50125/99
WyrokETPCz2006-02-21ECLI:CE:ECHR:2006:0221JUD005012599
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie i traktowanie nieletniego przez policję, skutkujące obrażeniami, stanowiło nieludzkie i poniżające traktowanie w rozumieniu art. 3 Konwencji, oraz czy krajowe śledztwo w tej sprawie było skutecznym środkiem odwoławczym zgodnie z art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 3, uznając, że obrażenia skarżącego, nieletniego i pozbawionego dostępu do adwokata, powstały w czasie, gdy znajdował się pod wyłączną kontrolą policji. Brak wiarygodnych wyjaśnień ze strony rządu oraz fakt, że traktowanie to miało na celu złamanie oporu skarżącego, doprowadziły do wniosku, że było ono nieludzkie i poniżające. Naruszenie art. 13 wynikało z nieskuteczności krajowego śledztwa, które nie było dogłębne, nie przesłuchało kluczowych świadków i nie ustaliło odpowiedzialności, uniemożliwiając skarżącemu uzyskanie skutecznego środka odwoławczego i odszkodowania.Stan faktyczny
Skarżący, Süleyman Doğanay, urodzony w 1982 roku, został zatrzymany 25 maja 1998 roku przez policję w Stambule pod zarzutem próby kradzieży i przewieziony na posterunek policji Kumkapı. Twierdził, że był źle traktowany, aby wymusić przyznanie się do winy. Następnego dnia odmówił składania zeznań bez adwokata. Przed prokuratorem przyznał się do próby kradzieży roweru, a jego adwokat zgłosił złe traktowanie.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 4 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR (pomniejszone o 630 EUR pomocy prawnej) tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku. 5. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
DOĞANAY - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 50125/99)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Şubat 2006
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek
olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
_____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel
Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak
belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi
ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (50125/99) başvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaşı Süleyman Doğanay’ın (başvuran) 5 Temmuz 1999 tarihinde Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesi uyarınca yapmış
olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul
Barosu avukatlarından F. Karakaş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1982 doğumlu olup Mardin’de ikamet etmektedir. Mayıs 1998 tarihinde saat 16.00 sularında, polisler tarafından yakalanarak İstanbul
Kumkapı Polis Karakolu’na götürülen başvuran hırsızlık girişiminde bulunma suçu ile itham
edilmiştir. Başvuran, geceyarısına kadar karakolda tutulmuştur. Burda itiraf etmesi için kötü
muameleye tabi tutulduğunu ifade etmektedir. Mayıs 1998 tarihinde başvuran tekrar Kumkapı Polis Karakolu’na götürülmüştür.
Başvuran avukatının huzurunda TCK’nın 135. maddesi uyarınca ifade vermeyi reddetmiştir.
Aynı gün İstanbul Cumhuriyet Savcısı karşısına çıkarılan başvuran ifadesinde bisiklet
çalmaya yeltendiğini fakat aynı gün yakalandığını belirtmiştir. Cumhuriyet Savcısı önünde
başvuranın avukatı müvekkilinin sorgulaması sırasında kötü muameleye maruz kaldığını iddia
etmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın talebi üzerine 26 Mayıs 1998 tarihinde başvuran İstanbul
Adli Tıp Kurumu hekimi tarafından muayene edilmiştir. Hazırlanan raporda başvuranın
yaralarının daha önceden oluşmuş olabileceği kaydedilerek hazırlanan raporda bir günlük
istirahat verilmesi uygun görülmüştür. Şubat 1999 tarihinde kötü muameleyle suçlanan polisleri dinledikten sonra Cumhuriyet
Savcısı, Adli tıp kurumunun raporunda belirtilen bulguların başvuranın bisikletin sahibi ve
diğer kişiler tarafından yakalanması esnasında çıkan kavganın bir sonucu olabileceği
gerekçesiyle polisler hakkında men-i muhakeme kararı vermiştir. Savcı, sözkonusu polislerin
suçlanması için yeterli delilin bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Başvuranın avukatı, men-i muhakeme kararına karşı Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’ne
başvurmuş, bu talep 23 Mart 1999 tarihinde reddedilmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Başvuran, ceza davası
sürecinden bağımsız olarak idare hakkında idari veya hukuk mahkemelerine müracaat
edebilirdi.
Başvuran bu savlara karşı çıkmaktadır.
AİHM, Türk Hukuku’nun Devlet’e ve onun görevlililerine yüklenebilecek haksız fiillere karşı
idari, hukuki ve cezai başvuru yollarını öngördüğünü not etmektedir.
Anayasa’nın 125. maddesinin kamu görevlililerinin muamelelerinden mağdur bir kişiye
idarenin objektif sorumluluğuna dayalı olarak idari yargı sürecini başlatmayı öngördüğü bir
gerçektir. Bununla birlikte AİHM, AİHS’nin 2. ve 13. maddelerinin Sözleşmeci Devletlere
getirdiği ölümcül güç kullanımından sorumlu kimselerin kimliğinin belirlenmesine ve
cezalandırılmasına yönelik bir soruşturma düzenleme yükümlülüğünün, şayet başvuranın
tazminat hükmünden başka bir sonuç veremeyecek idari yargı süreci başlatmasına bağlı
olacaksa hayali bir yükümlülük halini alabileceğini hatırlatır. (Yaşa-Türkiye kararı, 2 Eylül
1998, 1998-IV, § 74). Bu mütalaa aynı zamanda, 3. madde çerçevesinde kötü muamelelere de
uygulanmalıdır (Bkz. İlhan-Türkiye kararı, no: 22277/93, § 61, AİHM 2000-VII). Sonuç
itibariyle, başvuranın öngörülen idari ve hukuki yargı sürecini başlatma zorunluluğu
bulunmamaktaydı. Hükümetin yapmış olduğu ön itiraz kabul edilemez.
AİHM ayrıca, bu şikayetin AİHS’nin 35 § 3. maddesince dayanaktan yoksun olmadığı
tespitini yapmaktadır. Başvurunun kabuledilemez bulunması için hiçbir gerekçe yer
almamaktadır. O halde başvuru kabul edilmelidir.
B. Esas hakkında
Başvuran gözaltında polis memurlarının çeşitli şekillerde kötü muamelelerine maruz kaldığını
ileri sürmektedir.
Hükümet kötü muamele iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu savunmakta, sağlık
raporuna göre başvuranda görülen darp izlerinin gözaltında oluştuğunun kesin olarak
belirlenemeyeceğini, bunların başvuran ile kendisine direnen bisiklet sahibi arasında meydana
gelen kavgadan da kaynaklanmış olabileceğini savunmaktadır.
AİHM, güvenlik güçlerinin tamamıyla kontrolü altındaki bir tutuklunun yaralanmasının ciddi
kuşkuları ortaya koyduğunu hatırlatmaktadır. (Bkz. Salman-Türkiye kararı, no: 21986/93, §
100, AİHM 2000-VII). Bu bağlamda Hükümetin başvuranda oluşan yaralanmanın neden ve
nasıl meydana geldiğine, başvuran tarafından ortaya konulan iddialara ve raporlara ilişkin
makul bir açıklama yapması gerekmektedir. (Bkz. diğerleri arasında, Selmouni-Fransa kararı,
no: 25803/94, § 87, AİHM 1999-V; Berktay-Türkiye kararı, no: 22493/93, § 167, 1 Mart
2001; ve Altay-Türkiye kararı, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).
Kötü muamele iddialarının kaynağını tesis edebilmek için iddiaların uygun kanıt unsurlarıyla
desteklenmesi gerekmektedir, AİHM bu yönde «her türlü şüphenin ötesinde», yeterince ciddi,
kesin ve uygun kanıt ilkesinden yararlanmaktadır (Bkz. son olarak, Labita-İtalya no:
26772/95, § 121, AİHM 2000-IV).
AİHM, başvuranın hırsızlık girişimi hakkında sorgulanmak üzere polis karakoluna
götürüldüğü hususunda taraflar arasında bir ihtilafa yer verilmediğini gözlemlemektedir.
Başvuran sekiz saat süreyle polislerin gözetiminde bulunmaktaydı. Ayrıca, -özellikle gözaltı
öncesinde sağlık kontrolünün olmaması ışığında-bahse konu fiillerin gözaltından önce
meydana gelmiş olduğu tespit edilememiştir. Son olarak, AİHM, başvuranın ellerindeki
izlerin adı geçenin dile getirdiği kötü muamele iddialarına uyduğunu not etmektedir.
Sunulan kanıtlarların bütünü ve Hükümetin hiçbir makul açıklamada bulunmuş olması
ışığında AİHM, 26 Mayıs 1998 tarihli tıbbi raporda ifşa edilen darp izlerinin kaynağının
Hükümetin sorumluluğundaki bir uygulamanın olduğu kanısına varmaktadır.
Öte yandan, başvuranın o dönemde reşit olmadığı ve polis karakolunda bulunduğu süre
zarfında avukat bulundurma hakkından yoksun kaldığı, bu durumun kendisinde zayıflık,
acizlik ve Devlet görevlileri karşısında korku yarattığı dikkate alındığında (Bkz. sözü edilen
İlhan kararı, § 63), başvurana uygulanan muamelenin korku, iç sıkıntısı ve aşağılık duygusu
yaratarak fiziki ve ruhsal açıdan direncini kırmak olduğuna itibar etmektedir. Kaldı ki, bir
kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılması, sözü edilen kimseye uygulanan her türlü fiziki
güç, insanlık onurunu zedelemektedir (Bkz. Ribitsch-Avusturya kararı, 4 Aralık 1995, seri: A
no: 336, § 38). Zira AİHM, Hükümetin bu tür bir uygulamayı haklı gösterir hiçbir neden öne
sürmediği tespitini yapmaktadır.
AİHM, başvuranın maruz kaldığı muamelenin insanlık dışı ve aşağılayıcı olduğu ve AİHS’nin
3. maddesinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıştır.
II. AİHS’NİN 13. MADDESİYLE BİRLİKTE 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ
İDDİASI
Başvuran gözaltında maruz kaldığı kötü muamelelerden şikayetçi olmak için etkili başvuru
yolunun bulunmadığını ve AİHS’nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesinin ihlal edildiğini
ileri sürmektedir.
AİHM, bu şikayeti 13. madde çerçevesinde inceleyecektir.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümet bir ihlalin mevcut olduğuna karşı çıkmaktadır. Hükümet, başvuranın kötü muamele
iddialarının Cumhuriyet Savcısı önünde yeterince gerekçelendirilmediğini savunarak, dava
dosyasında yer alan tüm kanıt unsurlarının incelenmesinin ardından Cumhuriyet Savcısı’nın
başvuranın gözaltında kötü muamele sonucu oluşan darp izleri iddialarında her türlü makul
şüphenin ötesinde” ilkesinin oluşmadığı kanısına vardığını ifade etmektedir.
AİHM, bu şikayetin yukarıda incelenen şikayete bağlı olduğunu ve hiçbir kabuledilemezlik
gerekçesinin bulunmadığını kaydetmektedir. Bu durumda yapılan şikayet kabuledilebilir
bulunmalıdır.
B. Esas hakkında
AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin iç hukukta AİHS’nin öngördüğü temel hak ve özgürlükleri
öne sürmeye olanak tanıyan etkili bir başvuru hakkının varlığını güvence altına aldığını
kaydetmektedir. Bu hüküm, iç hukukta sonucu itibariyle AİHS’ye dayalı yapılan
«savunulabilir» nitelikteki bir başvurunun incelenmesini ve Savunmacı Devletler bu hükmün
kendilerine getirdiği yükümlülüklere uyum konusunda belirli bir takdir payından yararlansalar
dahi, buna uygun düzenleme yapılmasını öngörmektedir. AİHS’nin 13. maddesinin getirdiği
yükümlülük başvuranın Sözleşmeye dayandırdığı şikayetin türüne göre işlerlik
kazanmaktadır. Bununla birlikte, bu maddede öngörülen başvuru hukukta olduğu kadar
uygulama da «etkili» olmalı, özellikle kullanımı Savunmacı Devletin yetkililerinin haksız
fillerine ve baskı unsurlarına yol açmamalıdır (Bkz. Aksoy-Türkiye kararı, 18 Aralık 1996,
1996-VI, s. 2286, § 95, Aydın-Türkiye kararı, 25 Eylül 1997, 1997-VI, s.1895-1896, § 103,
ve Kaya-Türkiye kararı, 19 Şubat 1998 s. 329-330, § 106).
İşkence ve kötü muamelenin yasaklanmasının büyük önemi karşısında AİHS’nin 13. maddesi
Savunmacı Devlete sorumluların kimliklerinin tespit edilmesine ve cezalandırılmasına
götürecek derinlemesine ve etkili soruşturmaların yürütülmesi ve şikayetçi tarafın etkili bir
soruşturma sürecine erişiminin sağlanması yükümlülüğünü getirmektedir (sözü edilen Kaya
kararı, § 107).
Mevcut başvuruda, başvuran, polisler hakkında gözaltında kötü muameleden şikayetçi olmuş,
bir tahkikat başlatılmış fakat Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin meni muhakeme kararı ile
son bulmuştur. Sonucu itibariyle alınan kararda, başvuranın vücudunda cebir izleri tespit
edilmiş ancak bunların gözaltında uygulanan kötü muameleden ileri geldiği belirlenememiş
ve sorumluların kimlikleri tespit edilememiştir. Cumhuriyet Savcısı daha derinlemesine
tamamlayıcı soruşturmaların yürütülmesini, hatta hazırlanan sağlık raporu sonuçlarını ve
başvuranın iddialarını teyit eder bir bilirkişi tayin edilmesini gerekli görmemiştir. Savcı
ayrıca, ne başvuranın yakalandığında hazır bulunan bisiklet sahibini, ne sağlık raporunu
hazırlayan doktoru ne de başvuranın avukatını dinlemiş, böylelikle başvuranda tespit edilen
izlerin kaynağının açığa çıkarılması olanağını ortadan kaldırmıştır.
Bu durumda cezai başvuru yolu, hukuki ve idari yargı mercileri karşısında tazminat elde
edebilecek hiçbir dayanak sunmamıştır. Zira başvuranın bu merciler önünde de en azından
gözaltında kötü muamelenin mağduru olduğunu kanıtlaması gerekmekteydi.
AİHS’nin 13. maddesi bu bakımdan ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran 2.000 Euro maddi, 13.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
AİHM, dile getirilen maddi zararın kaynağı belirtilmediğinden bu talebi reddetmekte, bununla
birlikte başvurana manevi tazminat olarak 4.000 Euro verilmesini kararlaştırmaktadır.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran iç hukukta ve AİHM nezdinde yapmış olduğu harcamalar için 5.000 Euro talep
etmektedir.
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre ve hakkaniyete uygun olarak başvurana yargı giderleri için
Avrupa Konseyi tarafından verilen 630 Euro’luk adli yardım miktarı 1.500 Euro’dan
düşülerek kalan kısmın ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1.Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf
olmak üzere Savunmacı Hükümetin başvurana manevi tazminat olarak 4.000 (dört bin) Euro,
masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro’dan Avrupa Konseyi tarafından verilen
adli yardın miktarı olan 630 (altı yüz otuz) Euro düşülerek kalan kısmını ödemesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez
Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin
uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.
maddelerine uygun olarak 21 Şubat 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło