleri   ihlal etmiştir. Bu nedenle Hükümet, AİHS’nin 10 § 2 maddesine uygun olarak Devletin takdir   hakkını ortaya koyacak tedbirlerin sözkonusu olduğu kanısındadır.   AİHM, dava konusu mahkumiyet kararının, 10§1 maddesinin güvence altına aldığı   başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu   olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10§2   maddesi bakımından toprak bütünlüğünün korunması gibi yasal amaç güttüğüne itiraz   edilmemektedir (Bkz. 4 Haziran 2002 tarihli Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, §40).   AİHM, bu değerlendirmeyi benimsemektedir. Buna karşın uyuşmazlık, bu müdahalenin   “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.   AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna benzer   sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıştır (Bkz.   özellikle Ceylan-Türkiye, no:23556/94, §38, 1999-IV, Öztürk-Türkiye, no:22479/93, §74,   sözüedilen İbrahim Aksoy-Türkiye, §80, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, §39, 23 Eylül 2003 ve   Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, §43, 2 Ekim 2003).   AİHM, içtihadı ışığında mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in, söz konusu durumu   farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğuna kanaat getirmiştir.   AİHM, özellikle suç unsuru kitapta kullanılan ifadelere önem vermiştir. Bu bağlamda,   inceleyeceği davanın bulunduğu koşulları ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları   gözönünde bulundurmuştur (Bkz. sözüedilen İbrahim Aksoy, §60 ve 9 Haziran 1998 tarihli   Incal-Türkiye kararı, 1998-IV, s.1568, §58).   Dava konusu eser, on yedinci yüzyılda yaşamış kürt kökenli bir düşünürün hayatı ve   eseriyle ilgilidir.   AİHM, DGM’nin bu eserin Türk Devletinin toprak bütünlüğünü bozmayı amaçlayan   ifadelere yer verdiği kanaatinde olduğunu belirtmektedir.   AİHM, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleyi haklı gösterecek kendi   içinde yeterli olmayan iç hukuk mahkemelerinin aldığı kararlarda bulunan gerekçeleri   incelemiştir. (Bkz. Mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, §58, 8 Temmuz   1999). AİHM, özellikle kitabın bazı bölümlerinin Türk Devleti hakkında negatif bir tablo   çizdiğini ve bunun da metne düşmanca bir anlam katmış olmasına rağmen, ne şiddet   kullanmaya, ne silahlı mücadeleye ne de ayaklanmaya teşvik ettiğini ve kin güden bir   konuşmanın sözkonusu olmadığını gözlemlemektedir (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1),   no: 26682/95, §62, 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no:24919/94, §50, 8 Temmuz 1999).   AİHM, verilen cezaların niteliğinin ve ağırlığının müdahalenin oranını belirlemek   sözkonusu olduğunda gözönünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu belirtmektedir.   Davada, başvuran hakkında verilen mahkumiyet kararı, istenilen amaçlara göre orantılı   değildir, dolayısıyla “demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Bu nedenle AİHS’nin 10.   maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6§1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, kendisini mahkum eden DGM’nin, bünyesinde bir askeri hakim   bulundurması nedeniyle, kendisine hakkaniyete uygun yargılamayı garanti eden “tarafsız ve   bağımsız bir mahkeme” olamayacağını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, Yargıtay önündeki   muhakeme usulünde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin kendisine tebliğ   edilmediğinden ve Yargıtay’ın duruşma yapmamasından dolayı Yargıtay önündeki   yargılamanın adil olmadığını ifade ederek, AİHS’nin 6§1 ve 3 b) maddesinin ihlal edildiğini   öne sürmektedir.   1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında   AİHM, geçmişte mevcut davada olduğu gibi bir çok davada ortaya çıkan buna benzer   sorunları irdelemiş ve AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini saptamıştır (Bkz. Özel, sözü   edilen, §§ 33-34, ve Özdemir, §§ 35-36).   AİHM, mevcut davayı incelemiş ve Hükümetin, sözkonusu durumu farklı bir sonuca   ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir delil sunduğu kanısındadır. “Ulusal güvenliğe” ilişkin   suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan başvuranın, aralarında askeri hakimin de bulunduğu   mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayışla karşılanacağını belirtmektedir. Bu   nedenden dolayı, başvuran, DGM’nin bu türden davalara ters düşen değerlendirmelerle haksız   yere yönlendirilmelerine izin vermesinden haklı olarak çekinmektedir. Böylece, bu   mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında başvuran tarafından duyulan şüpheler   objektif olarak kanıtlanmaktadır. (Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, 1998- IV,   S.1573, §72 in fine).   Sonuç olarak, başvuranı yargılayan DGM’nin, AİHS’nin 6§1 maddesi uyarınca   tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı kanısındadır.   2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi ve Yargıtay’da   duruşma yapılmaması   Hükümet bir ihlalin bulunmadığını iddia etmektedir.   AİHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olduğu ortaya   konulan bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere hakkaniyetli bir yargı   sağlayamayacağı hükmüne varıldığını hatırlatmaktadır.   AİHM, başvuranın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından dinlenme hakkının   ihlal edilmesi sonucu gözönünde bulundurulduğunda, işbu şikayeti incelemeye gerek   olmadığı kanaatindedir (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar,   1998-VII s.3074, §§ 44-45).   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesi gereğince,   A. Tazminat   Başvuran, ihtilaflı kitabın toplatılmasından (yayım masrafları ve yoksun kalınan kar),   tutuklu kalmasına bağlı mesleki gelir kaybından ve 420.000.000 Türk Lirası (TL) para   cezasından dolayı 170.889 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.   Başvuran ayrıca, 50.000 Euro tutarındaki manevi zararın tazmin edilmesini   istemektedir.   AİHM, iddia edilen gelirlerdeki kayıp konusunda sunulan delillerin, başvuranın   AİHS’nin 10. maddesinin ihlalinden doğan zararını net bir şekilde belirlenmesini sağlamadığı   kanaatindedir (Bkz. Karakoç ve diğerleri- Türkiye, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, §   69, 15 Ekim 2002 ). Buradan yola çıkarak başvuranın talebini reddetmektedir.   Verilen para cezası hakkında AİHM, başvuranın bu miktarın ödendiğine dair hiçbir   belge sunmadığını belirtmiştir. Buradan yola çıkarak başvuranın talebini reddetmektedir.   AİHM, manevi tazminat hakkında, dava koşullarından dolayı ilgilinin bir takım   karışıklıklar yaşamış olacağına kanaat getirerek, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete   uygun olarak başvurana 4.000 Euro’nun ödenmesine karar vermiştir.   AİHM, 6§1 maddesi bağlamında başvuran hakkındaki mahkumiyet kararının tarafsız   ve bağımsız bir mahkeme tarafından verilmediği sonucuna vardığında prensip olarak en   uygun tazminin, başvuranı zamanında tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden   yargılamak olacağı kanaatindedir (sözüedilen Gençel, §27).   B. Masraf ve Harcamalar   Başvuran, iç hukuk mahkemeleri önünde ve AİHM’deki işlemler sırasında yaptığı   masraf ve harcamalar için 19.056 Euro talep etmektedir.   AİHM, konu hakkında elinde bulunan unsurları ve içtihatları gözönünde bulundurarak,   yapılan masraflar için 2.000 Euro tutarının başvurana ödenmesinin uygun olacağı kanısındadır.   C. Temerrüt faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit   faize dayalı olarak %3 'lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   2. Ankara DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması nedeniyle AİHS’nin   6§1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6. maddesine ilişkin diğer şikayetleri incelemeye gerek olmadığına;   4. a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı   Hükümet’in başvurana:   i. manevi tazminat için 4.000 Euro (dört bin euro);   ii. masraf ve harcamalar için 2.000 Euro (iki bin euro);   iv. miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte ödemesine;   b) Belirtilen süre bitiminden ödemenin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için, yukarıda   belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankası’nın kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek   suretiyle gecikme faizi uygulanmasına;   karar vermiştir.   5. Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve 10 Kasım 2004 tarihinde, İçtüzüğün 77.   maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło