50273/99
WyrokETPCz2005-06-16ECLI:CE:ECHR:2005:0616JUD005027399
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie za publikację artykułów prasowych krytykujących władze i rzekomo podżegających do nienawiści stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? 2. Czy sąd bezpieczeństwa państwa z udziałem sędziego wojskowego był niezawisłym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć artykuły zawierały ostrą krytykę i negatywny obraz państwa tureckiego, to nie nawoływały do przemocy, oporu, buntu ani nie stanowiły mowy nienawiści. W związku z tym, nałożone kary grzywny były nieproporcjonalne do zamierzonych celów i nie były „konieczne w społeczeństwie demokratycznym”, co stanowiło naruszenie art. 10 Konwencji. Ponadto, obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, który sądził cywilów za przestępstwa z kodeksu karnego, budziła uzasadnione i obiektywne wątpliwości co do niezawisłości i bezstronności sądu, naruszając tym samym art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący Ahmet Ergin i Halit Keskin, odpowiednio redaktor naczelny i właściciel gazety „Günlük Emek” w Stambule, opublikowali 2 listopada 1997 r. dwa artykuły: „İşçi Eylemleri ve ‘Devlete Sahip Çıkın’ Çağrısı” (krytykujący postawę władz wobec działań robotników) oraz „Hücre İnşaatları Hızlandırıldı” (dotyczący nowych więzień i zastępcy dyrektora więzienia). Prokurator Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Stambule oskarżył Ergin o podżeganie do nienawiści i wrogości (art. 312 § 2 i 3 tureckiego kodeksu karnego) za pierwszy artykuł, a obu skarżących o wskazanie na cel publiczny (art. 6 § 1 ustawy antyterrorystycznej z 1991 r.) za drugi artykuł. Sąd Bezpieczeństwa Państwa skazał ich na kary grzywny, a Sąd Kasacyjny podtrzymał ten wyrok.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa. 4. Uznaje, że nie ma potrzeby badania skargi na podstawie art. 6 ust. 3 lit. b) Konwencji. 5. Zasądza po 2 000 EUR dla każdego skarżącego tytułem szkody niemajątkowej oraz łącznie 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 6. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
ERGİN VE KESKİN / TÜRKİYE (no 1)
(Başvuru No. 50273/99)
KARAR
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
16 Haziran 2005
KARARIN KESİNLEŞTİĞİ TARİH
16/09/2005
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Ergin ve Keskin / Türkiye (no 1) davasında,
Başkan
B.M. Zupancic,
Yargıçlar
J. Hedigan,
L. Caflisch,
R. Türmen,
V. Zagrebelsky,
A. Gyulumyan,
David Thor Björgvinsson
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü V. Berger’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Üçüncü Bölüm) 26 Mayıs 2005 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşları Ahmet Ergin ve Halit Keskin’in (“başvuranlar”) 2 Ağustos 1999 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru (No. 50273/99) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, İstanbul Barosuna bağlı Avukat K.T. Sürek tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise Mahkeme önündeki yargılama için görevli tayin etmemiştir.
3. Üçüncü Bölüm 6 Mart 2001 tarihinde, başvurunun Hükümete bildirilmesine ve bunun yanı sıra 7 Kasım 2002 tarihinde, 29. maddenin 3. fıkrası uyarınca, davanın kabul edilebilirliği ve esasını aynı anda incelemeye karar vermiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar sırasıyla 1973 ve 1952 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedirler. Ahmet Ergin, Günlük Emek gazetesinin yazı işleri müdürü; Halit Keskin ise sahibiydi. Söz konusu gazetenin 2 Kasım 1997 tarihli 359. sayısının 4 ve 12. sayfalarında, Cihan Soylu imzasıyla “İşçi Eylemleri ve ‘Devlete Sahip Çıkın’ Çağrısı”; Ali Güler imzasıyla “Hücre İnşaatları Hızlandırıldı” başlıklı iki makale yayımlanmıştır.
5. “İşçi Eylemleri ve ‘Devlete Sahip Çıkın’ Çağrısı” başlıklı makalede yazar, otoriteler tarafından sergilenen tutumlarının politik bir eleştirisini ve analizini yaparak gündemdeki çeşitli hadiselere değinmiştir:
(...)
6. “Hücre İnşaatları Hızlandırıldı” başlıklı makalede, gazeteci, okuyuculara, bilhassa “tecrit odası” ve “pişmanlar” için öngörülen özel hücrelerin mimari özelliklerine değinerek, ülkenin farklı illerinde inşa edilen yeni cezaevleriyle ilgili bilgi vermiştir. Gazeteci aynı zamanda, cezaevlerinden birisinin müdür yardımcısının mesleki kariyeriyle ilgili olarak çıkan söylentiler konusunda da yorumlar yapmıştır.
7. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı 18 Kasım 1997 tarihli iddianameyle, başvuran Ahmet Ergin’i, “İşçi Eylemleri ve ‘Devlete Sahip Çıkın’ Çağrısı” başlıklı makaleyi yayımlama nedeniyle, Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin 2 ve 3. maddeleri uyarınca, sosyal sınıf farklılığı gözeterek haklı kin ve düşmanlığa tahrik etmekle suçlamıştır. Savcı, her iki başvuranı, aynı iddianameyle, “Hücre İnşaatları Hızlandırıldı” başlıklı makalede, Ordu Cezaevi müdür yardımcısını, terör örgütlerine hedef olarak gösterme nedeniyle 1991 tarihli Terörle Mücadele Kanunu’nun (“1991 tarihli Kanun”) 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca suçlamıştır.
8. Başvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdikleri 30 Haziran 1998 tarihli yazıyla, Sözleşme’nin 6 ve 10. maddelerine dayanarak, haklarındaki suçlamaları reddetmişlerdir. Başvuranlar bilhassa, gerekçe olarak gösterilerek mahkûmiyetleri istenen 1991 tarihli Kanun’un ilgili söz konusu maddesinin, terörle mücadelede görev almış olan kamu görevlilerinin kimliklerini açıklama durumları ile ilgili olduğunu ancak Ordu Cezaevi müdür yardımcısının zaten kamu tarafından tanınıyor olması nedeniyle somut olaydaki durumun bu kapsamda değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar bunun yanı sıra, ihtilaf konusu bilginin bütün basında yer aldığını; ancak yalnızca Günlük Emek gazetesi hakkında soruşturma açıldığını iddia etmişlerdir. Başvuranlar aynı zamanda, ihtilaf konusu iki makale ile ilgili olarak aidiyet belgesini Devlet Güvenlik Mahkemesine sunmuşlardır.
9. Devlet Güvenlik Mahkemesi 30 Haziran 1998 tarihli kararla, başvuran Halit Keskin’i, Günlük Emek gazetesinin aylık getirisinin % 90’ı olan 181.080.000 Türk lirası, başvuran Ahmet Ergin’i ise 95.910.000 Türk lirası para cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme, karar gerekçesinde, herhangi bir alıntı yapmaksızın, “İşçi Eylemleri ve ‘Devlete Sahip Çıkın’ Çağrısı” başlıklı makale bir bütün olarak değerlendirildiğinde, makalenin, Sözleşme’nin 10. maddesiyle öngörüldüğü üzere ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını belirtmiştir.
(...)
Devlet Güvenlik Mahkemesi, “Hücre İnşaatları Hızlandırıldı” başlıklı makaleden, Haydar Karadeniz’in, silahlı terör örgütlerine hedef olarak gösterildiği sonucuna varmıştır.
10. Başvuranlar temyiz başvurusunda bulunmuşlar ve temyiz taleplerine dayanak olarak Sözleşme’nin 6 ve 10. maddelerini ileri sürmüşlerdir.
11. Yargıtay Başsavcısının mütalaası başvuranlara tebliğ edilmemiştir.
12. Yargıtay 25 Mart 1999 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
13. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması Özkaya/Türkiye (No. 42119/98, §§ 12-18, 30 Kasım 2004) ve Gençel/Türkiye (No. 53431/99, §§ 11-12, 23 Ekim 2003) kararlarında yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuranlar, haklarında verilen cezai mahkûmiyet kararı nedeniyle ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar bu bağlamda Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedirler. Söz konusu maddenin ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. (...).
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, (...) için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
Kabul edilebilirlik hakkında
15. Hükümet herhangi bir itirazda bulunmamaktadır. Mahkeme, tarafların iddiaları ışığında, Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetin, başvurunun bu aşamasında çözülemeyecek nitelikte olay ve hukuka ilişkin önemli sorunlar barındırdığı ve esastan inceleme gerektirdiği kanaatindedir. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit etmektedir.
B. Esas hakkında
16. Mahkeme, ihtilaf konusu mahkûmiyet kararlarının, başvuranların, Sözleşme’nin 10. maddesinin 1. fıkrasıyla güvence altına alınan ifade özgürlüğü haklarına müdahale oluşturmasının taraflar arasında ihtilaf konusu olmadığını kaydetmektedir. Üstelik müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğüne ve 10. maddenin 2. fıkrası anlamında toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç güttüğüne itiraz edilmemektedir (bk. Yağmurdereli/Türkiye, No. 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). Mahkeme, bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bu durumda uyuşmazlık, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.
17. Hükümet, ihtilaf konusu makalelerin üstü kapalı bir şekilde kine ve şiddete çağrı niteliği taşıdığı gerekçesiyle başvuranların mahkûmiyetinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ifade etmektedir. İhtilaf konusu makaleler genel itibariyle, hükümetin, meşru olarak silahlı güç kullanarak mücadele ettiği gruplara verilen desteği yansıtmaktadır.
18. Mahkeme daha önce, mevcut davadakine benzer sorunlar ile ilgili birçok davayı incelemiş ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (bk. bilhassa Ceylan/Türkiye, No. 23556/94, § 38, 1999-IV, Öztürk/Türkiye, No. 22479/93, § 74, 1999-VI, İbrahim Aksoy/Türkiye, No. 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, 10 Ekim 2000, Karkın/Tükiye, No.43928/98, § 39, 23 Eylül 2003 ve Kızılyaprak/Türkiye, No. 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).
19. İçtihadı ışığında mevcut davayı inceleyen Mahkeme, Hükümetin, bu davayı farklı bir sonuca ulaştırabilecek herhangi bir olay ya da delil sunmadığı kanaatine varmıştır. Mahkeme, ihtilaf konusu makalelerde kullanılan ifadelere ve bunların yayımlandıkları bağlama özel bir dikkat atfetmiştir. Mahkeme bu suretle, incelemesine sunulan davanın koşullarını ve özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları göz önünde bulundurmuştur (bk. yukarıda anılan İbrahim Aksoy kararı, § 60 ve Incal/Türkiye, 9 Haziran 1998, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-IV, s. 1568, § 58).
20. İhtilaf konusu makaleler, Cumhuriyet’in kuruluş yıldönümü, yeni tip cezaevi inşası ve bir gösteri sırasında sendikalı işçilerin yakalanması gibi güncel olaylar konusunda Hükümete ve diğer devlet kurumlarına yönelik sert bir eleştiri niteliği taşımaktaydı.
21. Mahkeme, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, ihtilaf konusu makalelerin, halkı kin ve düşmanlığa teşvik edici ifadeler içerdiği kanaatine vardığını tespit etmektedir.
22. Mahkeme, yerel mahkemelerin verdikleri kararlarda yer alan ve başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı göstermek için tek başına yeterli olmayan gerekçeleri incelemiştir (bk. mutatis mutandis, Sürek/Türkiye (no 4), No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme bilhassa, ihtilaf konusu makalelerin bazı bölümleri son derece rahatsız edici ifadelerle Türk Devletini olumsuz bir şekilde resmediyor ve düşmanca bir hava veriyorsa da, bu konuşmanın şiddet, direniş yahut isyana teşvik eder bir nitelik taşımadığını ve bir nefret söylemi de olmadığını gözlemlemektedir. Bu da, Mahkeme’nin nazarında, dikkate alınması gereken temel unsurdur (bk. a contrario, Sürek/Türkiye (no 1) [BD], No. 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger/Türkiye [BD], No. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).
23. Mahkeme, verilen cezaların niteliği ve ağırlığının da müdahalenin orantılılığını ölçme konusunda göz önünde bulundurulması gereken unsurlar olduğunu belirtmektedir. Mahkeme bu bağlamda, Ahmet Ergin’in 95.910.000 Türk lirası; Halil Keskin’in ise 181.080.000 Türk lirası para cezasına mahkûm edildiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvuranlar hakkında verilen mahkûmiyet kararı, hedeflenen amaçlarla orantılı olmayıp, “demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Bu nedenle, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuranlar, kendilerini yargılayan ve mahkûm eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin bünyesinde askeri bir hâkim bulunması nedeniyle adil bir yargılanma sağlayabilecek “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olmadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar öte yandan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın mütalaasının kendilerine tebliğ edilmediğinden yakınmakta ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının b) bendinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. İşbu maddeler aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından, (...) hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. (...)
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
(...)
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;
(...)”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
25. Hükümet, işbu şikayetlerin kabul edilebilirliği ile ilgili olarak herhangi bir itirazda bulunmamaktadır. Elinde bulunan bilgi ve belgelerin tamamını göz önünde bulundurarak, Mahkeme, başvuranların şikayetlerinin başka hiçbir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit etmektedir.
B. Esas hakkında
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında
26. Mahkeme daha önce, mevcut davadakine benzer sorunlar ile ilgili birçok davayı incelemiş ve Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (bk. Özel/Türkiye, No. 42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002 ve Özdemir/Türkiye, No. 59659/00 §§ 35-36, 10 Temmuz 2001).
27. Mevcut davayı inceleyen Mahkeme, Hükümet’in bu davayı farklı bir sonuca ulaştıracak herhangi bir olay ya da delil sunmadığı kanaatine varmaktadır. Mahkeme, Ceza Kanunu’nda öngörülen ve cezalandırılan suçlar nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanan başvuranların, aralarında askeri hâkimin de bulunduğu mahkeme heyeti önüne çıkma konusunda endişe duymalarının anlaşılabilir olduğunu değerlendirmektedir. Bu nedenle başvuranlar, Devlet Güvenlik Mahkemesinin, davalarının niteliğiyle herhangi bir ilgisi bulunmayan görüşlerle yönlendirilmesinden haklı bir endişe duyabilirler. Dolayısıyla, başvuranların, söz konusu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığına ilişkin şüphelerinin nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul edilebilir (yukarıda anılan Incal kararı, s. 1573, § 72 in fine).
28. Mahkeme, Devlet Güvenlik Mahkemesinin, başvuranları yargıladığı ve mahkum ettiği sırada Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Başsavcının mütalaasının tebliğ edilmemesi hakkında
29. Mahkeme, daha önce benzer davalarda, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir yargılama süreci temin edebileceği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.
30. Mahkeme, başvuranların, davalarının, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesini isteme haklarının ihlal edildiğine yönelik tespiti göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamındaki diğer şikâyeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (bk. diğer kararlar arasında, Çıraklar/Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Derleme 1998-VII, §§ 44-45).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
31. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
Tazminat
32. Başvuranların her biri, maruz kaldıklarını iddia ettikleri maddi zarar bağlamında 10.000 avro; manevi zarar bağlamında da 10.000 avro talep etmektedirler.
33. Hükümet, bu meblağlar ile ilgili olarak herhangi bir görüş bildirmemektedir.
34. Mahkeme, maddi kayıp iddiaları konusunda, başvuranların, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmesinden doğan zararın miktarının tespit edilmesini sağlayacak herhangi bir delil unsuru sunmamış olmaları nedeniyle, bu talebi reddetmektedir. Buna karşılık, manevi tazminat bağlamında, başvuranların her birine 2.000 avro ödenmesinin uygun olacağı kanaatine varmaktadır.
35. Mahkeme, bir başvuran hakkında mahkûmiyet kararının Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, ilke olarak, en uygun tazminin, başvuranın gerekli zaman içinde, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (bk. yukarıda anılan Gençel kararı, § 27).
B. Masraf ve Giderler
36. Başvuranlar, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde yaptıkları masraf ve giderler için 4.000 avro talep etmektedirler.
37. Hükümet, bu iddialar hakkında herhangi bir görüş bildirmemektedir.
38. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, elinde bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda anılan kriterleri göz önünde bulundurarak, Mahkeme ve ulusal mahkemeler önündeki yargılama nedeniyle yapılan masraf ve giderler bağlamında başvuranlara toplam 2.000 avro ödeme yapılmasının makul olacağına kanaat getirilmektedir.
C. Gecikme Faizi
39. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmaması nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 6. maddesinin 3. fıkrasının b) maddesi bağlamındaki şikâyeti incelemeye gerek olmadığına;
5.
a) Davalı Devlet tarafından, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden yeni Türk lirasına çevrilmek üzere:
i. Manevi tazminat olarak, başvuranların her birine 2.000 (iki bin) avro ödenmesine;
ii. Masraf ve giderler için, başvuranlara müştereken, 2.000 (iki bin) avro ödenmesine;
iii. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 16 Haziran 2005 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Vincent Berger Boštjan M. Zupančič Yazı İşleri Müdürü Başkan
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło