49566/99

WyrokETPCz2005-06-16ECLI:CE:ECHR:2005:0616JUD004956699

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie za artykuł krytykujący politykę rządu naruszyło prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? 2. Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa z udziałem sędziego wojskowego naruszył prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 10, Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii, choć przewidziana prawem i mająca uzasadniony cel (ochrona integralności terytorialnej), nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Kluczowe było stwierdzenie, że artykuł, pomimo ostrej krytyki, nie nawoływał do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu. Trybunał podkreślił, że charakter i waga nałożonych kar (grzywna, zawieszenie publikacji) oraz fakt, że skarżący przez cztery lata podlegał ograniczeniom wynikającym ze skazania, czyniły tę ingerencję nieproporcjonalną. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał powtórzył swoje ugruntowane stanowisko, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, orzekającego w sprawie cywila, budzi uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu, co stanowi naruszenie prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Ahmet Ergin, redaktor naczelny gazety "Günlük Emek", opublikował w marcu 1998 roku artykuł pt. "Kürt sorununu emekçiler çözecek", krytykujący politykę rządu tureckiego w południowo-wschodniej Anatolii. Został oskarżony o podżeganie do nienawiści i w listopadzie 1998 roku skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule na grzywnę oraz miesięczne zawieszenie publikacji gazety. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny. Skarżący uiścił grzywnę, a w 2003 roku, na mocy nowej ustawy, jego wyrok został anulowany.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa. 4. Nie uznał za konieczne rozpatrywania skargi na podstawie art. 6 ust. 3 lit. b) Konwencji. 5. Zasądził na rzecz skarżącego 2000 EUR tytułem szkody materialnej i niemajątkowej oraz 1500 EUR tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki. 6. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĠ   AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ   ERGİN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:49566/99)   NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Haziran 2005   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (49566/99) başvuru no’lu davanın   nedeni, bu ülke vatandaşı Ahmet Ergin’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne   (AİHM) 16 Haziran 1999 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34.   maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından Kamil Tekin Sürek tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. Davanın Koşulları   doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği   dönemde başvuran Günlük Emek gazetesinin yazı işleri müdürüdür.   Başvuran adıgeçen gazetenin 19 Mart 1998 tarihinde çıkan 496. sayısında “Kürt   sorununu emekçiler çözecek” başlıklı bir makale yayınlamıştır. Makalede Hükümet’in   Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yürüttüğü politika, özellikle de “bölgesel kalkınma projesi”   eleştirilmektedir.   Mart 1998 tarihli iddianame ile İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)   Cumhuriyet Savcılığı, Türk Ceza Kanunu’nun 312 § 2 maddesi uyarınca, başvuranı,   sözkonusu makalelerin yayınlanmasından ötürü, ırk ve bölge ayrımcılığı gözeterek halkı kin   ve düşmanlığa tahrik etmekle suçlamıştır.   Başvuran İstanbul DGM önünde suçlamalara itiraz etmiş ve AİHS’nin 6. ve 10.   maddelerine atıfta bulunmuştur.   Kasım 1998 tarihinde İstanbul DGM başvuranı bir yıl hapis cezası ve 2.533.333 TL   para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, başvuran tarafından aidiyet belgesi sunulduğu için   hapis cezasını para cezasına çevirmiştir. Nihayetinde başvurana 5.558.333 TL para cezası   verilmiş ve bir ay süreyle gazetenin yayını durdurulmuştur.   Başvuran İstanbul DGM’nin kararını temyize götürmüş ve temyiz gerekçesi olarak bir   kez daha AİHS’nin 6. ve 10. maddelerini göstermiştir.   Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın görüşü başvurana tebliğ edilmemiştir.   Mart 1999 tarihinde Yargıtay başvuranın talebini reddetmiş ve ilk derece   mahkemesini verdiği kararı onamıştır.   Ağustos 1999 tarihinde başvuran yukarıda belirtilen para cezasını ödemiştir.   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Kasım 2003 tarihli ek kararla, basın yoluyla   işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesine dair 6 Mart 2003 tarih ve 4454 sayılı   Kanun uyarınca, 5 Kasım 1998 tarihli kararı tüm sonuçlarıyla birlikte iptal etmiştir.   HUKUK AÇISINDAN   II. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuran mahkum edilmesiyle ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi   olarak, AİHS’nin 10. maddesine gönderme yapmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AİHM şikayetin, AİHS’nin 35 § 3 maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun olarak   ilan edilemeyeceğini ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit   etmiştir. Dolayısıyla şikayet kabuledilebilir bulunmuştur.   B. Esas hakkında   AİHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleşme’nin 10 § 1 maddesi ile güvence   altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar   arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir. AİHS’nin 10 § 2 maddesi uyarınca müdahalenin   yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç güttüğüne   yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4   Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bu durumda anlaşmazlık,   müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.   Hükümet başvuranın mahkum edilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu,   zira ülkenin güneydoğusundaki durumun özellikle olayların meydana geldiği dönemde hassas   olduğunu ve dava konusu makalenin bütün olarak kürt kökenli çalışanları kine tahrik ettiğini   savunmaktadır.   AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da   incelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle   Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 74, İbrahim Aksoy-   Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39,   Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).   AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı   şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM metinlerde   kullanılan kelimeler ile bunların kullanıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve   incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı   zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adıgeçen karar, § 60, ve İncal-   Türkiye, 9 Haziran 1998,s. 1568, § 58).   Dava konusu makalede, Hükümet’in “kürt sorunu” konusunda yürüttüğü politika sert   bir dille eleştirilmektedir.   AİHM İstanbul DGM’nin dava konusu makaleleri halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden   ifadeler içerdiği kanaatine vardığını ortaya koymaktadır.   AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların   başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli görülemeyeceği   sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, § 58, 8   Temmuz 1999). Mahkeme özellikle söz konusu makalelerin bazı bölümlerinin, Türk Devleti   hakkında son derece olumsuz bir tablo çizerek anlatıma düşmanlığı çağrıştıran bir anlam   yüklemiş olsa da, yazının ne şiddet kullanmaya ne silahlı direnişe ne de başkaldırmaya teşvik   ettiğini tespit etmiş ve bunun kin yüklü bir söylem olmayışının, göz önünde bulundurulması   gereken esas unsur olduğu kanaatine varmıştır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no:   26682/95, § 62, CEDH 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).   AİHM, müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ile   ağırlığının da gözönünde bulundurulacak unsurlar olduğunu hatırlatır. Bu itibarla AİHM,   başvuranın 5.558.333 TL para cezasına mahkum edildiğini kaydeder. Ayrıca Günlük Emek   gazetesinin yayınlanması da bir ay boyunca yasaklanmıştır. AİHM’ye mevcut başvurunun   yapılmasından sonra İstanbul DGM tarafından verilen ek kararda, mahkumiyet kararı hiç   verilmemiş gibi kabul edilmiş ve bundan doğan tüm sonuçlar silinmiştir. Bununla birlikte   AİHM başvuran lehine verilen bir kararın, ulusal makamlar tarafından açıkça ya da öz olarak   kabul edilmiş fakat daha sonra AİHS’nin ihlalinden ötürü düzeltilmiş olsa da, sözkonusu   kişinin “mağdur” sıfatını ortadan kaldırmadığını kaydeder (Amuur-Fransa, 25 Haziran 1996   tarihli karar, Derleme 1996-III, s. 846, § 36). Oysa mevcut davada başvuran verilen para   cezasını ödemekle kalmamış, yaklaşık dört yıl sonra çıkan ek karara kadar, mahkum   edilmesinden kaynaklanan kısıtlamalara maruz kalmıştır. Bu koşullarda AİHM, başvuranın   başlangıçta mahkum edilmesinin, demokratik bir toplumda gereklilik ilkesi içinde yer   alamayacağı kanaatine varmıştır. Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AĠHS’NĠN 6 § 1 MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,   bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek   “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran ayrıca   Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden şikayetçi   olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AİHM şikayetlerin, AİHS’nin 35 § 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun   olarak ilan edilemeyeceğini ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit   etmiştir. Dolayısıyla şikayetler kabuledilebilir bulunmuştur.   B. Esas Hakkında   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında   AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve   bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.   adıgeçen Özel, § § 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659,§§ 35-36, 6 Şubat 2003).   AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak   hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen   suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker   kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının   anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı   olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız   olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye, 9 Haziran   tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 ).   AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin   AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı   sonucuna varmıştır.   2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin bildirilmemesi hakkında   AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve   bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir   yargılama temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.   Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının   ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanan diğer şikayeti   incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında adıgeçen Çıraklar   kararı, s. 3074, §§ 44-45).   III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.   A. Tazminat   Başvuran, ödediği para cezası için 85 Fransız Frankı (FF) (yaklaşık 13 Euro) ve   gazetenin bir ay süreyle yayınının durdurulmasından ötürü uğradığı gelir kaybı için 14.000 FF   (yaklaşık 2.134 Euro) değerinde maddi tazminat talep etmektedir. Başvuran ayrıca uğradığı   manevi zararın tazmini için 20.000 FF (3.048 Euro) talep etmektedir.   İddia edilen maddi kayıp konusunda AİHM, başvuranın 13 Euro tutarındaki para   cezasını ödediğini tespit etmiştir. Gazetenin yayınının durdurulmasına dayanan iddialara   ilişkin olarak ise, başvuran tarafından Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalinden doğan kaybın   tam olarak belirlenmesini sağlayacak herhangi bir delil sunulmadığından ötürü AİHM   sözkonusu talebi reddetmiştir. Manevi tazminata ilişkin olarak AİHM, başvuranın davanın   koşulları nedeniyle bir tür karmaşaya maruz kalmış olduğuna kanaat getirmiştir. Bu itibarla   AİHM uğranan maddi ve manevi zararın tazmini için başvurana 2.000 (iki bin) Euro tutarında   tazminat ödenmesine karar vermiştir.   AİHM bir mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve   bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en   uygun tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından   yeniden yargılanması olacağı kanaatine varmıştır (Gençel, adıgeçen karar, § 27).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için   25.000 Euro tazminat talebinde bulunmaktadır.   AİHM’nin bu konudaki içtihadına göre, başvuranlar ancak yaptıkları masraf ve   harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve miktarının makul olduğunu ortaya koyduklarında   sözkonusu masraf ve harcamalar geri ödenebilir. Bu durumda, elindeki unsurları ve yukarıda   belirtilen kriterleri gözönüne alarak AİHM tüm masraflarla birlikte başvurana 1.500 (bin beş   yüz) Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük   bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĠHM OYBĠRLĠĞĠYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna,   2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,   3. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. AİHS’nin 6§3 b) maddesine dayanan şikayetin incelenmesine gerek görülmediğine;   5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet   tarafından başvurana,   i. maddi ve manevi tazminat için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine,   ii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesine;   iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   (b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 16 Haziran 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło