49160/99

WyrokETPCz2006-01-10ECLI:CE:ECHR:2006:0110JUD004916099

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy państwo pozwane jest odpowiedzialne za śmierć rodziców skarżącego (art. 2 materialny)? Czy przeprowadzono skuteczne śledztwo w sprawie śmierci rodziców skarżącego (art. 2 proceduralny)? Czy doszło do naruszenia zakazu nieludzkiego traktowania (art. 3) i prawa do wolności i bezpieczeństwa (art. 5)? Czy skarżący miał dostęp do skutecznego środka odwoławczego (art. 13)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak jest dowodów 'ponad wszelką wątpliwość', aby przypisać państwu odpowiedzialność za śmierć rodziców skarżącego, co skutkowało brakiem naruszenia materialnego aspektu art. 2. Niemniej jednak, Trybunał stwierdził, że śledztwo krajowe było nieskuteczne, charakteryzując się sporami o jurysdykcję między prokuraturami, brakiem głębi (skupienie na PKK bez dalszych działań), opóźnieniami w identyfikacji ciał (dwa lata) oraz brakiem prób przesłuchania kluczowych świadków (siostry skarżącego) przez długi czas. Te niedociągnięcia naruszyły proceduralny aspekt art. 2, który wymaga szybkiego, bezstronnego i dogłębnego śledztwa. Brak skutecznego śledztwa w sprawie 'uzasadnionej skargi' dotyczącej prawa do życia automatycznie prowadzi do naruszenia art. 13, ponieważ skarżący nie miał dostępu do skutecznego środka odwoławczego. Brak dowodów na udział państwa w zabójstwie skutkował brakiem podstaw do rozpatrywania naruszeń art. 3 i 5.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Emin Mordeniz, jest synem Fahriye i Mahmut Mordeniz, którzy zostali znalezieni martwi 3 grudnia 1996 roku. Rodzice skarżącego zostali rzekomo zatrzymani przez cywilnych policjantów 28 listopada 1996 roku. Ich ciała znaleziono ze związanymi rękami i zaklejonymi ustami, z ranami postrzałowymi w głowę, co wskazywało na egzekucję. Skarżący wielokrotnie zwracał się do prokuratury o informacje na temat losu rodziców i wszczęcie śledztwa, ale śledztwo krajowe było opóźnione i nieskuteczne, a ciała zidentyfikowano dopiero w listopadzie 1998 roku. Skarżący twierdził, że jego rodzice padli ofiarą pozasądowej egzekucji przez funkcjonariuszy państwowych.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: odrzuca zarzut rządu dotyczący niewyczerpania środków krajowych, łącząc go z meritum sprawy; stwierdza brak naruszenia materialnego aspektu art. 2 Konwencji; stwierdza naruszenie proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji; stwierdza brak naruszenia art. 3 i 5 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji; nie przyznaje zadośćuczynienia na podstawie art. 41.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   MORDENĐZ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:49160/99)   NĐHAĐ KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   OCAK 2006   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 49160/99 baꢀvuru no’lu davanın nedeni, Türk   vatandaꢀı Mehmet Emin Mordeniz’in (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   (AĐHM) 23 Nisan 1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran,   Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Kılavuz tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu baꢀvuran Mehmet Emin Mordeniz Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   baꢀvuran 3 Aralık 1996 tarihinde ölü bulunan Fahriye ve Mahmut Mordeniz’in oğludur.   A. Olayların Meydana Geliꢀ ꢁekli   Baꢀvuranın kardeꢀleri F.M. ve A.M., 1993 yılında PKK saflarına katılmıꢀtır. Yaklaꢀık   iki ay sonra sivil polisler ve özel timciler baꢀvuranın evine baskın düzenlemiꢀlerdir.   Baꢀvuranın annesi Fahriye Mordeniz (Fa.M.), 1995’te Yunanistan’dan gelen   oğullarından birini ziyaret etmek üzere Đstanbul’a gitmiꢀtir. Polis, baꢀvuranın annesini ve   kardeꢀini gözaltına almıꢀtır. Kesin olarak belirtilmeyen bir tarihte Lice’de bulunan baꢀvuranın   kızkardeꢀi de gözaltına alınmıꢀ ve dört gün sonra serbest bırakılmıꢀtır.   Baꢀvuran, bu olaylardan bir kaç ay sonra Diyarbakır’da kırksekiz saat boyunca   gözaltında tutulmuꢀtur. Polisler, baꢀvurandan kardeꢀlerinin nerede saklanmıꢀ olabileceklerini   söylemesini istemiꢀler ve baꢀvuranı ve ailesini PKK’ya yardım ve yataklık yapmakla   suçlamıꢀlardır.   Baꢀvuranın anlattıklarına göre, silah ve telsizleri olan sivil polisler, 28 Kasım 1996   tarihinde, saat 9’a doğru baꢀvuranın babası Mahmut Mordeniz’i (M.M.) tutuklamıꢀ ardından   baꢀvuranın amcasına ꢁ. M.’ye ve S.K. adında bir köylüye, baꢀvuranın babasını ifadesini   almak üzere polis karakoluna götürdüklerini söylemiꢀlerdir. Babasının tutuklanması sırasında   orada bulunan baꢀvuranın kardeꢀi A.M. ailesine haber vermiꢀtir. Yaklaꢀık on dakika sonra   polisler baꢀvuranın babası ile beraber baꢀvuranın annesini almaya gelmiꢀlerdir.   B. Baꢀvuranın Anne ve Babasının Tutuklanmasından Sonra Ailenin Yaptığı   Müracaatlar   Baꢀvuran, 8, 10, 11, 12, 13, 16, 18, 23 ve 24 Aralık 1996 tarihlerinde Diyarbakır   Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na anne babasının akıbeti   konusunda bilgilendirilmek için baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, baꢀvurusunda anne   babasının 28 Kasım 1996 tarihinde gözaltına alındıklarını belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran, 25 Aralık 1996 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na anne   babasının kayboluꢀundan sorumlu Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polisleri aleyhinde cezai   soruꢀturmanın baꢀlatılması amacıyla yeniden baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Baꢀvurusunda anne ve   babasının sivil polisler tarafından 28 Kasım 1996 tarihinde gözaltına alındığını belirtmiꢀ ve   tutuklandıkları sırada orada bulunan S.K. ve ꢁ.M.’nin dinlenilmesini talep etmiꢀtir.   Aynı gün Diyarbakır Cumhuriyet Baꢀsavcısı, S.K.’nın ifadesini almıꢀtır. S.K. 28   Kasım 1996 tarihinde M.M. ile hayvan pazarında olduğunu ve M.M.’yi polis olduklarını   söyleyen iki kiꢀiyle on dakika boyunca konuꢀurken gördüğünü belirtmiꢀtir. Ardından M.M.   polis karakoluna götürülmüꢀtür.   ꢁ.M. aynı gün alınan ifadesinde olay günü hayvan pazarında olduğunu ve telsizleri   bulunan iki sivil polisin M.M. ile konuꢀtuğunu ve M.M.’yi götürdüklerini belirtmiꢀtir. Polisler   kendisine M.M.’nin polis karakolunda ifade vermesi gerektiğini söylemiꢀlerdir.   Baꢀvuran, 7 Ocak 1997 tarihinde anne ve babasının akıbeti hakkında bilgilendirilmek   için DGM Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na yeniden baꢀvuruda bulunmuꢀtur.   Baꢀvuran, 25 Ocak 1997 tarihinde anne ve babasının kayboluꢀu hakkında   soruꢀturmanın baꢀlatılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Hakları Komisyonu’na   dilekçe vermiꢀtir.   C. Baꢀvuranın Anne ve Babasının Ölümüne Đliꢀkin Muhakeme   Jandarma ve Cizre (ꢁırnak) Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından 3 Aralık 1996 tarihinde   düzenlenen olay yeri keꢀif-ölü muayene ve otopsi zaptında, Cizre-Silopi yolu kenarında   Bozalan (Cizre) köyüne yakın Keruh’ta yıkık bir duvarın arkasında karın üstü yatan biri kadın   iki kiꢀinin cesedinin bulunduğuna yer verilmiꢀtir. Cesetler, elleri bir kumaꢀ parçasıyla bağlı ve   ağızları yapıꢀtırıcı bantla kapalı bir durumda bulunmuꢀtur. Olay yerinde iki boꢀ fiꢀek kovanı   bulunmuꢀtur. Ek olarak olay yerinin özet krokisi çıkartılmıꢀ ve cesetlerin fotoğrafları   çekilmiꢀtir.   Cesetler, 3 Aralık 1996 tarihinde Cizre Devlet Hastanesi morguna nakledilmiꢀtir.   Cesetlerin aynı gün yapılan harici muayenesinde bu iki kiꢀinin kurꢀun yarasından   kaynaklanan beyin hasarından dolayı öldükleri ve ölüm sebebi açık olduğundan klasik otopsi   yapılmadığı ortaya çıkmıꢀtır.   Đki çoban, 3 Aralık 1996 tarihinde verdikleri ifadelerinde 3 Aralık günü saat 15:30   sularında Cizre-Silopi yoluna yakın otlağa koyunlarını götürürken yol kenarında biri kadın iki   ceset bulduklarını belirtmiꢀlerdir. Daha sonra çobanlar olayı jandarmaya bildirmiꢀlerdir.   Aralık 1996 tarihinde Cizre Savcılığı Cizre Jandarması’ndan Silopi yolunda bulunan   biri kadın iki kiꢀinin cesetlerine ait soruꢀturma dosyasını acil olarak kendisine yollamasını   istemiꢀtir.   Aynı gün Savcılık Cizre Belediyesi’nden, bir kadın ve bir erkek cesedinin bulunduğu   ve yakınlarının savcılığa müracaat etmeleri gerektiği yönünde halka hoparlörden anons   yapmasını istemiꢀtir.   Cizre Valisi, 6 Aralık 1996 tarihinde afiꢀ yoluyla bir kadın ve bir erkek cesedinin   bulunduğu yönünde halka bilgi vermiꢀtir.   Diyarbakır Savcılığı Cizre Belediyesi’nden, 9 Aralık 1996 tarihinde 3 Aralık 1996   tarihinde bulunan cesetleri belediye mezarlığına, mezarlarının bulunabilecek ꢀekilde   defnedilmesini istemiꢀtir.   Đki polis ve bir belediye görevlisi tarafından imzalanan 10 Aralık 1996 tarihli tutanakta   cesetlerin Cizre Asri mezarlığına gömüldüğü belirtilmiꢀtir.   Savcı, 19 Aralık 1996 tarihinde Cizre Emniyet Müdürlüğü’ne ve Jandarması’na bu iki   kiꢀinin cinayet faillerini aramalarını, olayların PKK veya baꢀka bir terör örgütü tarafından   gerçekleꢀtirilip gerçekleꢀtirilmediğini ve cesetlerin kimliklerinin tespit edilmesiyle beraber   yakınlarının da bulunmasını istemiꢀtir.   Aynı gün Savcılık ꢁırnak, Silopi, Đdil, Beytüꢀꢀebap ve Uludere Savcılıkları’ndan söz   konusu cinayet failleri hakkında bilgi vermelerini, ölen kiꢀilerin kayboluꢀu hakkında   kayıtların bulunup bulunmadığını bildirmelerini, bu kiꢀilerin yasadıꢀı bir örgüt tarafından   öldürülüp öldürülmediğini ve yakınlarının bu kiꢀilerin akıbeti hakkında endiꢀelenip   endiꢀelenmediğinin belirlenmesini istemiꢀtir.   Cizre Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen 23 Aralık 1996 tarihli tutanakta olay   yerinde iki kurꢀuna rastlanıldığı ve iki kiꢀinin parmak izinin alındığı ve cesetlerinin   fotoğraflarının çekildiği belirtilmiꢀtir. Kurꢀunlar incelenmek üzere parmak izleri Polis   Laboratuarına gönderilmiꢀtir.   Ölen iki kiꢀinin el svaplarının incelenmesinin ardından düzenlenen 25 Aralık 1996   tarihli bilirkiꢀi raporunda barut izine rastlanılmadığı belirtilmiꢀtir.   Savcılık, 26 Aralık 1996 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ve Jandarması’ndan   Fa.M. ve M.M.’nin 28 Kasım 1996 tarihinde gözaltına alınıp alınmadığının kontrol edilmesini   istemiꢀtir.   Cizre Emniyet Müdürlüğü 27 Aralık 1996 tarihinde Savcılığa, Fa.M. ve M.M.’nin   ölümü hakkındaki soruꢀturmanın hala devam etmekte olduğuna dair bilgi vermiꢀtir.   Diyarbakır Jandarması, 2 Ocak 1997 tarihinde Diyarbakır Savcılığı’na Fa.M. ve   M.M.’nin Jandarma’da gözaltına alınmadığı yönünde bilgi vermiꢀtir.   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 7 Ocak 1997 tarihinde Savcılığa Fa.M. ve M.M.’nin   Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmadığını ancak Fa.M. 6-7 Haziran 1996 tarihlerinde   Đstanbul Emniyeti tarafından gözaltına alındığı yönünde bilgi vermiꢀtir.   Diyarbakır Savcılığı, 19 ꢁubat 1997 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden   baꢀvuranın ꢁehitlik Mahallesindeki (Diyarbakır) adresini bildirerek baꢀvuranın savcılığa   getirmesini talep etmiꢀtir.   Aynı gün Savcılık ꢁırnak, Silopi, Đdil, Beytüꢀꢀebap ve Uludere Savcılıkları’ndan   Cizre-Silopi yolunda bulunan bir kadın ve bir erkek cesedi hakkında bilgi vermelerini, ölen   kiꢀilerin yasadıꢀı bir örgüt tarafından öldürülüp öldürülmediğini ve bu kiꢀiler hakkında   herhangi birisinin ortaya çıkıp çıkmadığını belirlemelerini istemiꢀtir.   Baꢀvuranın kiraladığı evin sahibi, 3 Mart 1997 tarihinde karakolda dinlenmiꢀtir. Ev   sahibi baꢀvuranın ꢁehitlik mahallesindeki dairesinde altı ay oturduğunu ve iki ay önce   dairesinden çıktığını ve yeni adresini bilmediğini belirtmiꢀtir.   Diyarbakır Savcılığı, 31 Mart ve 30 Mayıs 1997 tarihlerinde Diyarbakır Emniyet   Müdürlüğü’nden ꢁehitlik mahallesinde oturan baꢀvuranın savcılığa getirilmesini talep   etmiꢀtir.   Emniyet Müdürlüğü, 8 Nisan 1997 tarihinde baꢀvuranın savcılık tarafından belirtilen   adreste artık oturmadığını bildirmiꢀtir.   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 17 Haziran 1997 tarihinde ꢁehitlik muhtarının elinde   bulunan bilgilere göre baꢀvuranın mahalle sakini olarak kaydının bulunmadığını belirtmiꢀtir.   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 21 Temmuz 1997 tarihinde Fa.M.’nin Đstanbul’da 6   Haziran 1996 tarihinde gözaltına alındığı ve ertesi gün serbest bırakıldığı yönünde savcılığa   bilgi vermiꢀtir: Fa.M. ve M.M.’nin PKK lehine faaliyetlerde bulunan kiꢀiler olarak   bilindiğine, PKK üyelerinin verdiği bilgilere göre arandıklarına ve dava konusu olaylar   sırasında gözaltında bulunmadıklarına yer verilmiꢀtir.   Đdil Savcılığı, 8 Eylül 1997 tarihinde Đçiꢀleri Bakanlığı’na bağlı Kayıp Bürosu Genel   Müdürlüğü’nden kayıp kiꢀiler hakkında yapılan arama taleplerini, kimliklerini, adreslerini,   fiziksel özellikleriyle beraber fotoğraflarını temin etmeleri yönünde talepte bulunmuꢀtur.   Diyarbakır Savcılığı, 28 Ekim 1997 tarihinde Emniyet Müdürlüğü’nden Fa.M. ve   M.M.’nin kayboluꢀuna iliꢀkin yürütülen soruꢀturmaya olayların zamanaꢀımına uğrayacağı   tarihe kadar, yani 28 Kasım 2011 tarihine kadar sürdürülmesini istemiꢀtir.   Đdil Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 17 ꢁubat 1998 tarihinde savcılıktan soruꢀturma dosyasının   bir fotokopisini ve olay yerinde bulunan fiꢀek kovanlarını temin etmesini istedikten sonra bu   kurꢀunların ve fiꢀek kovanlarıyla beraber 3 Aralık 1996 tarihinde Đdil-Midyat yolunda bir   diğer cesedin bulunduğu yerde bulunan fiꢀek kovanlarının balistik raporunu istemiꢀtir.   Mart 1998 tarihinde düzenlenen bölge Kriminal Polis Laboratuarı balistik raporunda   üç kiꢀinin öldürülmesinde kullanılan 9 mm’lik mermilerin aynı silahtan çıktığı belirtilmiꢀtir.   Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından 4 Mart 1998 tarihinde düzenlenen mühürlenmiꢀ   eꢀyaların listesine iliꢀkin tutanakta 9 mm’lik fiꢀek kovanının, deforme olmuꢀ aynı kalibre bir   diğer fiꢀek kovanının ve mermi parçasının bulunduğu yer almaktadır.   Đdil Savcılığı, 5 Mart 1998 tarihinde yukarıda belirtilen bilirkiꢀi raporu gözönünde   bulundurularak kendisi tarafından açılan ön soruꢀturmanın Cizre Savcılığı tarafından açılan   soruꢀturmayla birleꢀtirilmesini talep etmiꢀtir.   Mart 1998 tarihinde düzenlenen tutanakta, Diyarbakır Đnsan Hakları Derneği’nin   yöneticisi ve Genel Sekreter Yardımcısı O.B.’nin, Derneğin 23 Mayıs 1993 tarihinde adli   soruꢀturmanın ardından bütün faaliyetlerini durdurduğunu ve derneğin binasının   mühürlendiğini ve bu nedenle 19 ꢁubat 1998 tarihli Đdil Savcılığı’nın talebine cevap   veremediğini belirttiği yer almıꢀtır. O.B. istenilen belgeleri ancak derneğin binasının   mührünün kaldırılması ꢀartıyla verebileceğini belirtmiꢀ ve ayrıca dernekte bulunan belgelerin   birer fotokopisinin Ankara’daki ofislerinde de bulunduğunu açıklamıꢀtır.   Cizre Cumhuriyet Baꢀsavcısı 11 Mart 1998 tarihinde cinayetlere iliꢀkin ön muhakeme   usullerinin birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir. Dosya Đdil Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na   gönderilmiꢀtir.   Đdil Savcılığı 18 Mayıs 1998 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden Fa.M.’nin   fotoğraflarını ve 6 Haziran 1996 tarihinde tutuklandığı sürece yakınlarının adreslerini   istemiꢀtir.   Đdil Savcılığı, 26 Mayıs 1998 tarihinde Fa.M. ve M.M.’ya ait cesetlerin fotoğraflarını   muhtarlıkta, belediyede, polis karakollarında ve jandarmada asılması amacıyla Diyarbakır   Savcılığı’na göndermiꢀtir.   Đdil Savcılığı, 8 Haziran 1998 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden Ankara   Đnsan Hakları Derneği temsilcilerinin mahkemeye çağrılmasını ve Savcılığa, arama   taleplerinin, kaybolan kiꢀilerin fotoğraflarının ve bu kiꢀilerin yakınlarının kimliklerinin ve   adreslerinin listesinin bir kopyasını göndermesini talep etmiꢀtir. Savcılık, Diyarbakır Đnsan   Hakları Derneği’nin adli soruꢀturmanın ardından feshedildiğini bildirmiꢀtir.   Đdil Savcılığı, 13 Ağustos 1998 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden   cesetlerin teꢀhis edilmesi için ölen kiꢀilerin yakınlarından birinin adresini ve telefon   numarasını istemiꢀtir.   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 14 Ağustos 1998 tarihinde Đdil Savcılığı’na Fa.M. ve   M.M.’nin gözaltına alınmadığı yönünde bilgi vermiꢀ ve Fa.M.’nin Đstanbul Emniyet   Müdürlüğü tarafından 6 Haziran 1996 tarihinde gözaltına alındığını belirtmiꢀtir.   Đdil Savcılığı, 27 Ağustos 1998 tarihinde 1993 ve 1996 tarihleri arasındaki bir çok   adalet dıꢀı infazların gerçekleꢀtiği ve suçların iꢀleniꢀ ꢀekliyle kullanılan silahların cinayet   faillerinin aynı kiꢀi olabileceğini düꢀündürdüğü gözönünde bulundurulduğunda ön   soruꢀturmaların dosyasını, cinayetlerin tarihi, yeri ve saatlerini, kullanılan silahı, toplanan   delillerle (fiꢀek kovanları, parmak izleri) beraber buna yönelik bilirkiꢀi raporlarını ve suçların   nitelikleri hakkında bilgi istemiꢀtir. Đdil Savcılığı talebini ꢁırnak, Cizre, Beytüꢀꢀebap,   Uludere, ꢁirvan, Derik, Kızıltepe, Nusaybin, Ömerli, Kozluk, Bismil, Çınar, Hani, Kulp ve   Lice Savcılıkları’na iletmiꢀtir.   Đdil Savcılığı, 31 Ağustos 1998 tarihinde Diyarbakır Savcılığı’ndan Diyarbakır Đnsan   Hakları Derneği’ne müracaat eden baꢀvuranın yardımıyla cesetlerin teꢀhis edilmesi amacıyla   gerekli adımları atmasını istemiꢀtir. Aynı gün Đdil Savcılığı Diyarbakır Savcılığı ve Emniyet   Müdürlüğü’ne özellikle baꢀvuran tarafından 10 Aralık 1996 tarihinde yaptığı baꢀvuru   gözönünde bulundurarak bulunan cesetlerin teꢀhisinin onaylanmasını talep etmiꢀtir.   Baꢀvuranın kuzeni ve kardeꢀi Kasım 1998’de, fotoğraflardan cesetleri teꢀhis etmeleri   amacıyla Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne çağrılmıꢀladır. Bu kiꢀiler Fa.M. ve M.M.’yi   teꢀhis etmiꢀlerdir.   Kasım 1998 tarihli teꢀhis tutanağında, avukatıyla beraber Diyarbakır Emniyet   Müdürlüğü’ne gelen baꢀvuranın, anne babasını fotoğraflardan teꢀhis ettiği yer almıꢀtır.   Tutanakta ayrıca savcılığın emri üzerine cesetlerin 12 Ekim 1996 tarihinde saat 11:30’da adli   mezarlığa defnedildiği belirtilmiꢀtir.   Baꢀvuran, 9 Kasım 1998 tarihinde Savcılık tarafından dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran, 1997   yılına kadar Diyarbakır’da ikamet ettiğini ve daha sonra Bingöl’e yerleꢀtiğini belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran, telefon tehditleri aldığını ve evine, Diyarbakır’ı terk etmesini ve anne babasının   ölümü hakkında yaptığı ꢀikayetten vazgeçmesini isteyen isimsiz mektupların gönderildiğini   belirtmiꢀtir. Ardından baꢀvuran, Diyarbakır Barosu’na bağlı iki avukattan O.B. ve M.K.,   Diyarbakır Savcılığı’na müracaatta bulunmalarını istemiꢀtir. Baꢀvuran anne babasını   fotoğraflardan teꢀhis ettikten sonra 28 Kasım 1996 tarihinde saat 9’a doğru babasının ꢁ.M. ve   S.K. ile hayvan pazarına hayvanlarını satmak üzere geldiğini açıklamıꢀtır: polis kimliklerini   gösteren silahlı ve telsizi bulunan üç kiꢀi, babasının yanına gelmiꢀ ve ifadesini almak üzere   babasını götürmüꢀlerdir; bu üç kiꢀi babasıyla beraber evine gelmiꢀ ve polislerden biri annesini   aramıꢀtır; kızkardeꢀi baꢀvurana polislerin Ford marka siyah bir arabayla geldiklerini söylemiꢀ;   annesi giderken bu kiꢀilerin kendisini öldüreceklerini söylemiꢀtir; baꢀvuran savcılığa ve   DGM’ye baꢀvurmasına rağmen anne babasının gözaltına alınıp alınmadığı onaylanmamıꢀtır.   Baꢀvuran bu olaydan altı ay önce kendisinin de gözaltına alındığını ve bazı kiꢀilerin kendisine   iki kardeꢀinin PKK üyesi olduklarını söylediklerini belirtmiꢀtir; bu kiꢀilerin kendisine   Diyarbakır’ı terk etmesi veya kendilerine veya PKK’ya katılması için tehdit ettiklerini, eğer   bunları yapmazsa kendisini ve ailesini ortadan kaldıracaklarını söylediklerini belirtmiꢀti.   Baꢀvuran biri Temmuz 1997’de öldürülen ve diğerinin nerede olduğunu bilmediği iki   kardeꢀinin PKK üyesi olduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuran anne babasının cinayet faillerine karꢀı   ꢀikayetçi olduğunu bildirerek ifadesine son vermiꢀtir.   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 10 Kasım 1998 tarihli tutanakla baꢀvuranın anne   babasını teꢀhis ettiği yönünde Diyarbakır Savcılığı’na bilgi vermiꢀtir. Savcılıktan Đdil   Savcılığı’yla irtibat kurması istenmiꢀtir.   Kasım 1998 tarihli bilirkiꢀi raporunda, 3 Aralık 1996 tarihinde Cizre-Silopi yolu   16. km’sinde bulunan cesetlerin birinde bulunan on parmak izinin Ankara’da 21 Eylül 1983   tarihinde uyuꢀturucu kaçakçılığından tutuklanan M.M. adlı bir kiꢀinin parmak izleriyle aynı   olduğu belirtilmiꢀtir.   Belediyenin düzenlediği 10 Kasım 1998 tarihli tutanakta, kayıtlara geçmemesinden   dolayı ve mezarlıkta bulunan iki yüz elli mezarın sayısı gözönünde bulundurulduğunda   baꢀvuranın anne babasına ait mezarların bulunamadığı belirtilmiꢀtir.   Diyarbakır Savcılığı, 16 Kasım 1998 tarihinde baꢀvuranın anne babasının ölümüne   iliꢀkin yaptığı ꢀikayet konusunda ratione loci yetkisiz olduğunu bildirmiꢀ ve soruꢀturma   dosyasını Đdil Savcılığı’na göndermiꢀtir.   Đdil Savcılığı, 8 Ocak 1999 tarihinde Diyarbakır Savcılığı lehine soruꢀturmadan   vazgeçmiꢀtir. Savcılık kararında 4 Aralık 1996 tarihinde Đdil-Midyat yolunda bir cesedin   bulunduğunu belirtmiꢀtir; bu arada Cizre-Silopi yolunda aynı ꢀekilde öldürülen iki kiꢀi   bulunmuꢀtur; bilirkiꢀi raporuna göre bu üç kiꢀi aynı silahtan çıkan kurꢀunlarla öldürülmüꢀtür.   Đdil Savcılığı’nın dosyası Cizre Savcılığı’nın dosyasıyla birleꢀtirilmiꢀtir. Yapılan   incelemelerin ardından birinci cesedin R.Y.’ye, diğer ikisinin de Fa.M. ve M.M.’ye ait olduğu   belirlenmiꢀtir. Bu üç ceset hakkında Diyarbakır Savcılığı’nda yapılan soruꢀturma hala devam   etmektedir. Đdil Savcılığı, Aralık 1996 tarihinde Adıyaman-Hilvan ve ꢁanlıurfa-Adıyaman   yolunda cesetleri bulunan baꢀka kiꢀilerin de aynı ꢀekilde kaçırıldığını kaydetmiꢀtir. Savcılığın   olaylar hakkında yaptığı incelemenin, ölen kiꢀilerin kaçırıldığını ve telsizleri bulunan ve sahte   plakalı araçlar kullanan cinayet faillerinin kendilerini polis olarak tanıttıklarını gösterdiği,   kaçırılan kiꢀilerden birinin Emniyet Müdürlüğü binasına kadar götürüldüğü, bu cinayetlerin   Ceza Kanunun “çete” olarak adlandırdığı gruplar tarafından iꢀlendiği ve bu suçun Diyarbakır   DGM’nin yetki alanına girdiği sonucuna varmıꢀtır.   Cizre Emniyet Müdürlüğü, 14 Ocak 1999 tarihinde Đdil Savcılığı’na baꢀvuranın anne   ve babası hakkında yürütülen soruꢀturmanın durumu hakkında özet bilgi vermiꢀtir. Özette,   Đnsan Hakları Derneği’nin 1996 yılı raporuna göre sözkonusu iki kiꢀinin gözaltına alındıktan   sonra kayboldukları belirtilmiꢀtir. Yapılan kontrollerde bu kiꢀilerin gözaltına alınmadığı   belirlenmiꢀtir. Emniyet Müdürlüğü bu kiꢀilerin 3 Aralık 1996 tarihinde saat 17:30’a doğru   Cizre-Silopi yolunun 16. km’sinde Keruh’ta bulunduğunu belirtmiꢀtir. Olay yerinde 9 mm’lik   bir mermi bulunmuꢀ, cesetlerin fotoğrafları çekilmiꢀ ve parmak izleri alınmıꢀtır; her biri   baꢀlarına aldıkları birer kurꢀunla öldürülmüꢀ, elleri sıkı sıkı bağlı ve ağızları yapıꢀkan bantla   bağlı bir ꢀekilde bulunmuꢀlardır. Cesetler teꢀhis edilemediğinden dava dosyası savcılığa sevk   edilmiꢀtir. Diyarbakır Barosu avukatlarından O.A., 9 Kasım 1998 tarihinde cesetlerin Cizre   Belediye mezarlığına defnedilmiꢀ olabileceğini öne sürerek savcılığa baꢀvurmuꢀtur. Savlığın   verdiği izinle mezarlar açılmıꢀ ancak cesetler bulunamamıꢀtır. Ardından bu iki ceset ve Đdil-   Midyat yolunda bulunan üçüncü ceset arasında bağlantı kurulmuꢀtur.   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 24 Ağustos 1999 tarihinde Diyarbakır Savcılığı’nın 5   Mayıs 1999 tarihli talebine cevaben ceza soruꢀturmasının sürmekte olduğunu belirtmiꢀtir.   Diyarbakır Savcılığı, 26 Nisan 2000 tarihinde Fa.M., MM ve bir diğer kiꢀi olan   R.Y.’nin aynı silahla öldürüldüğünü gözönünde bulundurarak Diyarbakır Emniyet   Müdürlüğü’ne cinayet faillerinin bulunması amacıyla soruꢀturmanın yürütülmesini ve her üç   ayda bir soruꢀturmanın durumu hakkında kendisine bilgi verilmesini talep etmiꢀtir.   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 12 Mayıs 2000 tarihinde Savcılığa sözkonusu cinayet   faillerinin bulunması amacıyla soruꢀturmanın devam etmesine iliꢀkin bilgi vermiꢀtir.   Diyarbakır Savcılığı, 22 Haziran 2000 tarihinde Diyarbakır DGM Savcısına R.Y.   hakkında yürütülen soruꢀturmanın Fa.M. ve M.M. hakkında yürütülen soruꢀturmayla   birleꢀtirildiği yönünde bilgi vermiꢀtir.   Baꢀvuranın temsilcisi 14 Nisan 2001 tarihinde S.K.’nın ifadesini almıꢀtır. S.K. 1996   Kasım ayı sonunda M.M. ile beraber Diyarbakır hayvan pazarına gittiklerini belirtmiꢀtir; saat   11’e doğru silahlı ve telsizi olan sivil kıyafetli iki kiꢀinin M.M.’yi bir ifade hakkında ꢁehitlik   Polis Karakolu’na götürmek üzere almaya geldiklerini belirtmiꢀtir. S.K., M.M.’nin gözaltına   alınıp alınmadığını öğrenmek için ꢁehitlik Karakolu’na gelmiꢀtir. S.K., M.M.’nin sivil   polisler tarafından götürüldüğünü söyledikten sonra kendisini karꢀılayan polis, S.K.’yı sivil   bir polisin karꢀıladığı baꢀka bir birime yönlendirmiꢀtir. Bu polis hücreyi kontrol ettikten sonra   böyle bir kiꢀinin gözaltına alınmadığını, bu olayın istihbarat birimlerinin iꢀi olduğunu ve   kurtarmak için tanıdıkları varsa kullanılabileceğini söylemiꢀtir. Bu olaydan sonra S.K.   Olağanüstü Hal Bölge Valisi’ne, DGM Savcısı’na ve Savcılığa ꢀikayette bulunmuꢀtur: ꢀikayet   Fa.M. ve M.M. gözaltına alınmadığı gerekçesiyle kayıtlara geçirilmemiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI   Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesine iliꢀkin kabul edilemezlik itirazını öne   sürmektedir.   Baꢀvuran bu argümana itiraz etmektedir.   AĐHM, kabul edilebilirlik kararında dava koꢀullarını gözönüne alarak, Hükümet’in   itirazının, baꢀvuranın AĐHS’nin 2. maddesine göre yaptığı ꢀikayetinin ortaya çıkardığı   sorunlarla yakından iliꢀkisi bulunan sorunlara bağlı olduğunu gözlemlemiꢀ olduğunu   hatırlatmaktadır. Sonuç olarak AĐHM, Hükümet’in itirazını esasla birleꢀtirmeye karar   vermiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, anne ve babasının yaꢀam haklarına aykırı olan yargısız infaz kurbanı   olduklarından ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini ileri   sürmektedir.   Hükümet, ulusal makamların, baꢀvuranın anne ve babasının kimliklerinin teꢀhis   edilmesi ve cinayet faillerinin bulunması için soruꢀturmayı titizlikle yürüttüklerini   savunmaktadır. Klasik otopsi yapılmamıꢀtır. Zira ölüm nedeni (kurꢀunla) belliydi. Baꢀvuranın   kardeꢀi adresi bulunamadığından dolayı dinlenememiꢀtir. Ayrıca, teröre bağlı nedenlerin   yanısıra, olayların geçtiği dönemdeki hava koꢀulları nedeniyle, teknik olarak ilgililerin   mezarlarını bulmak mümkün olmamıꢀtır.   1. Baꢀvuranın Anne ve Babasının Ölüm Koꢀulları Hakkında   AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesini, AĐHS’nin temel maddeleri arasında yer aldığını ve 3.   madde ile birlikte Avrupa Konseyi’ni oluꢀturan demokratik toplumların temel değerlerinden   birine yer verdiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Finucane-Birleꢀik Krallık, no 29178/95, §§ 67-71,   AĐHM 2003-VIII ve Çakıcı-Türkiye, no 23657/94, § 86, AĐHM 1999-IV). Bunun yanısıra, 2.   maddenin sağladığı korumanın önemini kabul eden AĐHM, yaꢀam hakkına dair ꢀikayetleri   büyük bir dikkatle inceleyerek görüꢀ bildirmek zorundadır (Bkz. Tekdağ-Türkiye, no   27699/95, § 72, 15 Ocak 2004 ve Ekinci-Türkiye, no 25625/94, § 70, 18 Temmuz 2000).   AĐHM delilleri değerlendirmek için, “her türlü ꢀüphenin ötesinde” delil kriterinden   faydalanmaktadır (Bkz. Đrlanda-Birleꢀik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A serisi no 25, s.   64-65, §§ 160-161). Ancak, böyle bir delil, bir dizi emare ya da yeterince ciddi, kesin ve   birbiriyle bağdaꢀan çürütülmemiꢀ karinelere dayanabilir (Bkz. Abdurrahman Orak-Türkiye, no   31889/96, § 69, 14 ꢁubat 2002). AĐHM’nin, delillerin değerlendirilmesi konusunda, ikincil bir   rolü bulunmaktadır ve dava koꢀullarının gerektirmediği durumda olayları değerlendirmeye   çağrılan ilk derece mahkemesinin görevini yerine getirmeden evvel dikkatli olmak   zorundadır. (Bkz. Tahsin Acar-Türkiye, no 26307/95, § 216, 8 Nisan 2004).   Halihazır durumda AĐHM, değerlendirme yapması için kendisine sunulan unsurlardan,   baꢀvuranın anne ve babasının Cizre-Silopi yolunun kenarında 3 Aralık 1996 tarihinde ölü   bulunduklarının ortaya çıktığını belirtmektedir. Baꢀvuranın iddialarının aksine, ne dosyadaki   belgelerden ne de davaya iliꢀkin olaylardan, anne ve babasının Devlet görevlileri tarafından   ya da yardımı ve iꢀbirliği sayesinde öldürüldükleri sonucu çıkmaktadır.   AĐHM, elinde bulunan unsurlar ıꢀığında, baꢀvuranın anne ve babasının Devlet   görevlileri tarafından ya da iꢀbirliği ile öldürüldüklerine dair bir sonucun, güvenilir   emarelerden çok varsayım ve spekülasyondan ibaret olduğuna kanaat getirmektedir. Bu   koꢀullarda AĐHM, her türlü ꢀüphenin ötesinde, Savunmacı Devlet’in baꢀvuranın anne ve   babasının ölümünden sorumlu tutulamayacağını tespit etmektedir.   Sonuç itibariyle bu bağlamda AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.   2. Soruꢀturmanın Yetersizliği Hakkında   AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinde ꢀart koꢀulan yaꢀam hakkının korunması   yükümlülüğünün, 1. madde ile Devletlere yüklenen “kendi yetki alanları içinde bulunan   herkese bu Sözleꢀme[de] .... açıklanan hak ve özgürlükleri tanı[maları]” yükümlülüğü ile   birlikte, zora baꢀvurmanın bir kiꢀinin ölümüne neden olması halinde etkili bir soruꢀturma   yürütülmesini öngördüğünü ve bunu zorunlu kıldığını hatırlatır (Bkz. Kaya-Türkiye, 19 ꢁubat   tarihli karar, 1998-I, s. 329, § 105 ve McCann ve diğerleri-Birleꢀik Krallık, 27 Eylül   tarihli karar, A serisi no 324, s. 49, § 161). Böyle bir soruꢀturma, faillerinin Devlet   görevlisi ya da baꢀkalarının olduğu iddia edildiği ve güç kullanılarak bir kimsenin ölümüne   sebebiyet verildiği her durumda yapılmalıdır (Bkz. Tahsin Acar, § 220). Sorgulamalar   özellikle derinlemesine, tarafsız olarak ve dikkatli yapılmalıdır (Bkz. Çakıcı, § 86 ve McCann   ve diğerleri, s. 49, §§ 161-163).   AĐHM, ayrıca, soruꢀturmanın etkinliğine iliꢀkin asgari kriteri karꢀılayan incelemenin   niteliği ve derecesinin davanın koꢀullarına bağlı olduğunu gözönünde bulundurmaktadır. Bu   koꢀullar ilgili olguların tümü temelinde ve soruꢀturma çalıꢀmalarının uygulamadaki   gerçeklerine bakılarak değerlendirilir. Ortaya çıkabilecek durumların çeꢀitliliğini, yalnızca   soruꢀturmaya iliꢀkin iꢀlemler listesine veya basitleꢀtirilmiꢀ diğer kriterlere indirgemek   mümkün değildir (Bkz. Fatma Kaçar, § 74, Velikova-Bulgaristan, no 41488/98, § 80, AĐHM   2000-VI, Tanrıkulu-Türkiye, no 23763/94, §§ 101-110, AĐHM 1999-IV, Kaya, s. 325-326, §§   89-91 ve Güleç-Türkiye, 27 Temmuz 1998 tarihli karar, 1998-IV, s. 1732-1733, §§ 79-81).   Ayrıca yürütülen soruꢀturma, sorumluların tespit edilmesi ve mümkün olduğu takdirde   cezalandırılmasını sağlaması için etkili olmak zorundadır (Bkz. Oğur-Türkiye, no 21594/93, §   88, AĐHM 1999-III). Burada sonuçtan çok araçlarla ilgili bir yükümlülük sözkonusudur.   Makamlar, olayla ilgili delillerin toplanması için makul olarak ulaꢀılabilir olan tedbirleri   almak zorundadırlar (Bkz. Tanrıkulu, § 109 ve Salman-Türkiye, no 21986/93, § 106, AĐHM   2000-VII).   Bu bağlamda makul derecede bir ivedilik ve özen gerekliliği kendini göstermektedir.   Bazı durumlarda soruꢀturmanın ilerlemesini engelleyecek engel ve zorlukların   bulunabileceğini kabul etmek gerekir. Ancak, ölüme sebebiyet veren güce baꢀvurma hakkında   soruꢀturma yapmak sözkonusu olduğunda, yetkililerin acilen cevap vermesi, genel olarak   eꢀitlik ilkesine riayet edilmesi, kamu güvenini sarsmamak ve yasadıꢀı eylemlere müsama   gösterildiği ya da suç ortaklığı yapıldığı izlenimine mahal vermemek için gerekli görülebilir   (Bkz. McKerr –Birleꢀik Krallık, no 28883/95, § 114, AĐHM 2001-III).   Bu davada, AĐHM, değerlendirmeye alınan delilleri gözönüne alarak, soruꢀturma   çerçevesinde yapılan araꢀtırmaların, sadece PKK ya da yasa dıꢀı örgütler aleyhinde   yürütüldüğünü belirtmektedir. Bu bağlamda, Đdil Cumhuriyet Baꢀsavcılığı kararları yeterince   gerekçelendirilmemiꢀtir. Zira failin suç örgütü olduğunu ileri sürmekte ancak araꢀtırmasını   derinleꢀtirmemektedir. Baꢀvuranın anne ve babasının ölümü konusunda yürütülecek   soruꢀturma hakkında Diyarbakır, Đdil ve Cizre Cumhuriyet Baꢀsavcılıkları arasında yetki   uyuꢀmazlığının bulunduğunu ortaya koymak gerekir. Daha sonra bu davada yürütülen     soruꢀturma R.Y. adındaki bir diğer kiꢀi hakkında yürütülen soruꢀturma ile birleꢀtirilmiꢀtir.   Dolayısıyla soruꢀturma iꢀbirliği içinde ve bir merkezden yürütülmemiꢀtir. Bu da   soruꢀturmanın daha ağır iꢀlemesine ve karmaꢀık hale gelmesine neden olduğundan dolayı,   etkililiğine zarar verilmiꢀtir. Buna ek olarak, ulusal makamlar, anne ve babasının kaçırıldığı   sırada aynı yerde bulunan baꢀvuranın kızkardeꢀini, baꢀvurunun kabul edilebilir bulunmasının   ardından yani olaylardan sekiz yıl sonra dinleme giriꢀiminde bulunmuꢀlar, ancak bunda da   baꢀarılı olamamıꢀlardır. Ayrıca soruꢀturmaya, Diyarbakır Cumhuriyet Baꢀsavcılığı önünde   hala devam edilmektedir.   AĐHM, baꢀvuranın anne ve babasının cesetlerinin teꢀhisinin 1998 yılının Kasım   ayında, yani ölmelerinden iki yıl sonra gerçekleꢀtirildiğini not etmektedir. O dönemde   Türkiye’nin Güneydoğusu’ndaki koꢀullar gözönüne alındığında, ulusal makamların Cizre   Belediyesi’ne konu hakkında kesin talimatlar vermelerine rağmen, ilgili belediyelerin   kimlikleri teꢀhis edilmemiꢀ kiꢀilerin mezarlarının tespit edilmesi için gerekli tedbirleri   almaları uygun olurdu.   Özetle AĐHM, ortaya konulan eksiklikleri gözönüne alarak, ulusal makamların   baꢀvuranın anne ve babasının ölüm koꢀulları hakkında yürüttükleri soruꢀturmaların etkili   olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, Hükümet’in iç hukuk   yollarının tüketilmemesine iliꢀkin itirazını kabul etmemek uygun olacaktır.   AĐHM, buradan yola çıkarak itirazı reddetmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesi açısından Devlet’in usule iliꢀkin yükümlülüklerinde   eksiklikler bulunduğu sonucuna varmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 3 VE 5. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran AĐHS’nin 3 ve 5§1, 2, 3 ve 4 maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   AĐHM, her türlü makul ꢀüphenin ötesinde, Devlet görevlisinin ya da Devlet makamları   adına hareket eden bir kimsenin, baꢀvuranın anne ve babasının iddia edilen tutukluğuna ya da   öldürülmesi olayına karıꢀtıklarının ortaya konulmadığı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.   Böylelikle AĐHM, baꢀvuranın ꢀikayetlerinin iꢀlevsel dayanaklardan yoksun olduğuna kanaat   getirmektedir (Bkz. O.-Türkiye, no: 28497/95, § 138, 15 Temmuz 2004).   Dolayısıyla, AĐHS’nin 3 ve 5. maddeleri ihlal edilmemiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, anne ve babasının ölüm koꢀulları hakkında etkili ve uygun soruꢀturmanın   bulunmamasından ꢀikayetçi olmakta ve güvenlik güçlerinin ceza almamasını sağlayan sistem   nedeniyle etkili hukuk yolunun bulunmamasını ileri sürmektedir. Baꢀvuran AĐHS’nin 13.   maddesini ileri sürmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin hak ve özgürlüklere yer verdiği ꢀekliyle, Sözleꢀme’nin 13.   maddesinin, bu hak ve özgürlüklerden iç hukukta yararlanılmasını sağlayacak yolların   varlığını güvence altına aldığını hatırlatır. Dolayısıyla Sözleꢀmeci Devletler, bu hükmün   kendilerine getirdiği yükümlülüklere ne ꢀekilde uydukları konusunda belli bir takdir payından   yararlanma hakkına sahip olsalar da, sözkonusu hüküm, AĐHS’ye dayalı “savunulabilir bir     ꢀikayetin” içeriğinin incelenmesini ve uygun bir telafinin sunulmasını sağlayacak bir iç hukuk   yolunu zorunlu kılmaktadır. AĐHS’nin 13. maddesinden doğan yükümlülüğün kapsamı,   baꢀvuranın Sözleꢀme uyarınca yaptığı ꢀikayetin niteliğine bağlı olarak değiꢀmektedir.   Bununla birlikte bu maddenin gerektirdiği baꢀvuru yolu hukuken olduğu kadar pratikte de   “etkili” olmalı ve özellikle bu baꢀvuru yolunun kullanılması, Savunmacı Devlet’in yetkili   mercilerinin fiilleri tarafından gerekçe gösterilmeden engellenmemelidir (Bkz. Abdurrahman   Orak, § 97, Kaya, s. 329-330, § 106, Aydın-Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar, 1997-VI, s.   1895-1896, § 103 Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, 1996-VI, s. 2286, § 95).   Yaꢀam hakkının temel teꢀkil eden önemi dikkate alındığında, 13. madde, uygun   durumlarda tazminat ödenmesinin yanı sıra, sorumluların teꢀhis edilmesi ve   cezalandırılmasını sağlayacak derin ve etkili soruꢀturmalar ile ꢀikayetçinin soruꢀturma   usullerine etkin bir biçimde eriꢀebilmesini öngörmektedir (Kaya, adıgeçen karar, s. 330-331, §   107).   AĐHM, mevcut davada sunulan deliller ıꢀığında, maktulün güvenlik güçleri tarafından   öldürüldüğüne dair her türlü makul ꢀüphenin ötesinde bir delil bulunmadığı sonucuna   varmıꢀtır. Bununla birlikte daha önceki davalarda da belirtildiği gibi bu durum, AĐHS’nin 2.   maddesine dayanan ꢀikayeti “savunabilir” olmaktan çıkarmamaktadır (Bkz. Fatma Kaçar, §   ve Boyle ve Rice-Birleꢀik Krallık, 27 Nisan 1988 tarihli karar, A serisi no: 131, s. 23, §   52).esas hakkındaki AĐHM’nin vardığı sonuç, yukarıda belirtilen sebeplerden dolayı   savunulabilir olan sözkonusu ꢀikayet hakkında etkili soruꢀturma yürütme yükümlülüğünü   iptal etmemektedir.   AĐHM yetkili mercilerin, baꢀvuranın anne ve babasının öldürüldüğü koꢀullar hakkında   etkin bir soruꢀturma yürütmek zorunluluğu bulunduğunu daha önce belirtmiꢀtir. Oysa   yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, soruꢀturma yürütme yükümlülüğünü zorunlu kılan   AĐHS’nin 2. maddesinin ötesine geçen 13. maddeye uygun olarak, Savunmacı Devlet’in etkili   bir ceza soruꢀturmasını yürüttüğü söylenemez (Kaya, adıgeçen karar, s. 330-331, § 107).   Dolayısıyla AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, kendisine gönderilen 16 Mart 2005 tarihli yazıda, AĐHS’nin 41. maddesi   bakımından her türlü adil tazmin talebinin esas hakkında verilen yazılı görüꢀlerde belirtilmesi   gerektiği hükmü içeren AĐHM Đçtüzüğü’nün 60. maddesine dikkatinin çekilmesine rağmen,   kabul edilebilirliğe iliꢀkin karardan sonra hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamıꢀtır. Đlgili   esas hakkındaki görüꢀlerini sunması için tanınan süre içinde talepte bulunmadığından dolayı,   AĐHM, herhangi bir ödemenin yapılmasına gerek olmadığına kanaat getirmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Hükümet’in itirazını esasla birleꢀtirmeye ve reddetmeye;   2. AĐHS’nin 2. maddesinin esastan ihlal edilmediğine;     3. AĐHS’nin 2. maddesinin usulden ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 3 ve 5. maddelerinin ihlal edilmediğine;   5. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve 10 Ocak 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.   maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   13

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło