49574/99
WyrokETPCz2006-09-19ECLI:CE:ECHR:2006:0919JUD004957499
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie skarżącego na 8 dni bez niezwłocznego doprowadzenia przed sędziego oraz brak skutecznego środka odwoławczego w celu zakwestionowania legalności i długości zatrzymania naruszyły art. 5 ust. 3 i 4 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zatrzymanie skarżącego na 8 dni bez doprowadzenia przed sędziego przekroczyło „ścisłe granice” określone w art. 5 ust. 3 Konwencji, powołując się na precedens Brogan, nawet w kontekście walki z terroryzmem. Stwierdził również, że krajowe środki odwoławcze, takie jak kontrola sądowa na podstawie CMUK art. 128 § 4 (ograniczona do akt sprawy i bez możliwości nakazania zwolnienia) oraz ustawa nr 466 (dotycząca odszkodowania, ale nie zwolnienia), nie stanowiły skutecznego środka odwoławczego w rozumieniu art. 5 ust. 4 Konwencji, ponieważ nie pozwalały na szybkie rozstrzygnięcie o legalności zatrzymania i nakazanie zwolnienia.Stan faktyczny
Skarżący, Süleyman Erdem, turecki kupiec, urodzony w 1973 r., został zatrzymany 1 marca 1999 r. przez policję w Diyarbakır w ramach operacji przeciwko nielegalnej organizacji zbrojnej. Jego zatrzymanie było dwukrotnie przedłużane, łącznie trwało 8 dni, zanim został doprowadzony przed sędziego DGM i tymczasowo aresztowany 9 marca 1999 r. 23 marca 1999 r. prokurator oskarżył go o pomoc i podżeganie do nielegalnej organizacji na podstawie art. 169 dawnego TCK. Ostatecznie, 14 września 2000 r., sąd krajowy (DGM) uniewinnił skarżącego z powodu braku wystarczających dowodów.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdził brak naruszenia art. 5 ust. 1 Konwencji.
2. Stwierdził brak naruszenia art. 5 ust. 2 Konwencji.
3. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
4. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji.
5. Zasądził na rzecz skarżącego 3 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 1 250 EUR tytułem kosztów i wydatków.
6. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
SÜLEYMAN ERDEM - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 49574/99 )
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Eylül 2006
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (49574/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı Süleyman Erdem’in (baꢀvuran) 16 Haziran 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu
baꢀvurudur. Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır
Barosu avukatlarından Mesut Beꢀtaꢀ tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu baꢀvuran Türkiye Cumhuriyeti vatandaꢀıdır. Baꢀvuran olayların meydana
geldiği dönemde tüccardı ve Diyarbakır’da ikamet etmekteydi.
Baꢀvuran, yasadıꢀı silahlı bir örgüte karꢀı sürdürülen operasyon kapsamında 1 Mart 1999
tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır.
Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)
Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranın gözaltı süresini 5 Mart 1999 tarihine dek uzatmıꢀ, DGM
yetkili hakimi ikinci bir altı günlük uzatma süresini öngörmüꢀtür.
Polis 8 Mart 1999 tarihinde baꢀvuranın beyanlarını almıꢀtır. Baꢀvuran tarafından imzalanan
tutanakta adı geçen hakkında yapılan tüm suçlamaları reddetmiꢀtir.
Baꢀvuran 9 Mart 1999 tarihinde öncelikli olarak Cumhuriyet Savcısı karꢀısına, ardından
DGM hakimi önüne çıkarılmıꢀ; hakim baꢀvuranın tutuklu yargılanması kararını almıꢀtır. Mart 1999 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, baꢀvuranı yasadıꢀı silahlı bir örgüte yardım ve
yataklık etmekle suçlamıꢀ ve eski TCK’nın 169. maddesinin uygulanması isteminde
bulunmuꢀtur. Mayıs 1999 tarihli DGM önündeki duruꢀmada baꢀvuran suçsuz olduğunu ileri sürerek
serbest bırakılması talebinde bulunmuꢀtur. Esas hakimleri duruꢀma sırasında çeꢀitli görgü
tanıklarını ve görevli polis memurlarını dinlemiꢀtir.
DGM 14 Eylül 2000 tarihli bir kararla «delil yetersizliğinden» baꢀvuranın beraatine karar
vermiꢀtir.
DGM aynı kararla, TCK’nın 169. maddesi uyarınca yasadıꢀı bir örgüte yardım ve yataklık
etme suçundan F.A. ve S.E.’yi suçlu bulmuꢀtur.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran ilk olarak ceza unsurunu teꢀkil edecek bir suçla itham edilmesi için makul
gerekçelerin yer almadığından ꢀikayetçi olmakta, yetkili mercilerin yakalama nedenleri
konusunda bilgi vermediklerini ve gözaltı süresinin uzunluğuna karꢀı çıkacak ve bu sürenin
yasallığına itiraz edecek bir baꢀvuru yolunun olmadığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran bu yönde
AĐHS’nin 5 §§ 1, 2, 3 ve 4. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
1. Đç hukuk yollarının tüketilmesi hakkında
Hükümet iki bakımdan iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. CMUK’un § 4. maddesini hatırlatan Hükümet davaya bakan hakim karꢀısında gözaltı süresinin
meꢀruluğunun denetlenmesi veya gözaltı süresinin uzatılması kararına karꢀı baꢀvuruda
bulunma olanağının öngörüldüğünü belirtmektedir. Baꢀvuranın ailesi ve avukatı adı geçenin
gözaltına alınmasından haberdar edilmiꢀler, bu kiꢀiler yetkili hakim önünde baꢀvuranın
gözaltı süresinin uzatılması emrine itirazda bulunacak bir baꢀvuruda bulunmayı ihmal
etmiꢀlerdir. Hükümet ikinci olarak, yasadıꢀı olarak gözaltına alınan ve haksız yere tutuklanan
kimselere tazminat verilmesi hakkındaki 15 Mayıs 1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun’a atıfta
bulunmaktadır. Baꢀvuran yasadıꢀı tutukluluk iddiaları ile ilgili Ağır ceza mahkemesi’ne
müracaat edebilirdi.
Baꢀvuran Hükümet tarafından belirtilen hukuki araçların davanın koꢀullarında uygun araçlar
olarak nitelendirilemeyeceğini savunmaktadır.
AĐHM, Hükümetin itirazının 5 § 4. madde çerçevesinde yapılan itirazın esasıyla doğrudan
ilintili olduğuna itibar etmektedir. Bu durumda iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği
sorusu esas bakımından incelenerek ele alınmadır (Bkz. Öcalan-Türkiye kararı, no: 46221/99, Aralık 2000, Kılıçoğlu-Türkiye kararı, no: 41136/98, 28 Eylül 2004).
2. Kabuledilebilirliğe dair diğer kıstaslar
AĐHM, yapılan ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi gereğince dayanaktan yoksun
olmadıkları tespitini yapmaktadır. Bu ꢀikayetlerin kabuledilemezliğine dair hiçbir gerekçe yer
almamaktadır. O halde ꢀikayetler kabuledilmelidir.
B. Esas hakkında
AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının 5 § 4. maddesi hakkında yapılan ꢀikayetin
esası ile ilintili olduğunu hatırlatmaktadır. AĐHM ayrıca öncelikli olarak 5 § 4. madde
doğrultusunda yapılan ꢀikayet çerçevesinde bu itirazı değerlendirmeye alacaktır.
1. AĐHS’nin 5 § 4. maddesi
AĐHM, Öcalan kararında olayların meydana geldiği dönemde ulusal hakim tarafından
CMUK’un 128 § 4. maddesi uyarınca yapılan sanıkların gözaltında tutulmalarının yasallığı
hakkındaki hukuki denetimin 5 § 4. maddede yer alan zorunlulukları karꢀılamadığına itibar
etmiꢀtir. Bu bağlamda, Hükümet tarafından sunulan hukuki kararların incelenmesinin
ardından AĐHM, bir yanda bu kararların hiçbirinde ulusal hakimin ilgililerin serbest
bırakılması kararını vermediği ve bunları yeniden tutuklu yargıdan sorumlu hakim önüne
gönderdiği, diğer yanda, Hükümet tarafından dile getirilen yargı kararlarının hiçbir
aꢀamasında gözaltındaki sanığın hakim karꢀısına çıkarılmadığı saptamasını yapmaktadır.
Hakim ilgili avukatın baꢀvurusunu müteakip yalnızca dosya üzerinden denetimi
gerçekleꢀtirmiꢀtir.
AĐHM, yakın zamanda Öcalan kararında meydana gelen olaylar ile mevcut baꢀvuruda varılan
sonucu ayrı tutacak hiçbir neden görmemektedir.
AĐHM ayrıca, yasadıꢀı bir tutukluluk halinde serbest bırakma kararını verecek yetkili hakimin
bulunmayıꢀı ve ulusal yasaya uygun tutuklulukta AĐHS’nin bir tazmine hükmetmesinin
olanaksız oluꢀu nedeniyle, 466 sayılı Kanun’da öngörülen ve Hükümet tarafından öne sürülen
tazminat baꢀvurusunun AĐHS’nin 5 § 4. maddesi uyarınca bir baꢀvuru yolu olarak
sayılamayacağını kaydetmektedir.
AĐHM, Hükümetin ön itirazını reddetmekte ve aynı gerekçelerle 5 § 4. maddenin ihlal edildiği
sonucuna varmaktadır.
2. AĐHS’nin 5 § 1. maddesi
Hükümet baꢀvuranın yasadıꢀı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık ettiği suçlamasıyla
düzenlenen bir operasyon sırasında gözaltına alındığını belirtmektedir. Bu makul suçlamaların
kaynağı sözkonusu örgüt adına haraç toplamaktan gözaltına alınan F.A. tarafından sunulan
bilgilerdir. Hükümet bu savına dayalı olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde aleyhinde
yapılan suçlamalardan sorgulanan baꢀvuranın tutuklu yargılandığını ve bu örgüte yardım etme
suçu ile itham edildiğini gözlemlemektedir.
Baꢀvuran yakalama tutanağına dikkat çekerek, bu tutanağı kaleme alanların dahi içeriğini
yalanlamasının bunun bir düzmece olduğunu kanıtladığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran
Hükümetin hakkında verdiği yakalama gerekçelerinde makul sonuca varmak için olayları
değerlendirmede eksiğinin bulunduğunu iddia etmektedir.
AĐHM, ꢀüpheliler üzerindeki mantığa dayalı ꢀüphelerin bir yakalama iꢀleminde keyfi olarak
hürriyetten yoksun bırakmaya karꢀı temel bir koruma sağladığını hatırlatmaktadır. Makul
olarak sayılabilecek ꢀüphelerin varlığı suçu iꢀlediği varsayılan kiꢀi hakkında önceden
varsayılan objektif olaylar ve bilgilerle tamamlanır (Bkz. Campell ve Hartley-Birleꢀik Krallık
kararı, 30 Ağustos 1990).
Kaldı ki, 5 § 1. maddenin c) fıkrası polisin tutuklama esnasında suçlamalar getirecek yeterli
kanıtları bir araya getirmesini öngörmemektedir. 5 § 1. maddenin c) bendi uyarınca bir
tutukluluk sırasındaki sorgulamanın amacı tutuklamaya dayalı somut ꢀüpheleri teyit ederek
veya sonlandırarak ceza soruꢀturmasını tamamlamaktır. Bir ceza soruꢀturma sürecinde
suçlamalara yol açan olaylar bir mahkumiyeti temize çıkarmak veya suçlamada bulunmak için
gerekli düzeyde olmak durumunda değildir (Bkz. Brogan ve diğerleri-Birleꢀik Krallık kararı, Kasım 1988 ve Murray-Birleꢀik Krallık kararı, 28 Ekim 1994).
Bu baꢀvuruda, baꢀvuranın suçu iꢀlemekte olduğu belirtilen ve polisler tarafından düzenlenen
yakalama tutanağının ardından görgü tanıkları tarafından yalanlanmıꢀ ve baꢀvuranın
yakalanması koꢀullarında bu husus Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde geçerli
sayılmamıꢀtır.
Bu nedenle, AĐHM, baꢀvuranın 1 Mart 1999 tarihinde polis tarafından yakalandığı ve yasadıꢀı
silahlı bir örgüt aleyhinde düzenlenen operasyon kapsamında gözaltına alındığı tespitini
yapmaktadır. 8 ve 9 Mart 1999’da baꢀvuran, aynı operasyonda yakalanan F.A. kod adlı bir
kiꢀi ile olan bağlantıları hakkında sırasıyla polisler ve Cumhuriyet Savcısı tarafından
sorgulanmıꢀtır. Baꢀvuranın gözaltı süresi iki kez uzatılmıꢀ ve 23 Mart 1999 tarihinde
Cumhuriyet Savcısı tarafından yasadıꢀı bir örgüte yardım ve yataklık etmek suçundan
TCK’nın 169. maddesi gereğince kamu davası açılmıꢀtır.
Sonuç olarak, mevcut baꢀvurudaki olaylar dikkate alındığında, AĐHM baꢀvuranın «suç
iꢀlediğine dair» makul gerekçelere dayalı olarak yakalanıp, tutuklandığına kanaat
getirmektedir.
AĐHS’nin 5 § 1. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
3. AĐHS’nin 5 § 2. maddesi
AĐHM, AĐHS’nin 5 § 2. maddesinde temel bir güvencenin yer aldığını hatırlatır: yakalama
durumunda her kiꢀinin yakalanma gerekçelerini bilmeye hakkı vardır. Özgürlüğünden yoksun
kılınan herkes özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında «kısa bir süre içinde»
karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi hakinde kendisini serbest bırakması için bir
mahkemeye baꢀvurma hakkına sahiptir (Bkz. Campbell ve Hartley kararı).
Bu baꢀvuruda AĐHM, baꢀvuranın gözaltı sırasında aynı operasyon kapsamında yakalanan F.A.
kod adlı bir kiꢀi ile olan bağlantıları hakkında sırasıyla polisler ve Cumhuriyet Savcısı
tarafından sorgulandığı saptamasında bulunmakta, yakalanan bir kimsenin bilgilendirilmesi
için özel hiçbir muamelenin bulunmadığını hatırlatmaktadır (Bkz. Dikme-Türkiye kararı, no:
20869/92). AĐHM, baꢀvurana gözaltı esnasında yöneltilen sorgulamaların isnat edilen
suçlamaların ağırlığına dair yeterince emareleri içerdiği kanısındadır. Öte yandan, dava
dosyasında baꢀvuranın yakalanma veya gözaltına alınma sırasında tutulu bulundurma
hakkında bilgilendirilmediğine dair hiçbir bilgi yer almamaktadır.
Sonuç olarak, olayların koꢀulları ıꢀığında AĐHS’nin 5 § 2. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
4. AĐHS’nin 5 § 3. maddesi
Hükümet baꢀvuranın gözaltı süresinin ilgili dönemdeki yasaya uygun olduğunu savunmakta,
bununla birlikte, baꢀvurana atfedilen yasadıꢀı bir örgüte yardım ve yataklık etme
suçlamasında olduğu gibi terör suçlarına karıꢀan pek çok kiꢀi hakkındaki soruꢀturmanın
kendine özgü güçlüklerine, gözaltı süresinin uzunluğuna ve kanıt unsurlarının bir araya
getirilmesi zorunluluğuna dikkat çekmektedir.
AĐHM, sözkonusu gözaltı süresinin baꢀvuranın 1 Mart 1999 tarihinde yakalanması ile
baꢀladığını ve tutuklandığı 9 Mart 1999 tarihinde sona erdiğini hatırlatmaktadır. Baꢀvuranın
gözaltı süresi sekiz gündür.
AĐHM, Brogan ve diğerleri kararında da sözünü ettiği üzere 5 § 3. maddede belirlenen kati
sınırların ötesinde, teröre karꢀı iꢀlenen kolektif suçların cezalandırılması amaçlansa dahi
hukuki denetim olmaksızın gözaltı süresinin dört gün altı saat olarak belirlendiğini
hatırlatmaktadır (Bkz. sözü edilen karar § 62).
AĐHM, baꢀvuranın «yetkili bir hakim önüne» çıkarılmaksızın sekiz gün süreyle tutulu
bulundurulmasını kabul edememektedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 5 § 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
A. Maddi ve manevi tazminat
Baꢀvuran 1.780 Euro maddi ve 15.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, maddi bir zararın oluꢀunun dava dosyasında yer alan unsurlarda mevcut olmadığını
hatırlatmakta, bu talebi yerinde görmemektedir.
AĐHM buna karꢀın, baꢀvuranın uğradığı manevi zararın ulusal mahkemeler tarafından
giderilmediğini belirterek, hakkaniyete uygun ve AĐHS’nin 41. maddesi gereğince adı geçene
3.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
B. Masraf ve harcamalar
Baꢀvuran iç hukuktaki mahkemeler önünde ve AĐHM nezdinde yapmıꢀ olduğu harcamalar
için 5.460 Euro talep etmektedir.
AĐHM, sunulan deliller ve mahkemenin bu yöndeki yerleꢀik içtihadı ıꢀığında yargı giderleri
için baꢀvurana 1.250 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puanlık bir artıꢀ eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Hükümetin ön itirazının 5 § 4. maddenin esasına birleꢀtirilmesine ve baꢀvurunun
kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5 § 1. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. AĐHS’nin 5 § 2. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. AĐHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine;
5. AĐHS’nin 5 § 4. maddesinin ihlal edildiğine ve Hükümetin ön itirazının reddine;
6. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf
tutulmak suretiyle Savunmacı Hükümetin baꢀvurana 3.000 (üç bin) Euro manevi tazminat ve
yargı giderleri için 1.250 (bin iki yüz elli) Euro ödemesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faizin
uygulanmasına;
7. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 19 Eylül 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło