50086/99

WyrokETPCz2007-05-03ECLI:CE:ECHR:2007:0503JUD005008699

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie i pozbawienie wolności skarżących, w tym brak informacji o przyczynach zatrzymania, długość zatrzymania oraz brak skutecznych środków odwoławczych, naruszyły ich prawa wynikające z art. 5 ust. 1 lit. c, ust. 2, ust. 3, ust. 4 i ust. 5 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć istniały uzasadnione podejrzenia uzasadniające zatrzymanie skarżących (w kontekście szczególnej sytuacji w kraju i informacji posiadanych przez policję), to jednak państwo pozwane naruszyło art. 5 Konwencji w kilku aspektach. Po pierwsze, większość skarżących nie została "niezwłocznie" poinformowana o przyczynach zatrzymania, co jest fundamentalną gwarancją art. 5 ust. 2. Po drugie, okres zatrzymania (5-6 dni) bez kontroli sądowej był zbyt długi i nie był "niezwłoczny" w rozumieniu art. 5 ust. 3, odwołując się do precedensu Brogan. Po trzecie, krajowe środki odwoławcze, w tym możliwość odwołania się do sędziego na podstawie art. 128 § 4 dawnego kodeksu postępowania karnego, nie spełniały wymogów "szybkiej" kontroli sądowej legalności zatrzymania z art. 5 ust. 4, co potwierdzono w sprawie Öcalan. Wreszcie, brak było skutecznego prawa do odszkodowania za naruszenia art. 5 ust. 2, 3 i 4, ponieważ ustawa nr 466 nie zapewniała odszkodowania w przypadku umorzenia postępowania, które nie stwierdzało bezprawności pozbawienia wolności.
Stan faktyczny
Sześciu tureckich prawników, w tym członkowie partii HADEP i stowarzyszenia praw człowieka, zostało zatrzymanych w Diyarbakırze w lutym 1999 roku. Pięciu z nich aresztowano 16 lutego po wyjściu z biura HADEP, a szóstego 17 lutego po przeszukaniu biura. Policja podejrzewała ich o przygotowywanie protestów i ataków w związku z aresztowaniem lidera PKK, Abdullaha Öcalana, opierając się na anonimowych doniesieniach i programach telewizyjnych. Skarżący byli przetrzymywani przez 5 lub 6 dni, a następnie zwolnieni po przesłuchaniu przez prokuratora. Ostatecznie prokuratura umorzyła postępowanie z powodu braku dowodów na członkostwo w organizacji przestępczej.
Rozstrzygnięcie
Trybunał: 1. Uznaje skargi dotyczące art. 5 ust. 1 lit. c (wszyscy skarżący) oraz art. 5 ust. 2 (Yusuf Tosun) za niedopuszczalne, a pozostałe skargi za dopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 2 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. 4. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji. 5. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji. 6. Zasądza na rzecz Yusufa Tosuna 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, na rzecz pozostałych pięciu skarżących po 1 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz na rzecz wszystkich sześciu skarżących łącznie 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 7. Odrzuca pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

AVRUPA   KONSEYİ   C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   , *   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   TANRIKULU VE DİĞERLERİ   - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:50086/99)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   M a y ıs 2 0 0 7   İşbu karar Sözleşme ’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde   kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   ı suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (50086/99) başvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaşları Sinan Tanrıkulu, Yusuf Tosun, Mahmut Vefa, Mehmet Mansur Reşitoğlu,   Mehmet Selim Kurbanoğlu ve Ferda Pokerce’nin (Başvuranlar) Avrupa İnsan Haklan   Mahkemesi’ne 10 Temmuz 1999 tarihinde Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesinin (AİHS) 34.   maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuranlar, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu   avukatlarından Mustafa Sezgin Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedirlar.   OLAYLAR   DAVA KOŞULLARI   Başvuranlar sırasıyla 1966, 1965, 1964, 1970, 1970 ve 1975 doğumlu olup Diyarbakır’da   ikamet etmektedirler. Başvuranlar Diyarbakır Barosu’na bağlı olarak avukatlık   yapmaktadırlar.   Olayların meydana geldiği dönemde başvuranlar Sinan Tanrıkulu ve Mehmet Mansur   Reşitoğlu HADEP ve İnsan Haklan Demeği Diyarbakır Şubesi üyesiydiler. Başvuran Yusuf   Tosun adıgeçen partinin üyesi, Mehmet Selim Kurbanoğlu ise bu partinin Diyarbakır il   yönetim kurulu başkan yardımcısıydı.   Başvuranlar Mahmut Vefa, Mehmet Mansur Reşitoğlu, Sinan Tanrıkulu, Mehmet Selim   Kurbanoğlu ve Ferda Pokerce 16 Şubat 1999 tarihinde FIADEP il binasından çıktıkları esnada   polis tarafından yakalanmışlardır. Düzenlenen yakalama tutanağında başvuranların yakalanma   nedenleri belirtilmemiştir.   Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından bir arama   müzekkeresi çıkarılması için Cumhuriye Savcılığı’na başvurmuştur. Emniyet Müdürlüğü bir   takım şahısların HADEP il merkezinde toplandığını ve yasadışı örgütün eski lideri Abdullah   Öcalan’ın yaklamnasınm ardından sözkonusu şahısların protesto eylemi ve silahlı saldırı   hazırlığında olduklarından şüphelendiğini belirtmiştir. Emniyet Müdürlüğü bu kuşkularını,   kendisine gelen isimsiz telefon ihbarlarına ve KürtçüKik yanlısı MED TV’de yayınlanan   programlara dayandırmıştır.   Davaya bakan hakim, HADEP il merkezinde protesto eylemi planlanması ihtimalini göz   önünde bulundurarak aynı tarihte bir arama müzekkeresi çıkarmıştır.   7 Ş u b at 1 9 9 9 tarih in d e y ap ılan aram ay ı m ü teak ip Y u su f T o su n y ak alan m ıştır. A ram a v e   yakalama tutanağında yakalanma nedenleri belirtilmemiştir.   Davaya bakan hakim 20 Şubat 1999 tarihinde başvuranların gözaltı süresini iki gün   uzatmıştır.   İzleyen gün başvuranlar, haklarında yapılan suçlamalara ilişkin olarak polis tarafından   sorgulanmışlardır.   Başvuranlar 22 Şubat 1999 tarihinde savcı tarafından ifadeleri alındıktan sonra serbest   bırakılmışlardır. Mehmet Mansur Reşitoğlu ve Mahmut Vefa polislerin kendilerine tedbir   amaçlı olarak yakalandıklarını ifade etmişlerdir.   Cumhuriyet Savcılığı 13 Şubat 1999 tarihinde başvuranların yasadışı bir örgüte üye oldukları   konusunda delil yetersizliği gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir.   HUKUK AÇISINDAN   Başvuranlar, bir suç işlediklerine dair makul sebep bulunmadığı ve yakalanma nedenlerinin   kendilerine bildirilmediği gerekçesiyle yakalanmalarının yasal olmadığını iddia etmektedirler.   Uzun gözaltı sürelerinden şikayetçi olan başvuranlar gözaltında tutulmalarına itiraz etmek   üzere ya da uzun gözaltı süresi sebebiyle bir tazminat elde etmek için bir başvuru yolu   bulunmamasından yakınmaktadırlar. Başvuranlar bu hususta AİHS’nin 5 §§ 1 c), 2, 3, 4, ve 5   maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   A, Kabuledilebilirliğe dair   . 5 § 1 c ) m a d d e s i   Başvuranlar suç işledikleri yolunda kendilerinden kuşku duyulması için bir neden olmadığı   halde özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarım savunmaktadırlar.   Hükümet’e göre, başvuranların halkı protesto eylemlerine teşvik edecekleri yolunda kuşku   duymak için makul nedenler bulunması sebebiyle yaklanmaları yasalara uygundu. Ayrıca suç   işlenmesinin önlenmesi için başvuranların yakalanması zorunluluk arz etmekteydi.   AÎHM’ye göre, yakalama işleminin ‘makul’ nedenlere dayandırılması prensibi AÎHS’nin   § 1 c) m addesinde keyfi özgürlük m ahrum iyetine karşı sunulan tem el korum a unsurlarından   birini oluşturur. Makul şüphelerin varlığı objektif bir gözlemcinin ilgili şahsın suçu işlediğine   ilişkin olgu ya da bilgilerin bulunduğu konusunda ikna edilmesi anlamını taşır. Ancak ‘makul’   niteliği koşulların tamamına bağlıdır (bkz. Fox, Campbell ve Hartley - Birleşik Krallık, 30   Ağustos 1990 tarihli karar, § 32).   îlgili hakkında suçlama yapılmamış olması ya da hakim karşısına çıkarılmamış olması   özgürlük mahrumiyetinin 5 § 1 c) maddesine uygun bir hedef güdülmediği anlamına gelmez.   Bu tür bir hedefin varlığı gerçekleşmesinden bağımsız olarak ele alınmalıdır. AÎHS’nin 5 § 1   maddesinin c) bendi uyarınca bir suçlamada bulunulabilmesi için, polisin, yakalamanın   yapıldığı anda ya da gözaltı sırasında yeterli delilleri toplamış olması gerekmez. 5 § 1   maddesinin c) bendi, yakalamanın dayandırıldığı somut şüphelerin teyit edilmesi veya ortadan   kaldırılması suretiyle tutululuk sırasında yapılan sorgulama ceza soruşturmasının   tamamlanmasını amaçlar. Bu itibarla şüphe doğmasına neden olan olaylar, ceza soruşturması   sürecinin bir sonraki aşamasında ortaya çıkan kararı haklı kılmak ya da bir suçlamada   bulunmak için gereken seviyede olmak zorunda değildir (bkz. Murray - Birleşik Krallık, 28   Ekim 1994 tarihli karar, § 55).   Mevcut davada, polislerin başvuranları yakalama nedenleri yakalama tutanaklarında   belirtilmemiştir. Ancak Diyarbakır Emniyet Mtidürlüğü’nün 17 Şubat 1999 tarihli talebinden   polisin 16 Şubat 1999 tarihinde bazı kimselerin HADEP binasında toplandığını tespit ettiği   anlaşılmaktadır. Gelen isimsiz telefonlar ve MED TV’de yayınlanan programların ardından   polis, sözkonusu şahısların eski PKK liderinin yakalamnası dolayısıyla protesto eylemi ve   silahlı saldırı hazırlığı içinde olduklarından endişe etmiştir.   Bu koşullar altında AİHM, olayların meydana geldiği dönemin özel koşullarım dikkate almış   ve polisin elindeki bilgilerin ciddiye alınabilecek nitelikte bilgiler olduğu kanaatine varmıştır.   AİHM, başvuranların yakalanmasına neden olan şüphelerin somut olaylara (yapılan ihbarlar   ve gösteriler düzenlemeye çağıran televizyon programları gibi) dayanması sebebiyle gereken   seviyeye ulaştığını değerlendirmektedir. Sözkonusu özgürlük mahrumiyeti ilgililer üzerindeki   şüphelerin doğrulanmasına ya da dağıtılmasına yönelikti.   Bu itibarla sözkonusu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olup AİHS’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi   uyarınca reddedilmelidir.   2. 5 § 2 m addesi   Başvuranlar 2. paragrafta kayıt altma alınan ivedilik ilkesine aykırı bir şekilde, yakalanma   nedenleri ve haklarında yapılan suçlamalarla ilgili olarak 21 Şubat 1999 tarihli sorgulamanın   sonuna kadar kendilerine bilgi verilmediğini iddia etmektedirler.   AİHM, Yusuf Tosun’un 17 Şubat 1999 tarihinde HADEP binasında yapılan arama sonucunda   yakalandığını not etmektedir. Her ne kadar arama ve yakalama tutanağında yakalanma   nedenleri belirtilmemişse de yapılan aramanın bir müzekkere uyarınca gerçekleştirildiği   olgusu yadsınamaz. Sözkonusu müzekkerede müzekkerenin hangi gerekçeyle çıkarıldığı   belirtilmiştir. Başvuranın arama müzekkeresinin muhtevası hakkında bilgi sahibi olmadığı   ortaya konulmadığı gibi iddia da edilmemiştir.   Bu itibarla sözkonusu şikayet Yusuf Tosun ile ilgili bölümü bakımından açıkça dayanaktan   yoksun olup AİHS’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi açısından reddedilmelidir.   Diğer başvuranlarla ilgili olarak ise AİHM, tarafların tüm argümanları dikkate alındığında,   sözkonusu şikayetin, olaylara ve hukuka ilişkin olarak başvurunun bu aşamasında çözümü   mümkün olmayan ciddi sorular gündeme getirdiğini, bu nedenle esastan incelenmesi gerektiği   kanaatindedir. Bu itibarla sözkonusu şikayet AÎHS’nin 35 § 3 maddesi bakımından açıkça   dayanaktan yoksun ilan edilemez. Başkaca bir kabuledilmezlik gerekçesi tespit edilememiştir.   3. 5 §§ 3 ve 4 m addesi   Hükümet, şikayetlerini DGM önünde yapılan yargılama çerçevesinde sunmadıkları   gerekçesiyle başvuranların AÎHS’nin 35. maddesi anlamında içhukuk yollarını   tüketmediklerini savunmaktadır.   AİHM, Cumhuriyet Savcılığı’nın takipsizlik kararı vermesi neticesinde başvuralar hakkında   herhangi cezai usul işlemi başlatılmadığını kaydetmektedir. Bu nedenle AİHM Hükümet’in   itirazını reddetmektedir.   AÎHM bu şikayetlerin AÎHS’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını tespit etmektedir. AİHM, sözkonusu şikayetlerin başkaca bir kabuledilmezlik   gerekçesiyle karşılaşmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla bu şikayetleri kabuiedilebilir ilan   etmek yerinde olacaktır.   4. 5 § 5 maddesi   AİHM bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun ilan edilemeyeceğini tespit etmektedir.   Başkaca bir kabuledilmezlik gerekçesi tespit edilmemiştir. Bu itibarla AİHM sözkonusu   şikayeti kabuiedilebilir ilan etmektedir.   i UGl š ˆ š ˆ G‹ ˆ ™   1, 5 § 2 maddesi   Başvuranlar Sinan Tannkulu, Mahmut Vefa, Mehmet Mansur Reşitoğlu, Mehmet Selim   Kurbanoğlu ve Ferda Pokerce 21 Şubat 1999 tarihinde yapılan sorgulamanın sonuna değin   yakalanma nedenlerinin kendilerine bildirilmemesinden yakınmaktadırlar.   Hükümet, başvuranlarla ilgili olarak bir yakalama zaptı düzenlendiğini ve bunun   başvuranlarca imzalandığını iddia etmektedir. Bu nedenle Hükümet’e göre başvuranların   yakalanma nedenleri konusunda bilgilendirildikleri aşikardır.   AİHM, 5. maddenin 2. paragrafında temel bir güvencenin dile getirildiğini hatırlatmaktadır.   Bu güvence uyarınca, yakalanan her kişiye özgürlüğünden yoksun bırakılma nedenleri   bildirilmelidir. 5. maddede sunulan koruma sistemiyle beraber ele alınması gereken bu   hüküm, sözkonusu kişiye, 4. paragraf uyarınca yakalanmasının yasaîllığım bir mahkeme   önünde tartışabilmesi amacıyla anladığı bir dille ve basit bir biçimde özgürlüğünden yoksun   bırakılmasının olgusal ve hukuki nedenleri hakkında bilgi verilmesi yükümlülüğünü getirir.   Bu bilgiler ilgiliye «en kısa zamanda» verilmelidir. Ancak yakalamayı gerçekleştiren polis bu   bilgilerin tamamını olay yerinde veremeyebilir. Başvurana gerekli bilgilerin yeterince ve kısa   bir zaman içinde verilip verilmediğini belirlemek için olaym özelliklerine bakmak   gerekmektedir (Fox, Campbell ve Hartiey - Birleşik Krallık, adıgeçen, § 40).   Mevcut davada başvuranlar HADEP binasından çıktıkları esnada sokakta yakalanmışlardır.   Başvuranların yakalanma nedenleri yakalama tutanaklarında belirtilmemiştir. Polis,   başvuranları yakalanmalarından beş gün soma 21 Şubat 1999 tarihinde sorgulamıştır.   Başvuranlara yakalanma nedenleri sorgulama sırasında bildirilmiştir. Başvuranların   yakalanma nedenlerini bu tarihten önce öğrendiklerini gösteren herhangi bir dosya unsuru   mevcut değildir. Bu hususta Hükümet, başvuranlarla ilgili bir yakalama zaptı tutulduğunu ve   bu zaptın başvuranlarca imzalandığını savunsa dahi, başvuranlarla ilgili olarak yalnızca   yakalama tutanağı düzenlendiği tespit edilmektedir. Başvuranlara ilişkin yakalama   tutanaklarında ise yakalanma nedenleri hususunda herhangi bir bilgi verilmemektedir.   Ayrıca başvuranların hangi gerekçeyle yakalandıklarını anlamış olduklarına dair herhangi bir   dosya unsuru bulunmamaktadır. Başvuranlar yakalandıkları esnada bir suç eylemi işleme   durumunda değillerdi (karşılaştırınız Dikme - Türkiye, no: 20869/92, § 54). Ceza   soruşturmasının takipsizlik kararıyla neticelenerek ilgililer aleyhinde herhangi bir cezai usul   işlemi başlatılmadığını kaydetmek bu bakımdan yerinde olacaktır.   Bu itibarla AİHM, yakalanma nedenleri hakkında başvuranlara, AİHS’nin 5 § 2 maddesinde   öngörülen ivedilik ilkesine uygun bir biçimde bilgi verilmediği sonucuna varmaktadır.   Dolayısıyla sözkonusu hüküm ihlal edilmiştir.   2. 5 § 3 maddesi   Başvuranlar aşırı gözaltı sürelerinden şikayetçi olmaktadırlar.   Hükümet, başvuranların gözaltı süresinin olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan   mevzuata uygun olduğunu savunmaktadır. Hükümet, gözaltı süresinin uzatılmasının   yakalananların sayısı ve toplanan delillerin hacmi göz önüne alındığında zorunlu olduğunu   eklemektedir.   Mevcut davada Yusuf Tosun’un gözaltı süresi 17 Şubat 1999 tarihinde, diğer başvuranların   gözaltı süresi 16 Şubat 1999 tarihinde başlamıştır. Başvuranların gözaltı süreleri serbest   bırakılmalarıyla birlikte sona ermiştir. Bu itibarla Yusuf Tosun beş gün, diğer başvuranlar ise   altı gün boyunca gözaltında tutulmuşlardır.   AİHM, Brogan ve diğerleri davasında, ilgilinin adli denetim olmaksızın dört gün altı saat   gözaltında tutulmasının, -toplumun terörden korunması amacına yönelik olsa dahi 5 § 3.   maddede öngörülen katı sınırları aştığına hükmetmiştir (adıgeçen, § 62).   Bu nedenle AİHM, başvuranların Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadeleri alınana ve serbest   bırakılana değin beş ila altı gün süresince gözaltında tutulmalarının zorunluluk arzettiği   hususunu kabul etmemektedir.   Bu itibarla AİHS’nin 5 § 3 maddesi ihlal edilmiştir.   3, 5 § 4 maddesi   Başvuranlar, kendilerine uygulanan tedbirlerin yasallığımn denetlenmesini sağlayabilmeleri   için herhangi bir başvuru yolu bulunmadığından şikayetçi olmaktadırlar.   Hükümet, başvuranların, yasadışı olarak özgürlüklerinden mahrum bırakılan kimselerin   tazmin edimesini öngören 466 sayılı yasa uyarınca tazminat talep etme hakkına sahip   olduklarını ifade etmektedir.   AİHM, hızlı ve otomatik bir adli denetim olmaksızın gözaltında tutulan başvuranlardan   tazminat talebinde bulunmalarını istemenin, AÎHS’nin 5 § 5 maddesinde öngörülen   güvenceden tamamen farklı bir güvence sunan 5 § 4 maddesinin niteliğini değiştireceği   kanaatindedir (bkz., mutatis mutandis, yağcı ve sargın - Türkiye, 8 Haziran 1995, s. 17, § 44).   Eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128 § 4 maddesinde, yakalamanın ve gözaltının   yasaya uygunluğunun denetlemesi için davaya bakan hakime başvurulması şeklinde   öngörülen başvuru yoluna ilişkin olarak AİHM, 46221/99 no’lu Öcalan - Türkiye kararının §§   64-72 paragraflarında ulusal hakim tarafından Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 128 §   maddesi uyarınca tutululuğun yasallığına ilişkin gerçekleştirilen denetimin AÎHS’nin 5 § 4   maddesinin gereklerini karşılamadığı kanaatine vardığını hatırlatmaktadır. AİHM ayrıca   başvuranın gözaltında tutulduğu süreyle ilgili olarak AİHM, başvurana karşı getirilen   suçlamaların ciddiyetini ve gözaltı süresinin ulusal mevzuatta belirtilen süreyi geçmediği ve   bu noktada davaya bakan hakime yapılacak bir itirazın çok az bir başarı beklentisinin olacağı   kanaatine varmıştır.   AİHM, adıgeçen davada varılan sonuçların mevcut dava için de geçerli olduğu kanısındadır.   Bu itibarla AİHS’nin 5 § 4 maddesi ihlal edilmiştir.   4. 5 § 5 maddesi   Başvuranlar, bir tazminat elde etmeleri için başvuru yolu bulunmadığından şikayetçi   olmaktadırlar. Başvuranlar, yasadışı olarak yakalanan ya da tutulan kişileri tazminat   ödenmesini öngören 466 sayılı kanunun 1. maddesinin uygun ve etkili bir hukuk yolu olarak   değerlendirilemeyeceğini iddia etmektedirler.   AİHM özgürlük mahrumiyetinin 1, 2, 3 ya da 4. paragraflara aykırı koşullarda gerçekleştiği   gerekçesiyle tazminat talebinde bulunma imkanının mevcut olması durumunda 5. maddenin   . p a ra g ra fın a u y u lm u ş o la c a ğ ın ı h a tırla tm a k ta d ır (fVassink—Hollanda, 2 7 E y lü l 1 9 9 0 , § 3 8 ).   . p a ra g ra fta sö z ü e d ile n ta z m in a t h a k k ı, d iğ e r p a ra g ra fla rd a n b irin in ih la lin in y e tk ili u lu sa l   makam ya da AİHS kuramlarından biri tarafından ortaya konulmasını ister.   Mevcut davada AÎHM, yakalanma nedenleri hakkında başvuranlara bilgi verilmediği, gözaltı   süresinin aşırılığı ve bu hususta etkili bir başvuru yolu bulunmadığı gerekçeleriyle AİHS’nin   . m a d d e sin in 2 , 3 , v e 4 . p a ra g ra fla rın ın ih la l e d ild iğ i so n u c u n a v a rm ıştır. B u n d a n so n ra   başvuranların uğradıkları zarar için tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığına   karar vermek gerekecektir.   AİHM, 466 sayılı kanunun 1. maddesi hükümleri uyarınca başvuranların savcılık tarafından   yürütülen soruşturmanın takipsizlik kararıyla sonuçlanması nedeniyle bir tazminat talebinde   bulunma imkanları olduğunu kaydetmektedir. Ulusal mahkemeler böylesi bir durumda   tazminata hükmetmek için yalnızca takipsizlik kararım esas almaktadırlar. Bu, takipsizlik   kararının otomatik bir sonucu olup hiçbir biçimde özgürlük mahrumiyetinin yasadışılığının   tespiti anlamına gelmemektedir.   Netice itibariyle AİHM, Türk Hukuku’nun iddia edilen ihlallerle ilgili olarak başvuranlara bir   tazminat hakkı tanıdığı hususunda ikna olmamıştır. Bu nedenle AİHS’nin 5 § 5 maddesi ihlal   edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   h U G { ˆ ¡ ”  • ˆ ›   Başvuranlar manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmektedirler.   Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.   AİHM, Yusuf Tosun’a 500 Euro, diğer başvuranlara ise 1.500’er Euro ödenmesinin yerinde   olacağı kanaatindedir.   i U G t ˆ š ™ ˆ  G Œ G  ˆ ™ Š ˆ ” ˆ “ ˆ ™   Başvuranlar AİHM önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 3,560 Euro talep   etmektedirler. Başvuranlar belge olarak Diyarbakır Barosu avukatlık ücret tarifesini esas alan   bir sözleşme ve avukat çalışma saatlerini gösterir bir makbuz sunmaktadırlar.   Hükümet bu miktara itiraz etmektedir,   AİHM’nin içtihadına göre bir başvuran, yaptığı masraf ve harcamaların iadesini,   ancak   sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, gerekliliğini ve makul oranda olduğunu   ispatladığı sürece elde edebilir.   Elinde bulunan unsurları ve yukarıda anılan kıstasları göz önünde tutan AİHM masraf ve   harcamalar başlığı altında başvuranlara ortaklaşa 1.000 Euro ödenmesinin makul olacağına   hükmetmektedir.   j U G n Œ Š  ’ ” Œ G  ˆ  ¡    Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Baııkası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına üç puan eklenecektir.   i|GnlylrÍlslylGkh€hspGvshyhrSG hĶotGv€iĶysĶĤĶ€slS   1. AİHS’nin 5 §§ 1 c) maddesi yönünden yapılan şikayetlerin (başvuranların tamamına ilişkin   olarak) kabuledilemez olduğuna, 5 § 2 m a d d e si y ö n ü n d e n y a p ıla n şik a y e tin Y u su f T o su n ’a   ilişkin olarak kabuledilemez olduğuna, geriye kalan şikayetlerin ise kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 5 § 2 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 5 § 3 maddesinin ihlal edildiğine;   4. AİHS’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;   . A İH S ’n in 5 § 5 m a d d e s in in ihlal edildiğine;   a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından   i. m anevi tazm inat olarak Y usuf T osun’a 500 E uro (beş yüz), diğer beş başvuranın her   birine 1.500 Euro (bin beş yüz) ödenmesine;   ii. m a s r a f v e h a r c a m a l a r i ç i n i s e a l t ı b a ş v u r a n a o r t a k l a ş a 1 . 0 0 0 E u r o ( b i n ) ödenmesine;   iii.bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaftutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   7. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   Karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   ( 9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło