50691/99

WyrokETPCz2005-06-16ECLI:CE:ECHR:2005:0616JUD005069199

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie redaktora naczelnego za artykuły krytykujące politykę państwa naruszyło wolność wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? Czy sąd krajowy, w którego składzie zasiadał sędzia wojskowy, był niezawisłym i bezstronnym trybunałem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego na karę pozbawienia wolności i grzywny za publikację artykułów, które choć krytyczne, nie nawoływały do przemocy ani nienawiści, stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jego wolność wyrażania opinii, niezgodną z art. 10 Konwencji. Trybunał podkreślił, że kara pozbawienia wolności za tego typu wypowiedzi jest z reguły nieproporcjonalna. Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze stanowisko, że sądy bezpieczeństwa państwa (DGM) w Turcji, w skład których wchodzili sędziowie wojskowi, nie spełniały wymogów niezawisłości i bezstronności trybunału, co naruszało prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Ahmet Ergin, redaktor naczelny gazety "Günlük Emek", opublikował dwa artykuły krytykujące kampanię w południowo-wschodniej Turcji oraz politykę rządu dotyczącą szkół z internatem. Został oskarżony o podżeganie do nienawiści i wrogości na tle rasowym i regionalnym, a następnie skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) na dwa lata więzienia i grzywnę, a także zakaz publikacji gazety na tydzień. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny, mimo odwołania skarżącego powołującego się na art. 6 i 10 Konwencji.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Uznaje, że nie ma potrzeby badania skargi na podstawie art. 6 ust. 3 lit. b) Konwencji. Zasądza skarżącemu 2 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĠ   AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ   ERGİN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:50691/99)   NİHAİ KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Haziran 2005   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayriresmi çeviri, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı (AKGY) tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın   adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri   Bakanlığı, AKGY’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (50691/99) başvuru no’lu davanın   nedeni, bu ülke vatandaşı Ahmet Ergin’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne   (AİHM) 22 Temmuz 1999 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34.   maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından Kamil Tekin Sürek tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   I. Davanın Koşulları   doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği   dönemde başvuran Günlük Emek gazetesinin yazı işleri müdürüdür.   Başvuran adıgeçen gazetenin 4 Haziran 1998 tarihinde çıkan 572. sayısında “Davayı   Kazanacağız” ve “Yatılı asimilasyon okulları çoğaltılıyor” başlıklı iki makale yayınlamıştır.   Makalelerden ilkinde, Milliyet gazetesi tarafından Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yürütülen   bir kampanya sert bir dille eleştirilirken, ikinci makale aynı bölgede sekiz adet yatılı bölge   okulunun açılması üzerinedir.   Haziran 1998 tarihli iddianame ile İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)   Cumhuriyet Savcılığı, Türk Ceza Kanunu’nun 312 § 2 maddesi uyarınca, başvuranı,   sözkonusu makalelerin yayınlanmasından ötürü, ırk ve bölge ayrımcılığı gözeterek halkı kin   ve düşmanlığa tahrik etmekle suçlamıştır.   Başvuran İstanbul DGM önünde sözkonusu makalelerin yazarının Ali Polat olduğunu   belirterek, Mahkeme’ye aidiyet belgesi sunmak için süre istemiştir.   Aralık 1998 tarihinde İstanbul DGM başvuranı iki yıl hapis cezası ve 30.040.000   TL para cezasına çarptırmıştır, ayrıca Günlük Emek gazetesinin bir hafta süreyle   yayınlanmasını yasaklamıştır. Mahkeme ilgili kişinin duruşmalara gelmediği, verilen sürede   aidiyet belgesini sunmadığı ve belirtmiş olduğu isim ile makalelerin altında yazılı olan isimin   aynı olmadığı gerekçeleriyle hapis cezasını para cezasına çevirmemiştir.   Başvuran İstanbul DGM’nin kararını temyize götürmüş ve temyiz gerekçesi olarak   AİHS’nin 6. ve 10. maddelerini göstermiştir. Başvuran ayrıca Mahkeme tarafından aidiyet   belgesinin teslimi için verilen sürenin kendisine tebliğ edilmediğini vurgulamıştır. Başvuran   yazarın adresini belirtmiş fakat Mahkeme sözkonusu kişiyi dinlemeden karar vermekte   aceleci davranmıştır. Başvuran diğer yandan, Basın Kanunu’nun 16 § 2 maddesine göre dava   konusu makalenin yazarının adresini bulmanın yazı işleri müdürünün görevi olmadığını ileri   sürmüş ve Mahkeme’ye yazarın kimliğini bildirmesinin, hapis cezasının para cezasına   çevrilmesini sağlaması gerektiğini eklemiştir. Başvuran aidiyet belgesinin sadece süreci   hızlandırmak amacıyla savunma tarafından benimsenen bir usul olduğunu ve yasal bir   yükümlülüğün sözkonusu olmadığını açıklamıştır.   Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın görüşü başvurana tebliğ edilmemiştir.   Nisan 1999 tarihinde Yargıtay başvuranın talebini reddetmiş ve ilk derece   mahkemesini verdiği kararı onamıştır.   Aftan yararlanan başvuran hapis cezasını çekmemiştir.   HUKUK AÇISINDAN   II. AĠHS’NĠN 10. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuran mahkum edilmesiyle ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi   olarak, AİHS’nin 10. maddesine gönderme yapmaktadır.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   Hükümet herhangi bir itirazda bulunmamıştır. AİHM, tarafların ileri sürdüğü   argümanların tümünün ışığı altında, AİHS’nin 10. maddesine dayanan şikayetin olaylar ve   hukuk açısından, başvuru incelemesinin şu anki aşamasında çözüme kavuşturulamayan fakat   esastan incelemeyi zorunlu kılan ciddi problemler ortaya çıkardığı kanaatindedir. Sonuç   olarak, başvurunun bu kısmı, AİHS’nin 35 § 3 maddesine göre açıkça dayanaktan yoksun   olarak ilan edilemez. Başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır.   B. Esas hakkında   AİHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleşme’nin 10 § 1 maddesi ile güvence   altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar   arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir. AİHS’nin 10 § 2 maddesi uyarınca müdahalenin   yasa ile öngörüldüğüne ve toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç güttüğüne   yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4   Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir. Bu durumda anlaşmazlık,   müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.   Hükümet başvuranın mahkum edilmesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu,   zira ülkenin güneydoğusundaki durumun özellikle olayların meydana geldiği dönemde hassas   olduğunu ve dava konusu metinde kullanılan “emekçiler” ve “kürt hareketi” kelimelerinin,   şiddete başvuran yasadışı grupları ifade ettiğini savunmaktadır.   AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da   incelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle   Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 74, İbrahim Aksoy-   Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39,   Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).   AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı   şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM metinlerde   kullanılan kelimeler ile bunların kullanıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve   incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı   zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adıgeçen karar, § 60, ve İncal-   Türkiye, 9 Haziran 1998,s. 1568, § 58).   Dava konusu makalelerde, halkı ve girişimcileri ülkenin güneydoğusunda yatırım   yapmaya davet etmek amacıyla bir günlük gazete tarafından başlatılan ulusal kampanya sert   bir dille eleştirilmiş ve hükümetin yürüttüğü politika “yatılı okullardaki gençlerin eğitilmesi   aracılığıyla kürt halkının asimilasyonu” olarak nitelendirilmiştir.   AİHM İstanbul DGM’nin dava konusu makaleleri halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden   ifadeler içerdiği kanaatine vardığını ortaya koymaktadır.   AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların   başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli görülemeyeceği   sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, § 58, 8   Temmuz 1999). Mahkeme özellikle söz konusu makalelerin bazı bölümlerinin, Türk Devleti   hakkında son derece olumsuz bir tablo çizerek anlatıma düşmanlığı çağrıştıran bir anlam   yüklemiş olsa da, yazının ne şiddet kullanmaya ne silahlı direnişe ne de başkaldırmaya teşvik   ettiğini tespit etmiş ve bunun kin yüklü bir söylem olmayışının, göz önünde bulundurulması   gereken esas unsur olduğu kanaatine varmıştır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1), no:   26682/95, § 62, CEDH 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).   AİHM, müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ile   ağırlığının da gözönünde bulundurulacak unsurlar olduğunu hatırlatır. Bu itibarla AİHM,   başvuranın iki yıl hapis ve 3.040.000 TL para cezasına mahkum edildiğini kaydeder. Ayrıca   Günlük Emek gazetesinin yayınlanması da yedi gün boyunca yasaklanmıştır. Başvurana   özgürlükten yoksun edici bir ceza verilmesi, gözetilen amaçlarla orantısız olduğundan,   “demokratik bir toplumda gerekli” değildir. Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal   edilmiştir.   II. AĠHS’NĠN 6 § 1 MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA   Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin,   bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, adil bir yargılama sağlayabilecek   “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” olmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran ayrıca   Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğinden şikayetçi   olmaktadır. Başvuran AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   A. Kabuledilebilirlik hakkında   AİHM şikayetlerin, AİHS’nin 35 § 3 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun   olarak ilan edilemeyeceğini ve başka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit   etmiştir. Dolayısıyla şikayetler kabuledilebilir bulunmuştur.   B. Esas Hakkında   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında   AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve   bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.   adıgeçen Özel, § § 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659,§§ 35-36, 6 Şubat 2003).   AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak   hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen   suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker   kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının   anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı   olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız   olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye, 9 Haziran   tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 ).   AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin   AİHS’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı   sonucuna varmıştır.   2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin bildirilmemesi hakkında   AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve   bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil bir   yargılama temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.   Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının   ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanan diğer şikayeti   incelemeye gerek olmadığı kanaatine varmıştır (Bkz. diğerleri arasında adıgeçen Çıraklar   kararı, s. 3074, §§ 44-45).   III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.   A. Tazminat   Başvuran, gazetenin yedi gün boyunca yayınlanmasının yasaklanmasından ötürü 7.000   Euro değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmekte, uğradığı manevi zararın tazmini için   ise 5.000 Euro talep etmektedir.   İddia edilen maddi kayba ilişkin olarak AİHM, başvuran tarafından Sözleşme’nin 10.   maddesinin ihlalinden doğan kaybın tam olarak belirlenmesini sağlayacak herhangi bir delil   sunulmadığı için sözkonusu talebi reddetmiştir.   Manevi tazminata ilişkin olarak AİHM, başvuranın davanın koşulları nedeniyle bir tür   karmaşaya maruz kalmış olduğuna kanaat getirmiştir. Bu itibarla Mahkeme özellikle,   başvuranın Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi gereğince mahkum edilmesinin yol açmış   olduğu dernek ve sendika kurma hakkı üzerindeki kısıtlamaları ortaya koyar. Mahkeme   AİHS’nin adil tazmin öngören 41. maddesi gereğince başvurana 2.000 (iki bin) Euro   tutarında manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   AİHM bir mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve   bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en   uygun tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından   yeniden yargılanması olacağı kanaatine varmıştır (Gençel, adıgeçen karar, § 27).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için   3.000 Euro tazminat talebinde bulunmaktadır. Başvuran bu harcama miktarını kanıtlayıcı   hiçbir belge sunmamıştır.   Mahkemenin bu konudaki içtihadı doğrultusunda, AİHM tüm masraflarla birlikte   başvurana 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat getirmiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük   bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĠHM OYBĠRLĠĞĠYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna,   2. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,   3. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. AİHS’nin 6§3 b) maddesine dayanan şikayetin incelenmesine gerek görülmediğine;   5. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet   tarafından başvurana,   i. manevi tazminat için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine,   ii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro ödenmesine;   iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   (b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 16 Haziran 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło