502/03
WyrokETPCz2008-02-12ECLI:CE:ECHR:2008:0212JUD000050203
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak rozprawy ustnej, nieprzekazanie opinii prokuratora oraz opóźnienie w wypłacie odszkodowania za bezprawne pozbawienie wolności naruszyły prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1 Konwencji) oraz prawo do poszanowania mienia (art. 1 Protokołu nr 1)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że w postępowaniu o odszkodowanie za bezprawne pozbawienie wolności, które dotyczyło oceny cierpień moralnych i sytuacji osobistej skarżących, konieczne było przeprowadzenie rozprawy ustnej, aby zapewnić rzetelność procesu. Brak takiej rozprawy oraz nieprzekazanie skarżącym opinii prokuratora naruszyły zasadę kontradyktoryjności i równości broni. Ponadto, znaczne opóźnienie w wypłacie odszkodowania, połączone z brakiem odsetek w warunkach wysokiej inflacji, doprowadziło do utraty realnej wartości zasądzonej kwoty, co stanowiło naruszenie prawa do poszanowania mienia.Stan faktyczny
Skarżące, Münüre Apaydın (ur. 1979) i Fulya Apaydın (ur. 1978), zostały aresztowane i zatrzymane w grudniu 1995 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji. Po uniewinnieniu w listopadzie 2000 roku, złożyły pozew o odszkodowanie za bezprawne pozbawienie wolności. Sąd krajowy przyznał im zadośćuczynienie, ale skarżące odwołały się, twierdząc, że kwoty są niewystarczające, nie uwzględniono odsetek za opóźnienie, nie przekazano im opinii biegłego ani prokuratora, a także nie przeprowadzono rozprawy ustnej.Rozstrzygnięcie
Skarga Fulya Apaydın dotycząca art. 1 Protokołu nr 1 została uznana za niedopuszczalną. Stwierdzono naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku rozprawy ustnej w postępowaniu krajowym. Stwierdzono naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu nieprzekazania opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego. Nie było potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej nieprzekazania raportu biegłego. Stwierdzono naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 w odniesieniu do Münüre Apaydın. Nie było potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej art. 13 Konwencji w związku z art. 1 Protokołu nr 1. Ustalenie naruszeń stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową dla Fulya Apaydın. Zasądzono na rzecz Münüre Apaydın 121 EUR tytułem szkody majątkowej i 225 EUR tytułem szkody niemajątkowej. Odrzucono pozostałe żądania zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
APAYDIN - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 502/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG ꢀubat 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup,
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 502/03 baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀları Münüre Apaydın ve Fulya Apaydın’ın (baꢀvuranlar) Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AĐHM) 19 Ağustos 2002 tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini
güvence altına Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ
olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir
barosu avukatlarından S. Pekdaꢀ tarafından temsil edilmektedir. Eylül 2006 tarihinde AĐHM, baꢀvuruyu kısmen kabuledilemez bulmuꢀ ve baꢀvuranların
AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3. paragraflarına ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine
iliꢀkin ꢀikayetlerini Hükümete iletmeye karar vermiꢀtir.
OLAYLAR
DAVANIN KOꢀULLARI
Kız kardeꢀ olan baꢀvuranlar sırasıyla 1979 ve 1978 doğumlu olup Eskiꢀehir’de ikamet
etmektedir.
Baꢀvuranlar 26 Aralık 1995 tarihinde Manisa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi
polisleri tarafından yakalanarak gözaltına alınmıꢀlardır. Baꢀvuranlar yasadıꢀı örgüt DHKP/C
(Devrimci Halk Kurtuluꢀ Partisi/Cephe) üyesi olmakla suçlanmıꢀtır.
Đlk baꢀvuran 5 Ocak 1996 tarihinde Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) yedek hakimi
karꢀısına çıkarılmıꢀ, hakim adı geçenin tutuklanmasına karar vermiꢀtir.
Aynı gün Đzmir DGM Cumhuriyet Savcısı karꢀısına çıkarılan ikinci baꢀvuran hakkında savcı
serbest bırakma kararı almıꢀtır.
DGM 16 Nisan 1996 tarihinde ilk baꢀvuranı serbest bırakmıꢀtır.
DGM 28 Kasım 2000 tarihinde baꢀvuranların beraatına karar vermiꢀ, bu karar 6 Aralık
2000’de nihai hale gelmiꢀtir.
Baꢀvuranlar 2 Mart 2001 tarihinde 466 sayılı Kanun’a dayalı olarak, 26 Aralık 1995 ve 16
Nisan 1996 tarihleri arasında birinci baꢀvuranın ve 26 Aralık 1995 ve 5 Ocak 1996 tarihleri
arasında ikinci baꢀvuranın özgürlüklerinden yoksun bırakılması nedeniyle maruz kaldıkları
zararın giderilmesi için Eskiꢀehir Ağır Ceza Mahkemesi’nde tazminat davası açmıꢀlardır.
Birinci baꢀvuran 3.000.000.000 TL. [yaklaꢀık 3.530 Euro] maddi ve 30.000.000.000 TL.
[yaklaꢀık 35.294 Euro] manevi tazminat talep etmiꢀtir. Đkinci baꢀvuran 500.000.000 TL.
[yaklaꢀık 588 Euro] maddi ve 5.000.000.000 TL. [yaklaꢀık 5.882 Euro] manevi tazminat
istemiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi 25 Mayıs, 13 Temmuz ve 6 Eylül 2001 tarihlerinde üç duruꢀma
gerçekleꢀtirmiꢀtir. Son duruꢀmada bilirkiꢀi baꢀvuranların maddi kayıplarına iliꢀkin
değerlendirmesini mahkemeye sunmuꢀtur. Bilirkiꢀi raporu baꢀvuranlara bildirilmemiꢀtir. Aynı
duruꢀmada mahkeme, Cumhuriyet Savcısı’ndan baꢀvuranların tazminat talepleri hakkında
görüꢀlerini yazılı olarak bildirmesini istemiꢀtir. Cumhuriyet Savcısı aynı gün görüꢀlerini yazılı
olarak sunmuꢀ, bu görüꢀler baꢀvuranlara bildirilmemiꢀtir.
Ağır Ceza Mahkemesi 6 Eylül 2001 tarihinde Cumhuriyet Savcısının görüꢀüne uyarak birinci
baꢀvurana 800.000.000 TL. [yaklaꢀık 647 Euro], ikinci baꢀvurana 125.000.000 TL. [yaklaꢀık
Euro] manevi tazminat verilmesini kararlaꢀtırmıꢀtır. Mahkeme yapılan diğer taleplerin
dayanağının olmadığına ve öne sürülen gelir kayıplarının kanıtlanmadığına itibar etmiꢀtir.
Mahkeme bilhassa maddi tazminat talebi için bilirkiꢀi raporunun aksine, baꢀvuranların
öğrenci olduğu, tutuklandıkları dönemde çalıꢀmadıkları ve gelir kayıplarının bulunmadığı
saptamasını yapmıꢀtır.
Baꢀvuranlar 24 Eylül 2001 tarihinde temyize gitmiꢀ, kendilerine ödenen tazminatların yetersiz
olduğunu, Ağır Ceza Mahkemesi’nin vermiꢀ olduğu kararında tazminat taleplerinde gecikme
faizinin uygulanmasını dikkate almadığını, bilirkiꢀi raporunun kendilerine iletilmediğini ve
açık duruꢀma yapılmadığını ileri sürmüꢀlerdir. Baꢀvuranlar AĐHS’nin 6. ve Ek 1 no’lu
Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmuꢀ ve aynı zamanda duruꢀma yapılmasını talep
etmiꢀtir.
Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı 30 Kasım 2001 tarihinde iki baꢀvurunun esası hakkında
görüꢀünü sunmuꢀtur. Baꢀsavcı tebliğnamesinde adı geçenlerin itirazında yeterli gerekçelerinin
olmadığı cihetiyle baꢀvurunun reddedilmesi yönünde görüꢀ bildirmiꢀtir.
Yargıtay, Baꢀsavcının tebliğnamesini incelemesinin ardından Ağır Ceza Mahkemesi’nin
kararını 21 Ocak 2002 tarihinde onamıꢀtır. Yargıtay duruꢀma yapmamıꢀtır.
Yargıtay’ın kararı 27 ꢁubat 2002 tarihinde baꢀvuranlara tebliğ edilmiꢀtir.
Hazine 19 Mart 2003 tarihinde baꢀvuranların 16 Ağustos 2002 tarihinde belirtmiꢀ oldukları
talebe istinaden birinci baꢀvurana 800.000.000 TL. [yaklaꢀık 445 Euro], ikinci baꢀvurana
125.000.000 TL. [yaklaꢀık 69 Euro] tutarında ödeme yapmıꢀtır.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar tazminat davasına bakan mahkemede ve Yargıtay’da hakkaniyete uygun bir
yargılamanın yapılmadığını ileri sürmektedir. Baꢀvuranlar duruꢀma yapılmadığını, Ağır Ceza
Mahkemesindeki süreçte bilirkiꢀi raporunun kendilerine iletilmediğini ve Yargıtay
Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin kendilerine tebliğ edilmemesinin «çekiꢀmeli
dava» ve «silahların eꢀitliği» ilkelerine aykırı bulunduğunu öne sürmektedir. Baꢀvuranlar bu
çerçevede AĐHS’nin 6/1. ve 3. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmaktadır. Hükümet 466 sayılı Kanun’un uygulandığı davalarda
prensip olarak duruꢀma yapılmasının öngörülmediğini, fakat ꢀayet ulusal mahkemeler
baꢀvuranın talebinin kamu yararına dair önemli hususlar içerdiğine kanaat getirdikleri
takdirde bir duruꢀmanın yapılabileceğini hatırlatmaktadır. Hükümet 466 sayılı Kanun’un
tazminat taleplerinde duruꢀma yoluyla oluꢀabilecek masraf ve gecikmelere mahal vermekten
kaçınarak ivedi bir çözüme ulaꢀmayı amaçladığını belirtmektedir. Ayrıca, sürece iliꢀkin hiçbir
kuralın talep sahiplerinin dosyaya görüꢀlerini veya bilirkiꢀi raporlarına iliꢀkin uygun
gördükleri unsurları dosyaya koymalarını engellemediğini söylemektedir.
Öte yandan Hükümet kanundıꢀı yakalanan ve tutuklanan kiꢀilerin tazminat taleplerine iliꢀkin
anlaꢀmazlıklarda izlenecek prosedüre dair yapılan değiꢀiklikler hakkında da bilgi vermektedir. Haziran 2005’te yürürlüğe giren 4 Aralık 2004 tarihli Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun
142/7. maddesine göre mahkeme, davacı tarafı, baꢀsavcıyı ve Hazine avukatını dinlemesinin
ardından kararını vermektedir.
A. Kabuledilebilirliğe dair
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvurular kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas hakkında
1. Ulusal yargılama çerçevesinde duruꢀma yapılmaması
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre, duruꢀma yapılmamasını haklı gösteren istisnai haller
olmadığı takdirde ilk ve tek derece mahkemesindeki yargılamalarda AĐHS’nin 6. maddesinin
1. paragrafına uygun olarak «açık duruꢀma hakkı» beraberinde «duruꢀma» isteme hakkını
getirir (Bkz. örneğin Hakansson ve Sturesson-Đsveç kararı, 21 ꢁubat 1990, Fredin-Đsveç
kararı, 23 ꢁubat 1994, Allan Jacobsson-Đsveç kararı, 19 ꢁubat 1998, sözü edilen Göç kararı).
AĐHM baꢀvuranların talebinin Eskiꢀehir Ağır Ceza Mahkemesi ve ardından ikinci derecede
Yargıtay’ın ilgili dairesi tarafından incelendiğini hatırlatır. Baꢀvuranlara yargılamanın hiçbir
aꢀamasında ulusal mahkemeler önünde iddialarını sözlü olarak dile getirme olanağı
tanınmamıꢀtır.
Baꢀvuranlar tarafından dile getirilen tazminat talebine bağlı bir duruꢀma yapılmamasını haklı
çıkaracak istisnai koꢀulların olup olmadığı sorusuna iliꢀkin AĐHM, Eskiꢀehir Ağır Ceza
Mahkemesi’nin baꢀvuranların davalarının 466 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer alan
gerekçelerden birini ortaya koyduğuna kanaat getirdiğinde adı geçenlere verilecek tazminat
tutarının saptanmasında takdir yetkisi olduğunu gözlemlemektedir. Hükümet, Ağır Ceza
Mahkemesi’nin yalnızca baꢀvuranların tutuklu olduğu gün sayılarını temel alan maktu bir
tarifeye dayanarak tazminat miktarını belirlediğini öne sürmemektedir. Aksine, bahse konu
mahkeme baꢀvuranların avukatı tarafından yapılan taleplerin tamamını, baꢀta ilgililerin
ekonomik ve sosyal durumu olmak üzere birçok kiꢀisel faktörü ve tutuklu bulundukları süre
boyunca duygusal bakımdan çektikleri sıkıntıları göz önüne almıꢀtır.
Baꢀvuranların tutuklulukları ve tutukluluk süreleri ile ekonomik ve sosyal durumlarının,
baꢀvuranların dinlenmesine gerek olmadan raportör hakim tarafından derlenen bilgilerden
hareketle saptanabileceği doğru olsa bile baꢀvuranlar tarafından çekildiği iddia edilen
duygusal acıların değerlendirilmesinde baꢀka hususlar devreye girmektedir. AĐHM
baꢀvuranların Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda tutuklamanın yol açtığı manevi zararı sözlü
olarak dile getirme imkânları olması gerektiği görüꢀündedir. Baꢀvuranların yaꢀadıkları
deneyimin kiꢀisel niteliği ve kendilerine verilecek uygun tazminat düzeyinin belirlenmesi
mahkeme karꢀısına çıkarılmalarını gerekli kılmaktadır. Davanın konusunun sadece dava
dosyasına dayalı olarak tatmin edici ꢀekilde çözümlenebilecek teknik nitelikli olduğu
söylenemez. Tam tersine, AĐHM baꢀvuranlara ꢀahsi durumlarını iç hukuktaki mahkemelerde
ve kamu kontrolünde dile getirmelerine izin verilmesinin, adaletin iyi tecelli etmesine ve
Devletin sorumluluğunun en iyi ꢀekilde yerine getirilmesine daha iyi hizmet edeceğini
düꢀünmektedir. AĐHM’ye göre bu unsur, Hükümetçe 466 sayılı Kanun’da yer aldığı öne
sürülen ivedilik ve etkililik unsurlarından daha önemlidir (Bkz. sözü edilen Göç kararı, Özata-
Türkiye kararı, no: 19578/02, 20 Ekim 2005).
Bu nedenlerden dolayı AĐHM duruꢀma yapılmamasını haklı çıkaracak hiçbir istisnai koꢀulun
yer almadığına kanaat getirmektedir. Sonuç olarak AĐHS’nin 6/1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
2. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi hakkında
AĐHM baꢀvuranların sunduğu ꢀikayete benzer bir ꢀikayeti daha önce incelediğini ve
Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın gözlemlerinin niteliğini ve yargılanan kiꢀinin yazılı olarak bunlara
cevap verme olanağının bulunmamasını göz önüne alarak, Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın
görüꢀünün tebliğ edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna
ulaꢀtığını hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında sözü edilen Göç kararı, Sağır-Türkiye kararı, no:
37562/02, 19 Ekim 2006; Ayçoban vd.-Türkiye kararı, no: 42208/02, 43491/02 ve 43495/02, Ekim 2005).
AĐHM, Hükümetin Mahkemenin bu davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici
hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiꢀtir. Bu nedenle AĐHS’nin 6/1. maddesi bu
bakımdan ihlal edilmiꢀtir.
3. Bilirkiꢀi raporunun verilmemesi hakkında
AĐHM, yukarıda yer alan gerekçelerle baꢀvuranların adil yargılanma haklarının ihlal edildiği
sonucuna varıldığı dikkate alındığında, bilirkiꢀi raporunun iletilmediği gerekçesiyle
sözkonusu sürecin hakkaniyete uygun olmadığı iddiasını ayrıca incelenmesini gerekli
görmemektedir.
II. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuranlar tazminatın gecikmeli olarak verilmesi ve yasal faizin uygulanmaması nedeniyle
gelir kaybına uğradıklarından ꢀikayetçi olmakta, Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine atıfta
bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe dair
Hükümete göre 19 Mart 2003 tarihinde tazminatların ödenmesiyle baꢀvuranların AĐHS’nin
ihlali iddiasıyla ileri sürdükleri mağdur sıfatları ortadan kalkmıꢀtır. Ayrıca cebri icra sürecinin
baꢀlatılmaması ile baꢀvuranlar AĐHS’nin 35/1. maddesinde belirtildiği üzere iç hukuk
yollarını tüketmemiꢀlerdir. Hükümet ilgili miktarın ödenmesi için yetkili merciler nezdinde
yapılan müracaattan yalnızca üç gün sonra baꢀvurunun 19 Ağustos 2002 tarihinde
yapıldığının altını çizmektedir.
1. Münüre Apaydın
a. Baꢁvuranın mağdur sıfatı hakkında
AĐHM bir baꢀvuran hakkında alınan bir kararın veya uygulamanın, baꢀvuranın “mağdur”
statüsünü ortadan kaldırmasının, ancak, ulusal makamların Sözleꢀme’nin ihlal edildiğini
açıkça veya esastan kabul etmeleri ve bunu telafi yoluna gitmeleri ile mümkün olduğunu
yineler (Bkz. örneğin Amuur-Fransa kararı 25 Haziran 1996, Dalban-Romanya no: 28114/95;
Bordovski-Rusya kararı no: 49491/99, 8 ꢁubat 2005).
Mevcut baꢀvuruda, sözü edilen meblağ iç hukuktaki mahkemelerin kararlarına uygun olarak
baꢀvurana ödenmiꢀtir. Bununla birlikte, ödeme icra baꢀvurusunun yapılmasından sonra ve
Yargıtay’ın nihai kararının ardından yaklaꢀık bir yıldan fazla bir süre sonunda ödeme
gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Bu ödeme, ayrıca, baꢀvurana uygun bir telafi sunmamaktadır.
Bu koꢀullar çerçevesinde AĐHM, baꢀvuranın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlaliyle
mağdur olduğunu öne sürebileceğini belirtmektedir.
b. Đç hukuk yollarının tüketilmemesi hakkında
AĐHM, yerleꢀik içtihadına göre kesinleꢀmiꢀ yargı kararı sonucu Devlet karꢀısında alacaklı
konumundaki bir kiꢀinin tazminatını alabilmek için icra sürecini baꢀlatması zorunluluğunun
uygun bir yöntem olmadığını hatırlatır (Bkz. Metaxas-Yunanistan kararı, no: 8415/02, 27
Mayıs 2004; son olarak Mehmet Sait Kaya-Türkiye kararı no: 17747/03, 25 Temmuz 2006).
Dolayısıyla bu itiraz kabul edilmemektedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
2. Fulya Apaydın
AĐHM, takip eden gerekçelerle ꢀikayetin bu kısmının kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği
doğrultusunda Hükümetin baꢀvuranın mağdur sıfatının bulunmadığı ve iç hukuk yollarının
tüketilmediği yönündeki itirazlarını incelemeyi gerekli görmemektedir.
AĐHM, 21 Ocak 2002 tarihinde nihai hale gelen Ağır Ceza Mahkemesi’nin 6 Eylül 2001
tarihli kararının Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca bir «mülkü» oluꢀturduğunu ve iç
hukuk mercilerinin nihai hale gelen yargı kararının ardından ödemeyi hemen yapmadığını
anımsatır (Bkz. Angelov-Bulgaristan no: 44076/98, 22 Nisan 2004).
Buna karꢀın, ilgili hesaplama yöntemi (Bkz. mutatis mutandis, Aka-Türkiye kararı 9 Temmuz
1997) ve eldeki ekonomik veriler ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın uğradığı kaybın 18 Euro’ya
ulaꢀtığı saptamasını yapmaktadır. AĐHM’ye göre Yargıtay kararının tarihindeki alacak değeri
ile ödemenin yapılacağı sıradaki değeri arasındaki farkı oluꢀturan bu miktar önemsizdir ve
baꢀvurunun özel koꢀullarında Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ile güvence altına alınan
hakka yönelik bir zarar olarak sayılamamaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Derin-Türkiye
kararı, no: 12225/03, 11 Eylül 2007; Arabacı-Türkiye kararı, no: 65714/01, 7 Mart 2002).
Baꢀvurunun bu kısmı dayanaktan yoksundur ve AĐHS’nin 35/3. ve 4. maddelerinin
uygulanmasına istinaden reddedilmelidir.
B. Esas hakkında
Hükümet baꢀvuranın talebinin ardından yetkililerin mümkün olan en kısa zamanda Münüre
Apaydın’a ödemeyi yaptıklarını savunmaktadır.
AĐHM mevcut durumda Ağır Ceza Mahkemesi’nin 21 Ocak 2002’de nihai hale gelen 6 Eylül tarihli kararının baꢀvuranın lehine, bir alacak yarattığı ve bu durumun Ek 1 no’lu
Protokol’ün 1. maddesine uyarınca bir «mülkü» oluꢀturduğunu tespit etmektedir. (sözü edilen
Angelov kararı). Bununla birlikte, adı geçen kendisine ödenecek tazminatı iç hukuktaki nihai
kararın ardından 13 aydan fazla bir süre sonunda 19 Mart 2003 tarihinde elde edebilmiꢀtir.
Üstelik iç hukuktaki mahkeme gecikme faizine hükmetmemiꢀ olup bu dönemde yıllık
ortalama enflasyon % 25’e ulaꢀmaktaydı. (Bkz. Ertuğrul Kılıç-Türkiye kararı, no: 38667/02, Aralık 2006).
AĐHM ödemedeki gecikmeden dolayı baꢀvuranın alacağının gerçek değerinin ilgili
dönemdeki enflasyon oranı hesaba katıldığında hatırı sayılır biçimde azaldığı görüꢀündedir.
Yargıtay karar tarihindeki alacak değeri ile ödeme sırasındaki değeri arasındaki farktan dolayı
baꢀvuran önemli ölçüde zarara uğramıꢀtır (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen Aka ve Akkuꢀ
kararları). Yalnızca Đdarenin eksikliklerine yüklenilebilecek bu fark AĐHM’yi Münüre
Apaydın’ın hükmedilen ilk meblağa göre orantısız bir yüke katlanmak zorunda kaldığı
düꢀüncesine sevk etmektedir.
Bu nedenle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar Türk hukukunda sözkonusu durumu giderebilecek bir mekanizmanın yokluğu
nedeniyle Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesiyle birlikte AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal
edildiğini ileri sürmektedir.
AĐHM yukarıda varılan sonuçlar dikkate alındığında bu ꢀikayetin ayrı bir baꢀlık altında
incelenmesini gerekli görmemektedir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AĐHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuranlar 20.000 (ilk baꢀvuran) Euro ve 5.000 (ikinci baꢀvuran) Euro maddi ve manevi
tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmakta, baꢀvuranların gözaltı süresinin uzunluğu nedeniyle
AĐHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiği ꢀikayeti ile ilgili baꢀvurularının (Göktaꢀ vd-Türkiye
(dostane çözüm) no: 31787/96, 25 Eylül 2001) dostane çözüm anlaꢀması ile sonuçlandığı ve
sırasıyla 120.000 ve 110.000 Fransız Frangı (yaklaꢀık 18.000 ve 17.000 Euro) elde ettiklerini
hatırlatmaktadır. Hükümet baꢀvuranların taleplerinin gözaltı dönemine iliꢀkin olduğu cihetle
mükerrer olduğunu hatırlatarak, daha önce verilen miktarları göz önünde bulundurularak
reddedilmesi gerektiğini savunmaktadır.
AĐHM, baꢀvuranlara yukarıda sözü edilen miktarın ödendiği Göktaꢀ vd., davasındaki dostane
çözümün, AĐHS’nin 5/3. maddesi uyarınca gözaltı süresi ile ilgili olduğunu oysa mevcut
baꢀvurunun, ulusal mahkemeler nezdinde adil yargılamayı ve 466 sayılı Kanun uyarınca,
baꢀvuranlara karꢀı açılan ceza davasının beraat ile sonuçlanmasından dolayı kanun dıꢀı
tutuklama nedeniyle verilmesine hükmedilen tazminatın gecikmeli olarak ödenmesini
içerdiğini tespit etmektedir. AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerinin yanı sıra Ek 1 no’lu Protokol’ün
1. maddesine iliꢀkin olan bu baꢀvuru kapsamında, baꢀvuranların AĐHS’nin 5/3. maddesi
hakkındaki ꢀikayetleri 19 Eylül 2006 tarihli karar ile kabuledilemez bulunmuꢀtur.
Sonuç itibarıyla, AĐHM bu baꢀvurunun esas olarak Göktaꢀ ve diğerleri baꢀvurusuyla aynı
olmadığını kaydederek daha önce verilen tutarları dikkate almamaktadır.
1. Münüre Apaydın
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadı (sözü edilen Aka ve Akkuꢀ) ve ilgili dönemdeki ekonomik veriler
ıꢀığında AĐHM baꢀvurana maddi tazminat olarak 121 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.
Manevi tazminat ile ilgili ise olayların koꢀulları göz önüne alındığında baꢀvurana 225 Euro
ödenmesine karar vermiꢀtir.
2. Fulya Apaydın
AĐHM tespit edilen ihlal kararı ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı
kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir (sözü edilen Özata kararı). Manevi tazminata
gelince, AĐHM bu davanın ꢀartlarında, ihlallerin tespitinin baꢀlı baꢀına adil tatmin
sağlayacağı kanısındadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuranlar iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları yargılama giderleri için 2.000
Euro talep etmektedir.
Hükümet hiçbir dayanağı olmadığı gerekçesiyle bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre 41. madde uyarınca bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini
kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir (Bkz. Iatridis-Yunanistan
(dostane çözüm) kararı, no: 31107/96).
AĐHM baꢀvuranlar tarafından öne sürülen miktarların gerekli belgelerle kanıtlanmadığını
gözlemlemekte ve bu talebi reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına 3 puanlık bir artıꢀ eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Fulya Apaydın tarafından Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkındaki ꢀikayetin
kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. Đç hukuktaki yargılama sürecinde duruꢀma gerçekleꢀtirilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6/1.
maddesinin ihlal edildiğine;
3. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısının tebliğnamesinin tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin
6/1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Baꢀvuranlara bilirkiꢀi raporlarının iletilmemesi hakkındaki ꢀikayetlerin ayrıca
incelenmesine gerek olmadığına;
5. Münüre Apaydın için Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
6. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesiyle birlikte AĐHS’nin 13. maddesine yönelik ꢀikayetin
ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
7. Đhlallerin tespitinin Fulya Apaydın’ın maruz kaldığı manevi zarar için yeterli bir adil
tatmini oluꢀturduğuna; a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf
tutulmak üzere Savunmacı Hükümetin baꢀvuran Münüre Apaydın’a maddi tazminat için 121
(yüz yirmi bir) Euro ve yargı giderleri için 225 (iki yüz yirmi beꢀ) Euro ödemesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara
Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit
faizin uygulanmasına;
9. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 / 2. ve 3. maddelerine
uygun olarak 12 ꢁubat 2008 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło