49283/99

WyrokETPCz2004-10-21ECLI:CE:ECHR:2004:1021JUD004928399

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie skarżącego za wygłoszenie mowy politycznej stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii gwarantowanej przez art. 10 Konwencji? 2. Czy obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa naruszyła prawo skarżącego do niezawisłego i bezstronnego sądu zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego za mowę polityczną, nawet jeśli zawierała ona ostrą krytykę władz i odnosiła się do trudnej sytuacji w regionie, nie było proporcjonalne do realizowanych celów ochrony integralności terytorialnej i bezpieczeństwa narodowego. Stwierdził, że ingerencja w wolność słowa nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym", ponieważ mowa nie nawoływała bezpośrednio do przemocy ani nienawiści w sposób, który uzasadniałby tak surowe środki. Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa, orzekającego w sprawach cywilów, podważa niezawisłość i bezstronność sądu, naruszając tym samym prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Recep D., urodzony w 1960 roku, członek rady partii politycznej HADEP, wygłosił w 1996 roku w Ankarze przemówienie, które zostało nagrane. W 1998 roku został oskarżony na podstawie art. 8 ustawy antyterrorystycznej nr 3713 o propagandę separatystyczną i skazany przez Państwowy Sąd Bezpieczeństwa na 10 miesięcy więzienia i grzywnę. Sąd ten obejmował sędziego wojskowego. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny w 1999 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłego i bezstronnego sądu. 3. Uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania pozostałych zarzutów dotyczących art. 6 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki. 5. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   DOĞANER/TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru No: 49283/99)   Strazburg   Ekim 2004   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (49283 / 99) başvuru no'lu davanın nedeni Recep   D.’nin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 16 Haziran 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Sözleşmesi'nin (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru-   dur. Başvuran, AİHM önünde Ankara Barosu avukatlarından L. K. tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. OLAYLARIN MEVCUT KOŞULLARI   doğumlu, başvuran İstanbul'da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde HADEP'in   (Halkın Demokrasi Partisi) Parti Meclisi üyesidir.   Eylül 1996 tarihinde başvuran HADEP Parti Meclisi üyesi sıfatıyla Ankara'da bir konuşma yapmıştır. Bu   konuşma kaydedilerek arşivlenmiştir. Parti yerel teşkilatında arama yapan polis tarafından bu kayıt ele geçir-   ilmiştir.   Ocak 1998 tarihinde Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı hazırlamış olduğu   iddianame ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesine dayalı olarak başvuranı Eylül 1996 tarihli   konuşması nedeni ile itham etmiştir.   Başvuran 3 Haziran 1998 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesine sunduğu savunmasında Sözleşmenin 6, 9   ve 10 maddelerine göndermede bulunarak vermiş olduğu beyanında yer alan düşüncelerin ifade özgürlüğü çer-   çevesinde barış yanlısı fikirler olarak değerlendi!'ilmesi gerektiğini ifade etmiştir.   Aralarında askeri bir hâkiminde yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi heyeti 16 Haziran 1998 tarihli karan   ile başvuranı bölücülük propagandası yapmaktan suçlu bulmuş ve ad; geçeni on ay hapis ve 500 milyon para   cezasına çarptırmıştır.   Mayıs 1999 Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I- AİHS’NİN 10.MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE DAİR   Başvuran Türk siyasetçilerinin politikalarını eleştiren bir konuşması nedeniyle mahkum   edilmesinden şikâyetçi olmakta ve AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   Hükümet başvuran hakkında verilen cezanın yasa ile öngörüldüğünü ve toprak bütünlüğünün korunması,   ulusal güvenliğin, kamu düzeninin korunması gibi meşru amaçları taşıdığını ve bu müdahalenin gerekli olduğunu   s a v u n m a k t a d ı r . D ü n y a b a r ı ş g ü n ü n e d e n i y l e h a z ı r l a n a n k o n u ş m a ü z e r i n d e y a p ı l a n i n c e l e m e l e r n e t i c e s i n d e , k o n u ş m a n ı n   içeriğinin her türlü siyasi sorumluluktan yoksun bulunduğu kaydedilmiştir. Beyan mutlak bir şiddeti çıkış noktası   olarak nitelendirmektedir : sosyal bir sınıfın diğer bir sosyal sınıfa ezdirilmesi. Bu siyasi bir düşüncenin ifadesi   değil, şiddetin ve husumetin teşvik edilmesidir. Hükümet ayrıca beyanın verildiği dönemde Türkiye'nin güney-   doğusunda ciddi karışıklıkların meydana geldiğini, bu noktada yapılan konuşma ile kine ve düşmanlığa prim ver-   ildiği tespitini yapmaktadır.   Başvuran görüşlerini bildirmemiştir.   AİHM, Sözleşmenin 10 § 1 maddesi ile güvence altına alındığı bilinen başvuranın ifade   özgürlüğüne yönelik sözkonusu müdahale ile taraflar arasında bir ihtilafa yer vermemektedir. Benzer müdahalen-   in Sözleşmenin 10 § 2 maddesince yasayla öngörülen, toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik meşru bir amacı   gütmesi ve «demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmesi zorunludur. Bu   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   doğrultuda yapılan müdahalenin «demokratik bir toplum için gereklilik» oluşturup oluşturmadığının incelenmesi   gerekmektedir (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002).   Mahkeme konuyla ilintili içtihatlarını hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Castells-İspanya,   Nisan 1992, seri:A no:236, s. 23, § 46, Zana-Türkiye, 25 kasım 1997, 1997-VII, § 51, Fressoz ve Roire-Fransa   no:29183/95, § 45, AİHM 1999-1, Ceylan-Türkiye no:23556/94, § 32, AİHM 1999-IV, Öztürk-Türkiye no:   22479/93, § 64, AİHM 1999-VI kararları ve sözü edilen İbrahim Aksoy kararı, §§ 51-53). AİHM bu prensipler   doğrultusunda davayı inceleyecektir.   Mahkeme sözkonusu siyasi söylemde kullanılan terimleri dikkate almakta ve bu çerçevede özellikle terörle   mücadele sırasında karşılaşılan güçlükleri göz önünde bulundurmaktadır (Bkz.sözü edilen İbrahim Aksoy, § 60,   ve Incal-Türkiye kararları, 9 Haziran 1998, 1998-IV, s. 1568, §58).   Mezkur beyanlar siyasi bir söylem formunda olup, güvenlik güçlerinin bölücülük faaliyetleri   karşısında yürütmüş oldukları mücadelenin bir eleştirisini içermektedir.   Devlet Güvenlik Mahkemesi bu beyanı PKK ile mücadele eden Türk ordusunu sivil halk üzerinde baskı oluştur -   ması, PKK'nın terörist eylemlerinin baskı altındaki halkın haklarının beyanını oluşturan bir savaşı ortaya koyması   yönünde bir söylemi içermesi ve Türk devletinin toprak bütünlüğünü hedef alması olarak değerlendirmiştir.   Mahkeme yerel hukuk mercileri tarafından alınan kararların gerekçeleri ışığında mahkumiyet kararlarının   başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturması bakımından yeterli olduğuna itibar etmektedir   (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye karan (no: 4) no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). AİHM, sözkonusu   beyandaki kimi paragrafların sert bir ifade ile Türkiye Cumhuriyetinin en olumsuz yönünü ortaya koyan bir tabloyu   çizmesinin, husumet yaratan, şiddet kullanımını teşvik eden, silahlı mücadele yöntemini tasvip eden bir söylemi   oluşturduğu anlamına gelmediğini, Mahkeme nezdinde dikkate alınması gereken asıl unsurun bu olduğunu hatır-   latmaktadır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye kararı (no:l), no: 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger-Türkiye   kararı, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).   AİHM, dava türünün ve verilen cezanın ağırlığının da yapılan müdahalenin orantılılığı açısından dikkate   alınması gerektiğini hatırlatmaktadır.   Bu bağlamda yapılan yasal müdahalenin «demokratik bir toplum için zaruriyet» olarak nitelendirilemeye-   ceğini kaydeden AİHM, AİHS'nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır   II. SÖZLEŞMENİN 6 §§ 1 VE 3 MADDELERİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuran kendisini yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin askeri bir hâkimi bünyesinden   bulundurması nedeni ile «bağımsız ve tarafsız» bir mahkeme vasfından yoksun bulunduğunu ileri sürmektedir.   Başvuran ayrıca Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün bulunmaması nedeniyle Yargıtay önündeki sürecin   hakkaniyete uygun olarak gerçekleşmediğini ileri sürerek, bu doğrultuda Sözleşmenin 6 §§ l ve 3 b) maddelerinin   ihlal edildiğim eklemektedir.   A. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine   Mahkeme daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikâyetlerin dile getirildiğini ve bunların AİHS'nin 6   § l maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını ortaya koymaktadır (Bkz. söz edilen Özel kararı, §§   33-34, ve Özdemir kararı, §§ 35-36).   AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve delili   sunmadığını incelemektedir. Başvuranın «ulusal güvenliğe» yönelik işlenen suçlardan yargılanmasının anlaşılabi-   lir olduğu, bunun yanı sıra başvuranın aralarında askeri bir hâkimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin   TCK'ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama hususunda endişe duymasının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik   Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuranlar hakkında sebepsiz   bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız   olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir, (sözü edilen încal kararı § 72 ).   AİHM, başvuranı y argılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS'nin 6 § 1   maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna varmaktadır.   2. Cezai Yargılama Sürecinin adilliği hakkında   Hükümet bir ihlalin olduğu iddiasına karşı çıkmaktadır.   AİHM, benzer davalarda da dile getirildiği üzere tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan y oksun bir   mahkemenin her halükarda adıl ve hakkaniyete uygun bir y argılama sürecini garanti altınaalamay-   acağını hatırlatmaktadır,   Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti ışığında   Mahkeme mevcut şikâyeti incelemeye gerek duymamaktadır. Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Çıraklar Kararı,   s. 3074, §§ 44-45).   III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS'nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Tazminat   Başvuran 20.000 Euro'ya denk düşen maddi zarara uğradığını ve gelir kaybına uğradığını ileri sürmüş,   ayrıca uğradığı manevi zararın tazmini için 20.000 Euro talep etmiştir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   İddia edilen maddi tazminata ilişkin AİHM, mahkemeye sunulan delillerin AİHS'nin 10.   maddesinin ihlali ile başvuranın gelir kaybına uğradığını kanıtlamaya imkân vermediğini belirtmektedir (Bkz.   aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95, 28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002).   Bu nedenle Mahkeme bu talebi reddetmektedir.   Manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, başvuranın olayların mevcut koşullan nedeniyle kimi karışıklıklara maruz   kaldığını belirterek bu nedenle hakkaniyete uygun olarak başvurana 5.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § l maddesine göre tarafsız ve bağımsız olmayan bir   mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve   bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden yargılamanın olacağı kanaatine varmıştır (Bkz. sözü edilen   Gencel karan, § 27).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalara ilişkin 3.575 Euro tazminat   talebinde bulunmuş fakat bu yönde kamtlayıcı hiçbir belge sunmamıştır.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.   Mahkemenin bu konudaki içtihad ve mevcut unsurlar ışığında, AİHM, başvurana hakkaniyete   uygun olarak 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   C. Temerrüt Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz oranının   uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS'nin 10, maddesinin ihlal edildiğine',   2. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkemeden y oksunbulun-   ması nedeniyle AİHS'nîn 6 § l maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6. maddesine dair diğer şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara   yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden T.L.'ye çevrilmek   üzere Savunmacı Hükümetin başvurana ;   i. manevi tazminat olarak 5.000 (beş bin) Euro;   ii. masraf ve harcamalar için 2.500 (iki bin beş yüz) Euro ödemesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi uygulamasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine',   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine   uygun olarak 21 Ekim 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło