4914/03
WyrokETPCz2009-04-07ECLI:CE:ECHR:2009:0407JUD000491403
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy oddalenie pozwu o ustalenie ojcostwa z powodu przedawnienia, uniemożliwiające skarżącej ustalenie pochodzenia i skorzystanie z nowych przepisów prawa krajowego, naruszyło jej prawo do poszanowania życia prywatnego i rodzinnego z art. 8 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że prawo do poznania swojego pochodzenia wchodzi w zakres "życia prywatnego" chronionego przez art. 8 Konwencji. Stwierdził, że choć państwa mają pewien margines oceny w kwestii terminów przedawnienia, to w niniejszej sprawie doszło do naruszenia. Trybunał zauważył, że w trakcie postępowania krajowego weszły w życie nowe przepisy (art. 303 Nowego Kodeksu Cywilnego), które wprowadzały wyjątki od zasady przedawnienia, pozwalając na złożenie pozwu o ustalenie ojcostwa po upływie rocznego terminu, jeśli istniały uzasadnione przyczyny opóźnienia. Sądy krajowe nie zastosowały tych nowych przepisów do sprawy skarżącej, mimo że była ona w toku przed Sądem Kasacyjnym. W konsekwencji, skarżąca została pozbawiona możliwości przedstawienia argumentów uzasadniających opóźnienie i merytorycznego rozpatrzenia jej roszczenia o ustalenie pochodzenia, co stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jej prawo do poszanowania życia prywatnego.Stan faktyczny
Skarżąca, Yıldız Turnalı, urodzona w 1954 r., twierdzi, że jest pozamałżeńskim dzieckiem zamożnego biznesmena Hasana Yavaşa, który zmarł w 2000 r., pozostawiając duży spadek. Posiadała dokumenty wskazujące Hasana Yavaşa jako jej ojca. Po jego śmierci, w 2000 r., złożyła wniosek o uznanie jej za spadkobiercę, a następnie w 2001 r. pozew o ustalenie ojcostwa. Sąd krajowy oddalił pozew z powodu przedawnienia, kwalifikując go jako pozew o ustalenie ojcostwa, a nie pozew o ustalenie pochodzenia, mimo że w międzyczasie weszły w życie nowe przepisy prawa cywilnego, które mogłyby mieć zastosowanie.Rozstrzygnięcie
ETPCz 6 głosami za i 1 przeciw uznał skargi w zakresie art. 8 i 6 za dopuszczalne, a pozostałą część za niedopuszczalną. 5 głosami za i 2 przeciw stwierdził naruszenie art. 8 Konwencji. 5 głosami za i 2 przeciw uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi w zakresie art. 6 Konwencji. 5 głosami za i 2 przeciw stwierdził, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Jednogłośnie oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
TURNALI / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 4914/03)
KARAR
STRAZBURG Nisan 2009
Kararın Kesinleştiği Tarih
06/11/2009
İşbu karar, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
_________________________________________________________________________
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2013. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası
Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından
yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak
belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet
Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire
Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
Turnalı / Türkiye davasında,
Başkan,
Françoise Tulkens,
Yargıçlar,
Ireneu Cabral Barreto,
Vladimiro Zagrebelsky,
Danutė Jočienė,
András Sajó,
Nona Tsotsoria,
Işıl Karakaş,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Françoise Elens-Passos’un
katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci
Bölüm), 10 Mart 2009 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde
anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no. 4914/03) davanın
temelinde, Türk vatandaşı olan Yıldız Turnalı’nın (“başvuran”) 7 Kasım tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34.
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İzmir’de görevli Avukat A. Akyıldız tarafından temsil
edilmektedir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından
temsil edilmektedir.
3. Başvuran, özellikle soy bağının kurulması yönündeki talebinin yerel
mahkemelerce reddedilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 8. ve 6. maddeleri ile
Sözleşme’ye Ek 1 nolu Protokol’ün 1. maddesi tarafından güvence altına
alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
4. Mahkeme, 8 Nisan 2005 tarihinde başvuruyu Hükümete tebliğ
etmeye karar vermiştir. Sözleşme’nin 29. maddesinin 3. fıkrası gereğince,
Daire tarafından davanın kabul edilebilirliği ve esasının aynı anda
incelenmesine karar verilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1954 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.
6. Başvuran, annesinin, zengin bir iş adamı olan ve yasal olarak
çocuğunu tanımayan Hasan Yavaş ile evlilik dışı ilişkisi sonucunda dünyaya
geldiğini ileri sürmektedir. Başvuran, bu kişiyle arasında de facto soy
bağının bulunduğu kanısındadır. Hasan Yavaş, geride büyük bir miras
bırakarak 8 Temmuz 2000 tarihinde vefat etmiştir.
7. Diğer yandan, başvuran İzmir Güzelyurt Mahalle Muhtarı tarafından Mayıs 1973 tarihinde düzenlenen belgeyi ibraz etmiştir. Belgeye göre
başvuranın (Yildiz Matatya) medeni durumu bu tarihte kaydedilmiştir. Aynı
belgeye göre başvuran, Luna Matatya ve Hasan Yavaş arasındaki evlilik dışı
ilişki sonucunda dünyaya gelmiştir. Ayrıca 7 Eylül 2000 tarihinde
düzenlenen nüfus cüzdanı örneğinde, Hasan Yavaş ismi başvuranın baba
ismi olarak yer almaktadır.
8. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte dava açarak, evlilik dışında doğan
çocukların herhangi bir ceza uygulanmaksızın kütüğe kaydedilmesine izin
veren düzenlemeden yararlanmayı talep etmiştir. Yetkili Asliye Hukuk
Mahkemesi, 21 Eylül 1979 tarihli kararla, başvuranın davasından
vazgeçmesi nedeniyle davayı sınıflandırmaya karar vermiştir.
9. Başvuran, Hasan Yavaş’ın vefat etmesinin ardından 9 Ağustos 2000
tarihinde İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak yasal mirasçı
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
sıfatının kabul edilmesini talep etmiştir. Ardından 15 Ağustos 2000
tarihinde, yasal mirasçı sıfatını gösteren bir belge elde etmek amacıyla dava
açmıştır.
10. Sulh Hukuk Mahkemesi, 6 Şubat 2001 tarihinde başvuranın soy
bağının ilk sorunu teşkil ettiği kanaatine vararak davayı ertelemiştir.
Müteveffanın miras paylaşımı kısmen gerçekleştirilmiş ve mirasın bir kısmı
ilk sorun çözülünceye dek saklı pay olarak ayrılmıştır.
11. Aynı zamanda, başvuran 1 Şubat 2001 tarihinde İzmir Asliye Hukuk
Mahkemesi’nde babalığın tespiti davası açmıştır. Başvuran, Hasan Yavaş ile
arasında soy bağının kurulmasını talep etmiştir. Bu amaçla, özellikle DNA
araştırması yapılmasını talep etmiştir.
12. Asliye Hukuk Mahkemesi, 3 Temmuz 2001 tarihinde, bu tür bir
talebin temel bir hak olarak yorumlanması gerektiği ve tespit davasının
zamanaşımına elverişli olmadığı kanaatine vararak, başvuranın soy bağının
kurulması amacıyla delillerin toplanmasına karar vermiştir.
13. Ancak, Asliye Hukuk Mahkemesi, 16 Ekim 2001 tarihli kararla, 3
Temmuz 2001 tarihli kararından vazgeçmiş ve başvuranın talebini
zamanaşımı kuralına uyulmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.
14. Mahkeme, gerekçesinde, öncelikle 21 Eylül 1979 tarihli kararla
sonuçlanan davanın evlilik dışında doğan çocukların herhangi bir ceza
uygulanmaksızın kütüğe kaydedilmelerine izin veren düzenlemeyle ilgili
olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla davacı tarafın ilgili dönemde
davasından vazgeçmesi, soy bağının tanınması hakkına bundan böyle sahip
olmadığı anlamına gelmemektedir.
Ancak mahkeme, özellikle Medeni Kanunun 443. maddesinde
belirtilenler (aşağıda belirtilen 22. paragraf) ve söz konusu talebin hukuki
sonuçları dikkate alındığında, ilgili tarafından açılan davanın yalnızca soy
bağının kurulması yönünde bir talep olarak değerlendirilemeyeceği
kanaatine varmıştır. Dolayısıyla başvuranın davasının, Medeni Kanunun
296. maddesi aşağıda geçen 19. paragraf) anlamında, bu hükmün somut
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
olayda riayet edilmeyen zamanaşımı kuralını gerektirmesi nedeniyle babalık
davası olarak nitelendirilmesi gerekmektedir. Mahkeme, ayrıca bu pozitif
hakkın temel bir hakkı teşkil eden soy bağının kurulmasının önemiyle
bağdaşmadığının altını çizmiştir.
15. Başvuran, bu karara karşı temyize başvurmuştur.
16. Bu arada, başvuranın davası Yargıtay önünde derdest olmasına
rağmen, 1 Ocak 2002 tarihinde Yeni Medeni Kanun kabul edilmiştir
(aşağıda geçen 20 ve 21. paragraflar).
17. Yargıtay, 18 Şubat 2002 tarihinde 16 Ekim 2001 tarihli kararı
onamıştır. Aynı şekilde karar düzeltme talebi 9 Mayıs 2002 tarihinde
reddedilmiştir.
18. Ardından, İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi, 6 Haziran 2002 tarihinde
mirasa ilişkin saklı payın Hasan Yavaş’ın yasal mirasçıları arasında
paylaştırılmasına karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
19. Olayların meydana geldiği dönemde, Medeni Kanunun 296. maddesi
aşağıdaki şekilde öngörmektedir:
“Babalık davası çocuğun doğumundan sonra bir sene içinde açılmalıdır. Çocuğa kayyım
atanmışsa bir yıllık zamanaşımı süresi bu atama tarihinden itibaren işlemeye başlar.”
20. 22 Kasım 2001 tarihli 4721 sayılı kanunla değiştirilen Yeni Medeni
Kanunun hükümleri 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Diğer
taraftan, 3 Aralık 2001 tarihli 4722 sayılı kanun, yeni medeni kanunun
yürürlüğü ve uygulama şekline ilişkin koşulları düzenlemiştir. 4722 sayılı
kanunun 13. maddesinin birinci bendi aşağıdaki şekilde belirtilmektedir:
“Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan babalık davaları, bu
Kanun hükümlerine göre karara bağlanır (yani Yeni Medeni Kanun).”
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
21. Eski Medeni Kanunun 296. maddesine karşılık gelen (Yeni)
Medeni Kanunun 303. maddesi aşağıdaki şekilde ifade edilmektedir:
“Babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Ananın dava hakkı,
doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
Çocuğa doğumdan sonra kayyım atanmışsa çocuk hakkında bir yıllık süre, atamanın
kayyıma tebliği tarihinde; hiç kayyım atanmamışsa çocuğun ergin olduğu tarihte
işlemeye başlar (…)
Bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan
kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.”
22. Eski Medeni Kanunun 443. maddesi, 14 Kasım 1990 tarihli 3678
sayılı kanunla değiştirildiği üzere, aşağıdaki şekilde belirtilmektedir:
“Gayri meşru çocuklar, meşru çocuklarla aynı miras haklarına sahiptir.”
23. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 18 Ekim 2004 tarihli kararında, in fine
303. madde uyarınca bir yıllık süre geçse bile gecikmeyi haklı kılan
sebepler varsa babalık davası açmanın mümkün olduğu kanısına varmıştır.
Ancak hâkim bunu kendiliğinden dikkate almayabilir ve davacı tarafın bu
koşulları ileri sürmesi gerekmektedir.
24. Hükümet, 27 Eylül 2005 tarihinde sunduğu görüşlerinde, olayların
meydana geldiği dönemde, Türk hukukunda, babasıyla arasında soy bağının
kurulmasını isteyen bir kişinin iki yola başvurabileceğini ileri sürmüştür:
ilgili, bir yandan, gayrimeşru babalığa ilişkin dava açabilmektedir (Medeni
Kanunun 296. maddesi), diğer yandan da, Medeni Kanunun genel
hükümleri uyarınca, tespit davası sayesinde babalığın tespiti imkânına
sahiptir. Tespit davası konusunda kanunla herhangi bir süre öngörülmemiş
ve bu tür bir tespit, üçüncü kişiler bakımından herhangi bir hukuksal sonuç
doğurmamıştır.
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
25. Hükümet, 11 Nisan 2007 tarihinde, Mahkeme tarafından sorulan
sorunun ardından ek görüşlerini sunmuştur. Hükümet, özellikle Medeni
Kanunun 303. maddesi uyarınca başvuranın gecikmesini haklı gösteren
nedenlerin bulunması halinde, başvuranın bu nedenlerin ortadan
kalkmasından itibaren bir ay içinde yeni bir dava açabileceğini ileri
sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
HAKKINDA
26. Başvuran, soy bağının kurulması yönündeki talebinin mahkeme
tarafından reddedilmesi nedeniyle özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal
edildiğini ifade etmektedir. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri
sürmektedir:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına
sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin
yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin
ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın
veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması
durumunda söz konusu olabilir.”
27. Hükümet, bu iddiayı reddetmektedir.
28. Başvuran, evlilik dışı çocuğu tanımlayan unsurları kullanamasından
şikâyet etmektedir. Başvuran, aynı zamanda gayrimeşru babasıyla
arasındaki soy bağının tanınması imkânına sahip olmaması nedeniyle ciddi
zarara maruz kaldığını ifade etmektedir.
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
A. Kabul edilebilirlik hakkında
29. Hükümet, başvuranın fili ve hukuki durumunun Sözleşme’nin 8.
maddesi kapsamına girmediği kanısındadır. Hükümet, ilgilinin evlilik
ilişkisi dışında doğması nedeniyle gayrimeşru çocuk sıfatı taşıdığını ve
babasıyla arasında soy bağının kurulmadığını ileri sürmüştür. Hükümet,
babasının hayattayken bu anlamda herhangi bir talepte bulunmadığını
kaydetmektedir. Bu bağlamda, Hükümet özellikle Haas / Hollanda (no.
36983/97, AİHM 2004-I) kararına atıfta bulunmaktadır. Dolayısıyla
Hükümete göre başvuran, esasen, meşru veya tanınan gayrimeşru bir çocuk
olması halinde bu imkâna sahip olmasına rağmen babasından miras
alamamasından şikâyet etmektedir.
30. Diğer taraftan, Hükümet, başvuranın başlıca amacının soy bağının
kurulmasını sağlamak olması halinde, bu anlamda açmış olduğu davadan
vazgeçmemesi gerektiğini değerlendirmektedir (yukarıda geçen 7. paragraf).
31. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğunu ileri
sürmektedir. İlgili, Hükümetin, kendisinin varsayılan babası Yavaş ile
hukuki bağlarının belirlenmesini ve sonuç olarak mirasçıcı olarak
tanınmasını talep ettiği yönündeki iddiasını gerçekten reddetmemektedir. Bu
bağlamda, başvuran, yalnızca doğumundan sonraki birkaç yıl boyunca
gayrimeşru babasıyla beraber aynı çatı altında yaşamış olsa bile, babasıyla
sürekli olarak aile hayatı sürdürdüğünü iddia etmektedir. Başvurana göre
birçok tanık, ilgilinin babasıyla ölene dek kurduğu sıkı bağları
doğrulayabilmektedirler. Başvuran, bu bağlara güvenerek, babası ölmeden
önce soy bağının kurulması amacıyla herhangi bir talepte bulunmadığını
belirtmektedir. Başvuran, açıkça aynı gerekçeyle, evlilik dışında doğan
çocukların herhangi bir ceza uygulanmaksızın kütüğe kaydedilmesine izin
veren düzenlemeye dayanan davasından geçmişte vazgeçmiştir. Diğer
taraftan, başvuran yalnızca 1973 yılında on dokuz yaşındayken nüfus
kütüğüne kaydedildiğini ifade etmektedir. Buna göre, başvuranın her
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
halükarda Medeni Kanunun 296. maddesinde öngörülen zamanaşımı
kuralına riayet edilmesi çerçevesinde babalık davası açması imkânsızdır.
32. Mahkeme, babalık davalarının Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına
girdiğini birçok kez söylediğini hatırlatmaktadır (Bk., örneğin, Rasmussen /
Danimarka, 28 Kasım 1984 tarihli karar, seri A no. 87, p. 13, § 33 ve
Keegan / İrlanda, 26 Mayıs 1994 tarihli karar, seri A no. 290, p. 18, § 45).
Sözleşme’nin 8. maddesinde esas alınan “aile hayatı” kavramı, yalnızca
evliliğe dayalı ilişkiler ile sınırlı olmayıp bir ilişki yeterli ölçüde süreklilik
arz ettiği takdirde diğer de facto “aile bağlarını” da kapsayabilmektedir
(Bk., örneğin, Kroon ve diğerleri / Hollanda, 27 Ekim 1994 tarihli karar,
seri A no. 297-C, pp. 55-56, § 30).
33. Somut olayda, başvuran hukuki yolla babasının kimliğini tespit
etmeye çalışan ve evlilik dışında doğan bir çocuk olduğunu ileri
sürmektedir. Mahkeme, babalığın tespiti davasıyla, başvuranın varsayılan
babası Yavaş ile arasında hukuki bağların kurulmasının ve sonuç olarak
mirasçı olarak tanınmasının amaçlandığını gözlemlemektedir. Ancak bu
dava, başvuranın talebi esas bakımından incelemeye konu olmaksızın,
zamanaşımı süreleri nedeniyle hukuk mahkemeleri tarafından kesinlikle
reddedilmiştir.
34. Bu bağlamda, AİHM, başvuranın yalnızca soy bağının kurulmasını
değil aynı zamanda varsayılan babasının mirasından faydalanmayı da ümit
etmesinin, soyunu tespit etme imkânından yoksun bırakılmasını haklı
göstermek için yeterli olmadığı kanısındadır. Bu çerçevede, anılan Haas
davasında (§44), Haas’ın miras hakkına ilişkin davadan bağımsız olarak
yasal babalık beyanını talep etme imkânının bulunduğunu kaydetmek
gerekmektedir. Oysa mevcut davada, yerel mahkemeler başvuran tarafından
açılan babalığın tespiti davasını babalık davası olarak nitelendirmiş ve
davayı kesin olarak reddetmiştir. Dosyaya ve Hükümet görüşlerine (Bk.,
özellikle yukarıda geçen 25. paragraf) göre, ilgilinin soy bağının
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
kurulmasını talep etmek amacıyla diğer hukuk yollarına sahip olduğu
sonucuna varılmamaktadır.
35. Diğer yandan, Mahkeme, soyunu öğrenme hakkının, babalarının
kimliğinin de yer aldığı kişisel kimliğin önemli yönlerini kapsayan “özel
hayat” kavramının uygulama alanına girdiğini sık sık dile getirmiştir
(Odièvre / Fransa [BD], no. 42326/98, § 29, AİHM 2003-III ve Mikulić /
Hırvatistan, no. 53176/99, § 53, AİHM 2002-I). Her şeyden önce “Özel
hayat” kavramının evlilik dışında doğan çocuk ile babası arasında hukuki ya
da biyolojik bağ kurulmasını engellediğinin düşünülmesi için herhangi bir
neden bulunmamaktadır (Bk., mutatis mutandis, Mikulić, ibidem).
36. Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, somut olayda, başvuranın
özel hayatı ile soy bağının kurulması arasında doğrudan bir ilişkinin
bulunduğu sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla davaya ilişkin olayların
Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına girdiği kanaatine varılmaktadır.
37. AİHM, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığınmı saptamaktadır. Ayrıca
başka açılardan bakıldığında herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesi de
bulunmamaktadır. Dolayısıyla şikâyetin kabul edilebilir olduğunu belirtmek
gerekmektedir.
B. Esas hakkında
38. Hükümet, Yeni Medeni Kanunun hükümlerine atıfta bulunarak
Medeni Kanunun 303. maddesinde öngörülen babalık davasının çocuk ve
varsayılan baba arasında soy bağının kurulmasını amaçladığını
vurgulamaktadır. Söz konusu dava, yasal süreler içerisinde anne ya da
çocuk tarafından açılabilmektedir. Bu sürelerin geçmesi halinde, çocuk aynı
zamanda babalığın tespiti davası açma imkânına da haizdir. Bu tür bir
talebin dile getirilmesi konusunda yasayla herhangi bir süre
öngörülmemektedir. Bu dava yalnızca babalığı tespit etmeye imkân
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
vermekte ve talepte bulunan kişi yararına herhangi bir hak
oluşturmamaktadır. Bu bağlamda, Hükümete göre, Asliye Hukuk
Mahekmesi’nin, başvuranın mirastan pay alma isteğini göz önünde
bulundurarak, babalık davasının miras payı talep etme hakkını oluşturacak
nitelikte bir dava olması nedeniyle, babalığın tespiti davasını babalık davası
olarak nitelendirmesi olağandır. Hukuk mahkemeleri böylelikle Medeni
Kanunun 303. maddesinde öngörülen süreleri uygulamış ve başvuranın
talebini reddetmiştir.
39. Diğer yandan, Hükümete göre, başvuranın davasının babalık davası
olarak nitelendirilmesi nedeniyle 303. maddede belirtilen süreler
uygulanabilmiştir. Aynı zamanda başvuranın erginliğe eriştikten sonra on
dokuz yaşını geçtiği sırada bu tür bir talepte bulunmasını haklı gösteren özel
nedenlerin bulunduğunu kanıtlamaması sebebiyle talebi reddedilmiştir.
40. Başvuran, Hükümetin iddialarını reddetmektedir. Başvuran,
davasının esas bakımından babalık davasını oluşturduğu kabul edilse bile,
dava süresinin zamanaşımına aykırı olduğunun 1 Ocak 2002 tarihinde kabul
edilen yasal değişiklikle tespit edildiğini ileri sürmektedir. Başvuran,
Yargıtay’ın ilk derece mahkemesi kararını bozması ve bu yeni hükmü resen
uygulaması gerektiği kanaatindedir.
41. Mahkeme, başvuranın Yavaş’ın babası olduğunun belirlenmesine
yönelik babalığın tespiti davası açtığını saptamaktadır. Ancak miras
haklarına ilişkin bu talebin hukuki sonuçlarını dikkate alarak, Asliye Hukuk
Mahkemesi bu talebi, babalık davasının “çocuğun doğumunun ardından bir
yıl içinde açılması gerektiğini” ifade eden (yukarıda geçen 19. paragraf),
Medeni Kanunun 296. maddesi anlamında babalık davası olarak
nitelendirmiştir. Mahkeme, ardından pozitif hakkın temel bir hakkı teşkil
eden soy bağının kurulmasıyla bağdaşmadığını nazara alarak zamanaşımı
kuralına uyulmadığı gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir (yukarıda geçen 14.
paragraf).
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
42. Mahkeme, başvuranın babalık davası açmak için Türk Medeni
Kanunu tarafından öngörülen ve adaletin iyi işlemesini ve hukuki güvenlik
ilkesine riyate edilmesini sağlayan sürelere ratio legis itiraz etmediğini
gözlemlemektedir (Bk., bu anlamda, anılan, Rasmussen, p. 15, § 41).
Mahkeme, diğer yandan, Sözleşmeci devletlerin konuya ilişkin olarak belli
bir takdir yetkisine sahip olduğunu birçok kez dile getirdiğini
hatırlatmaktadır (Bk., mutatis mutandis, Mizzi / Malta, no. 26111/02, § 110,
AİHM 2006 - ...). Bu hususta Türk hukukunun diğer Sözleşmeci devletlerin
birçoğunun hukukundan farklı olduğu iddia edilmemekte veya tespit
edilmemektedir.
43. Mahkeme, bununla birlikte, başvuranın hukuki durumunun iç
hukukta karışıklığa neden olduğunu ortaya koymaktadır. Esasen Hükümetin
görüşünün aksine, dosyadan başvuranın davasının, Yeni Medeni Kanunun
303. maddesi uyarınca değil, Eski Medeni Kanunun 296. maddesi uyarınca
incelendiği anlaşılmaktadır. Başvuranın babalık davası Yargıtay önünde
derdest olmasına rağmen, çocuğun doğumundan sonra bir yıllık zamanaşımı
süresini öngören Medeni Kanunun 296. maddesi değiştirilmiştir. Konuya
ilişkin düzenlenen yeni hüküm, yani Yeni Medeni Kanunun 303. maddesi,
yargılanabilir kişilerin gecikmelerini haklı gösterebilecek sebeplerin
bulunduğunu ileri sürmelerine olanak sağlayarak bir yıllık zamanaşımı
kuralına istisna getirmiştir.
44. Ancak, yasal değişiklik ilgiliye herhangi bir yarar sağlamamıştır
(Bk., 4722 sayılı kanunun 13. maddesi, aşağıda belirtilen 20, 21 ve 23.
paragraflar). Ayrıca başvuranın, gecikmesini haklı kılabilecek görüşlerini
ileri sürme ve varsayılan babasıyla soy bağının kurulmasına ilişkin talebinin
esasının mahkeme tarafından incelenmesi imkânına sahip olmamıştır.
45. Oysa başvuranın talebinin mahkeme tarafından incelenmesine imkân
verebilecek tek çözüm yolunun Medeni Kanunun 303. maddesi anlamında
babalık davası olduğu aşikârdır. Esasen, miras haklarına ilişkin hukuki
sonuçlar nedeniyle tespit davası başarı şansı sunmamıştır (yukarıda geçen
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
14. paragraf). AİHM, Hükümetin, ilgilinin gecikmesini haklı kılabilecek
nedenleri ileri sürerek babalık davasını Yeni Medeni Kanunun 303.
maddesinin son bendi uyarınca açabileceği yönündeki görüşüyle (yukarıda
geçen 25. paragraf) ikna olmamıştır. Aslında bu tür bir hukuk yolunun kesin
hüküm gücü ilkesiyle bağdaşmama ihtimali bulunmaktadır (Uçar ve
diğerleri kararıyla (kabul edilebilirlik hakkında karar) kıyaslayınız, no.
31333/03, 28 Haziran 2008).
46. Yukarıda ifade edilenler ışığında, AİHM, somut olaya ilişkin özel
koşullarda, başvuranın, Medeni Kanunun in fine 303. maddesine rağmen,
babalık davasının açılması hususundaki gecikmesini haklı gösterebilecek
nedenlerin varlığını ileri sürme imkânından yararlanamamasının
Sözleşme’nin 8. maddesinin gerekleriyle uyuşmadığı sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle söz konusu hüküm ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
HAKKINDA
47. Başvuran, başvurusunun babalık davası olarak nitelendirilmesi
nedeniyle İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi önünde yürütülen yargılamanın
adil olmamasından ve dolayısıyla zamanaşımı kuralının uygulanmasından
şikâyet etmektedir. Bu bağlamda, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri
sürmektedir.
48. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
49. Mahkeme, bu şikâyetin yukarıda incelenen şikâyetle ilgili olduğunu
ve aynı zamanda kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini ortaya
belirtmektedir. Ancak Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin tespit dikkate
alındığında (yukarıda geçen 46. paragraf), bu hükmün somut olayda ihlal
edilip edilmediğinin incelenmesine gerek olmadığı kanısındadır.
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
III. SÖZLEŞME’YE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
50. Başvuran, aynı zamanda soy bağının kurulması yönündeki talebinin
yerel mahkemelerce reddedilmesi nedeniyle miras haklarından yoksun
bırakılmasından şikâyetçi olmaktadır. Başvuran dolayısıyla Sözleşme’ye Ek nolu Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülkiyete saygı hakkının ihlal
edildiği kanaatindedir.
51. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
52. Mahkeme, her şeyden önce Sözleşme’ye Ek 1 nolu Protokol’ün 1.
maddesinin, “yalnızca mevcut mülkler için geçerli olmak üzere, kişilerin
“kendi” mülklerine saygı gösterilmesi hakkını esas aldığını ve mülkleri ab
intestat veraset veya bağış yoluyla elde etme hakkını güvence altına
almadığını” hatırlatmaktadır (Marckx / Belçika, 13 Haziran 1979, seri A no.
31, p. 23, § 50). Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranın talebinin reddedilmesi
neticesinde soyunu öğrenme imkânından yoksun bırakılması nedeniyle
Sözleşme’nin 8. maddesinin somut olayda ihlal edildiği sonucuna vardığını
anımsatmaktadır. Ancak Mahkeme’nin talebin esas bakımından incelenmiş
olması durumunda varılabilecek sonuca dair herhangi bir yorum yapması
mümkün değildir.
53. Bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35.
maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna
varılmaktadır.
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
54. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve
ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen
ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir
tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
55. Başvuran, babalığın tespiti davası çözüme kavuşuncaya dek
(yukarıda geçen 10. paragraf) saklı tutmak üzere, maddi zarar için 100 000 TL (TRY) (yaklaşık 47 620 000 Avro) talep etmektedir. Manevi zarar
için de aynı meblağı talep etmektedir.
56. Hükümet, bu iddiaların abartılı olduğu kanaatindedir.
57. Mahkeme, Medeni Kanunun in fine 303. maddesine rağmen,
başvuranın babalık davasını geç açmasını haklı gösteren nedenleri ileri
sürebilme imkânından yararlanamaması nedeniyle Sözleşme’nin 8.
maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Şüphesiz
Mahkeme’nin talebin esas bakımından incelenmiş olması durumunda
vraılabilecek sonuca dair yorum yapması mümkün değildir. Bu bağlamda,
Mahkeme’ye göre somut olayda en uygun çözüm yolu başvurana söz
konusu imkândan yararlanma olanağı sağlamaktır.
58. Başvuran tarafından maddi zarar bağlamında talep edilen miktara
ilişkin olarak AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında
herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanısıyla bu talebi
reddetmektedir. İddia edilen manevi zarar hususunda ise AİHM, dava
koşullarında, ihlal tespitinin tek başına başvuran için yeterli bir adil tazmin
oluşturduğu kanaatindedir.
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
B. Masraf ve giderler
59. Başvuran yerel mahkemeler ve AİHM önünde yaptığı masraf ve
giderler için 250 000 TRY (yaklaşık 119 000 Avro) talep etmektedir.
Başvuran, herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamaktadır.
60. Hükümet bu iddiaları kabul etmemektedir.
61. AİHM’in içtihadına göre bir başvuran yalnızca yaptığı masraf ve
harcamaların doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul
olduğunu ispatladığı takdirde bu masrafların iadesini talep edebilmektedir.
Somut olayda, başvuranın talebini desteklemek için herhangi bir kanıtlayıcı
belge ibraz etmemesi nedeniyle Mahkeme bu talebi de reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, AİHM,
1. 1’e karşı 6 oyla başvurunun Sözleşme’nin 8. ve 6. maddeleri
bağlamındaki şikâyetlere ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna ve geri
kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. 2’ye karşı 5 oyla Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. 2’ye karşı 5 oyla Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamındaki şikâyetin
incelenmesine gerek olmadığına;
4. 2’ye karşı 5 oyla ihlal tespitinin başvuranın maruz kaldığı manevi zarar
için yeterli bir adil tazmin oluşturduğuna;
5. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar verir.
TURNALI / TÜRKİYE KARARI
Françoise Elens-Passos
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı
Françoise Tulkens
Başkan
Mevcut kararla ilgili olarak, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ile
İçtüzüğün 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Yargıç Sajó’nun sunduğu
muhalefet şerhi işbu karar ekinde yer almaktadır.
F.T.
F.E.P.
TURNALI / TÜRKİYE – MUHALEFET ŞERHİ
YARGIÇ SAJO’NUN MUHALEFET ŞERHİ
(Çeviri)
Somut olayda, Mahkeme’nin çoğunluk görüşüne katılamadığım için
üzüntü duyduğumu belirtmek isterim. Zira bana göre davanın kabul
edilemez olduğuna karar verilmelidir. Davaya ilişkin olaylar, esasen Haas /
Hollanda (no. 36983/97, AİHM 2004-I) davasındaki olaylarla benzerlik
göstermektedir. Başvuran somut olayda miras sebebiyle istihkak davası
açmıştır. Varsayılan mirasçı sıfatının kabul edilmesinin ön koşulunu yerine
getirmek amacıyla ardından babalığın tespiti davasını açmıştır. Başvuranın
esas amacının, aile hayatına saygı hakkı bağlamında bir yaptırım
uygulanmasını sağlamaktır. Kendi açımdan, başvuranın babası olduğu iddia
edilen Hasan Yavaş’ın ölümünün hemen ardından söz konusu hakkın nasıl
etkileneceğini anlamıyorum. Mahkeme kararı, herkesin kişisel kimliğini
oluşturan unsur olan soybağını öğrenme hakkına atıfta bulunmaktadır.
Nitekim kişisel kimlik, özel hayat kapsamına girmektedir. Ancak
Mahkeme’nin Haas kararında (43. paragraf) belirttiği üzere, mirasla ilgili
olarak açılan bir dava kişisel kimlik bağlamında öngörülen özel hayat
kapsamına girmemektedir. Başvuranın annesinin kim olduğunu öğrenmeyi
talep ettiği Odièvre / Fransa davasının aksine, başvuran somut olayda
babasını tanıdığını ifade etmektedir.
Turnalı’nın, dava açarak, biyolojik kökenlerini bulmaya çalıştığı
düşünülmüş olsa bile, bu düşüncenin dosyadaki belgelerle desteklenmediği
kanısında olup Türk hukukunu yorumlama ve dördüncü derece mahkemesi
olarak hareket etme görevinin Mahkeme’ye düşmeyeceğini belirtmek
isterim. Üstelik bir başvuran iç hukuk yollarını tüketmelidir. Somut olayda
başvurulan Asliye Hukuk Mahkemesi, bu bağlamda 16 Ekim 2001 tarihli
kararda, davacı tarafın soy bağının tanınması hakkını kaybettiğini
vurgulamaktadır. Miras alma hakkı üzerindeki muhtemel etkiye ilişkin
TURNALI / TÜRKİYE – MUHALEFET ŞERHİ
sorun, Sözleşme’nin 8. maddesinin bu hakkı güvence altına almaması
nedeniyle, somut olayda ayrı ve değişik bir problemden kaynaklanmaktadır.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło