49391/99

WyrokETPCz2006-01-10ECLI:CE:ECHR:2006:0110JUD004939199

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez policję wobec skarżącego, skutkujące obrażeniami, stanowiło nieludzkie i poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji? Czy krajowe postępowanie wyjaśniające w sprawie zarzutów dotyczących złego traktowania było skutecznym środkiem odwoławczym zgodnie z art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obrażenia skarżącego, w tym złamanie palca i liczne stłuczenia, były poważne i wymagały długiego okresu rekonwalescencji. Stwierdził, że nawet jeśli skarżący brał udział w nielegalnym zgromadzeniu i stawiał opór, brak było dowodów uzasadniających tak intensywne i brutalne użycie siły. Brak wyjaśnień ze strony rządu co do przyczyn tak poważnych obrażeń, w szczególności złamania palca, wskazywał na nieproporcjonalność działań policji. W odniesieniu do art. 13, Trybunał uznał, że postępowanie krajowe było nieskuteczne, ponieważ nie zidentyfikowano ani nie ukarano osób odpowiedzialnych za złe traktowanie, a śledztwo było prowadzone w sposób niedbały, nie badając kluczowych zarzutów skarżącego.
Stan faktyczny
Skarżący, Irfan Güler, urodzony w 1968 roku, przebywał w Santiago de Compostela (Hiszpania). 22 września 1995 roku, podczas wizyty delegacji Stowarzyszenia Praw Człowieka w Stambule w więzieniu Buca w celu uzyskania informacji o śmierci trzech więźniów, doszło do starć między grupą demonstrantów a policją. Skarżący został ranny, doznał złamania małego palca, stłuczeń i wybroczyn. Został zatrzymany wraz z 52 innymi osobami i oskarżony o popełnienie przestępstwa na podstawie ustawy o zgromadzeniach i demonstracjach. W trakcie postępowania krajowego skarżący złożył skargę na złe traktowanie przez policję, jednak śledztwo w tej sprawie zakończyło się uniewinnieniem oskarżonych policjantów, a jego apelacja została odrzucona.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji. Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji. Trybunał zasądził skarżącemu 10 000 EUR tytułem szkody materialnej i niematerialnej oraz 2 500 EUR tytułem kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   GÜLER - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 49391 / 99)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2006   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek   olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (49391 / 99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaꢀı Đrfan Güler’in (baꢀvuran) 23 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul   Barosu avukatlarından H. Bostancı tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Baꢀvuran 1968 doğumlu olup, Santiago de Compostella’da (Đspanya) ikamet etmektedir.   Eylül 1995 tarihinde aralarında baꢀvuranın da yer aldığı Đstanbul Đnsan Hakları   Derneği’nden bir heyet Buca Cezaevinde meydana gelen olaylarda yaꢀamını yitiren üç   mahkumun ölümü konusunda bilgi almak için buraya bir ziyarette bulunmuꢀtur.   Heyetin Cezaevi bekleme salonunda bekletildiği sırada,i nsan hakları platformundan ve   mahkum yakınlarından oluꢀan kalabalık grup cezaevi önünde basın açıklaması yapmak   istemiꢀtir. Bu kiꢀiler ile polisler arasında sürtüꢀme yaꢀanmıꢀ ve baꢀvuran bu esnada   yaralanmıꢀtır.   Bu olayda içinde baꢀvuranın da bulunduğu on biri avukat elli üç kiꢀi yakalanmıꢀtır.   Cumhuriyet Savcısı’nın hazırladığı ve avukatların yalnızca kimlik bilgilerinin teyit edileceği,   tutuklanmayacağını belirten tutanak cezaevi müdürlüğüne gönderilmiꢀtir.   Aynı gün saat 15.20’de Đzmir Devlet Hastanesi acil servisine gönderilen baꢀvuranın kırılan   küçük el parmağı alçıya alınmıꢀ, vücudunun çeꢀitli bölgelerinde ezik ve ekimozlara   rastlanıldığı rapor edilmiꢀtir.   Baꢀvuran sağlık kontrolünden geçmek üzere daha sonra Đzmir Adli Tıp Kurumu’na sevk   edilmiꢀ, kendisine burada da benzer teꢀhisler konulmuꢀtur.   Aynı gün saat 20.50’de Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranın da bulunduğu elli üç kiꢀiyi 2911 sayılı   Toplantı ve Gösteri Yürüyüꢀleri Kanunu uyarınca suç iꢀlemekle itham etmiꢀ, aynı Kanun’un   32. maddesi uyarınca izinsiz gösteri yapmakla mahkumiyetlerini istemiꢀtir.   Eylül 1995 tarihinde Asliye Ceza Mahkemesi sanıkların ifadelerini dinlemiꢀtir. Bu   duruꢀmada ayrıca yaralı polisler mağdur sıfatıyla dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran, ifadesinde diğer   hususlar meyanında, parmağının olaydan sonra bindirildiği araçta, sivil giyimli bir polis   tarafından kırıldığını, görevlinin bundan önce kendisine “parmağını kıracağım” dediğini   söylemiꢀtir.   Mahkeme ayrıca, Cumhuriyet Savcılığı’ndan baꢀvuranın yakalanmasından sorumlu polislerin   kimliklerinin tespitini ve haklarında kötü muamelede bulunmaktan soruꢀturma açılmasını   istemiꢀtir.   Asliye Ceza Mahkemesi 26 Nisan 1996 tarihinde ilgili yasal hükümler uyarınca suç   kapsamına girmeyen elli üç sanığın beratına karar vermiꢀ, delil yokluğundan bu karar nihai   hale gelmiꢀtir.   Baꢀvuran 7 Kasım 1995 tarihinde Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀtir.   Baꢀvuran kötü muamele iddialarını tekrarlayarak ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Cumhuriyet Savcısı 19 Mart 1996 tarihinde üç polis memurunu ve bir baꢀkomiseri makul   sınırları aꢀma ve zor kullanma suçu ile itham etmiꢀtir.   Nisan 1996 tarihinde Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi önünde devam eden dava Beyoğlu   Asliye Ceza Mahkemesindeki davayla birleꢀtirilmiꢀ, duruꢀmada baꢀvuran istinabe yoluyla   dinlenmiꢀtir.   Haziran 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı esas hakkındaki görüꢀlerinde baꢀvuranın   yaralanmasına neden oldukları tespit edilen polislerin delil yetersizliğinden serbest   bırakılmasını istemiꢀtir.   Bu duruꢀma sırasında Asliye Ceza Mahkemesi soruꢀturma baꢀlatılan polislerin delil   yetersizliğinden serbest bırakılmalarına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran bu kararın bozulması talebiyle 25 Haziran 1997 tarihinde temyiz baꢀvurusunda   bulunmuꢀtur.   Yargıtay 25 Kasım 1998 tarihinde baꢀvuranın talebini reddederek Đlk derece mahkemesinin   kararını onamıꢀtır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, yakalanması sırasında uygulanan kötü muameleden ꢀikayetçi olmakta ve AĐHS’nin   3. maddesini ileri sürmektedir.   Hükümet, 21 Eylül 1995 tarihinde meydana gelen olayların kalabalık grubun polise taꢀlar ve   sandalye atarak saldırdığı bir ayaklanma oluꢀturduğunu ve herkes için tehlike oluꢀturan   kalabalık grubun dağıtılması için kullanılan gücün yerinde olduğunu savunmaktadır.   Buca cezaevindeki durum ve cezaevi dıꢀında meydana gelen son derece ciddi olaylar dikkate   alındığında orantılı güç kullanımı gereklilik arz etmiꢀtir.   AĐHM dile getirilen soruları dava dosyasında yer alan unsurlar, özellikle Hükümet tarafından   adli soruꢀturmaya değin sunulan belgeler ve tarafların görüꢀleri ıꢀığında inceleyecektir.   Bu bağlamda, AĐHS’nin 3. maddesinin alanına girmesi için kötü muamelelerin asgari bir   ciddiyet seviyesine ulaꢀması gerekmektedir. Asgari seviye hakkında yapılacak değerlendirme   özü bakımından görecelidir; bu değerlendirme davaya özgü koꢀulların tümüne bağlıdır. Bir   kimse özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya genel olarak güvenlik güçlerine bağlı   görevlilerle karꢀı karꢀıya kaldığında, davranıꢀları fiziksel güce baꢀvurmayı gerektirmese bile   kendisine fiziksel güç kullanılması, insan onuruna zarar vermekte ve prensip olarak 3.   maddenin güvence altına aldığı hakkın ihlalini oluꢀturmaktadır (Özellikle 9 Haziran 1998   tarihli Tekin-Türkiye kararı, 1998-IV, §§ 52 ve 53 ve Labita Đtalya, no: 26772/95, § 120,   2000-IV).   AĐHM, sözkonusu olayları müteakiben hazırlanan Adli Tıp raporlarında baꢀvuranda birçok   yaralanma ve ekimozlara rastlanıldığını hatırlatmaktadır.   Hükümet, bu yaralanmalara güvenlik güçlerinin yol açtığı tespitine karꢀı çıkmamakta, fakat   bunların Buca cezaevi önünde bulunan kalabalığı dağıtmak, tüm taꢀkın fiillerden kaçınmak   amacıyla meꢀru güç kullanımı sonucu oluꢀtuğunu ifade etmektedir.   O halde AĐHM’ye düꢀen, mevcut durumda kullanılan gücün orantılı olup olmadığını   bilmektir. Bu bağlamda AĐHM, meydana gelen yaralanmalara ve olaylara özgü koꢀullara   büyük önem vermektedir (Bkz. R.L. ve M-J.D.-Fransa kararı, no: 44568/98, § 68, 19 Mayıs   2004).   Bu baꢀvuruda AĐHM, Adli Tıp uzman raporunun baꢀvuranın yaralanmalarının ciddiyeti ve   sağlık durumu ıꢀığında on beꢀ gün iꢀ göremez raporu verdiği ve iyileꢀmesi için kırk beꢀ gün   gerektiği sonucuna vardığı tespitinde bulunmaktadır.   AĐHM’ye göre baꢀvuranın yasadıꢀı olarak bir araya gelen kalabalıkta taraf tuttuğu ve güvenlik   güçlerinin müdahalesine direndiği farz edilse dahi, dava dosyasında yer alan hiçbir delil bu   denli yoğun ve ꢀiddetli bir güç kullanımının gerekli olduğunu kanıtlamamaktadır. AĐHM   nezdinde kalabalığın dağıtılması baꢀvuranın yüzüne ve baꢀına gelen darpların ciddiyetini,   vücudunda yer alan çeꢀitli ekimozları, köprücük kemiğinin ve küçük parmak kemiğinin   çatlamasını açıklamaya yetmemektedir.   AĐHM, Hükümetin baꢀvuranın parmağının nasıl kırıldığına iliꢀkin hiçbir açıklama   yapmadığını not etmektedir.   Yapılan değerlendirmeler ıꢀığında AĐHM, yukarıda sözü edilen ve baꢀvurana uygulanan güç   kullanımının yasadıꢀı kabul edilen grubun dağıtılması gibi öngörülen bir amaç dahi olsa kesin   olarak gerekli olmadığı kanısındadır. Üstelik baꢀvuranın küçük parmağının çatlamasına, ciddi   pek çok yaralanmaların oluꢀmasına iliꢀkin makul açıklamaların yapılmaması, polislerin   ilgilinin tutumu nedeniyle güç kullandıklarına karꢀılık verdikleri anlamına gelmemektedir   (Bkz. Zülcihan ꢁahin ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 53147/99, § 54, 3 ꢁubat 2005).   Bu nedenle AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran iddialarını iç hukukta dile getirecek etkili bir baꢀvuru yolu bulunmadığından   ꢀikayetçi olmakta ve AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.   Hükümet, baꢀvuranın istifade edebileceği birçok tazmin yolunun bulunduğu cihetle   iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu savunmakta, bu çerçevede ꢀikayet konusu olayların   faillerinin tespiti amacıyla ulusal ceza yargısının inisiyatifinde özenli soruꢀturmaların   yürütüldüğünün altını çizmektedir.   Hükümet, soruꢀturmaların büyük bir titizlikle sürdürüldüğünü, ꢀikayetçi taraflarla birlikte   polislerin ifadelerinin alındığını, baꢀvuranın müdahil olarak bu sürece dahil olduğunu ve   yetkili merciler karꢀısında iddialarını dile getirme olanağını elde ettiğini belirtmektedir.   Baꢀvuran, sorumlu polisleri koruyarak dava dosyası hakkında muhakemenin men’i kararı   verdikleri iddiasıyla ulusal yetkililerin taraflı olduğunu iddia etmektedir.   AĐHM, mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadını hatırlatarak buna göre 13. maddenin 3.   maddeye aykırı muamelelerden sorumlu kiꢀilerin bulunmasına ve cezalandırılmasına   götürecek derinlemesine soruꢀturmayı, etkili baꢀvuruyu ve gerektiğinde tazminatı zorunlu   kıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Anguelova-Bulgaristan kararı, no:   38361/97, § 161, AĐHM 2002-IV). Bu çerçevede, soruꢀturma kapsamını yavaꢀlatacak her   türlü eksiklik davaya neden olan olayları ve sorumlularını tespit etmede istenilen düzeye   eriꢀilmesini engelleyecektir (Bkz. Kelly ve diğerleri-Đngiltere, no: 30054/96, §§ 96-97, 4   Mayıs 2001 ve sözü edilen Anguelova kararı, §§ 139 ve 144).   Mevcut baꢀvuruda AĐHM, yetkili merciler tarafından bir ceza soruꢀturmasının yürütüldüğü   tespitinde bulunmakta, bununla birlikte bu soruꢀturmanın «etkili» olup olmadığının   incelenmesi gerektiğini kaydetmektedir.   Bu çerçevede AĐHM, baꢀvuran tarafından polis memurları hakkında yapılan ꢀikayetin amirler   hakkında men-i muhakeme kararı ile sonuçlandığını, iç hukuktaki yargılama sürecinde yalnız   olay yeri tutanaklarında adı geçen dört güvenlik görevlisinin itham edildiğini, bunların da   beraat ettiklerini hatırlatmaktadır.   Üstelik, baꢀvuranın parmağının kırılmasına neden olduğunu ileri sürdüğü olayları teyit ederek   veya bu iddiaları çürütecek hiçbir özel araꢀtırma yapılmamıꢀ, ilgilinin bu konudaki iddialarına   karꢀı sessiz kalınmıꢀtır. AĐHM, Hükümetin « soruꢀturmaların titizlikle yürütüldüğü»   savunmasını kabul edememektedir.   AĐHM ayrıca, Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararında baꢀvuranın yaralarının ciddiyetine   rağmen güç kullanımının orantılılığı hakkında bir kayda yer vermediğini, oysa ulusal   mercilerin bu yaralanmalar hakkında güvenlik güçlerinin aꢀırı güç kullanıp kullanmadıklarını   tespit etmiꢀ olmaları gerektiğini hatırlatmaktadır.   Ulusal yetkililerin sözkonusu olaylar sırasında baꢀvurana vuran ve naklini gerçekleꢀtiren   polislerin kimliklerinin tespitinde eksikliklerinin bulunması dikkate alındığında AĐHM, ulusal   merciler tarafından sürdürülen soruꢀturmaların ilgiliye uygulanan muamelelerden sorumlu   kiꢀilerin kimliklerinin ifꢀa edilmesi, cezalandırılması ve baꢀvuranın tazmini konusunda etkili   ve yerinde olmadığını değerlendirmektedir.   Bu nedenle AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   A. Tazminat   Baꢀvuran 20.000 Euro manevi, 3027,24 Euro maddi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmıꢀtır.   AĐHM, baꢀvuranın yaralarının ciddiyeti ve özellikle iꢀ göremezlik raporları ıꢀığında   baꢀvurana maddi ve manevi zarar için 10.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   C. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuran, iç hukukta yapmıꢀ olduğu yargı masrafları için 182 Euro, avukatlık gideri için 947   Euro ve AĐHM nezdinde yaptığı harcamalar için 4423,50 Euro talep etmekte, bu yönde   Đstanbul Barosu’nun avukatlık ücret tarifesini ve harcamalara iliꢀkin ödeme makbuzları   sunmaktadır.   AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca masraf ve harcamalar için gerçekliği ve gerekliliği   ispat edilmiꢀ makul miktarların ödendiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca yargı giderleri yalnızca   tespit edilen ihlalle bağlantılı oldukları ölçüde istirdat edilebilmektedir (Bkz. Beyeler-Đtalya   kararı (dostane çözüm), no: 33202/96, § 27, 28 Mayıs 2002).   Baꢀvuranın bazı kanıtlayıcı belgeler sunmuꢀ olması ıꢀığında AĐHM, hakkaniyete uygun olarak   kendisine 2.500 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   D. Gecikme Faizi   Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına 3 puan eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   2. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin   baꢀvurana:   i.   manevi ve maddi zarar için 10.000 (on bin) Euro;   ii.   iii.   masraf ve harcamalar için 2.500 (iki bin beꢀ yüz) Euro ödemesine;   belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faizin   uygulanmasına;   4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 10 Ocak 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło