50690/99

WyrokETPCz2007-11-20ECLI:CE:ECHR:2007:1120JUD005069099

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego środka odwoławczego przeciwko decyzji o przeniesieniu służbowym, wydanej w regionie objętym stanem wyjątkowym, narusza prawo do skutecznego środka odwoławczego z art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji, ponieważ skarżący nie miał dostępu do skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym, który pozwoliłby mu zakwestionować decyzję o przeniesieniu wydaną przez gubernatora regionu objętego stanem wyjątkowym. Trybunał odwołał się do swojego ugruntowanego orzecznictwa, zgodnie z którym państwo ma pozytywny obowiązek zapewnienia skutecznych środków prawnych. W tym przypadku, brak możliwości zaskarżenia decyzji administracyjnej, która mogła mieć wpływ na prawa konwencyjne, stanowił naruszenie tego obowiązku.
Stan faktyczny
Skarżący, Ahmet Kızılkaya, turecki obywatel pochodzenia kurdyjskiego, był nauczycielem w Diyarbakır i członkiem związku zawodowego Eğitim-Sen. W 1998 roku, z powodu udziału w działaniach związkowych, otrzymał kary dyscyplinarne. 31 grudnia 1998 roku został przeniesiony do Konya decyzją Gubernatora Regionu Stanu Wyjątkowego, co skarżący uznał za karę za swoją działalność związkową.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargi w zakresie art. 8, 11 i 14 Konwencji za niedopuszczalne, a pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   KIZILKAYA -TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:50690/99)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Kasım 2007   İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   __________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari   olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (50690/99) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)   Ahmet Kızılkaya’nın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 18 Haziran 1999   tarihinde Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları   Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Kılavuz tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Kürt kökenli Türk vatandaşı olan başvuran, 1959 yılı doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet   etmektedir.   Başvuran, 1991 yılında, Diyarbakır’da öğretmenlik yaptığı sırada eğitim alanında çalışan   memurlar tarafından kurulan Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası’na (Eğitim-Sen)   üye olur.   Sözkonusu sendika tarafından düzenlenen eylemlere katılması sebebiyle, başvuran, 1998   yılında dört kez aylıktan kesme şeklinde birçok disiplin cezasına çarptırılmıştır.   Olağanüstü Hal Valisi’nin talebi üzerine, “285 sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliği İhdası   Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesinin (g) fıkrası uyarınca, 31 Aralık   tarihinde başvurana tebliğ edilen 25 Eylül 1998 tarihli bir karar ile başvuran Konya’ya   atanmıştır.   HUKUK   I. AİHS’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, dava konusu atama kararının kendisinin sendikal eylemlere katılması nedeniyle   verildiğini ve bu kararın AİHS’nin 11. maddesi ile öngörülen dernek kurma özgürlüğü   hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.   Hükümet, kabuledilemezliğe dair itirazını üç başlık altında sunmaktadır.   A. İç hukuk yollarının tüketilmemesi   Hükümet, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca, başvuranın hakkında   verilen atama kararının iptalini veya değiştirilmesini talep etmek için yetkili makama   başvuruda bulunabileceğini belirtmektedir. Hükümet’e göre başvuran ayrıca kararın iptali için   de İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunabilirdi.   Başvuran, bu iddialara itiraz etmektedir.   AİHM, bu itirazın AİHS’nin 11. maddesi ile birlikte 13. maddesi ile ilgili olduğunu tespit   etmektedir. Bu durumda, AİHM, şikayeti esasıyla birleştirmeye karar vermektedir (Metin   Turan kararı ve Bulğa vd. – Türkiye kararı, başvuru no: 43974/98, 20 Eylül 2005).   B. Altı ay kuralına riayet edilmemesi   AİHM’nin mevcut davada iç hukuk yollarının etkili olmadığına karar vermesi durumunda ise   Hükümet, atama kararının 25 Eylül 1998 tarihinde verildiğini ve başvuranın, 29 Temmuz   tarihinde yani AİHS tarafından öngörülen altı aylık süreden sonra başvuruda   bulunduğunu belirtmekte ve bu durumda da başvurunun geçersiz olduğunu savunmaktadır.   Mahkeme, ilk olarak İç Tüzüğünün 47-5. maddesi uyarınca mevcut davanın başvuru tarihinin   Haziran 1999 tarihi olduğunu gözlemlemektedir. Altı ay süresinin başlama tarihine ilişkin   olarak ise AİHM, başvuranın nihai karardan etkili ve yeterli bir şekilde haberdar olduğu   andan itibaren altı ay süresinin işlemeye başladığına dair yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır   (Bkz. örneğin, Baghli-Fransa, başvuru no: 34374/97). Hükümetin başvuranın söz konusu   karardan başka bir tarihte haberdar olduğunu belirtmemesi üzerine AİHM, resmi tebliğ tarihi   olan 31 Aralık 1998 tarihinin dikkate alınması gerektiği kanaatindedir. Başvurunun AİHS’nin   35/1. maddesinde öngörülen sürede yapıldığını göz önüne alarak AİHM, Hükümet’in bu   konudaki itirazını reddetmektedir.   C. Açıkça dayanaktan yoksunluk   Hükümet, başvuranın sendika üyesi olmasının atamasına hiçbir şekilde etkisi olmadığını   belirterek başvuranın iddiasına karşı çıkmıştır. Hükümet, ne AİHS’nin 11. maddesinin ne de   sendika üyeliğinin, bir memurun başka görevlere veya yerlere atanma olasılığına karşı   sözkonusu memura görevden alınmama veya yerini değiştirmeme garantisi tanıdığını   hatırlatmaktadır.   AİHM, Akat-Türkiye, başvuru no: 45050/98, 20 Eylül 2005, Bulğa ve diğerleri, Ertaş Aydın   ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 43672/98, 20 Eylül 2005 ve son olarak 15 Şubat 2007 tarihli   Soysal ve diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları: 54461/00, 54579/00 ve 55922/00,   davalarından benzer olaylar hakkında bilgisi olduğunu hatırlatmaktadır.   Mevcut davada, AİHM, takdirine sunulan unsurları dikkate alarak, başvuranın, yetkili   makamların kendisini sendikal faaliyetleri nedeniyle atadığını yeterince ve ikna edici bir   şekilde desteklemediğini tespit etmektedir ( sözü edilen Metin Turan).   Dava konusu olayların ve tarafların argümanlarının tamamını inceleyen AİHM, ulusal   makamların başvuran hakkında verdikleri atama kararının, başvuranın sendikal faaliyetlerini   yürütme hakkının esasına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun kanıtlanmadığı   kanısındadır.   Bu durumda AİHM, başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35/3. maddesi uyarınca açıkça   dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir (Soysal ve diğerleri).   II. AİHS’NİN 8. MADDESİNİN MÜSTAKİLEN VEYA 14. MADDESİ İLE BİRLİKTE   İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, atamasının özel yaşamına ve aile yaşamına zarar verdiğini ileri sürmektedir.   Başvurana göre, yıllardır yaşadıkları yerden taşınmak zorunda kalmalarının kendisi ve ailesi   üzerinde yarattığı sarsıntılar göz ardı edilmiştir. Başvuran bu bağlamda AİHS’nin 8.   maddesine atıfta bulunmaktadır.   Başvuran, Kürt kökenli ve sendika üyesi olmasından dolayı atandığını iddia etmektedir. Bu   bağlamda AİHS’nin 14. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır ve başvuran tarafından belirtilen hakların ihlal   edilmediğini ifade etmektedir.   Başvuranın AİHS’nin 8. ve 14. maddeleri kapsamında yaptığı şikayetleri açık bir şekilde   desteklemediğini tespit eden AİHM, sözkonusu şikayetlerin AİHS’nin 35/3. maddesi   bakımından açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanısındadır.   III. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran, Olağanüstü Hal Bölge Valisi tarafından verilen atama kararının meşruluğuna itiraz   etmek için etkili bir başvuru yolunun bulunmadığından şikayet ederek AİHS’nin 6. ve 13.   maddelerinin ihlal edildiğini ifade etmektedir. AİHM, başvuranın düzenlediği şekliyle   şikayetin AİHS’nin13. maddesi kapsamında incelenmesi kanısındadır.   A. Kabuledilebilirliğe İlişkin   Hükümet, memurların statüsünün 657 sayılı Kanunla belirlendiğini ifade etmektedir. Kamu   hizmetinin kuralları “kamu yararı” kavramına dayanmaktadır ve kamu yetkilileri bir miktar   keyfiyete sahiptirler. AİHM’nin konuyla ilgili içtihadına atıfta bulunarak, Hükümet,   memurların işe alınmaları, kariyerleri ve görevlerinin durdurulmasına ilişkin itirazların genel   olarak, AİHS’nin 6/1. maddesinin uygulama alanının dışında olduğunu savunmaktadır.   Başvuran, bu itiraza karşı çıkmaktadır.   AİHM, AİHS’nin 6. ve 13. maddesi kapsamında düzenlenen şikayetlerin AİHS’nin 13.   maddesi açısından inceleneceğini belirtmiştir. AİHM, bununla birlikte AİHS’nin 6/1.   maddesinin ilke olarak memurları da kapsayan davalara uygulanacağına dair içtihadını   hatırlatmaktadır (Vilho Eskelinen ve diğerleri-Finlandiya, başvuru no: 63235/00).   Bu durumda AİHM, sözkonusu itirazı reddetmektedir. Başka açılardan bakıldığında da   kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eden AİHM, başvurunun kabuledilebilir   nitelikte olduğuna karar vermektedir.   B. Esas   Başvuranın iddiasına karşı çıkmak için, Hükümet, benzer içerikli diğer davalardaki şikayetler   için hazırladığı görüşlerini yinelemektedir (bkz. örneğin, sözü edilen Ertaş Aydın ve   diğerleri).   Başvuran, Olağanüstü Hal Bölge Valisi tarafından verilen atama kararının iptali için yapılan   başka bir başvurunun, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesi uyarınca   reddine göndermede bulunmaktadır. Sonuç olarak başvuran, sözkonusu karara itiraz etmek   için ulusal makamlar nezdinde başvuru yoluna sahip olmadığını ileri sürmektedir.   AİHM, AİHS’nin 13. maddesi hakkında ifade edilen ilkeleri hatırlatmaktadır (Soysal ve   diğerleri).   Konuya ilişkin yerleşik içtihadını dikkate alan ve kararından başka bir karar vermesini   gerektiren hiçbir koşul bulunmadığını tespit eden AİHM, başvuranın iç hukuk yollarını   tüketme zorunluluğundan muaf olduğu kanaatindedir. AİHM, bu durumda Hükümet’in   itirazını reddetmektedir.   Aynı içtihadı ışığında AİHM, Olağanüstü Hal Bölge Valisi tarafından başvuran hakkında   alınan atama kararına karşı ulusal mahkeme nezdinde itiraz olanağı sağlayan bir iç hukuk   yolunun bulunmayışından dolayı AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatine   varmaktadır.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   Başvuran, hiçbir adil tatmin talebinde bulunmamaktadır. Bu durumda, AİHM, başvurana   tazminat ödenmesine gerek olmadığı kanısındadır.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS’nin 8. , 11. ve 14. maddeleri kapsamındaki şikayetlerin kabuledilemez, başvurunun   geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło