49548/99

WyrokETPCz2008-06-24ECLI:CE:ECHR:2008:0624JUD004954899

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania administracyjnego i sądowego dotyczącego prawa do renty wdowiej oraz pozbawienie skarżącej tej renty za znaczny okres stanowiły naruszenie prawa do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji) i prawa do poszanowania mienia (art. 1 Protokołu nr 1)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie dotyczące renty wdowiej, trwające od 1987 do 2005 roku (ponad 13 lat efektywnego czasu), było nadmiernie długie, biorąc pod uwagę brak złożoności sprawy i jej znaczenie dla skarżącej. Stwierdził, że skarżąca nie przyczyniła się do opóźnień, korzystając ze wszystkich dostępnych środków odwoławczych. Ponadto, Trybunał uznał, że prawomocne orzeczenie sądu krajowego przyznające skarżącej prawo do renty wdowiej stanowiło „mienie” w rozumieniu art. 1 Protokołu nr 1. Brak wypłaty renty za okres od 1987 do 2003 roku, pomimo późniejszego uznania prawa, stanowił naruszenie tego artykułu, ponieważ państwo nie zapewniło skutecznego i terminowego zadośćuczynienia, co nie usunęło statusu ofiary.
Stan faktyczny
Skarżąca, Sefine Baş, jest wdową po nauczycielu, który został zawieszony w pracy, a następnie pośmiertnie uniewinniony. Od 1983 roku skarżąca ubiegała się o rentę wdowią, która została jej początkowo odmówiona z powodu rzekomo niewystarczającego stażu pracy męża. Przez ponad 20 lat toczyła wielokrotne postępowania administracyjne i sądowe w Turcji. Mimo że sądy krajowe ostatecznie uznały jej prawo do renty w 2005 roku, wypłaty rozpoczęły się znacznie później niż data, od której prawo to powinno było obowiązywać, a wcześniejsze roszczenia nie zostały zrekompensowane.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargi dotyczące naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji (długość postępowania) i art. 1 Protokołu nr 1 za dopuszczalne. 2. Uznaje pozostałe skargi za niedopuszczalne. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. 5. Zasądza na rzecz skarżącej 5 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, powiększone o odsetki za zwłokę. 6. Odracza kwestię zadośćuczynienia za szkody majątkowe na podstawie art. 41 Konwencji, zapraszając strony do przedstawienia swoich stanowisk w ciągu sześciu miesięcy.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   BAꢀ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 49548/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup bazı   ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (49548/99) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Sefine Baꢀ’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 13 Ocak 1999   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleꢀmesi’nin (AĐHS)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Z. Polat ve G. Altay tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   doğumlu olan baꢀvuran Giresun’da ikamet etmektedir. Müteveffa Nevzat Baꢀ’ın dul eꢀi   olan baꢀvuran dört çocuk annesidir.   A. Olayın ortaya çıkıꢁı   Đlkokul öğretmeni olan Nevzat Baꢀ, 25 Kasım 1972 tarihinde Aktepe Đlkokulu’na tayin   edilmesiyle birlikte kamu hizmetine baꢀlamıꢀtır.   Bulancak Sulh Hukuk Mahkemesi 4 Mayıs 1982 tarihinde Nevzat Baꢀ’ı 2 ay 15 gün süreyle   görevden uzaklaꢀtırma cezasına çarptırmıꢀtır.   Mayıs 1982’de, sözkonusu dönemde Erzincan Askeri Mahkemesi’nin görev alanına giren   bir suçtan yakalanmıꢀ ve tutuklanmıꢀtır.   Bunun üzerine Giresun Đl Milli Eğitim Müdürlüğü davanın sonucunu beklemek üzere Nevzat   Baꢀ’ı ihtiyaten açığa almıꢀtır.   Đlgilinin tutukluluğu 30 Ağustos 1982 tarihinde sona ermiꢀtir. 31 Ağustos 1982 tarihinde ise   disiplin cezası yürürlüğe konulmuꢀtur.   Nevzat Baꢀ’ın hakkındaki disiplin cezasının sona erdiği 15 Kasım 1982 tarihinde görevine   dönmesi gerekirken Milli Eğitim Müdürlüğü baꢀvuranın açığa alınma kararının devamına   karar vermiꢀtir. Bu cezanın uygulanmasına ilgilinin vefat ettiği 18 Haziran 1983 tarihine   kadar devam edilmiꢀtir.   Devlet Memurları Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca sağlığında görevinden uzaklaꢀtırıldığı   süre zarfında aylık maaꢀının üçte ikisini alma hakkına sahip olan Nevzat Baꢀ %50 oranında   emeklilik kesintisi ödemeye devam etmiꢀtir.   Baꢀvuran 5 Temmuz 1983 tarihinde Emekli Sandığı’na baꢀvurarak dul aylığı tahsisi talebinde   bulunmuꢀtur.   Bu türden bir aylığın tahsis edilmesi için gerekli koꢀulların oluꢀmadığı kanaatine varan   Emekli Sandığı baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir. Buna bağlı olarak Emekli Sandığı baꢀvurana,   eꢀinin görevden uzaklaꢀtırılmasından önce ödediği emeklilik kesintilerinin iadesi baꢀlığı   altında 57.249 eski Türk Lirası, emeklilik ikramiyesi olarak ise 47.549 TL tutarında ödeme   yapmıꢀtır.   Sözkonusu dönemde bu meblağların toplamı yaklaꢀık 310 ABD Doları’na (1 ABD Doları =   337,75 TL) tekabül etmekteydi.   Bilahare Erzincan Askeri Mahkemesi Nevzat Baꢀ hakkında ölümünden sonra beraat kararı   vermiꢀtir. Bu hüküm 20 Nisan 1987 tarihinde kesinleꢀmiꢀtir.   B. Takip eden idari süreçler   1. Đlk süreç   Baꢀvuran 14 Nisan 1987 tarihinde Emekli Sandığı’na yeniden baꢀvurarak kendisine dul aylığı   bağlanması talebinde bulunmuꢀtur.   Eꢀinin hizmet süresinin bu türden bir aylık bağlanabilmesi için 5434 sayılı Kanun’un 66.   maddesinde istenen asgari on yıl hizmet süresinden az olduğu gerekçesiyle baꢀvuranın bu   talebi reddedilmiꢀtir.   Bunun üzerine baꢀvuran Ankara Đdare Mahkemesi’nde bir iptal davası açmıꢀtır. 27 Kasım   tarihli kararla Ankara Đdare Mahkemesi asgari hizmet süresinin doldurulduğu kanaatine   vararak baꢀvuranı haklı bulmuꢀtur.   Hakimlere göre Nevzat Baꢀ’ın 1 Aralık 1972 ile 30 Mayıs 1982 tarihleri arasında 9 yıl 6 aylık   hizmeti olduğu konusunda bir ꢀüphe bulunmamaktaydı. Ancak 5434 sayılı Kanun’un 31.   maddesi uyarınca sözkonusu süreye baꢀvuranın tutuklandığı tarihten vefat ettiği tarihe kadar   geçen 1 yıl 27 günün yarısı olan 6 ay 13 günlük sürenin de eklenmesi gerekmekteydi.   Böylelikle ihtilaflı çalıꢀma süresi 10 yıl 13 gün olmaktaydı. Bu durum baꢀvuranın dul aylığı   bağlanması hakkına kavuꢀmasını sağlamaktaydı. Bununla birlikte, baꢀvuran, kocasının vefat   ettiği 18 Haziran 1983 tarihinden itibaren yargıya baꢀvurmadığı için dul aylığının 14 Nisan   tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bağlanması gerektiğine hükmedilmiꢀtir.   Milli Eğitim Müdürlüğü bu kararı 5 Haziran 1990 tarihinde temyize götürmüꢀtür.   Danıꢀtay 2 ay 15 günlük disiplin cezasının toplam çalıꢀma süresinden düꢀülmesi gerektiği   gerekçesiyle 5 Ekim 1992 tarihinde bu kararı bozmuꢀtur. Böylelikle çalıꢀma süresi 9 yıl 11 ay   olmaktaydı.   Mahkeme 5 Mayıs 1994 tarihinde bu karara uyarak baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran Danıꢀtay’a baꢀvurmuꢀ ancak Danıꢀtay 9 Nisan 1996 tarihli bir kararla baꢀvuranın   talebini geri çevirmiꢀtir.   Baꢀvuran 19 Haziran 1996 tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuꢀtur. Baꢀvuranın bu   talebi 20 Mayıs 1998 tarihinde reddedilmiꢀtir.   2. Đkinci süreç   Baꢀvuran Milli Eğitim Müdürlüğü’nden yeniden dul aylığı tahsisi talebinde bulunmuꢀtur.   Emekli Sandığı’na havale edilen bu talep 12 Nisan 2001 tarihinde reddedilmiꢀtir.   Bunun üzerine baꢀvuran, kararın iptali istemiyle Ankara Đdare Mahkemesi’nde ikinci bir dava   açmıꢀtır. Mahkeme baꢀvuranın taleplerinin daha önce kesin hüküm gücü kazanmıꢀ bir karara   konu olduğu gerekçesiyle bu talebi geri çevirmiꢀtir.   3. Üçüncü yargılama   Mart 2002 tarihinde, baꢀvuran, açığa alındığı süre boyunca yarısını eꢀi Nevzat Baꢀ’ın   ödediği emeklilik aidatlarını tamamlamak için gerekli olan farkı Emekli Sandığına ödemiꢀtir.   Eylül 2002 tarihinde, baꢀvuran, sözkonusu dönemde eꢀinin aylığından kesilen miktarın   kendisine geri ödenmesini talep etmiꢀtir.   Baꢀvuran, ödemeyi yapmayan idare aleyhinde Ordu Đdare Mahkemesi’nde dava açmıꢀtır.   Sözkonusu dava, 10 Ekim 2002 tarihinde, idarenin baꢀvurana sözkonusu kesintiyi yani 28   Mart 2002 tarihinden itibaren iꢀleyecek olan gecikme faizi ile birlikte 78.000 TL’yi ödemeye   mahkum edilmesiyle sona ermiꢀtir.   Temyiz baꢀvurusunda bulunulmadığından, sözkonusu karar nihai hale gelmiꢀtir.   Temmuz 2003 tarihinde, gecikme faizi ile birlikte baꢀvurana 150.000 TL tutarında ödeme   yapılmıꢀtır. Bu miktar olayların meydana geldiği dönemde yaklaꢀık 110 Amerikan Doları’na   tekabül etmekteydi.   4. Dördüncü yargılama   Eylül 2003 tarihinde, baꢀvuran, bir kez daha kendisine dul aylığı bağlanması talebinde   bulunmuꢀtur.   Aralık 2003 tarihinde, Emekli Sandığı, eꢀinin tam zamanlı olarak çalıꢀmaya baꢀlamadan   öldüğü gerekçesiyle baꢀvuranın dul aylığı alma hakkını bir kez daha reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran, bu son karara Ankara Đdare Mahkemesi önünde itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran, eꢀinin   aylığından yapılan kesintilerin geri ödenmesinin, eꢀinin on yıldan fazla bir süre boyunca ve   tam zamanlı olarak çalıꢀtığının kabul edilmesi olarak değerlendirildiği anlamına geldiğini   belirtmiꢀtir. Üstelik eꢀinin açığa alındığı döneme iliꢀkin emeklilik kesintilerinin tamamı   ödenmiꢀ olduğu cihetle Emekli Sandığı kendisine dul aylığı bağlamakla yükümlüydü.   ꢁubat 2005 tarihli bir kararla, mahkeme, “hukuka aykırı” olduğuna kanaat getirerek Emekli   Sandığı’nın kararını iptal etmiꢀtir. Mahkeme, baꢀvuranın eꢀinin vefatından sonra beraat   etmesi nedeniyle açığa alındığı bir yıl 27 günlük sürenin yarısı değil tamamı çalıꢀmıꢀ olarak   kabul edilmesi gerektiğine kanaat getirmiꢀtir. Sonuç olarak müteveffanın çalıꢀma süresi 10   yılı geçmektedir.   Haziran 2005 tarihinde Emekli Sandığı kararı temyiz etmiꢀtir. Dava halen Danıꢀtay’da   derdesttir.   5. Beꢀinci yargı süreci   Baꢀvuran sözü edilen mahkemece de tanınan hakkıyla ilgili durumunu öne sürerek 5 Mayıs   tarihli yargı kararı ile kapanan davanın yeniden incelenmesi baꢀvurusunu yapmıꢀtır.   Mayıs 2005 tarihinde Mahkeme, itiraz edilen idari kararın 9 ꢁubat 2005 tarihinde iptal   edilmiꢀ olması nedeniyle davanın yeniden görülmesine gerek olmadığına karar vermiꢀtir.   C. Baꢁvurana yapılan ödemeler   Emekli Sandığı, bu konudaki hüküm kesinleꢀmediği halde, baꢀvurana 1 Ocak 2004   tarihinden 1 Nisan 2008 tarihine dek olan dönem için dul aylığı baꢀlığı altında toplam   18.260,55 YTL. (o dönemde yaklaꢀık 8.850 Euro’ya karꢀılık gelmekte) tutarında ödeme   yapmıꢀtır. Dosyaya eklenen makbuzlardan dul aylıklarının düzenli aralıklarla zam gördüğü   anlaꢀılmaktadır:   Ocak -1 Aralık 2004:   Ocak -1 Haziran 2005:   241,92 YTL   326,05 YTL   Temmuz -1 Aralık 2005: 346,21 YTL   Ocak -1 Haziran 2006: 354,89 YTL   Temmuz -1 Aralık 2006: 372,24 YTL   Ocak -1 Haziran 2007: 395,80 YTL   Temmuz -1 Aralık 2007: 413,32 YTL   Ocak 2008 tarihinden bu yana baꢀvuran aylık 427,85 YTL (yaklaꢀık 207 Euro) maaꢀ   almaktadır   Yine ödeme belgelerine göre Emekli Sandığı açısından baꢀvuran 1 Ocak 2004’ten itibaren   dul aylığına hak kazanmıꢀtır. Bununla birlikte, Emekli Sandığı mahkeme kararında yer alan   dies a quo’yu izleyen ayın ilk günü olan bu tarihi 1 Ekim 2003 olarak düzeltmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran 6/1 maddesinin ilgili hükümleri bakımından baꢀvuru konusunu teꢀkil eden idari   mahkemeler önündeki sürenin genel olarak uzunluğundan ve bilhassa hakkaniyete uygun   olmadığından ꢀikayetçi olmaktadır.   Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   AĐHM, Hükümetin kabuledilebilirliğe iliꢀkin hiçbir itirazda bulunmadığını kaydetmektedir.   AĐHM ayrıca ꢀikayetin ihtilaf konusu yargılama sürelerine iliꢀkin bölümünün AĐHS’nin 35/3   maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka herhangi bir   kabuledilemezlik gerekçesinin de bulunmadığını tespit etmektedir.   Buna karꢀın, sözkonusu yargılamaların ulusal mahkemelerin yasaları yanlıꢀ uygulaması ve   yorumlaması nedeniyle hakkaniyetten yoksun olduğu yönündeki ꢀikayetin temelden yoksun   olduğunu tespit eden AĐHM, sözkonusu ꢀikayetin bu gerekçeyle reddedilmesi gerektiği   kanaatine varmaktadır.   Mevcut davadaki yargılama sürelerinin uzunluğuna iliꢀkin olarak AĐHS’nin 6/1 maddesi   kapsamında dile getirilen ꢀikayeti kabul eden AĐHM, AĐHS’nin 35/3 ve 4 maddesi uyarınca   ꢀikayetin geriye kalanını reddeder.   B. Esasa iliꢁkin   1. Tarafların argümanları   Baꢀvuran, idare mahkemelerinin müteveffa kocasının görevde olduğu döneme iliꢀkin olarak   yapılan yanlıꢀ bir hesaplamadan yola çıktıklarını, buna bağlı olarak adaletin yerine gelmesi   için yirmi yıl süren bir yargılama yapılması gerektiğini iddia etmektedir.   Bu bakımdan baꢀvuran, çözümlenmesi gereken yegâne mesele olan sözkonusu hesaplamanın   karmaꢀık bir tarafının bulunmadığını belirtmektedir. Baꢀvuran, bu meselenin çözüme   kavuꢀturulması için konuyla ilgili uzman bir bilirkiꢀi tayin edilmesinin yeterli olacağını   belirtmektedir.   Hükümet mevcut davada, yargılamanın seyri, duruꢀmaların sıklığı hele de mahkemelerin   bağımsızlık ve tarafsızlığı konularında mahkemelere hiçbir suçlamada bulunulamayacağını   ileri sürmektedir.   Buchholz – Almanya (6 Mayıs 1981 tarihli karar) ve Zimmermann ve Steiner – Đsviçre (13   Temmuz 1983) davalarına atıfta bulunan Hükümet, mevcut davada Devlet’e atfedilebilecek   herhangi bir yavaꢀlığın bulunmadığını savunmaktadır. Hükümet, baꢀvuranın iki kez   Danıꢀtay’a baꢀvurması ve karar düzeltme talebinde bulunmasının yargılama süresinin   uzamasında etkili olduğunu belirtmektedir.   2. AĐHM’nin değerlendirmesi   AĐHM dikkate alınması gereken dönemin Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’ne baꢀvuru   yapıldığı 14 Nisan 1987 tarihinde baꢀladığı kanaatindedir.   Bu dönemin sonuna iliꢀkin olarak ise AĐHM makul olup olmadığı yönünden kontrol edilmesi   gereken sürenin “ihtilafı” ortadan kaldıran kararın alınmasına kadar geçen yargılama süresinin   tamamını kapsadığını anımsatır (Guillemin – Fransa, 21 ꢁubat 1997 tarihli karara, prg. 36).   Halihazırda bu karar Ankara Đdare Mahkemesince 9 ꢁubat 2005 tarihinde verilen karardır.   Baꢀvuranın dosyanın yeniden açılmasına yönelik son baꢀvurusu, davanın yeniden baꢀlamasını   etkin bir biçimde sağlayamadığından, hesaba katılmaması gereken olağanüstü bir yol teꢀkil   etmektedir (bkz., diğer birçokları arasında, Jean-Claude Pufler – Fransa, no: 23949/94, 18   Mayıs 1994 tarihli Komisyon kararı, ve Mehmet Özel ve diğerleri – Türkiye, no: 50913/99,   prg. 34, 26 Nisan 2005).   Đhtilafın karara bağlanması için dört ayrı yargılama yapılması gerekmiꢀtir. Bu yargılamaların   toplam süresi yaklaꢀık on sekiz yıla ulaꢀmıꢀtır. Yargılamalar arasında geçen süreler dikkate   alındığında dahi hesaplanması gereken süre on üç yılı aꢀmaktadır.   Prima facie makullükten uzak olan böylesi bir süre, davanın koꢀulları ve AĐHM içtihadıyla   konulan kıstaslar bilhassa da davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili makamların tutumu   gibi hususlar göz önünde bulundurularak AĐHS’nin 6/1 maddesi (Guillemin, adıgeçen, prg.   37) açısından son derece titiz bir incelemeyi gerekli kılmaktadır (Frydlender – Fransa, no:   30979/96, prg. 43, Zimmermann ve Steiner – Đsviçre, adıgeçen, prg. 24, ve Allenet de   Ribemont – Fransa, 10 ꢁubat 1995, prg. 47).   Bu hususlara bir de davanın ilgili açısından önemi eklenmektedir ki bu unsur mevcut davada   olduğu gibi maaꢀlarla ilgili bir ihtilaf sözkonusu olması halinde son derece belirleyici   olmaktadır (bkz., sözgelimi, Nibbio – Đtalya, 26 ꢁubat 1992, prg. 18).   Davanın karmaꢀıklığına iliꢀkin olarak ise AĐHM, esas meselenin geçici olarak görevinden   uzaklaꢀtırılan ancak daha sonra hakkında beraat kararı verilen bir kamu görevlisinin hizmet   süresinin hesaplanmasından ibaret olduğunu gözlemlemektedir. AĐHM bu çerçevede, Nevzat   Baꢀ’ın hizmet süresini etkileyen inkıtalara iliꢀkin olgusal verilerin vefat ettiği 18 Haziran   tarihinden öncesine dayandığını kaydetmektedir. Vefatından sonra hakkında verilen   beraat kararı ise Emekli Sandığı’nın baꢀvuranın ilk talebini reddettiği 8 Eylül tarihinden evvel   kesinlik kazanmıꢀtır.   Bu konuyla ilgili olarak resmi bir açıklama yapılmadığından, Ankara Đdare Mahkemesi   tarafından 9 ꢁubat 2005 tarihli kararda ortaya konulduğu haliyle fiili ve hukuki durumun   Emekli Sandığı’nın baꢀvuranın aylık bağlanması talebi hakkında on sekiz yıl önce karar   verdiği durumdan farklı olması beklenemez.   Bu durumda, AĐHM, - Hükümet’in belirttiği gibi haksız hiçbir gecikme olmaksızın- Nevzat   Baꢀ’ın hayatta iken eꢀine dul aylığı bağlanması için istenen hizmet süresi koꢀullarını yerine   getirip getirmediğini tespit etmenin on üç yıldan fazla süren bir yargılama süresi   gerektirmesini anlamakta güçlük çekmektedir.   Bu bağlamda, -kısmen de olsa- geçim kaynağını kaybetme riski bulunması nedeniyle   ivedilikle talebinin yerindeliğine dair hukuki bir karara ulaꢀılmasında baꢀvuranın yadsınamaz   bir kiꢀisel menfaatinin bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir.   Özellikle mülkiyet hakkından yararlanma hakkı üzerindeki aꢀırı yavaꢀlığın olası sonuçlarını   göz önüne alarak, haklarının belirlenmesinde özel bir ihtimam gösterilmesi gerekirdi   (mutatis, mutandis, Meryem Güven ve bu kararda yapılan atıflar, Mehmet Özel ve diğerleri).   Oysa dosyadaki hiçbir unsur, hesaba dayalı soruna son vermek için bilirkiꢀi raporu   düzenlemesinin gerekli olduğuna dahi kanaat getirmeyen ulusal mahkemelerin sözkonusu   ihtimama itibar ettiklerini göstermektedir.   Yukarıda söylenenler göz önüne alındığında, AĐHM, Hükümet’in, baꢀvuranın aleyhindeki   kararlara karꢀı denediği baꢀvuru yollarının süreyi uzattığı itirazına katılamayacaktır.   AĐHM’ye göre, hiç kuꢀkusuz bu sayede sonunda davayı kazanmıꢀ olarak, haklarını savunmak   amacıyla baꢀvuranın iç hukuk tarafından sunulan tüm imkanları kullanması baꢀvurana   kesinlikle bir yarar sağlamıꢀtır (örneğin, Erkner ve Hofauer-Avusturya, 23 Nisan 1987 tarihli   karar).   Bu durumda, davanın uzamasına neden olan hiçbir tutum baꢀvurana isnat edilemez.   Sözkonusu unsurlar, AĐHM’nin “makul sürenin” aꢀıldığı dolayısıyla AĐHS’nin 6/1   maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaꢀması için yeterlidir.   II. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ilk paragrafı uyarınca, mallarına saygı   hakkının ihlalinden ꢀikayetçidir.   Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   AĐHM, yukarıda sunulan aynı gerekçelerle, baꢀvurunun bu kısmının da kabuledilebilir   nitelikte olduğunu ilan etmektedir.   B. Esas   1.Tarafların argümanları   Hükümet, AĐHS’nin nizalı bir yargılamanın her seferinde yargılanabilir açısından tatmin edici   bir sonuçla sonlanmasını gerektirmediğinden, sözkonusu ꢀikayetin “savunulabilir” olmadığına   kanaat getirmektedir.   Hükümet, baꢀvurana eꢀinin vefatından sonra hemen dul aylığı bağlanmamıꢀ olsa da   baꢀvuranın, eꢀinin emeklilik tazminatından faydalandığı belirtmektedir. Bilahare 9 ꢁubat 2005   tarihli kararla, baꢀvurana emekli aylığı da bağlanmıꢀtır. Baꢀvuranın iddiaları, hâlihazırda,   mesnetten yoksundur.   Diğer konularda ise, Hükümet’in argümanları, baꢀvuru iletildiğinde AĐHM tarafından   Hükümet’e yöneltilen sorular çerçevesinde oluꢀturulmuꢀtur.   Bu çerçevede, Hükümet, baꢀvuranın emekli aylığına hak kazandığının 9 ꢁubat 2005 tarihli bir   mahkeme kararı ile belirlendiği ve bu hakkın baꢀvuranın Emekli Sandığı’na baꢀvurduğu 15   Eylül 2003 tarihinden beri geçerli olduğunu ifade etmektedir. 15 Eylül 2003 tarihinden önceki   bütün baꢀvurular nihai olarak reddedilmiꢀ olduğundan, 9 ꢁubat 2005 tarihli karar geriye   dönük olarak bu tarihten önceki döneme uygulanamaz.   Baꢀvuran, 24 yıldan fazla bir süre boyunca haksız bir biçimde dul aylığından yoksun   bırakıldığını ifade etmektedir. Baꢀvuran, kendisini haklı bulan kararın çok geç verildiğini ve   bunun aylık 400 YTL olarak belirttiği maddi zararının giderilmesi için yeterli olmadığını   belirtmektedir.   2. AĐHM’nin takdiri   ꢁubat 2005 tarihli Ankara Đdare Mahkemesi’nin kararının talep edilebilir bir “alacak”   yarattığı konusunda kimsenin itirazı bulunmamaktadır. (mutatis, mutandis, Smirnitskaya ve   diğerleri-Rusya, baꢀvuru no: 852/02, 5 Temmuz 2007) (Stran ve Stratis Andreadis Yunan   Rafineleri-Yunanistan, 9 Aralık 1994 tarihli karar).   Bu durumda baꢀvuranın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında «mülkiyet» oluꢀturan   bir hakkı bulunmaktadır.   Ayrıca, bu hak, baꢀvuranın emekli sandığına «baꢀvurduğu» tarihten itibaren geçerli olacak   ꢀekilde geriye dönük olarak tanınmıꢀtır. Ancak, mahkeme kararında ilki 14 Nisan 1987   yılında yapılmıꢀ olan baꢀvurulardan hangisinin kastedildiği konusunda bir açıklık yoktur.   Bu hususta, emekli sandığı tarafından düzenli ödenen miktarlara karꢀılık gelen banka alındı   makbuzlarını değerlendirmek gerekir ki bu makbuzlar yalnızca 1 Ocak 2004 tarihinden   itibaren yapılan aylık ödemeleri kapsamaktadır.   Hükümetin de ifade ettiği üzere, iç hukukta, 9 ꢁubat 2005 tarihli mahkeme kararının   baꢀvuranın Emekli Sandığı’na yaptığı son baꢀvuru tarihi olan 15 Eylül 2003’den öncesine   denk gelen dul aylıklarını kapsamadığı ꢀeklinde yorumlandığı anlaꢀılmaktadır.   Bu koꢀullar çerçevesinde, Hükümetin söylediğinin aksine, idare mahkemelerinin, baꢀvuranın   Eylül 2003’ten geçerli olmak üzere dul aylığına hak kazandığının tespit edilmesinin   baꢀvuranın mağdur sıfatını ortadan kaldırdığı söylenemez. Bunun olabilmesi ileri sürülen   ihlalin hem zamanlıca, hem mağdurun bu hakkı kullanamadığı süre göz önüne alınarak telafi   yoluna gidilmesi gerekirdi. (Bkz. mutatis mutandis sözü edilen, Guillemini kararı).   Mevcut baꢀvuruda durum böyle değildir. Hukuki merciler yaklaꢀık 200 aya yayılan Nisan   1987- Aralık 2003 tarihleri arasındaki dönemdeki dul aylıklarına iliꢀkin oluꢀan zararı dikkate   almadıklarından mevcut baꢀvuruda yukarıdaki koꢀulların sağlandığı söylenemez. Bu   bağlamda, AĐHM baꢀvuran tarafından mahkemeye sunulan banka makbuzlarına isnaden,   hareket noktası olarak ödenen en düꢀük dul aylığını yani 241.92 YTL’yi temel almaktadır. Bu   durumda ihtilaflı döneme ait baꢀvuranın kaybı 48.384 YTL, yani yaklaꢀık 24.000 Euro   olmaktadır   Hükümet bu aꢀamada detaya girmeden baꢀvurana toplu bir tazminat ödendiğini   belirtmektedir. Bunun Nisan 1984’te baꢀvuranın hesabına aktarılan 104.798 TL (anılan   dönemde 310 ABD doları/200 Euro’ya tekabül etmektedir) olduğu anlaꢀılmaktadır   (sözkonusu meblağın 17 Temmuz 2003’te iade edilmesi bu ꢀikayetin konusu dıꢀında   kalmaktadır).   AĐHM bu çerçevede banka hesabına 200 Euro karꢀılığında yatırılan paranın geçen süre   zarfında uğranılan maddi kaybın sonuçlarını gidermeye yetmediğine itibar etmektedir.   Sadece Devlet’e yarar sağlayan sözkonusu süre, ilgili dönemde Türkiye’de paranın hızla   değer kaybetmesi göz önüne alındığında, daha da çarpıcıdır.   Türkiye’de bu duruma karꢀı çeꢀitli baꢀvuru yollarının mevcut olup olmamasının bir önemi   bulunmamaktadır. Zira baꢀvuranın haklarını ileri sürmek için açtığı davaların sayısı ve   sürecin ne kadar yavaꢀ iꢀlediği göz önüne alındığında, AĐHM, baꢀvuranın yeni davalar   açmasına kesinlikle gerek olmadığı kanaatindedir.   Sözkonusu unsurlar göz önüne alındığında, AĐHM, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin   ihlal edildiğini tespit etmektedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, 276 ay boyunca yoksun kaldığı dul aylığı olarak aylık 400 YTL’den hesapladığı   110.400 YTL’yi (yaklaꢀık 59.000 Euro) maddi tazminat olarak talep etmektedir. Baꢀvuran,   Emekli Sandığı tarafından önceden kendisine ödenen toplam miktarların AĐHM tarafından   ödenmesine hükmedilecek toplam miktardan düꢀülmesi gerektiğini belirtmektedir.   Baꢀvuran ayrıca 20.000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmaktadır.   Hükümet, baꢀvuranın iddiaları ile ileri sürülen AĐHS ihlalleri arasında bir illiyet bağı   bulunmadığını savunmaktadır.   Manevi tazminata iliꢀkin olarak ise Hükümet, hiçbir tazminat ödenmesinin gerekli olmadığını   ayrıca sözkonusu talebin aꢀırı olduğunu belirtmektedir.   Mevcut dava koꢀullarında, Danıꢀtay’da davanın derdest olmasını ve özellikle tarafların   dostane çözüme ulaꢀma ihtimallerini göz önüne alarak AĐHM, maddi tazminat bakımından   AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun saklı tutulması kanaatindedir.   Buna karꢀın, AĐHM, mevcut dava koꢀullarında, tespit edilen AĐHS ihlallerinin niteliğini göz   önüne alarak, baꢀvuranın hâlihazırda yadsınamaz bir manevi haksızlığa uğradığı   kanaatindedir. Hakkaniyete uygun olarak ve davaya iliꢀkin farklı unsurların tamamını   değerlendiren AĐHM, baꢀvurana bu baꢀlık altında 5.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran iç hukukta ve AĐHM nezdinde yapmıꢀ olduğu yargı giderleri için 10.400 YTL.   (yaklaꢀık 5.500 Euro) talep etmektedir. Baꢀvuranın öne sürdüğü ꢀekliyle bu miktarın 10.000   YTL.’si avukatlık ücreti, 250 YTL.’si tercüme masrafları, 90 YTL.’si büro giderleri ve 60   YTL.’si ise diğer giderler içindir.   Kanıtlayıcı belgelerin yokluğunda Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderleri elde edebilir (Bkz. Bottazzi-Đtalya kararı no: 34884/97 ve   Sawicka-Polonya kararı no: 37645/97, 1 Ekim 2002). AĐHM bu uygulamaya değin herhangi   bir belgenin ve açıklamanın yokluğunda bu talebi reddetmektedir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE;     1. AĐHS’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ve söz konusu yargılamanın uzunluğu   nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine iliꢀkin ꢀikayetlerin kabuledilebilir   olduğuna;   2. Diğer ꢀikayetlerin kabuledilemez olduğuna;   3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   5. AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 5.000 Euro (beꢀ   bin Euro) manevi tazminat ödenmesine ve sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren   ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için   geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına   6. Maddi tazminata iliꢀkin olarak AĐHS’nin 41. maddesinin bu aꢀamada uygulanmamasına;   a) Hükümet ve baꢀvuranların, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢀmesinden   itibaren altı ay içinde bu mesele hakkındaki görüꢀlerini yazıyla kendisine bildirmeye ve   bilhassa aralarında varacakları her türlü uzlaꢀmadan kendisini haberdar etmeye davet   edilmesine;   b) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire baꢀkanının izlenecek süreci   belirlemeye yetkili kılınmasına   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 24 Haziran 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   11

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło