50692/99

WyrokETPCz2006-05-02ECLI:CE:ECHR:2006:0502JUD005069299

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie za krytyczną książkę o religii naruszyło prawo do wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji? Czy brak doręczenia opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu kasacyjnym naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 i 3 lit. b Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącego za krytyczną książkę o religii stanowiło ingerencję w jego prawo do wolności wyrażania opinii. Chociaż ingerencja była przewidziana prawem i miała na celu ochronę moralności oraz praw innych, Trybunał stwierdził, że nie była ona "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Trybunał podkreślił, że wolność wyrażania opinii obejmuje również idee, które obrażają, szokują lub niepokoją, a pluralizm wymaga tolerancji dla krytyki religijnej. W ocenie Trybunału, książka skarżącego, choć krytyczna, nie zawierała obraźliwego tonu skierowanego bezpośrednio przeciwko wierzącym ani ataków obrażających święte symbole. Ryzyko kary pozbawienia wolności, nawet zamienionej na grzywnę, mogło odstraszać autorów i wydawców od wyrażania poglądów niezgodnych z religią, co podważa pluralizm. Dodatkowo, Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ skarżący nie otrzymał opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego, co naruszyło jego prawo do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, Erdoğan Aydın Tatlav, turecki dziennikarz i autor, został skazany na karę pozbawienia wolności zamienioną na grzywnę za "publikowanie w celu obrazy jednej z religii" na podstawie art. 175§3 tureckiego kodeksu karnego. Skazanie dotyczyło jego książki "Kur’an i Religia", która była krytyczną analizą Koranu. Skarżący argumentował, że jego praca miała charakter naukowy i krytykowała politykę opartą na religii, a nie same wierzenia. Książka była wydawana od 1992 roku, a postępowanie karne wszczęto po skardze osoby prywatnej w 1997 roku, po piątym wydaniu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji oraz naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. b Konwencji. Zasądził na rzecz skarżącego 3000 euro tytułem szkody majątkowej i niemajątkowej oraz 52 euro tytułem kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   AYDIN TATLAV - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:50692/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   MAYIS 2006   NĐHAĐ   Ağustos 2006   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 50692/99 baꢀvuru no’lu davanın nedeni,   Türk vatandaꢀı Erdoğan Aydın Tatlav’ın (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   (AĐHM) 7 Ağustos 1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran, Đstanbul   Barosu avukatlarından F. Đlkiz tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu baꢀvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Gazeteci olan baꢀvuran, beꢀ cilt olarak yayımlanan “Đslamiyet Gerçeği” adlı kitabın   yazarıdır. “Kur’an ve Din” baꢀlığı taꢀıyan birinci cildin ilk baskısı, 1992 yılı Kasım ayında   yayınlanmıꢀtır. 1996 yılı Ekim ayında, Kur’an’ın eleꢀtirel yorumunu ve tarihsel incelemesini   yapan sözkonusu cildin yüz doksan altı sayfalık beꢀinci baskısı çıkmıꢀtır.   Dört yılda kitabın toplam 16.500 nüshası basılmıꢀtır.   N.K. isimli bir ꢀahsın ꢁiꢀli Savcılığı’na yaptığı ihbarın ardından, baꢀvuran Ankara   Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından sorgulanmıꢀtır. Baꢀvuran, kitabın 1992 yılında çıktığını ve   ilk dört baskısının hiçbiri hakkında soruꢀturma yapılmadığını ileri sürmüꢀtür.   Ankara Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 9 Haziran 1997 tarihli iddianameyle Türk Ceza   Kanunu’nun (TCK) 175§3 maddesi gereğince baꢀvuranı “dinlerden birini tahkir etmek   amacıyla yayın yapmakla” suçlamıꢀtır.   Baꢀvuran, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde aleyhinde yapılan suçlamalara itiraz   etmiꢀtir. Baꢀvuran, kitabının dinler ve peygamberler hakkında yapılan bilimsel bir kitap   olarak okunması gerektiğini ifade etmektedir. Ayrıca baꢀvuran, kitabın önsözünde kiꢀilerin   inançları ve din adına Devlet’i yönetme olgusu arasında kesin bir ayrım yapıldığını ve inancın   değil dine dayalı siyasetin eleꢀtirisini yaptığını belirtmektedir.   Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2. Ceza Dairesi, 19 Ocak 1998 tarihli kararla   baꢀvuranı on iki ay hapis ve 840.000 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıꢀtır. Mahkeme   hapis cezasını para cezasına çevirerek, baꢀvuranı 2.640.000 TL “ağır” para cezasına   çarptırmıꢀtır.   Baꢀvuran, kararın temyizine gitmiꢀtir. Baꢀvuran temyiz gerekçelerinde ifade   özgürlüğü hakkını dile getirmiꢀtir.   Yargıtay, 9 ꢁubat 1999 tarihli nihai kararında ilk derece mahkemesinde verilen kararı   onamıꢀtır.   Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi Đkinci Dairesi, 21 Temmuz 2004 tarihinde Adli   Sicil Kanunu’nun 8. maddesi gereğince baꢀvuranın mahkumiyetinin adli sicil kaydından   silinmesi kararı almıꢀtır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, verilen cezai mahkumiyet kararının AĐHS’nin 10. maddesi tarafından   öngörüldüğü ꢀekliyle ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.   Hükümet, bu sava itiraz etmektedir. Hükümet, Otto-Preminger-Đnstitut-Avusturya   kararına (20 Eylül 1994 tarihli karar) atıfta bulunarak, ahlakın ve baꢀkalarının haklarının   korunması meꢀru amaçları ile orantılı olan dava konusu müdahalenin, Devlet’in takdir payı   olarak değerlendirilmesi gerektiğine kanaat getirmektedir.   AĐHM, dava konusu mahkumiyet kararının AĐHS’nin 10§1 maddesi tarafından   korunan ifade özgürlüğü hakkının baꢀvuran tarafından kullanılmasına müdahale oluꢀturduğu   konusunda tarafların mutabık olduğunu not etmektedir. Aynı ꢀekilde müdahalenin kanun   tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi uyarınca kamu düzeninin, ahlakın ve baꢀkalarının   haklarının korunması gibi meꢀru amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir. AĐHM bu   değerlendirmeyi kabul etmiꢀtir. Ancak, uyuꢀmazlık müdahalenin “demokratik bir toplumda   gerekli olup olmadığı” sorusu üzerinedir.   AĐHM, Handyside-Birleꢀik Krallık (7 Aralık 1976 tarihli karar) ve Fressoz ve Roire-   Fransa (no: 29183/95) kararlarında açıkladığı ꢀekliyle 10. maddeye iliꢀkin içtihadından çıkan   temel ilkeleri hatırlatmaktadır. Đfade özgürlüğü, kiꢀilerin her birinin geliꢀimi ve ilerlemesi için   gerekli baꢀlıca ꢀartlardan biri olan demokratik toplumun en önemli temellerinden birini   oluꢀturmaktadır. 10. maddenin 2. paragrafı saklı kalmak kaydıyla, sadece lehte olduğu kabul   edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen “haber” veya “düꢀünceler” için değil,   aynı zamanda kırıcı, çarpıcı veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir.   10. maddenin 2. paragrafının da kabul ettiği gibi, sözkonusu özgürlüğün uygulanması   konusu görev ve sorumluluklar içermektedir. Bunlar arasında dini inançlar bağlamında,   diğerleri için saygısız ve nedensiz olarak kırıcı olan ifadelerden sakınma zorunluluğu yer   alabilir (Bkz. örneğin Otto-Preminger-Đnstitut ve Murphy-Đrlanda, no: 44179/98).   AĐHM, AĐHS tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklere getirilen   sınırlandırmaların “demokratik toplumda gerekli olup olmadığını inceleyerek, Sözleꢀmeci   Devletler’in kesin ama sınırsız olmayan takdir payından faydalandıklarını birçok kez beyan   etmiꢀtir (Wingrove-Birleꢀik Kırallık, 25 Kasım 1996 tarihli karar). Dini inançlara yapılan   saldırılar konusunda baꢀkalarının haklarının korunmasına bağlı yaptırımların Avrupa   ülkelerinde tek bir anlayıꢀa bağlı olmayıꢀı, ahlak ya da din konularında kiꢀisel inançları   incitebilecek alanlarda ifade özgürlüğünü düzenlerken, Sözleꢀmeci Devletler’in takdir payını   geniꢀletmektedir (Bkz. örneğin Otto-Preminger-Đnstitut ve Murphy-Đrlanda).   Dolayısıyla bir Devlet, baꢀkalarının düꢀünce, inanç ve dinlerine saygı ile   bağdaꢀmadığı düꢀünülen haber ve fikirlerin iletilmesi de dahil olmak üzere bazı tutumları   cezalandırmayı amaçlayan tedbirleri almanın gerekli olduğu kanaatine varabilir (Bkz. 9.   madde bağlamında, Kokkinakis-Yunanistan, 25 Mayıs 1993 tarihli karar ve Otto-Preminger-   Đnstitut). Ancak kısıtlamanın AĐHS ile bağdaꢀıp bağdaꢀmadığı konusunda nihai olarak karar   verme görevi AĐHM’nin üzerine düꢀmektedir. AĐHM, bu görevi dava koꢀullarında   müdahalenin “zorunlu sosyal ihtiyaca” cevap verip vermediğini ve “hedeflenen meꢀru amaçla   orantılı” olup olmadığını değerlendirerek yerine getirmektedir (Wingrove ve Murphy).   AĐHM’nin karꢀı karꢀıya kaldığı sorun, iki temel özgürlüğün uygulanmasına yönelik   çeliꢀkili çıkarların karꢀılaꢀtırılmasını gerektirmektedir. Bir yandan baꢀvuran için dini doktrin   hakkındaki fikirlerini halka iletme hakkı ve diğer yandan diğer insanların düꢀünce, inanç ve   dini özgürlüklerine saygı duyulması hakkı sözkonusudur (Otto-Preminger-Đnstitut).   Çoğulculuk, hoꢀgörü ve yeni fikirlere açık olma “demokratik toplumun”   özelliklerindendir (Handyside). Đster dini çoğunlukta yada azınlıkta bulunsun, kendi dinini   ortaya koyma özgürlüğünü kullanmak isteyenler, makul olarak bunu eleꢀtirenlerden uzak bir   ꢀekilde yapmayı beklememelidirler. Sözkonusu kiꢀiler, dini inançlarının baꢀkaları tarafından   reddedilmesini ve hatta baꢀkaları tarafından inançlarına aykırı doktrinlerin yayılmasını   hoꢀgörüyle karꢀılamalı ve kabul etmelidirler (Otto-Preminger-Đnstitut).   Bu davada AĐHM kitabın içeriği konusunda, mahkumiyet kararında anılan bölümlerin   sert eleꢀtiri dozunda olduğunu gözlemlemektedir. Baꢀvuran, genel olarak dinin, sosyal   haksızlıkları “Tanrının isteği”’ymiꢀ gibi belirterek meꢀrulaꢀtırma etkisinin bulunduğunu ileri   sürmektedir. Burada sosyo-politik alanda inançsız bir kimsenin din hakkındaki eleꢀtirel bakıꢀ   açısı sözkonusudur. Ancak AĐHM, kitaptaki dava konusu sözlerde ne inananların doğrudan   kiꢀiliğini hedef alan aꢀağılayıcı bir ton, ne de kutsal sembollere özelliklere Müslümanlara   hakarete varan bir saldırı gözlemlemektedir. Kuꢀkusuz inananlar, dinleri bakımından az da   olsa iğneleyici olan bu eleꢀtiriden rahatsızlık duyabilirler (Bkz. a contrario Đ.A.-Türkiye, no:   42571/98).   Ayrıca AĐHM, dava konusu kitabın ilk kez 1992 yılında yayınlandığını ve beꢀinci   baskının yapıldığı 1996 yılına kadar hiçbir soruꢀturmanın açılmadığını not etmektedir (Bkz.   Öztürk-Türkiye, no: 22479/93). Bunun yanısıra AĐHM, bir kiꢀinin yaptığı ihbarın Savcılığın   cezai soruꢀturma baꢀlatmasına neden olduğunu tespit etmektedir.   AĐHM, baꢀvuran aleyhinde verilen on iki ay hapis cezasının çok cüzi miktardaki para   cezasına çevrildiğini gözlemlemektedir. Ancak özgürlükten mahrum bırakma cezası riski   taꢀıyan cezai mahkumiyetin, yazar ve yayıncıları dinle bağdaꢀmayan düꢀünceleri   yayınlamaktan alıkoyma etkisi olabilir ve hatta bu cezai mahkumiyet kararı demokratik   toplumun sağlıklı bir ꢀekilde geliꢀmesi için gerekli çoğulculuğun korunmasına engel teꢀkil   edebilir.   Dolayısıyla AĐHM, bu davada, dava konusu yayının yapıldığı dönemde incelenen   müdahalenin “izlenen meꢀru amaçla orantılı” olarak değerlendirilmesini sağlayan “kaçınılmaz   sosyal bir ihtiyaç”’ın var olduğunun ortaya konulmadığına kanaat getirmektedir.   Dolayısıyla AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır (Bkz.   Giniewski-Fransa, no: 64016/00).   II. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın esas hakkındaki tebliğnamesinin tebliğ   edilmemesinden ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran AĐHS’nin 6§1 ve 3 –b maddesinin ihlal   edildiğini ileri sürmektedir.   Hükümet, baꢀvuranın Yargıtay önünde yapılan duruꢀma sırasında Cumhuriyet   Baꢀsavcısının tebliğnamesine cevap verme olanağının olduğunu ileri sürmektedir.   Baꢀvuran, davayı dosya üzerinden inceleyen sözüedilen mahkeme önünde hiçbir   duruꢀmanın yapılmadığını ileri sürmektedir.   Yargıtay önünde duruꢀma yapılmadığını tespit eden AĐHM, Göç-Türkiye (mutatis   mutandis no: 36590/97) kararında vardığı sonuca aykırı bir karar almak için hiçbir neden   görmemektedir.   Dolayısıyla AĐHM, Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın tebliğnamesinin baꢀvurana   tebliğ edilmemesinden dolayı AĐHS’nin 6§1 maddesi ihlal edildiği kanaatine varmıꢀtır.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, ödediği para cezasının geri ödenmesini istemektedir. Ayrıca baꢀvuran,   kitabın 1998 yılında çıkacak altıncı baskısının hazırlandığını, ancak mahkumiyet kararından   dolayı çıkarılamadığını ileri sürmektedir. Çıkarabileceğini umduğu, ancak mahkumiyet   kararından dolayı gerçekleꢀtirilemeyen diğer üç baskıya dayanarak hesap yapan baꢀvuran,   maddi tazminat olarak 59,4 milyar Türk Lirası istemektedir. Son olarak baꢀvuran,   mahkumiyetinden dolayı uğradığı manevi zararının rakam belirtmeksizin telafi edilmesini   istemektedir.   AĐHM, 19 Ocak 1998 tarihli kararla baꢀvurana verilen para cezasının AĐHS’nin 10.   maddesi alanında tespit edilen ihlalin doğrudan sonucu olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla   baꢀvurana ödediği miktarın tamamının geri ödenmesi kararını almak uygun olacaktır. AĐHM   maddi tazminat talebinin geri kalan kısmının kurgudan ibaret olduğunu ve rakamsal olarak   belirtilen talebin delillerle kanıtlanmadığını tespit etmektedir.   AĐHM, manevi tazminat konusunda baꢀvuranın dava koꢀullarından dolayı bir takım   sıkıntılar duyulabileceğine kanaat getirmektedir.   AĐHM hakkaniyete uygun olarak ve uğranılan maddi ve manevi zararları gözönüne   alarak, baꢀvurana 3.000 Euro ödenmesinin uygun olacağına kanaat getirmektedir.   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuran, AĐHM önündeki baꢀvurusu çerçevesinde posta ve fotokopi masraflar için   81.000.000 TL (yaklaꢀık 50 Euro) ve ulusal mahkemeler önünde yaptığı mahkeme   masraflarının yani 210.000 TL (2 Euro) istemektedir.   AĐHM, bu isteğin makul olduğuna kanaat getirmekte ve baꢀvurana masraf ve   harcamalar için 52 Euro ödenmesine karar vermektedir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   2. AĐHS’nin 6§1 ve 3 –b maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından   baꢀvurana maddi ve manevi tazminat olarak 3.000 Euro (üç bin) ve masraf ve harcamalar   için 52 Euro’nun (elli iki) miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak   ödenmesine,   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   4. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 2 Mayıs 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło