495/02

WyrokETPCz2006-07-18ECLI:CE:ECHR:2006:0718JUD000049502

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania i postępowania karnego naruszyła prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5 ust. 3) oraz prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie (art. 6 ust. 1) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długotrwałe tymczasowe aresztowanie skarżącego, trwające łącznie ponad 12 lat i 5 miesięcy, naruszyło art. 5 ust. 3 Konwencji, ponieważ sądy krajowe nie przedstawiły wystarczających i konkretnych powodów uzasadniających tak długie pozbawienie wolności, powtarzając jedynie ogólne frazy. Ponadto, Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu nadmiernej długości postępowania karnego, które trwało ponad 13 lat i 8 miesięcy i nadal się toczyło, co było szczególnie problematyczne w kontekście ciągłego aresztowania skarżącego i braku należytej staranności ze strony władz krajowych.
Stan faktyczny
Skarżący, Resul Baltacı, został aresztowany 16 października 1992 roku w związku z zarzutami udziału w działaniach terrorystycznych i wspierania PKK. Był wielokrotnie tymczasowo aresztowany. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır (DGM) dwukrotnie skazał go na dożywocie (pierwotnie karę śmierci zamienioną na dożywocie), jednak Sąd Kasacyjny (Yargıtay) dwukrotnie uchylał te wyroki. W momencie wydania wyroku ETPCz, postępowanie krajowe nadal trwało, a skarżący pozostawał w areszcie łącznie przez około 12 lat i 5 miesięcy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną; 2. Stwierdza naruszenie art. 5 § 3 Konwencji; 3. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji; 4. Nakazuje Rządowi pozwanemu zapłatę skarżącemu 13 000 euro tytułem szkody niemajątkowej oraz 1 500 euro tytułem kosztów i wydatków, powiększonych o odsetki; 5. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   BALTACI - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 495/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Temmuz 2006   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek   olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (495/02) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaꢀı Resul Baltacı’nın (baꢀvuran) 19 Kasım 2001 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır   Barosu avukatlarından Mesut ve Meral Beꢀtaꢀ tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu baꢀvuran Gaziantep’te ikamet etmektedir.   N.S. adında bir kiꢀinin baꢀvuran aleyhinde terörist eylemlere katıldığı ve PKK’ya yardım ve   yataklık ettiği yönündeki beyanlarının ardından adı geçen 16 Ekim 1992 tarihinde Batman   Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polisler tarafından yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır. Aynı gün   düzenlenen tutuklama tutanağına baꢀvuran imza atmıꢀtır.   Baꢀvuran 12 Kasım 1992 tarihinde Batman Cumhuriyet Baꢀsavcısı karꢀısına çıkarılmıꢀtır.   Aynı gün Batman Sulh Ceza Mahkemesi yetkili hakimi karꢀısına çıkarılan baꢀvuran hakkında   tutuklu yargılanma kararı verilmiꢀtir.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Baꢀsavcısı hazırlamıꢀ olduğu   iddianamede aralarında baꢀvuranın da yer aldığı dokuz kiꢀiyi TCK’nın 125. ve 168 § 2.   maddelerinde öngörülen suçlar kapsamında Devletin bölünmez bütünlüğünü yıkmaya   çalıꢀmak ve silahlı bir çetenin mensubu olmak suçları ile itham etmiꢀtir.   Mart 1993 yılında DGM’de yapılan duruꢀmada dinlenen baꢀvuran, hakkında yapılan bütün   suçlamaları ve polise verdiği ifadeyi reddetmiꢀtir. Mahkeme, kanıtların durumunu ve suçun   niteliğini dikkate alarak baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   Devlet Güvenlik Mahkemesi 17 Haziran 1999 tarihinde dek gerçekleꢀtirdiği kırk yedi   duruꢀmada baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının devamına karar vermiꢀtir.   DGM, 17 Haziran 1999 tarihinde almıꢀ olduğu karar ile TCK’nın 125. maddesinin   uygulanmasına istinaden baꢀvuranı müebbet ağır hapis cezasına çevrilen ölüm cezasına   çarptırmıꢀtır.   Ocak 2000 tarihinde Yargıtay, 17 Haziran 1999 tarihli kararı bozmuꢀtur.   Devlet Güvenlik Mahkemesi 20 Mart 2000 tarihinde ilk duruꢀmasını gerçekleꢀtirmiꢀ, 20 Mart   ve 6 Kasım 2001 tarihleri arasında yapılan on bir duruꢀmanın yedisinde baꢀvuran   bulunmamıꢀtır.   Kasım 2001 tarihinde DGM, TCK’nın 125. maddesi gereğince baꢀvuranı yeniden müebbet   ağır hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   Yargıtay 24 Haziran 2002 tarihinde savunma hakkında riayet edilmediği gerekçesiyle 6   Kasım 2001 tarihli kararı bozmuꢀtur.   DGM, 5 Kasım 2002 ve 27 Nisan 2004 tarihleri arasında on bir duruꢀma düzenlemiꢀ,   piꢀmanlık yasasından yararlanan diğer sanıkların taleplerini dinlemiꢀtir.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesindeki dava süreci halen devam etmektedir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 5 §§ 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran tutulu bulundurma halinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmakta, AĐHS’nin 5 § 3.   maddesine atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığı ve   esastan incelenmesi gerektiği tespitini yapmaktadır. Bunun dıꢀında baꢀka hiçbir   kabuledilemezlik gerekçesi yer almamaktadır.   Hükümet, iç hukuk mahkemelerinin baꢀvuranın tutulu bulundurma kararını   gerekçelendirdiklerini   savunmaktadır.   Devlet   Güvenlik   Mahkemesi,   yürütülen   soruꢀturmalardan ve kanıtların durumundan serbest bırakılma taleplerini reddetmenin yerinde   olduğuna kanaat getirmiꢀtir. Bu noktada baꢀvuranın tutukluluk halinin gerekli olduğu sonucu   çıkmaktadır, mahkeme bu yöndeki talepleri geri çevirmiꢀtir.   Baꢀvuran bu savlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin son kısmında öngörülen son sürenin «tutuklunun ilk derece   mercii tarafından esasa dayalı olarak itham edilmesi» olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz.   Wemhoff-Almanya kararı, 27 Haziran 1968 ve Labita-Đtalya kararı no: 26772/95).   Mevcut halde, baꢀvuranın tutulu bulundurulma halinin ilk dönemi 16 Ekim 1992 tarihinde   baꢀlamakta ve mahkum edildiği 17 Haziran 1999 tarihinde son bulmaktadır. Bu dönem altı yıl   sekiz aydan fazla bir süredir. Bu tarihten sonra, baꢀvuran «yetkili bir mahkeme tarafından   mahkum edilmesinin ardından» yetkili bir hukuk merci karꢀısına çıkarılma durumu olmadan   tutulu bulunmaktaydı (Bkz. I.A.-Fransa kararı, 23 Eylül 1998).   Ocak 2000 tarihinden yani Yargıtay’ın 17 Haziran 1999 tarihli kararı bozmasından itibaren   dava yeniden incelenmek üzere Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gönderilmiꢀ ve AĐHS’nin 5 §   c ) maddesi uyarınca tutuklu bulundurmanın ikinci dönemi baꢀlamıꢀtır. Bu süre baꢀvuranın   Kasım 2001 tarihinde TCK’nın 125. maddesinin uygulanmasına istinaden müebbet hapis   cezasına çarptırılması ile son bulmuꢀtur. Đkinci dönem yaklaꢀık olarak bir yıl dokuz aydır.   AĐHM bununla birlikte, 6 Kasım 2001 tarihinde baꢀvuranın hali hazırda dokuz yıldan fazla bir   zamandır tutuklu olduğunu not etmektedir.   Daha sonra, 24 Haziran 2002 tarihinden Yargıtay’ın 6 Kasım 2001 tarihli kararı bir kez daha   bozmasından ve Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne yeniden incelenmek üzere göndermesinden   itibaren AĐHS’nin 5 § 1 c ) maddesi uyarınca tutukluluğun üçüncü dönemi baꢀlamıꢀtır. Her   daim devam eden bu süre dört yıldan fazladır. Toplamda baꢀvuran yaklaꢀık on iki yıl beꢀ ay   tutulu kalmıꢀtır.   Mahkeme ayrıca böyle bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının   aꢀılmamasını gözetmek düꢀtüğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü   incelemek ve masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca   kamu menfaatini meꢀru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda   serbest bırakılma taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut   kararlarda yer alan gerekçelere, ilgili tarafından yapılan baꢀvurularda itilafa mahal vermeyen   olaylara dayalı olarak AĐHM, AĐHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını   tespit etmek durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998).   Bu bağlamda, bir suç iꢀlediği gerekçesiyle tutuklanan kiꢀiye yönelik makul ꢀüphelerin   devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koꢀulu tutukluluk kuralına uygunluktur, fakat   kimi kez bu yeterli olmamaktadır; AĐHM, iç hukuk mercilerinin hürriyet hakkından yoksun   bırakmaya devam etme gerekçelerinin meꢀru sayılıp sayılmayacağını ortaya koymak   durumundadır. Bunların «gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, ulusal makamların yargı   süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca belirlenmesi   gerekmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Ali Hıdır Polat-Türkiye kararı, no: 61446/00, 5 Nisan   2005).   Bu çerçevede ele alındığında, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar   ıꢀığında her duruꢀmada düzenli olarak «isnat edilen suçun niteliği», «kanıtların durumu»,   «dava dosyasının içeriği» gibi benzer ifadeleri yineleyerek baꢀvuranın serbest bırakılma   taleplerini reddetmiꢀ ve tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. DGM, iki defa gerekçe   göstermeksizin tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   Fakat «delillerin durumu» ꢀayet suçluluğun varlığını, derecesinin ağırlığını ortaya koymaya   yetiyor ve olayların nedenlerini genel olarak açıklamaya yetiyor ise AĐHM’nin gözünde   dikkate alınacak husus budur, öte yandan tüm bunlar baꢀvuranın bu kadar uzun bir süre tutulu   bulundurulmasını meꢀru kılmamaktadır (sözü edilen Ali Hıdır Polat kararı).   Bu koꢀullar dahilinde, özellikle baꢀvuranın uzun süreli tutulu bulundurulmasında, AĐHM,   AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran yargı süresinin uzunluğu ile «makul süre» ilkesine riayet edilmediğini ve AĐHS’nin   § 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığı tespitini   yapmaktadır. Ayrıca, hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi yer almamaktadır.   Hükümet, olayların koꢀulları göz önünde bulundurulduğunda yargı sürecinin makul   olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Davanın karmaꢀık yapısının ve baꢀvurana   isnat edilen suçların niteliğinin altını çizen Hükümet, sözkonusu sürecin uzun ve meꢀakkatli   soruꢀturmaları zorunlu kıldığını ifade etmektedir. Üstelik, tamamlayıcı iddianamenin ardından   baꢀka soruꢀturmaların yürütülmesi zorunlu olmuꢀtur. Son olarak iç hukuk mercilerine   yüklenebilecek hiçbir pasif tutum veya ihmalkârlık sözkonusu değildir.   Baꢀvuran bu sava karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, kaydedilecek dönemin baꢀvuranın yakalandığı 16 Ekim 1992 tarihinde baꢀladığını not   etmektedir. Halen devam eden dava, dört kez ele alınan, on üç yıl sekiz aydan bu yana iki   dereceli yargıda sürmektedir.   Yargı sürecinin makul süresi dava koꢀullarını takiben ve AĐHM içtihatlarında yer alan   kıstaslar ıꢀığında, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkililerin tutumu ile   değerlendirilir (Bkz. diğerleri arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı, no: 25444/94).   AĐHM, adaletin en kısa zamanda tecelli etmesi için yetkili mahkemelerden davaya özel bir   imtina göstermelerinin gerekli olduğu bir durumda baꢀvuranın bütün yargı süreci boyunca   tutulu bulunduğu tespitini yapmaktadır (Bkz. Kalachnikov-Rusya no: 47095/99, § 132 ve son   olarak Temel ve Taꢀkın-Türkiye kararı, no: 40159/98, 30 Haziran 2005).   AĐHM, daha önce de benzer sorunları ortaya koyan birçok davanın incelendiğini ve AĐHS’nin   § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir.   Mahkemeye sunulan bütün delillerin incelenmesinin ardından, AĐHM Hükümetin mevcut   baꢀvurunun seyrini farklı sonlandıracak hiçbir tespiti ve delili sunmadığına itibar etmektedir.   Bu konudaki yerleꢀik içtihadı dikkate alındığında, AĐHM sözkonusu yargı sürecinin aꢀırı ve   «makul süre» koꢀuluna uymadığı sonucuna varmıꢀtır.   Bu nedenle, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   A. Tazminat   Baꢀvuran 57.380 YTL. [yaklaꢀık 29.500 Euro] maddi ve 50.000 YTL. manevi [yaklaꢀık   25.600 Euro] tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu miktarlara itirazda bulunmuꢀtur.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığından   bu isteği reddetmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın uzun tutukluluk ve yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle manevi zarara   uğradığını kabul ederek ve hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 13.000 Euro manevi tazminat   ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuran, iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu harcamalar için 10.027 YTL. [yaklaꢀık   5.100 Euro] talep etmektedir.   Hükümet bu miktara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, hakkaniyete uygun olarak yargı giderleri için baꢀvurana 1.500 Euro ödenmesini   kararlaꢀtırmıꢀtır.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına 3 puanlık bir artıꢀ eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve miktarlara yansıtılabilecek   her türlü vergiden muaf tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin baꢀvurana manevi zarar olarak   13.000 (on üç bin) Euro, masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beꢀ yüz ) Euro ödemesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez   Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda faiz   uygulanmasına;   5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesine   uygun olarak 18 Temmuz 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło