49276/99

WyrokETPCz2007-11-20ECLI:CE:ECHR:2007:1120JUD004927699

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) naruszyła prawo skarżącego do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał, powołując się na swoje ugruntowane orzecznictwo dotyczące tureckich Sądów Bezpieczeństwa Państwa, stwierdził, że obecność sędziego wojskowego w składzie DGM, orzekającego w sprawach dotyczących bezpieczeństwa narodowego, budziła uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu. W konsekwencji, Trybunał uznał, że DGM, który skazał skarżącego, nie spełniał wymogów art. 6 ust. 1 Konwencji, co doprowadziło do naruszenia prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Peker, urodzony w 1962 roku, został zatrzymany 1 sierpnia 1996 roku pod zarzutem członkostwa w PKK. Podczas zatrzymania, w trakcie którego miał przyznać się do zarzucanych czynów, stwierdzono u niego obrażenia (siniaki). Skarżący został skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) na 15 lat pozbawienia wolności. Złożył również skargę na policjantów o tortury, jednak postępowanie to zakończyło się uniewinnieniem funkcjonariuszy, a jego próby odwołania zostały odrzucone z powodu braku statusu strony w tym postępowaniu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargi z art. 6 ust. 1 za dopuszczalne, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze. 3. Uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania pozostałych skarg z art. 6 Konwencji. 4. Uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania skarg z art. 14 i 18 Konwencji. 5. Stwierdził, że samo niniejsze orzeczenie stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową poniesioną przez skarżącego. 6. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   MEHMET PEKER-TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:49276/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Kasım 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (49276/99) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaꢀı)   Mehmet Peker’in (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 11 Mayıs 1999 tarihinde   Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Ankara Barosu avukatlarından Bedia Boran ve Mehmet Nuri Özmen tarafından   temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1962 doğumludur ve ꢁanlıurfa’da ikamet etmektedir.   A. Baꢀvuranın cezai mahkumiyetine iliꢀkin süreç   Baꢀvuran, 1 Ağustos 1996 tarihinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi   Ekipleri tarafından yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır. Baꢀvuranın, PKK üyesi olmasından   ꢀüphelenilmiꢀtir.   Gözaltında tutulduğu sırada baꢀvuran, PKK ile iliꢀkileri olduğunu kabul etmiꢀ ve ifadelerini   imzalamıꢀtır.   Ağustos 1996 tarihinde, baꢀvuran, Ankara Adli Tıp Kurumu mensubu bir adli tabip   tarafından muayene edilmiꢀtir. Adli tabip muayenede, “ baꢀvuranın kollarında iç ve dıꢀta 1-   2x5 cm. lik mor-kahverengi ekimoz” tespit etmiꢀtir. Adli tabip “baꢀvuranın hayati tehlikesi   olmadığını” belirtmiꢀ fakat baꢀvuranın beꢀ gün iꢀgöremezliğine karar vermiꢀtir.   Aynı gün, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından baꢀvuranın   ifadesi alınmıꢀ ve baꢀvuran polise verdiği ifadesini teyit etmiꢀtir.   Yine aynı tarihte baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karꢀısına   çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuran, olayları kabul etmiꢀ ve savcıya verdiği beyanlarını yinelemiꢀtir.   Baꢀvuran, gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kalmadığını da belirtmiꢀtir. Hakim,   baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir.   Eylül 1996 tarihli bir iddianame ile Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 168/2.   maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca baꢀvuranın [baꢀka   bir kiꢀi ile] mahkumiyetini talep etmiꢀtir.   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde baꢀvuran kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetmiꢀ ve   gözaltı sırasında iꢀkenceye uğradığını dile getirmiꢀtir.   Aralık 1996 tarihli bir karar ile Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranın PKK’ya yardım ve   yataklık yaptığına karar vermiꢀ ve Türk Ceza Kanunu’nun 169. ve 31. maddeleri uyarınca   baꢀvuranı yedi yıl hapis ve altı ay hapis ve ömür boyu kamu hizmetinden men cezalarına   çarptırmıꢀtır.   Baꢀvuranın ve savcının temyiz yoluna baꢀvurması üzerine, 9 ꢁubat 1998 tarihli bir karar ile   Yargıtay itiraz edilen kararı bozmuꢀtur. Yargıtay, Devlet Güvelik Mahkemesi’nin Türk Ceza   Kanunu’nun 168/2. maddesinin uygulamasının gerekli olduğu kanaatine varmıꢀtır.   Mayıs 1998 tarihinde, iade edilen karar hakkında karar veren Devlet Güvenlik Mahkemesi,   Türk Ceza Kanunu’nun 168/2. ve 31. maddeleri ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun   5. maddesi uyarınca PKK üyesi olduğu gerekçesiyle baꢀvuranı on beꢀ yıl hapis ve ömür boyu   kamu hizmetinden men cezasına çarptırmıꢀtır.   Aralık 1998 tarihinde, Yargıtay baꢀvuranın temyiz talebini reddetmiꢀ ve 20 Mayıs 1998   tarihli kararın tüm hükümlerini onamıꢀtır.   B. Baꢀvuranın gözaltından sorumlu polis memurları hakkında yürütülen cezai süreç   Kasım 1996 tarihinde, baꢀvuran, gözaltı sırasında kendisini sorgulayan polis memurları   hakkında iꢀkenceden dolayı Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na ꢀikayet dilekçesini sunmuꢀtur.   Aralık 1996 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, polis memurları hakkında muhakemenin   men’ine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuranın muhakemenin men’i kararına karꢀı çıkması üzerine, 12 ꢁubat 1997 tarihinde   Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu polis memurları hakkında soruꢀturma   baꢀlatılmasına karar vermiꢀtir.   ꢁubat 1997 tarihli bir iddianame ile Cumhuriyet Savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 243.   maddesi uyarınca ifade almak için iꢀkence uyguladıkları gerekçesiyle polis memurları M.Y.   ve H.Đ.B.’nin mahkumiyetini talep etmiꢀtir.   Mayıs 1997 tarihinde, istinabe talebi uyarınca, Đskenderun Ağır Ceza Mahkemesi hakimi   tarafından baꢀvuranın ifadesi alınmıꢀtır. Baꢀvuran, açılan davada müdahil tarafı oluꢀturmak   için bir çaba göstermemiꢀtir.   Ekim 1997 tarihli bir karar ile Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, suça iliꢀkin kesin bir kanıt   bulunmadığı gerekçesiyle iki sanığın beraatine karar vermiꢀtir. Bu davada müdahil tarafı   oluꢀturmadığı için, söz konusu karar baꢀvurana re’sen tebliğ edilmemiꢀtir.   Baꢀvuran sırasıyla Cumhuriyet Savcılığı’na ve Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği   ꢁubat ve 26 Mart 1998 tarihli mektuplarıyla davanın seyri hakkında bilgi edinme talebinde   bulunmuꢀ ve duruꢀmalara katılma isteğini bildirmiꢀtir.   Nisan 1998 tarihinde, 3 Ekim 1997 tarihli karar baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir.   Nisan 1998 tarihinde, baꢀvuran bu karara itiraz ederek temyize baꢀvurmuꢀtur.   Mayıs 1998 tarihli bir karar ile Ağır Ceza Mahkemesi, ihtilaflı yargılamada baꢀvuranın   müdahil tarafı oluꢀturmadığı dolayısıyla kararı temyize taꢀıma hakkı bulunmadığı   gerekçesiyle baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir.   Mayıs 1998 tarihinde, baꢀvuran yeniden temyiz yoluna baꢀvurmuꢀtur.   Temmuz 1998 tarihinde, Yargıtay itiraz edilen kararın tüm hükümlerini onamıꢀtır.   Dava dosyasına eklenen bir belgeye göre, 3 Ekim 1997 tarihli nihai kararın bir kopyası   baꢀvurana 9 Haziran 2000 tarihinde elden teslim edilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3., 5/3. ve 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   A. AĐHS’nin 3. maddesi hakkında   Baꢀvuran, gözaltında iꢀkenceye maruz kaldığını iddia etmektedir. Baꢀvuran, bu bağlamda   AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet, tazminat elde etmek için baꢀvuranın hukuk ve idare mahkemeleri nezdinde dava   açmadığından iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.   Baꢀvuran bu konuda görüꢀ bildirmemiꢀtir.   AĐHM, geçmiꢀte birçok kez mevcut davaya benzer davalar hakkında karar verdiğini ve söz   konusu itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasından, Karayiğit-Türkiye,   baꢀvuru no: 63181/00, 5 Ekim 2004). AĐHM, mevcut davada daha önce ulaꢀmıꢀ olduğu   sonuçlardan baꢀka sonuca ulaꢀmasını gerektirecek hiçbir özel koꢀulun bulunmadığını da   belirtmektedir. Sonuç olarak, iç hukuk yollarının tüketilmediği hakkındaki Hükümet’in ön   itirazı kabul edilmemiꢀtir.   Hükümet ayrıca baꢀvurunun AĐHS’nin 35/1. maddesi uyarınca altı aylık süreden sonra   yapıldığı kanaatindedir.   AĐHM, gözaltından sorumlu polis memurları hakkında yürütülen cezai yargılamada   baꢀvuranın müdahil tarafı oluꢀturmadığını, bu durumda da kanunen baꢀvuranın temyize   baꢀvurma imkanının bulunmadığını gözlemlemektedir. Baꢀvurana 26 Nisan 1998 tarihinde   tebliğ edilen 3 Ekim 1997 tarihli karardan itibaren, baꢀvuranın baꢀvuruda bulunabileceği   ulaꢀılabilir etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığı sonucu çıkmaktadır. Baꢀvuranın iç hukukta   öngörülen usullere aykırı olarak yaptığı sonraki baꢀvuruları, altı ay süresi kuralının dies a quo   belirlenebilmesi bakımından değerlendirmeye alınamaz (Bkz. mutatis mutandis, Moyo   Alvarez-Đspanya, baꢀvuru no: 44677/98, 23 Kasım 1999). Bu durumda, baꢀvurunun bu kısmı   gecikmeli olarak yapılmıꢀtır ve AĐHS’nin 35/1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi   gerekmektedir.   B. AĐHS’nin 5/3. maddesi hakkında   Baꢀvuran, gözaltı süresinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmaktadır ve bu süreye itiraz etmek için   iç hukukta baꢀvuru yolunun bulunmadığını belirtmektedir. Bu bağlamda baꢀvuran, AĐHS’nin   5/3. maddesine atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, dava konusu gözaltı süresinin olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan   ulusal mevzuata uygun olmasından dolayı bu süreye itiraz etmek için iç hukukta baꢀvuranın   hiçbir baꢀvuru yolunun bulunmadığını belirtmektedir (Bkz. Sakık ve diğerleri-Türkiye, 26   Kasım 1997 tarihli karar). AĐHM, iç hukukta baꢀvuru yolu bulunmadığında, altı ay süresinin   baꢀvuruda ꢀikayet edilen eylemin gerçekleꢀtiği andan itibaren baꢀladığına dair olan yerleꢀik   içtihadına göndermede bulunmaktadır.   AĐHM, mevcut davada, gözaltı süresinin baꢀvuranın tutuklanması ile 15 Ağustos 1996   tarihinde baꢀladığını ancak baꢀvurunun 11 Mayıs 1999 tarihinde yapıldığını   gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca, davanın incelenmesinden söz konusu süreyi durduracak ya   da erteleyecek bir özel koꢀulun bulunmadığını da saptamaktadır. Bu durumda, baꢀvurunun bu   kısmı gecikmeli olarak yapılmıꢀtır ve AĐHS’nin 35/1. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi   gerekmektedir.   C. AĐHS’nin 13. maddesi hakkında   AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuran, AĐHS’nin 3. ve 5/3. maddeleri   kapsamındaki ꢀikayetlerini sunmak için iç hukukta etkili bir baꢀvuru yolu bulunmadığından   ꢀikayetçidir.   AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesi ile tanınan hakkın yalnızca AĐHS organları içtihadı   bakımından savunulabilir ꢀikayetlere uygulanabileceğini hatırlatmaktadır (Cheminade-   Fransa, baꢀvuru no: 31599/96) ki, AĐHM’nin kabuledilemez bulduğu ꢀikayetler bu kategoriye   girmemektedir. Bu durumda, ꢀikayetin bu kısmının AĐHS’nin 35/3. maddesi uyarınca açıkça   dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerekmektedir.   II. AĐHS’NĐN 6/1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Baꢀvuran, öncelikle bünyesinde askeri bir hakimin bulunması nedeniyle kendisini yargılayan   ve mahkum eden DGM’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını iddia etmektedir.   Baꢀvuran, ayrıca ulusal mahkemelerin adil yargılanma hakkının gereklerine de riayet   etmedikleri kanısındadır. Bu bağlamda baꢀvuran, layıkıyla hiçbir soruꢀturma yapılmaksızın   iꢀkence altında verdiği ifadelere dayanılarak kendisinin mahkum edildiğini belirtmektedir.   Baꢀvurana göre, AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   Hükümet, AĐHS’nin 35. maddesi ile öngörülen altı ay kuralına riayet edilmediğini   belirtmektedir. Hükümet, DGM’nin bağımsızlıktan tarafsızlıktan yoksun olduğu hakkındaki   ꢀikayetle bağlantılı olarak nihai iç hukuk kararının sözkonusu mahkeme tarafından verilen   karar olduğunu savunmaktadır. Hükümet bu bağlamda olayların meydana geldiği dönemde   devlet güvenlik mahkemelerinin oluꢀumunun iç hukuka uygun olması nedeniyle Yargıtay’ın   söz konusu ꢀikayete iliꢀkin görüꢀ bildirme yetkisinin olmadığını, bu çerçevede, baꢀvuranın iç   hukuk yollarının etkisiz olduğunu anlaması gereken tarihten, yani 20 Mayıs 1998 tarihli   Yargıtay kararından itibaren altı aylık süre içerisinde baꢀvuruda bulunması gerektiğini iddia   etmektedir. Oysa, baꢀvuru 11 Mayıs 1999 tarihinde yapılmıꢀtır.   AĐHM, Özdemir-Türkiye davasında (baꢀvuru no: 59659/00, 6 ꢁubat 2003) benzer bir itirazı   reddettiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, bu sonuçtan baꢀka bir sonuca varmayı gerektirecek   hiçbir gerekçe görememektedir ve Hükümet’in itirazını reddetmektedir.   AĐHM, içtihadından çıkan kriterler ıꢀığında (Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar) ve   sahip olduğu unsurların tamamını dikkate alarak baꢀvurunun bu kısmının esastan inceleme   konusu yapılması gerektiği kanaatindedir. Sonuç olarak AĐHM, baꢀka bir kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit etmektedir.   B. Esas   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında   AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan birçok dava incelemiꢀ ve AĐHS’nin   6/1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (Özel-Türkiye, baꢀvuru no: 42739/98, 7 Kasım   ve sözü edilen Özdemir).   Mevcut davayı inceleyen AĐHM, Hükümet’in davanın farklı sonuca ulaꢀmasını sağlayacak   ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. AĐHM, “ulusal güvenliğe” dayalı   suçlardan yargılanan baꢀvuranın, aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı DGM’de   yargılanmaktan endiꢀe duymasını anlaꢀılabilir bulmaktadır. Zira baꢀvuran doğal olarak,   hakkında açılan davada DGM’nin kararını haksız yere davanın niteliğine yabancı gerekçelere   dayandırdığı hususunda kaygı duyabilir. Bu nedenle AĐHM, baꢀvuranın bu yargı makamının   tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki ꢀüphelerinde haklı olduğunu düꢀünmektedir (sözü   edilen Incal).   AĐHM, baꢀvuranı yargılayıp mahkum ettiği sırada DGM’nin AĐHS’nin 6/1. maddesi uyarınca   bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna ulaꢀmaktadır.   2. Cezai yargılamanın adilliği hakkında   AĐHM, benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin her   halükarda adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama sürecini garanti altına alamayacağı   hükmüne vardığını hatırlatmaktadır.   Baꢀvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğini dikkate   alan AĐHM, mevcut ꢀikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (Bkz. diğerleri   arasından, Çıraklar-Türkiye).   III. AĐHS’NĐN 14. ve 18. MADDELERĐ KAPSAMINDA YAPILAN DĐĞER   ꢁĐKAYETLER HAKKINDA   Aynı olaylara dayanarak baꢀvuran, AĐHS’nin 14. ve 18. maddelerinin müstakilen veya   AĐHS’nin yukarıda sözü edilen hükümleri ile birlikte ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   Hükümet, bu ꢀikayetlerin dayanaktan yoksun olduğu ve reddedilmesi gerektiği kanısındadır.   Baꢀvuran taraf tarafından ayrıntılı olarak geliꢀtirilmeyen sözkonusu ꢀikayetleri incelemesinin   ardından AĐHM, baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu olayların aslında mevcut kararın önceki   kısımlarında incelenen ꢀikayetlerle aynı olduğunu saptamaktadır.   Sonuç olarak AĐHM, AĐHS’nin 14. ve 18. maddeleri kapsamında yapılan ꢀikayetler hakkında   ayrıca karar vermesinin gerekli olmadığı kanaatindedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, gelir kaybına uğradığına kanaat getirerek 108.000 Euro maddi tazminat talebinde   bulunmaktadır. Ayrıca baꢀvuran, 50.000 Euro değerinde manevi tazminat talebinde de   bulunmuꢀtur.   Hükümet, bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   Đddia edilen maddi zarara iliꢀkin olarak AĐHM, AĐHS’nin 6/1. maddesinin gereklerine uygun   olması durumunda sözkonusu yargılamanın sonucunun ne olacağına dair spekülasyon   yapılamayacağını belirtmektedir. Bu nedenle baꢀvurana bu yönde bir tazminat ödenmesine   gerek yoktur (Findlay-Birleꢀik Krallık, 25 ꢁubat 1997 tarihli karar).   Manevi zararla ilgili olarak ise AĐHM, ihlal tespitinin kendisinin iddia edilen manevi tazminat   için yeterli adil tatmin oluꢀturduğu kanaatindedir (sözü edilen Çıraklar).   AĐHM, bir kimsenin AĐHS’nin gerekli kıldığı tarafsız ve bağımsız olma koꢀullarını yerine   getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya mahkum edildiği sonucuna ulaꢀtığında, ilgilinin   talebi üzerine yeni bir dava açılması ya da yargılamanın yeniden baꢀlatılması, tespit edilen   ihlalin düzeltilmesi için prensip olarak en uygun yolu teꢀkil edecektir (Öcalan-Türkiye,   baꢀvuru no: 46221/99).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde avukatlık ücretlerinin de bulunduğu   yargılama masraf ve giderleri için 10.900 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran, avukatlarından   biri tarafından düzenlenen çalıꢀma saatine ve masraflara iliꢀkin hesap dökümü ile birlikte   Ankara Barosu avukatlık ücret tarifesini sunmakla yetinmektedir.   AĐHM içtihadına göre, bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini,   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir.   AĐHM, mevcut davada baꢀvuranın avukat çalıꢀma saatine ve masraflara iliꢀkin bir hesap   dökümü sunduğunu fakat sözü edilen giderleri belgelendirmediğini tespit etmektedir. Sonuç   olarak AĐHM, yargılama masraf ve giderleri olarak baꢀvurana belli bir miktar ödenmesinin   gerekli olmadığı kanaatindedir   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 6/1. maddesi kapsamındaki ꢀikayetlerin kabuledilebilir, geri kalan kısmının   kabuledilemez olduğuna;   2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmaması   nedeniyle AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetlerin geri kalan kısmının   incelenmesine gerek olmadığına;   4. AĐHS’nin 14. ve 18. maddeleri kapsamında yapılan ꢀikayetlerin incelenmesine gerek   olmadığına;   5. Baꢀvuranın maruz kaldığı manevi zarar için mevcut kararın kendisinin yeterli adil   tatmin oluꢀturduğuna;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło