50087/99

WyrokETPCz2006-12-21ECLI:CE:ECHR:2006:1221JUD005008799

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie skarżącego za propagandę separatystyczną na podstawie opublikowanych artykułów naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? 2. Czy Sąd Bezpieczeństwa Państwa, w którego skład wchodził sędzia wojskowy, był niezawisłym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że interwencja w wolność wyrażania opinii skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę integralności terytorialnej, nie była „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”. Stwierdził, że artykuły, mimo krytycznego tonu wobec polityki państwa w kwestii kurdyjskiej, nie nawoływały do przemocy, zbrojnego oporu, buntu ani nienawiści, co jest kluczowym elementem w ocenie proporcjonalności. Ponadto, warunkowe zawieszenie kary, które nakładało na skarżącego obowiązek niepopełnienia kolejnego przestępstwa przez trzy lata pod groźbą wykonania kary i nałożenia nowych sankcji, stanowiło formę cenzury i nadmierne ograniczenie wolności wypowiedzi. W kwestii art. 6 ust. 1, Trybunał podtrzymał swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa orzekającego w sprawach cywilnych, zwłaszcza dotyczących terroryzmu, budzi uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu, naruszając tym samym prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Müslüm Özbey, turecki dziennikarz i redaktor naczelny gazety „Maya, Enternasyonalist Devrimci Gazete”, został oskarżony o propagandę separatystyczną po opublikowaniu czterech artykułów we wrześniu 1997 roku. Prokurator Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Stambule zażądał jego skazania na podstawie ustawy antyterrorystycznej. Skarżący został skazany na rok i cztery miesiące więzienia oraz grzywnę, a gazeta została tymczasowo zamknięta. Sąd kasacyjny oddalił jego apelację, jednak później kara została zawieszona na mocy ustawy o amnestii prasowej, pod warunkiem, że skarżący nie popełni kolejnego przestępstwa przez trzy lata.
Rozstrzygnięcie
1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 2 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   MÜSLÜM ÖZBEY- TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:50087/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Aralık 2006   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (50087/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke   vatandaꢀı olan Müslüm Özbey’in (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 30   Haziran 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin Temel Đnsan Haklarını güvence   altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından K. Soypak tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVA KOꢀULLARI   Müslüm Özbey isimli baꢀvuran, 1955 doğumlu Türk vatandaꢀı olup Đstanbul’da   ikamet etmektedir. Baꢀvuran gazetecidir.   Olayların meydana geldiği dönemde baꢀvuran Maya, Enternasyonalist Devrimci   Gazete’nin sorumlu yazı iꢀleri müdürüdür.   yılının Eylül ayında sözkonusu gazetenin on beꢀinci sayısında dört makale   yayınlanmıꢀtır. Yayınlanan makalelerin isimleri sırasıyla ꢀöyledir; “Barıꢀ treni ve kirli savaꢀ”,   “Paralı eğitime hayır, Parasız bilimsel demokratik eğitim”, “Toprak reformu ve Köykent   projesi, bir saldırı da kır yoksullarına”, “DAP-SEN üzerine düꢀünceler”.   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 19 Eylül 1997   tarihli bir iddianameyle, Devlet’in bölünmez toprak bütünlüğüne karꢀı basın yoluyla ayrılıkçı   propaganda yaptığı gerekçesiyle baꢀvuranın 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 8 §§ 1   ve 2. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmiꢀtir. Bununla ilgili olarak Cumhuriyet   Savcısı sözkonusu makalelerin ilgili bölümlerine atıfta bulunmuꢀtur.   Baꢀvuran, DGM önünde aleyhinde yapılan suçlamaları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran,   kanunda öngörüldüğü gibi bir propaganda amacı gütmediğini ya da suç sayılmalarını   gerektirecek hiçbir neden bulunmadığına kanaat getirerek, kendisine posta yolu ile ulaꢀan ve   imzasız olan bu makalelerin yayınlanmasına izin verdiğini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca bu   makalelerin yayınlanmasının ifade özgürlüğü alanına girdiğini belirtmiꢀtir.   Aralarından bir tanesinin asker kökenli olduğu üç hakimden oluꢀan DGM, 27 Mayıs   tarihli bir kararla baꢀvuranın ayrılıkçı propaganda yaptığına kanaat getirmiꢀ ve   baꢀvuranı bir yıl dört ay hapis ve 3.600.000.000 Türk Lirası (yaklaꢀık 12.000 Euro) ağır para   cezasına mahkum etmiꢀtir. Mahkeme ayrıca, derginin bir ay süreyle geçici olarak   kapatılmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuranın, dava konusu makalelerin kimlere ait olduğunun   belirtildiği “aidiyet belgesini” sunmamıꢀ olmasından dolayı esasa bakan hakimler, baꢀvuranı   sözkonusu makalelerin sahibi sıfatı ile 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 16 § 2. maddesi   uyarınca mahkum etmiꢀtir.   DGM kararında ayrıca dava konusu makalelerde Türkiye topraklarının bir kısmının   Kürdistan ismi ile anıldığını, bu topraklar üzerinde yaꢀayan insanların Kürt milletinin bir   kısmını teꢀkil ettiğinin, Türkiye Cumhuriyeti tarafından bağımsızlıkları için mücadele eden   Kürt milletine karꢀı haksız bir savaꢀ baꢀlattığının ve milletvekillerinin bu savaꢀa destek   verdiklerinin iddia edildiğini tespit etmiꢀtir. DGM, dava konusu makaleleri yayınlayarak   baꢀvuranın, kasıtlı olarak Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve Türk ulusunun birliğini   zedelemeye yönelik propagandayı yaydığına kanaat getirmiꢀtir.   Yargıtay, 26 Nisan 1999 tarihli bir kararla baꢀvuranın temyiz talebini reddetmiꢀtir.   Đstanbul DGM, 18 Ekim 1999 tarihli bir kararla ve 28 Ağustos 1999 tarihli ve 4454   sayılı Basın Affı’na uygun olarak baꢀvurana verilen hapis ve para cezası ertelenmiꢀtir. Bu   karara göre, baꢀvuran 28 Ağustos 2002 tarihine kadar suçu tekrarlamaz ise, mahkumiyet   cezası geçersiz sayılacaktır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran mahkum edilmesinin, AĐHS’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade   özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   Hükümet, baꢀvuranın ulusal mahkemeler önünde ꢀikayetini 10. madde bakımından   dile getirmediğini belirtmekte ve iç hukuk yollarının tüketilmemiꢀ olmasından dolayı bu   ꢀikayetin kabuledilemez ilan edilmesi gerektiğini ifade etmektedir.   AĐHM, baꢀvuranın AĐHM önünde dile getirmeyi düꢀündüğü ꢀikayetleri, en azından   özü itibariyle ve iç hukukta öngörülen koꢀul ve sürede ulusal mahkemeler önünde dile   getirmesiyle, iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğunun yerine getirildiğini   hatırlatmaktadır (Fressoz ve Roire-Fransa, no: 29183/95). AĐHM baꢀvuranın DGM önünde   ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini açık bir ꢀekilde ifade ettiğini not etmektedir. Bu   nedenle Hükümet’in bu konu ile ilgili olarak dile getirdiği itirazının reddedilmesi uygun   olacaktır.   Hükümet ayrıca baꢀvuranın AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca artık mağdur sıfatının   bulunmadığını ifade etmektedir zira baꢀvurana verilen cezalar 4454 sayılı Basın Affı uyarınca   ertelenmiꢀtir.   AĐHM bu sorunun, 10. madde bakımından dile getirilen ꢀikayetle esas bakımından   ilgili olduğu kanaatindedir. AĐHM, bu ꢀikayeti aynı zamanda 10. maddenin özü itibariyle   inceleyecektir.   B. Esas hakkında   AĐHM dava konusu mahkumiyet kararının, Sözleꢀme’nin 10 § 1. maddesi ile güvence   altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teꢀkil ettiği hususunun taraflar   arasında bir ihtilafa yol açmadığını not etmektedir. Bununla birlikte, müdahalenin AĐHS’nin   § 2 maddesi uyarınca yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi   meꢀru bir amaç güttüğüne yönelik bir itirazda da bulunulmamıꢀtır (Bkz. Yağmurdereli-   Türkiye, no: 29590/96, 4 Haziran 2002). AĐHM bu tespite katılmaktadır. Bu durumda   anlaꢀmazlık, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna   dayanmaktadır.   Hükümet, dava konusu makaleler halkı kine ve düꢀmanlığa sevk ettiğinden, Türk   toplumu içerisinde yer alan çeꢀitli guruplar arasında düꢀmanlığa neden olduğundan ve   özellikle de Türkiye’nin güneydoğusunda hüküm süren durum nedeniyle baꢀvuranın   mahkumiyetinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu belirtmektedir.   AĐHM, geçmiꢀte mevcut davada olduğu gibi birçok davada ortaya çıkan benzer   sorunları irdelemiꢀ ve AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kanaatine varmıꢀtır (Bkz.   Özellikle Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, Đbrahim Aksoy-   Türkiye, Karkın-Türkiye, no: 43928/98, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95,   Ekim 2003).   AĐHM, içtihat kararları ıꢀığında mevcut davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in, sözkonusu   davayı farklı bir sonuca ulaꢀtıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmiꢀtir.   AĐHM, makalelerde kullanılan ifadelere ve yayınlandıkları dönemdeki özel bağlama önem   vermiꢀtir. Bu nedenle, incelemesine sunulan davanın koꢀullarını ve özellikle terörle   mücadeleye bağlı zorlukları gözönünde bulundurmuꢀtur (Bkz. Đbrahim Aksoy, 9 Haziran 1998   tarihli Incal-Türkiye kararı, Derleme Kararlar ve Hükümler).   Dava konusu makalelerde Devlet’in Kürt sorunu ile ilgili politikası ağır bir ꢀekilde   eleꢀtirilmiꢀtir.   AĐHM, DGM’nin dava konusu makalelerin Türkiye’nin toprak bütünlüğünü   parçalamaya yönelik ayrılıkçı ifadeler içerdiğine kanaat getirdiğini tespit etmektedir.   Ulusal Mahkemelerin karar gerekçelerini inceleyen AĐHM, bu gerekçelerin baꢀvuranın   ifade özgürlüğü hakkına müdahale edilmesini haklı çıkarmak için baꢀlı balına yeterli   olmadığına kanaat getirmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94,   Temmuz 1999 tarihli karar). Bununla ilgili olarak AĐHM’nin gözünde, her ne kadar dava   konusu makaleler saldırı niteliğinde olsa da, ꢀiddete baꢀvurulmasını, silahlı direniꢀi, isyanı   teꢀvik etmemiꢀ ve halkı kine teꢀvik etmemiꢀtir ve bu durum AĐHM’nin gözünde dikkate   alınması gereken temel unsurdur (Bkz., a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, ve   Gerger-Türkiye, no: 24919/94, 8 Temmuz 1999).   AĐHM, müdahalenin orantılı olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğinde baꢀvurana   verilen cezaların cinsi ve süresinin de değerlendirmeye alınması gereken unsurlar olduğunu   tespit etmektedir.   AĐHM, DGM tarafından baꢀvurana verilen cezaların ertelenmesi hususunu belirten   Hükümet’in görüꢀüne katılmamaktadır. AĐHM, müdahalelerin orantılı olup olmadığı yönünde   bir değerlendirme yapıldığında müdahale teꢀkil eden tedbirlerin azaltılması hususunun   değerlendirmeye alınması gereken unsurlardan biri olduğu hususunu kabul etmektedir. Fakat   baꢀvuran lehine alınacak olan bir karar veya tedbir ancak, ulusal mahkemelerin AĐHS’nin   ihlal edildiğini tespit etmeleri ve ihlali telafi etmeleri durumunda baꢀvuranın “mağdur” sıfatını   prensip olarak ortadan kaldırmaktadır (Bkz., diğerler arasında, mutatis mutandis, Erdoğdu-   Türkiye, no: 25723/94, ve Öztürk).   Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın, aleyhinde verilen cezanın ertelenmesinin   öngörüldüğü kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl boyunca, sorumlu yazı iꢀleri   müdürü sıfatıyla baꢀka bir suç iꢀlememesi halinde bu ertelemeden faydalanabileceğini not   etmektedir; aksi durumda ise hiç kuꢀkusuz ilgili kiꢀinin ertelenen cezalardan ayrı olarak baꢀka   bir ceza daha alma tehlikesi mevcut idi.   AĐHM’ye göre, benzer bir durum baꢀvuranın mesleğinin sansür edilmesine neden   olacak bir yasaklamayı andırmaktadır. Bu yasaklama, Müslüm Özbey’e Devlet’in çıkarları ile   ters düꢀtüğüne kanaat getirilebilecek her türlü yazıyı yayınlamama gibi bir zorunluluk   getirdiğinden makul bir yasaklama olmamaktadır. Bu alanda hiçbir kesinlik bulunmamaktadır,   dolaylı olarak baꢀvurana getirilen kısıtlama, kamuoyu tarafından tartıꢀılan Kürt sorunu ile   ilgili olarak kamuya tezlerini açıklamasına büyük ölçüde sınırlama getirmektedir. Oysa ki   yalnızca bu türden genel kabul görmüꢀ, olumlu karꢀılanan, zararsız ya da önemsiz   düꢀüncelerin açıklanmasını, basın ifade özgürlüğüne getirilen bir sınırlama ile bu ꢀekilde   sınırlandırmak aꢀırılık teꢀkil etmektedir (Bkz. aynı zamanda, mutatis mutandis, Hertel-Đsviçre,   Ağustos 1998 tarihli karar).   Yukarıda yer alan bilgiler ıꢀığında dava konusu tedbirin “demokratik bir toplumda   gerekli olmadığı” sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle AĐHM Hükümet’in mağdur sıfatı ile ilgili   dile getirdiği itirazın reddedilmesine ve AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar   vermiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,   bünyesinde askeri bir hakim bulunması nedeniyle tarafsızlık ve bağımsızlıktan yoksun   olduğunu iddia etmekte ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   Hükümet, baꢀvuran tarafından 6. maddeye iliꢀkin olarak dile getirilen ꢀikayetin ulusal   mahkemeler önünde dile getirilmemiꢀ olması sebebiyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini   belirtmektedir.   Hükümet ayrıca bu ꢀikayetle ilgili olarak, altı aylık sürenin kararın DGM tarafından   verildiği tarihten itibaren iꢀlemeye baꢀlaması gerektiğinden, AĐHS’nin 35. maddesinde   öngörülen altı aylık süre kuralına riayet edilmediğini ifade etmektedir.   AĐHM, Hükümet tarafından dile getirilen ön itirazları benzer davalarda daha önce   inceleyip reddettiğini hatırlatmaktadır (Bkz., Vural-Türkiye, no: 56007/00, 21 Aralık 2004,   Çolak-Türkiye (No:1), no: 52898/99, 15 Temmuz 2004, ve Özdemir-Türkiye, no: 59659/00, 6   ꢁubat 2003). AĐHM, mevcut davada daha önce gördüğü davalarda ulaꢀtığı sonuçtan farklı bir   sonuca ulaꢀmasını gerektirecek özel bir neden bulunmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle   AĐHM, Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir.   AĐHM ayrıca baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemektedir.   B. Esas Hakkında   AĐHM, daha önce buna benzer ꢀikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve   bunların AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını kaydetmektedir (Bkz.   örneğin, Özdemir-Türkiye kararı).   AĐHM mevcut davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in davayı farklı ꢀekilde sonuçlandıracak   hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıꢀtır. AĐHM, Terörle Mücadele Kanunu ile   öngörülen suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan baꢀvuranın, aralarında   asker kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endiꢀe duymasının   anlaꢀılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ıꢀığında yönlendirilmesinden haklı olarak kaygı   duymaktadır. Bu nedenle baꢀvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız olmadığı   yönündeki ꢀüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye kararı).   AĐHM, baꢀvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AĐHS’nin   § 1. maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taꢀımadığı sonucuna   varmıꢀtır.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran manevi tazminat olarak 20.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet talep edilen miktarın aꢀırı olduğunu belirtmekte ve itiraz etmektedir.   AĐHM, mevcut dava koꢀulları nedeniyle ilgilinin bir takım sıkıntılar yaꢀamıꢀ   olabileceğine kanaat getirmektedir. AĐHM manevi tazminat olarak baꢀvurana 2.000 Euro   ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.   AĐHM’ye göre, bir kiꢀi mevcut davada olduğu gibi AĐHS’nin gerekli kıldığı tarafsızlık   ve bağımsızlık koꢀullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğinde,   ilgilinin isteği üzerine yeni bir davanın açılması ya da yeniden yargılanması, tespit edilen   ihlalin telafi edilmesi için ilke olarak en uygun yolu teꢀkil etmektedir (Öcalan-Türkiye, no:   46221/99).   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuran aynı zamanda AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 6.620 Euro   talep etmektedir.   Hükümet özellikle de belgelerde desteklenmediğinden dolayı bu iddialara karꢀı   çıkmaktadır.   AĐHM, dosyada yer alan unsurları dikkate alarak avukatlık ücreti olarak baꢀvuran   tarafından talep edilen rakamın aꢀırı olduğuna kanaat getirmektedir. AĐHM baꢀvurana   mahkeme önünde yapılan masraf ve harcamalar için 1.500 Euro ödenmesinin makul olduğuna   kanaat getirmektedir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere, her   türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana manevi   tazminat olarak 2.000 Euro (iki bin), masraf ve harcamalar için 1.500 Euro (bin   beꢀ yüz) ödenmesine:   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,   Hükümetin, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faizi uygulamasına;   5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;   Karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 21 Aralık 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło