5047/02
WyrokETPCz2008-12-09ECLI:CE:ECHR:2008:1209JUD000504702
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy władze tureckie naruszyły art. 3 Konwencji, nie przeprowadzając skutecznego dochodzenia w sprawie zarzutów złego traktowania przez policję, oraz czy doszło do naruszenia art. 8 Konwencji w związku z przeszukaniem domu skarżącego?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że dowody przedstawione przez strony były niewystarczające do stwierdzenia naruszenia art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym, ponieważ istniały sprzeczne zeznania i raporty medyczne. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie art. 3 w aspekcie proceduralnym, ponieważ pomimo wiarygodnych zarzutów skarżącego dotyczących złego traktowania (opartych na jego zeznaniach, zeznaniach świadków i raporcie medycznym wskazującym na obrzęk twarzy), władze krajowe nie podjęły żadnych kroków w celu zbadania tych zarzutów. Ograniczyły się do postępowania przeciwko skarżącemu, nie przesłuchały funkcjonariuszy policji i nie odniosły się do twierdzeń skarżącego. Skarga z art. 8 została uznana za niedopuszczalną, ponieważ skarżący nie podniósł na poziomie krajowym zarzutu bezprawności samego przeszukania, a jedynie zarzutu pobicia podczas przeszukania, a protokół przeszukania został przez niego podpisany.Stan faktyczny
Skarżący, Yahya Selvi, został aresztowany w nocy 31 maja 2001 r. podczas operacji policyjnej mającej na celu zatrzymanie jego wujka. Twierdził, że został pobity przez policjantów po tym, jak poprosił ich o okazanie legitymacji. Policja natomiast utrzymywała, że skarżący zaatakował funkcjonariusza, stawiając opór aresztowaniu. Raporty medyczne wykazały obrzęk na twarzy skarżącego oraz obrażenia u funkcjonariusza policji. Skarżący został oskarżony i skazany za stawianie oporu policji.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. uznał skargę z art. 3 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną; 2. stwierdził brak naruszenia art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym; 3. stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym; 4. zasądził na rzecz skarżącego 3 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; 5. oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
SELVĐ – TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 5047/02)
KARAR
STRAZBURG Aralık 2008
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
T.C. vatandaꢀı Yahya Selvi (“baꢀvuran”) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 28
Kasım 2001 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin
Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan
5047/02 numaralı baꢀvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Baꢀvuran, Đzmir Barosu avukatlarından S. Çetinkaya tarafından temsil edilmiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1973 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir. Mayıs 2001 gecesi, gece yarısı civarında, Đzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle
Mücadele ꢁubesi’nde görevli polis memurları, yasadıꢀı bir gösteriye katıldıklarından
ꢀüphelenilen bazı kiꢀileri yakalamak üzere bir operasyon düzenlemiꢀtir. Bu amaçla, bir grup
polis memuru, baꢀvuran ve amcası Sabri Selvi’nin yaꢀadığı iki katlı eve gelmiꢀlerdir. Polis
memurları, yukarıda belirtilen yasadıꢀı gösteriye katıldığından ꢀüphelenilen baꢀvuranın
amcası Sabri Selvi’yi aramaktaydılar.
Baꢀvuranın olayları anlatıꢀ ꢀekline göre, binanın birinci katında yaꢀayan baꢀvuran,
amcasının yaꢀadığı ikinci kattan gelen bazı sesler duymuꢀtur. Neler olduğunu görmek için
dairesinin kapısını açmıꢀtır. Sivil kıyafetli bazı kiꢀiler görmüꢀ ve onlara kim olduklarını
sormuꢀtur. Bu kiꢀiler baꢀvuranın kimlik kartını görmek istemiꢀtir. Baꢀvuran onlara kimlik
kartını göstermiꢀ; ancak, baꢀvuran, sivil giyimli polis memurları oldukları ortaya çıkan bu
kiꢀilerin kimlik kartlarını sorduğunda söz konusu kiꢀiler öfkelenmiꢀ ve herkesin onların
kimlik kartlarını sorduğu konusunda ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Daha sonra baꢀvuranı zorla
dairesine götürmüꢀler ve ona dayak atıp küfür etmiꢀlerdir. Baꢀvuranı tutukladıktan sonra bir
yakalama tutanağı düzenleyip baꢀvurana zorla imzalattırmıꢀlardır.
Altı polis memuru, bir tanık, baꢀvuran ve amcası Sabri Selvi tarafından imzalanan 31
Mayıs 2001 tarihli yakalama ve arama tutanağı ꢀöyle belirtmektedir:
“ ... Üzerlerimize polis tanıtma yeleklerimiz giyildikten ve gerekli güvenlik tedbirleri
alındıktan sonra bahse konu evin kapısı usulüne uygun olarak çalındı. Kapıyı açan erkek ꢀahısa ‘polis’
olduğumuz söylendikten sonra evinde arama yapmak istediğimiz uygun bir dille kendisine izah edildi.
ꢁahsın ‘buyurun arayabilirsiniz’ demesiyle ve muvafakat vereceğini söylemesiyle daireye girildi.
Kapıyı açan ꢀahısın yapılan kimlik kontrolünde yakalanması istenilen ... Sabri Selvi olduğu
görülmesi üzerine ꢀahıs tarafımızdan yakalandı. ꢁahısın kontrolünde bahse konu olan ... dairede
usulüne uygun olarak arama yapıldı. Arama sonucunda evde herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadı.
Adı geçen ꢀahısa aramadan dolayı zarar ve ziyanın olup olmadığı sorulduğunda “yoktur” demesi
üzerine ꢀahıs yakalanarak daireden çıkmak üzere iken evde bulunan ... Yahya Selvi isimli ꢀahıs ‘siz bu
evden kimseyi alamazsınız, sizin ananızı avradınızı sinkaf ederim’ diyerek önünde bulunan Komiser
Yardımcısı Ramazan Oral’a saldırarak darp etmeye baꢀlaması üzerine, görevlilerimize küfürler ederek
darp eden Yahya Selvi isimli ꢀahıs zor kullanılmak suretiyle etkisiz hale getirildikten sonra yakalandı
ve yapılacak tahkikata esas olmak üzere diğer sanık ile birlikte Müdürlüğümüze intikal ettirildi ...”
Mayıs 2001 tarihinde saat 02.00 sularında baꢀvuran Atatürk Hastanesi’ne
götürülmüꢀ ve burada bir doktor tarafından muayene edilmiꢀtir. Doktor, raporunda,
baꢀvuranın yüzünde ꢀiꢀlik olduğunu kaydetmiꢀtir. Aynı tarihte, saat 12:30 sıralarında emniyet
müdürlüğünde baꢀvuranın ifadesi alınmıꢀtır. Baꢀvuran, ifadesinde, polisler evinde arama
yaparken onlara saldırdığını itiraf etmiꢀtir. Baꢀvuran, polis memurlarının amcasını yakalamak
için gece vaktinde gelmelerinden dolayı öfkelendiğini açıklamıꢀtır. Ayrıca, tutukluluğu
sırasında herhangi bir ꢀekilde kötü muameleye maruz kalmadığını ve polis ifadesini baskı
altında vermediğini ifade etmiꢀtir. Saat 14:00 civarında baꢀvuran tekrar Atatürk Hastanesi’ne
götürülmüꢀtür. Baꢀvuranı muayene eden doktor önceki rapor ile aynı olan bir rapor
düzenlemiꢀtir. Mayıs 2001 tarihinde, polis memurları, baꢀvuran tarafından saldırıya uğradığı
konusunda ꢀikayetçi olan komiser yardımcısı Ramazan Oral’ın ifadesini almıꢀtır. Ramazan
Oral, aynı zamanda, baꢀvuran hakkında cezai kovuꢀturma baꢀlatılmasını talep etmiꢀtir. Aynı
tarihte saat 02:00’de, Ramazan Oral, Atatürk Hastanesi’nde tıbbi muayeneden geçmiꢀtir.
Oral’ı muayene eden doktor, raporunda, sol çenede ve kulak seviyesinde 25 x 35 x 05 mm
büyüklüğünde bir ꢀiꢀlik ve Oral’ın sol kolunda 10 x 25 mm geniꢀliğinde hiperemik sıyrıklar
olduğunu kaydetmiꢀtir. Doktor, yaralar nedeniyle üç günlük iꢀgöremezlik raporu vermiꢀtir.
Aynı tarihte, baꢀvuranın yasal temsilcisi, Bornova Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’ndan
baꢀvuranın ve amcasının yerlerine ve haklarındaki suçlamalara iliꢀkin bilgi talebinde
bulunmuꢀtur. Cumhuriyet Savcılığı’ndan, ayrıca, ꢀüphelilerle görüꢀmek için izin ve
baꢀvuranın yakalanma sırasında dövüldüğünü iddia eden tanık ifadeleri karꢀısında baꢀvuranın
tıbbi muayene ve tedavi için hastaneye gönderilmesi taleplerinde bulunmuꢀtur. Temsilcinin
baꢀvuran ve amcasıyla görüꢀme talebi Savcılık tarafından 31 Mayıs 2001 tarihinde
reddedilmiꢀtir. Haziran 2001 tarihinde, baꢀvuran Bornova Devlet Hastanesi’nde ek bir muayeneden
geçmiꢀtir. Rapor, baꢀvuranın bedeninde fiziksel ꢀiddet belirtisi olmadığını kaydetmiꢀtir.
Aynı tarihte, baꢀvuran, Bornova Sulh Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarılmıꢀtır.
Baꢀvuranın avukatı hazır bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, Ramazan Oral’a saldırdığı iddiasını
yalanlamıꢀ ve bir gün öncesinde evine gelen polis memurları tarafından hakarete uğradığını
ve dövüldüğünü iddia etmiꢀtir. Suçun niteliğini ve dava dosyasında yer alan delilleri göz
önünde bulunduran mahkeme, fiziksel ꢀiddet kullanarak polis memurlarına engel olduğu
gerekçesiyle baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Haziran 2001 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu’nun 258. maddesi
uyarınca, polise karꢀı koyduğu için baꢀvuran hakkında dava açmıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı,
iddianamesinde, polis memurları baꢀvuranın evinde arama yürütürken baꢀvuranın, daha
sonradan yaraları nedeniyle üç günlük iꢀ görmez raporu alan polis memuru Ramazan Oral’a
saldırdığını belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran, 6 Haziran 2001 tarihinde, tutukluluğuna itiraz etmiꢀ ve Bornova Ağır Ceza
Mahkemesi’nden, kendisine 31 Mayıs 2001 tarihinde kötü muamele uygulayan polis
memurları hakkında cezai kovuꢀturma baꢀlatması talebinde bulunmuꢀtur. Haziran 2001 tarihinde, temyiz organı olarak hareket eden Ağır Ceza Mahkemesi 6.
Dairesi, dava dosyasında yer alan deliller ıꢀığında tutukluluğunun yasaya uygun olduğu
gerekçesiyle baꢀvuranın tutuksuz yargılanma talebini reddetmiꢀtir.
Temmuz 2001 tarihinde, Bornova Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın amcası Sabri
Selvi’nin ifadesini dinlemiꢀtir. Sabri Selvi, yeğeninin polis memurlarına hakaret etmediğini;
ancak, polis memurlarından bir tanesinin onun suratına tokat attığını ifade etmiꢀtir. Mahkeme
baꢀvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiꢀtir. Aralık 2001 tarihinde, Bornova Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın kendisiyle aynı
dairede yaꢀayan eꢀi Garip Selvi ve erkek kardeꢀi Kazım Selvi’nin ifadelerini dinlemiꢀtir.
Garip Selvi, eꢀinin, polis memurlarından polis olduklarını kanıtlamaları için kimlik kartlarını
göstermelerini istediğinde dövüldüğünü ve yakalamaya karꢀı koymadığını ifade etmiꢀtir.
Kazım Selvi de erkek kardeꢀi Yahya’nın polis tarafından dövüldüğünü ve hakarete uğradığını
ve polise saldırmadığını veya yakalamaya karꢀı koymadığını ileri sürmüꢀtür. ꢁubat 2002 tarihinde, baꢀvuranın avukatı, eylemleri baꢀvuranın haksız
tutukluluğuna ve yargılanmasına yol açan polis memurları hakkında cezai kovuꢀturma
baꢀlatılması talebiyle Bornova Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açmıꢀtır. Baꢀvuranın avukatı,
savunma tanıkları Garip Selvi ve Kazım Selvi tarafından verilen ifadelere dayanarak, söz
konusu olay gecesi, baꢀvuranın, kimlik kartlarını görmek istemesi üzerine polis tarafından
hakarete uğradığını ve dövüldüğünü ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın olayların sanığı değil
mağduru olarak değerlendirilmesi gerektiğini öne sürmüꢀtür. Ayrıca, Cumhuriyet Savcısı
veya ilk derece mahkemesi tarafından polis memurlarının ifadelerinin alınmadığını ve terörle
mücadele ꢀubesi polis memurlarınca kolaylıkla temin edilmiꢀ olabilecek Ramazan Oral’a
iliꢀkin sağlık raporu haricinde baꢀvuran aleyhinde bir delilin mevcut olmadığını kaydetmiꢀtir.
Dolayısıyla, söz konusu polis memurlarının, gecenin bir yarısında, yatak odasında, baꢀvuranı
kanunsuz olarak yakalayıp dövdüklerini ve böylece konutuna saygı gösterilmesi hakkını ihlal
ettiklerini iddia etmiꢀtir. Haziran 2003 tarihinde, Bornova Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranı polis
memurlarına engel olmaktan mahkum etmiꢀ ve iki ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Baꢀvuranın
iddialarına herhangi bir yanıt verilmemiꢀtir. Ekim 2005 tarihinde, Yargıtay, 1 Haziran 2005 tarihli yeni Ceza Kanunu’nun daha
avantajlı olan hükümleri ıꢀığında yukarıdaki kararı bozmuꢀtur.
Bu esnada, Đzmir’deki mahkemelerin idari yönden yeniden düzenlenmelerini müteakip
baꢀvuranın davası Đzmir Ceza Mahkemesi’ne geçmiꢀtir. Mayıs 2006 tarihinde, Đzmir Ceza Mahkemesi, baꢀvuranı, bir polis memuruna
hakaret ederek ve saldırarak polise görevini yerine getirirken engel olmaktan mahkum
etmiꢀtir. Baꢀvuranı 240 Yeni Türk Lirası para cezasına çarptırmıꢀtır. Mahkeme, kararında,
Oral, baꢀvuran ve tanıkların verdiği ifadelere ve bununla birlikte yakalama ve arama tutanağı
gibi yazılı delillere dayanmıꢀtır. Eylül 2006 tarihinde, baꢀvuran, ilk derece mahkemesinin söz konusu olaylara
yönelik yeterli bir soruꢀturma yürütmeden kendisini mahkum ettiği ꢀikayetiyle Yargıtay’a
temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur. Đlk derece mahkemesinin, kendisine hakaret eden ve
kendisini döven polis memurları tarafından yürütülen soruꢀturmayı temel aldığını ileri
sürmüꢀtür.
Dava halen Yargıtay’da derdesttir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. ve 13. maddeleri uyarınca polis memurları tarafından kötü
muamele gördüğü ancak polis memurlarının cezalandırılmadığı konusunda ꢀikayetçi
olmuꢀtur.
AĐHM, bu ꢀikayetlerin, münferiden AĐHS’nin 3. maddesi açısından incelenmesi
gerektiğini değerlendirmiꢀtir. Söz konusu madde ꢀöyledir:
“Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi tutulamaz.”
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranın, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca mevcut bulunan iç hukuk
yollarını tüketmediğini ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda, baꢀvuranın Cumhuriyet Savcılığı’na
baꢀvuruda bulunarak kötü muamele ꢀikayetlerini sunmadığını belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran, hakkındaki cezai kovuꢀturma sırasında kötü muamele ꢀikayetini yerel
makamlar nezdinde dile getirdiğini, ancak, iddialarına yönelik soruꢀturma yürütmek için
hiçbir adımın atılmadığını belirtmiꢀtir.
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen iç hukuk yollarını tüketme kuralının, ilk
olarak, baꢀvuranların yerel hukuk sisteminde normal olarak var olan ve iddia edilen ihlallerin
telafisini mümkün kılacak ꢀekilde yeterli olan hukuk yollarına baꢀvurmalarını gerekli kıldığını
yinelemiꢀtir. Hukuk yollarının varlığı, teoride ve pratikte yeterli derecede açık olmalıdır. Aksi
durumda, eriꢀilebilir ve etkili olmazlar. Bununla birlikte, 35/1 madde, yetersiz ve etkisiz olan
hukuk yollarına baꢀvurulmasını gerekli kılmaz (bkz., Aksoy – Türkiye, 18 Aralık 1996).
AĐHM, Hükümet’in iddiasının aksine, avukatının, baꢀvuranın tutuklama sırasında
dövüldüğünü iddia eden tanık ifadelerine dayanarak Cumhuriyet Savcılığı’ndan baꢀvuranın
tıbbi muayene ve tedavi için hastaneye gönderilmesini talep ettiğinde baꢀvuranın ulusal
makamlara ꢀikayetinin esasını sunmuꢀ olarak değerlendirilebileceğini kaydetmiꢀtir. Ayrıca,
baꢀvuran, Bornova Sulh Ceza Mahkemesi’nin huzuruna çıkarıldığında, önceki gün evine
gelen polis memurları tarafından hakarete uğradığını ve dövüldüğünü iddia etmiꢀtir. Benzer
olarak, 6 Haziran 2001 tarihinde, baꢀvuran, Bornova Ağır Ceza Mahkemesi’nden kendisine Mayıs 2001 tarihinde kötü muamele uygulayan polis memurları hakkında cezai
kovuꢀturma baꢀlatması talebinde bulunmuꢀtur. Ancak, yukarıda belirtilen makamlar
baꢀvuranın ꢀikayetlerini dikkate almakla beraber, tutuklama sırasında polisin ꢀiddetine maruz
kaldığı iddiasını incelemek için hiçbir adım atmamıꢀlardır.
AĐHM’nin görüꢀüne göre, bu iddialar, bilhassa baꢀvuranın yüzünde ꢀiꢀlik olduğuna
dair tıbbi bir delilin mevcudiyeti karꢀısında, makamları harekete geçirmek için yeterli
olmalıydı. AĐHM, bu koꢀulları dikkate alarak, baꢀvuranın iddialarına yönelik bir soruꢀturma
yürütülmesini sağlamak amacıyla ꢀikayetini makamların dikkatine sunmak için kendisinden
beklenebilecek her ꢀeyi yapmıꢀ olarak değerlendirilebileceği görüꢀündedir. Yukarıda
belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, Hükümet’in AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca olan ꢀikayetin
kabuledilebilirliğine iliꢀkin itirazını reddetmiꢀtir. AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı
çerçevesinde ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, ꢀikayetin
baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taꢀımadığını tespit etmiꢀtir.
B. Esas
Baꢀvuran, kimlik kartlarını görmek istemesi nedeniyle polis memurları tarafından
dövüldüğünü ve kötü muamele iddialarına yönelik olarak anlamlı bir soruꢀturma
yürütülmediğini iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, polis memuru Ramazan Oral’ın aldığı yaraların ise,
kendisinin yakalamaya karꢀı koymak için sergilediği haklı ve hukuka uygun giriꢀimler
sırasında gerçekleꢀmiꢀ olabileceğini ifade etmiꢀtir.
Hükümet, polis memurlarının, baꢀvuranın ꢀiddet içeren davranıꢀları sonucu kanuna
uygun bir tutuklama gerçekleꢀtirebilmek için kuvvete baꢀvurmak zorunda kaldıklarını
belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın yüzündeki çiziklerin, baꢀvuranın, amcası Sabri Selvi’yi tutuklamak
üzere orada bulunan polis memurlarına karꢀı yaptığı saldırı sırasında meydana gelmiꢀ
olabileceğini iddia etmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın kötü muamele iddialarına yönelik bir
soruꢀturma yürütülmediğini, zira baꢀvuranın Cumhuriyet Savcılığı’na resmi suç duyurusunda
bulunmadığını ve her halükarda iddialarına yönelik soruꢀturma baꢀlatmak için temel
oluꢀturacak bir delilin mevcut olmadığını ileri sürmüꢀtür.
1. Baꢀvurana uygulandığı iddia edilen kötü muamele
AĐHM, baꢀlangıç olarak, görevinin ikincil niteliklerine karꢀı duyarlı olduğunu ve belli
bir davanın koꢀullarında kaçınılmaz olmadığı durumlarda olayın birinci derece mercii rolünü
üstlenmede dikkatli olması gerektiğini kaydetmiꢀtir (bkz., diğer kararların yanı sıra, McKerr –
Đngiltere, 28883/95, 4 Nisan 2000). Ancak, 3. madde uyarınca iddialarda bulunulduğu
durumlarda, AĐHM bilhassa titiz bir inceleme yürütmelidir (bkz., Ülkü Ekinci – Türkiye, no.
27602/95, 16 Temmuz 2002) ve bunu taraflarca sunulan tüm delillere dayanarak yapacaktır.
AĐHM, delilleri değerlendirmek maksadıyla ‘her türlü makul ꢀüpheden uzak’ delil
ölçütüne baꢀvurmaktadır (bkz., Orhan – Türkiye, no. 25656/94, 18 Haziran 2002; yukarıda
anılan Avꢀar). Böyle bir delil, yeterli derecede kuvvetli, belirli ve tutarlı bir göstergeler
demetinden yahut çürütülemeyen karineler demetinden de doğabilmektedir (bkz., yukarıda
anılan Ülkü Ekinci).
Yukarıda belirtilen ilkeler ıꢀığında, AĐHM, polis memurları ve baꢀvuran arasında bir
kavganın yaꢀandığı ve polis memurlarının baꢀvuranı tutuklamak için kuvvete baꢀvurmak
zorunda kaldıkları hususunda tarafların ihtilaflı olmadığını kaydetmiꢀtir. 31 Mayıs 2001
tarihli tıbbi raporlardan baꢀvuranın yüzünde ꢀiꢀlik olduğunun anlaꢀılmasına rağmen 1 Haziran tarihli tıbbi raporda herhangi bir yaralanma kaydedilmemiꢀtir. Ayrıca, polis memuru
Oral’ın daha ciddi yaralar aldığı gözükmektedir: sol çenede ve kulak seviyesinde 25 x 35 x 05
mm büyüklüğünde bir ꢀiꢀlik ve sol kolunda 10 x 25 mm geniꢀliğinde hiperemik sıyrıklar.
Doktor, bu yaraların, Oral’ı üç gün süreyle iꢀ görmez hale getirdiği kararına varmıꢀtır.
Taraflar, baꢀvuran ve Oral’ın yukarıda belirtilen yaraları almasıyla sonuçlanan
olaylara iliꢀkin çeliꢀkili beyanlar sunmuꢀlardır. Baꢀvurana göre, polis memurları onu kimlik
kartlarını görmek isteyince dövmüꢀlerdir. Baꢀvuran, polis memuru Ramazan Oral’ın aldığı
yaraların ise, kendisinin yakalamaya karꢀı koymak için sergilediği “haklı ve hukuka uygun”
giriꢀimler sırasında gerçekleꢀtiğini ifade etmiꢀtir. Hükümet, kendi adına, polis memurlarının,
Oral’ın aldığı yaraların da ortaya koyduğu gibi, baꢀvuranın ꢀiddet içeren davranıꢀları sonucu
kanuna uygun bir yakalama gerçekleꢀtirebilmek için kuvvete baꢀvurmak zorunda kaldıklarını
belirtmiꢀtir.
AĐHM, 31 Mayıs 2001 tarihli yakalama ve arama tutanağına göre, baꢀvuran, polis
memurlarına, amcasını yakalamalarına engel olmak için saldırdığını ve hakaret ettiğini
kaydetmiꢀtir. Dolayısıyla, polis memurları, baꢀvuranı etkisiz hale getirmek amacıyla kuvvete
baꢀvurmak zorunda kalmıꢀlar ve onu yakaladıktan sonra emniyete götürmüꢀlerdir. Bu rapor
bir tanık ve altı polis memuru ile beraber baꢀvuran ve amcası tarafından imzalanmıꢀ olmasına
rağmen, baꢀvuran raporun içeriğini yalanlamıꢀ ve imzalamak zorunda bırakıldığını ileri
sürmüꢀtür. Ayrıca, baꢀvuran, emniyet müdürlüğünde sorgulandığında, amcasının
tutuklanmasından dolayı öfkeli olduğu için polise saldırdığını itiraf etmiꢀtir. Ancak,
hakkındaki cezai yargılama zarfında, baꢀvuran, polis tarafında öne sürülen iddiaları yine
yalanlamıꢀ ve dövüldüğünü ve hakarete uğradığını ileri sürmüꢀtür. Ayrıca, baꢀvuranın eꢀi ve
erkek kardeꢀi baꢀvuranın iddialarını destekleyen yönde ifadeler vermiꢀlerdir. Buna karꢀın, söz
konusu yargılama, tutuklamaya karꢀı koyma ve polis memurlarına görevlerini yerine
getirmelerinde engel olma suçundan baꢀvuranın mahkumiyetiyle sonuçlanmıꢀtır.
AĐHM, tarafların söz konusu olaylara iliꢀkin çeliꢀkili ifadeleri ıꢀığında ve bilhassa
baꢀvuran ile Oral hakkında düzenlenen sağlık raporlarında kaydedilen yaraların niteliği ve
derecesini dikkate alarak, dava dosyasındaki delillerin, gerekli delil ölçütüne göre, baꢀvuran
tarafından görüldüğü iddia edilen muamele sonucu AĐHS’nin 3. maddesinin esas yönünden
ihlal edildiği kararına varmasını sağlamak için yeterli olmadığını değerlendirmiꢀtir.
2. Soruꢀturmanın etkisiz olduğu iddiası
AĐHM, elindeki delillere dayanarak, baꢀvuranın, tarif ettiği koꢀullar içinde polis
memurları tarafından kötü muamele gördüğünün her türlü makul ꢀüpheden uzak olarak
ispatlanmadığı kararını vermiꢀtir.
Ancak, AĐHM, aynı zamanda, baꢀvuranın bedeninde görülen ꢀiꢀlik için mantıklı bir
açıklamanın olup olmadığını veya gördüğünü iddia ettiği muamelenin niteliğinin yetkililerin
onun ꢀikayetlerini soruꢀturmamasından kaynakladığı ꢀeklindeki iddiasının esası olup
olmadığını belirlemekteki güçlüğü göz önünde bulundurmaktadır.
Bu bağlamda, AĐHM, bir kiꢀinin 3. maddeye aykırı olarak polis veya benzer Devlet
görevlileri tarafından ciddi bir kötü muameleye tâbi tutulduğu yönünde savunulabilir bir iddia
ortaya attığı durumlarda, söz konusu hükmün, AĐHS’nin 1. maddesinde yer alan devletin
“kendi yetki alanı içinde bulunan herkese AĐHS’de yer alan hak ve özgürlükleri tanıması”
genel yükümlülüğüyle birlikte okunduğunda, etkili bir resmi soruꢀturma yapılması
gerekliliğini içerdiğini hatırlatır. Soruꢀturma, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasını
sağlar nitelikte olmalıdır. Aksi durumda, temel önemine rağmen, iꢀkence ve insanlık dıꢀı ve
onur kırıcı muamele ve cezaya iliꢀkin genel kanuni yasak, uygulamada etkisiz olur ve bazı
durumlarda Devlet görevlilerinin fiili masuniyet yoluyla kontrolü altındaki kiꢀilerin haklarını
istismar etmeleri mümkün olurdu (bkz., Assenov ve Diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998
tarihli karar).
AĐHM, söz konusu olayların akabinde, baꢀvuranın, yargı makamları önünde sürekli
olarak polis memurları tarafından dövüldüğünü ve hakarete uğradığını iddia ettiğini ve
makamlardan kendisine kötü muamele uygulayan polis memurları hakkında cezai kovuꢀturma
baꢀlatmalarını istediğini kaydetmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, kendisini döven polis memurlarından
hiçbirinin ifadesinin Cumhuriyet Savcısı veya ilk derece mahkemesi tarafından dinlenmediği
konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Yerel mahkemeler baꢀvuran hakkındaki cezai yargılama
zarfında bu ꢀikayetleri dikkate almıꢀ olmakla beraber tutuklanması sırasında polisin ꢀiddetine
maruz kaldığı iddiasını araꢀtırmak için hiçbir adım atmamıꢀlardır.
AĐHM, baꢀvuranın kötü muamele iliꢀkin ꢀikayeti hakkındaki ısrarı, yüzünde ꢀiꢀlik
olduğunu gösteren tıbbi deliller ve eꢀi ile diğer tanıklar tarafından verilen ifadelerin,
yetkilileri, soruꢀturmanın kapsamını geniꢀletme ihtiyacına iliꢀkin olarak harekete geçirmek
için yeterli olması gerektiği görüꢀündedir. Ancak, ne baꢀvurandan daha detaylı bilgi edinmek
ne de baꢀvuranın tutuklanmasında yer alan polis memurlarını iddialar hakkında sorgulamak
için bir adım atılmıꢀtır. Ulusal makamlar, bunun yerine, davayı, baꢀvuran tarafından iꢀlendiği
iddia edilen suçla sınırlamıꢀlar ve ek bir inceleme yürütmeksizin baꢀvuranın iddialarını
reddetmiꢀlerdir. Ulusal makamlar, ayrıca, baꢀvuranın tanıkları tarafından sunulan deliller
üzerinde durmamıꢀ ve baꢀvuranın iddialarını cevaplamamıꢀlardır.
AĐHM, söz konusu koꢀullarda, baꢀvuranın, tutuklanması sırasında polisin ꢀiddetine
maruz kaldığı ꢀeklindeki savunulabilir iddianın temelini sunduğunu değerlendirmiꢀtir. Ayrıca,
baꢀvuranın temyiz aꢀamasına kadar iddialarında ısrar ettiği de belirtilmelidir. Baꢀvuranın
iddialarına karꢀılık makamlar tarafından sergilenen atalet ise AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca
üzerlerine düꢀen usuli yükümlülük ile ters düꢀmektedir. Sonuç olarak, AĐHM, Savunmacı
Devlet makamlarının baꢀvuranın kötü muamele ꢀikayetine iliꢀkin bir soruꢀturma yürütmemesi
nedeniyle söz konusu hükmün usul yönünden ihlal edildiği kararını vermiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, evinde yürütülen aramanın kanunsuz ve AĐHS’nin 8. maddesine aykırı
olduğu konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Söz konusu maddenin ilgili kısmı ꢀöyledir:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ... saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ... dirlik ve düzenin
korunması, suç iꢀlenmesinin önlenmesi, ... için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde
ve yasayla öngörülmüꢀ olmak koꢀuluyla söz konusu olabilir.”
Hükümet, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca baꢀvurunun bu kısmının hukuk yollarının
tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet, baꢀvuranın, ne
yargılama zarfında ꢀikayetini ortaya koyduğunu ne de Cumhuriyet Savcısı’na resmi bir suç
duyurusunda bulunduğunu öne sürmüꢀtür.
Baꢀvuran, yatak odasına kadar polis memurları tarafından kovalandığı ve dövüldüğü
hususunda Bornova Ağır Ceza Mahkemesi’ne ꢀikayette bulunduğunu ileri sürmüꢀtür. Ancak,
bu ꢀikayet herhangi bir sonuç vermemiꢀtir.
AĐHM, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca, bir davaya ancak uluslararası hukukun genel
olarak tanınmıꢀ kurallarına göre tüm hukuk yolları tüketildikten sonra bakabileceğini
yinelemiꢀtir. Baꢀvuranın davasının muhtelif yetkili mahkemelerde görülmüꢀ olması tek baꢀına
bu ꢀartı karꢀılamaz. Ayrıca, AĐHM önünde sunulan ꢀikayetin, en azından esas yönünden, söz
konusu yargılama zarfında ortaya konmuꢀ olması gerekmektedir (bkz., diğer kararların yanı
sıra, Çakar – Türkiye, no. 42741/98, 23 Ekim 2003).
Somut davada, AĐHM, baꢀvuranın, hiçbir zaman, özel ve aile hayatına saygı
gösterilmesi hakkına aykırı olarak evinde kanunsuzca arama yürütüldüğüne iliꢀkin bir iddiada
bulunmadığını gözlemlemiꢀtir. Bir tanık ve polis memurları ile birlikte baꢀvuran ve amcası
tarafından imzalanan arama tutanağının açıkça baꢀvuranın amcasının arama için izin verdiğini
ve baꢀvuranın da ilgili raporu imzalayarak bunu kabul ettiğini ortaya koyduğunu kaydetmiꢀtir.
Baꢀvuran konutuna saygı gösterilmesi hakkına aykırı olarak dairesinde dövüldüğü konusunda
ꢀikayetçi olmakla birlikte, yargı makamlarına, aramanın yürütülmesi hakkında ꢀikayette
bulunmamıꢀ veya kendisi ve amcasının raporu imzalamaya zorlandıklarını iddia etmemiꢀtir.
Dolayısıyla, AĐHM, baꢀvuranın bu baꢀlık atındaki ꢀikayetlerinin esasını yerel makamlara
sunmadığını değerlendirmiꢀtir (bkz., bilhassa, Rüzgar – Türkiye, no. 59246/00, 9 Kasım
2004).
Bu koꢀullarda, AĐHM, Hükümet’in, baꢀvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğine
iliꢀkin itirazını kabul etmiꢀ ve baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4.
paragrafları gereğince reddedilmesi gerektiği kararını vermiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran, iki ay süreyle tutuklu yargılanması ve söz konusu olayların
gerçekleꢀmesinden itibaren yaꢀadığı travma nedeniyle 12.000 Euro manevi tazminat ve 4.000
Euro maddi tazminat talebinde bulunmuꢀtur.
Hükümet, talep edilen miktarların aꢀırı ve haksız olduğunu ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı
görmemiꢀ ve bu nedenle bu talebi reddetmiꢀtir. Ancak, AĐHS’nin 3. maddesinin usul
yönünden ihlal edildiği tespitini göz önünde bulundurarak ve hakkaniyet temelinde karar
vererek baꢀvurana 3.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran, ayrıca, AĐHM’de yapılan yargılama masraf ve giderlerine karꢀılık 4.000
Euro talep etmiꢀtir.
Hükümet, destekleyici herhangi bir belge bulunmaması nedeniyle talebin reddedilmesi
gerektiğini öne sürmüꢀtür.
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, baꢀvuran, ancak mahkeme
masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı
durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada, AĐHM,
baꢀvuranın, taleplerini destekler herhangi bir belge sunmadığını kaydetmiꢀtir. AĐHM,
dolayısıyla, baꢀvurana bu baꢀlık altında tazminat ödenmemesine karar vermiꢀtir (bkz., Balçık
ve Diğerleri – Türkiye, no. 25/02, 29 Kasım 2007).
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca olan ꢀikayetin kabuledilebilir; baꢀvurunun kalanının
kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edilmediğine;
3. AĐHS’nin 3. maddesinin usul yönünden ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Savunmacı Hükümet’in ulusal para
birimine çevrilmek üzere ve tabi olabilecek her türlü vergi ile birlikte Savunmacı
Hükümet tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak 3.000 Euro (üç bin Euro)
ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa
Merkez Bankası’nın o dönem marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranının üç
puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve
3. paragrafları gereğince 9 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
Sally Dollé
Zabıt Katibi
Françoise Tulkens
Baꢀkan
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło