50739/99
WyrokETPCz2006-03-28ECLI:CE:ECHR:2006:0328JUD005073999
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy użycie siły przez policję, które doprowadziło do śmierci trzech osób podczas operacji antyterrorystycznej, było zgodne z art. 2 Konwencji, a także czy przeprowadzone w tej sprawie dochodzenie było skuteczne? Czy postępowanie krajowe naruszyło prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że użycie siły przez policję, które doprowadziło do śmierci trzech osób, było absolutnie konieczne i proporcjonalne w danych okolicznościach, ponieważ policjanci działali w samoobronie po tym, jak zostali ostrzelani przez podejrzanych, którzy planowali atak terrorystyczny. Trybunał podkreślił, że władze działały w sytuacji nagłej i miały uzasadnione podstawy, by wierzyć, że podejrzani są uzbrojeni i niebezpieczni. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 2, ponieważ dochodzenie krajowe było nieskuteczne. Trybunał wskazał na istotne braki, takie jak brak szczegółowego planu miejsca zdarzenia, brak rekonstrukcji wydarzeń na miejscu oraz brak analizy możliwości użycia środków obezwładniających, co uniemożliwiło pełne ustalenie faktów i ocenę proporcjonalności użytej siły.Stan faktyczny
Skarżący, Gezer Perk, Celal Korkulu i Veysel Akpınar, są krewnymi Fuata Perka, Ayten Korkulu i Meral Akpınar, którzy zginęli 9 lutego 1996 roku podczas operacji policyjnej w Stambule przeciwko organizacji DHKP-C. Policja przeprowadziła nalot na mieszkanie, gdzie podejrzani mieli przygotowywać zbrojny atak. W wyniku strzelaniny, która wywiązała się po wejściu policji, trzy osoby zginęły na miejscu. Rząd twierdził, że policja działała w samoobronie po tym, jak została ostrzelana.Rozstrzygnięcie
1. Stwierdza brak naruszenia art. 2 Konwencji w odniesieniu do śmierci Fuata Perka, Ayten Korkulu i Meral Akpınar.
2. Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji w odniesieniu do obowiązku przeprowadzenia skutecznego dochodzenia przez państwo pozwane.
3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi opartej na art. 6 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
PERK VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 50739/99)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Mart 2006
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (50739/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülkenin
üç vatandaꢀı Gezer Perk, Celal Korkulu ve Veysel Akpınar’ın (baꢀvuranlar) 18 Ağustos 1998
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS)
eski 25. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından B. Aꢀçı tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
Baꢀvuranlar Perk, Korkulu ve Akpınar sırasıyla 1940, 1965 ve 1966 doğumlu olup
Đstanbul’da ikamet etmektedir. Birinci baꢀvuran Fuat Perk’in annesi, ikinci baꢀvuran Ayten
Korkulu’nun erkek kardeꢀi ve üçüncü baꢀvuran Meral Akpınar’ın erkek kardeꢀidir. Fuat Perk,
Ayten Korkulu ve Meral Akpınar 9 ꢁubat 1996 tarihinde aꢀırı sol radikal örgüt DHKP-C’ye
karꢀı yürütülen operasyon sırasında yaꢀamlarını yitirmiꢀlerdir.
1. Polisin silahlı müdahalesi ve ön soruꢀturma
Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesine bağlı on beꢀ kiꢀilik bir ekip 9 ꢁubat tarihinde saat 12.30’da Đstanbul Bahçelievler’de bulunan apartmanın ikinci katına
operasyon düzenlemiꢀtir, çıkan silahlı çatıꢀmada Fuat Perk, Ayten Korkulu ve Meral Akpınar
olay yerinde ölmüꢀtür.
Hükümet, bu operasyonun örgüt üyelerinden biri olan ve aynı gün tutuklanan T.Ç.’nin
ihbarlarını takiben düzenlendiğini belirtmektedir. T.Ç. sözü edilen üç kiꢀinin 9 ꢁubat’ta silahlı
eylem hazırlığında olduklarını beyan etmiꢀtir.
Aynı gün saat 14.10’da Cumhuriyet Savcısı, Bahçelievler Emniyet Müdürü nezdinde olay yeri
tutanağı düzenlenmiꢀtir. ꢁubat 1996 tarihinde üç doktor tarafından hazırlanan otopsi raporunda maktullerin
vücudundan çıkarılan kurꢀunların uzak bir noktadan ateꢀ edildiğine iꢀaret ettiği, ayrıntılı
balistik incelemesi yapılması gerektiği belirtilmiꢀtir.
2. Polisler hakkında yürütülen ceza soruꢀturması süreci
Resmi olarak yürütülen soruꢀturma kapsamında operasyona katılan polislerin ifadeleri
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı tarafından alınmıꢀtır. Mayıs 1996 tarihinde vermiꢀ oldukları ifadelerinde polis memurları A.E., ꢁ.Y. ve N.Ç.
operasyona katıldıklarını, olay mahallinde yapılan ihtarlara uymayan, slogan atarak
kendilerine silahla karꢀılık veren grupla karꢀı karꢀıya kaldıklarını ifade etmiꢀlerdir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar Fuat Perk, Ayten Korkulu ve Meral Akpınar’ın Đstanbul Emniyet Müdürlüğü
polisleri tarafından kasten öldürüldüğünü iddia ederek AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal
edildiğini ileri sürmektedir.
A. Tarafların görüꢀleri
1. Baꢀvuranlar
Baꢀvuranlar yakınlarının infaz edildiğini öne sürmektedirler. Đkinci olarak, yakınlarının
tutuklanmalarında yasadıꢀı, gerekli olmayan bir güce baꢀvurulması ile kasıtlı olarak yaꢀam
haklarından mahrum bırakıldıklarını, güvenlik güçlerinin düzenlenen bu operasyonun
aꢀamalarında ölümcül güce baꢀvurmayı minimum düzeye indirgeme giriꢀiminde
bulunmadıklarını iddia etmektedirler.
2. Hükümet
Hükümet, polislerin baꢀvurdukları gücün AĐHS’nin 2. maddesi çerçevesinde ve yasal
hükümler doğrultusunda olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte, Terörle mücadele
ekipleri Bahçelievler’de üç yasadıꢀı örgüt mensubunun bulunduğu ve silahla karꢀılık
verdikleri bir binada operasyonu sürdürmüꢀtür. Polis memurları 2559 sayılı Kanun’un 16. ve
TCK’nın 49 § 2. maddesinde yer alan meꢀru müdafaa dahilinde hareket etmiꢀlerdir.
Đtiraza yer olmayan olaylarda güvenlik güçleri yasadıꢀı örgütün üyelerine ihtarlarda
bulunmuꢀ, adı geçenler ateꢀle karꢀılık verene dek polisler silahlarına davranmamıꢀtır.
Kanun’un hükümleri ile sınırlı hareket eden polisler kendilerini savunmak için karꢀılık
vermek zorunda bırakılmıꢀtır. Olayların koꢀulları göz önünde bulundurulduğunda, güvenlik
güçlerinin yasadıꢀı örgüte müdahale etmeleri için baꢀka araçlara yönelme –göz yaꢀartıcı gaz–
olanağı yoktu, zira aralıksız olarak ateꢀ edilmekteydi.
Hükümet, polislerin son aꢀamada güce baꢀvurduklarını, ölümcül kuvvete baꢀvurmasalardı
kendilerinin de sözkonusu örgütün kurꢀunlarına hedef olacaklarını savunmaktadır. Üstelik
civardaki komꢀular da risk altındaydı.
Hükümet, balistik incelemesinin yakın mesafeden ateꢀ edilmediğini ortaya koyduğunun altını
çizmektedir.
B. AĐHM’nin değerlendirmesi
1. Fuat Perk, Ayten Korkulu ve Meral Akpınar’ın ölümüne iliꢀkin
a) Temel prensipler
Yaꢀam hakkını güvence altına alan AĐHS’nin 2. maddesinin, ölüme yol açan olaylarda
meꢀruluğu sorgulanmakta olup Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin öncelikli hükümleri
arasında yer almaktadır ve hiçbir ilgaya tabii tutulmamaktadır (Bkz. Velikova-Bulgaristan
kararı, no: 41488/98). Bu madde, aynı zamanda, 3. maddeyle birlikte Avrupa Konseyi’ni
ꢀekillendiren demokratik toplumların temel değerlerinden biridir. Ölüme neden olan olaylarda
sözkonusu maddenin meꢀruluğunun titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir (Bkz. Salman-
Türkiye kararı, no: 21986/93). AĐHS’nin konusu ve amacı, insan haklarının korunmasına
aracılık etmek, bununla birlikte 2. maddenin somut ve etkili kıldığı yükümlülüklerin
yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlamaktır (Bkz. McCann ve diğerleri-Đngiltere kararı, 27
Eylül 1995).
AĐHS’nin 2 §1. maddesinin ilk cümlesi Devlet’i yalnızca istemli ve illegal ölüme sebebiyet
vermekten kaçınmayı değil aynı zamanda, iç hukuk düzeninde kendi yargısına tabi kiꢀilerin
yaꢀam haklarının korunması için gerekli önlemleri almayı da zorunlu kılmaktadır (Bkz. Kılıç-
Türkiye kararı, no: 22492/93, § 62, AĐHM 2000-III). Bu doğrultuda Devletin yükümlülüğü
esas olarak yaꢀama hakkını güvence altına almak için bireye karꢀı iꢀlenecek suçları caydırıcı,
hukuki ve idari bir çerçeve içine yerleꢀtirmek, bu mekanizmanın iꢀleyiꢀi bakımından
yaptırımlar uygulamak ve ihlalleri ortadan kaldırmaktır.
AĐHS’nin 2. maddesinde bizzat belirtildiği gibi, güvenlik güçlerinin öldürücü güce
baꢀvurmaları belli hallerde meꢀru sayılabilir. Bununla birlikte 2. madde, sınırsız bir yetki
tanımamaktadır. Devlet görevlilerinin fiillerinin sınırlarının kurallarla çizilmemiꢀ olması ve
bu konuda keyfiliğe izin verilmesi, insan haklarına saygı ilkesi ile bağdaꢀmamaktadır. Bu
husus, gücü keyfi ve kötüye kullanmaya karꢀı, yerinde ve etkili bir sistem içinde, polis
operasyonlarının iç hukukla yetkilendirilmesinden baꢀka, bu hakkın yeterince
sınırlandırılması gerektiğinin göstergesidir (Bkz. Makaratzis-Yunanistan kararı, no:
50385/99).
Bu bağlamda, bütün olarak ele alındığında bu hükmün 2. paragrafın öncelikli olarak kasden
ölüme sebebiyet verilen durumları tanımlamadığını, «güce baꢀvurularak» istem dıꢀı ölüme yol
açmanın üzerinde durduğunu belirtmek gerekir. «Mutlak gereklilik» terimlerinin
kullanımından normal ꢀartlarda AĐHS’nin 8’den 11’e kadar olan maddelerin 2. paragrafı
uyarınca Devletin müdahalesinin «demokratik bir toplum için gereklilik» koꢀulu ile bağdaꢀıp
bağdaꢀmadığının tanımlanması açısından kesin ve zorunluluk ilkesinin uygulanması
kastedilmektedir. Özellikle, güce baꢀvurma 2. maddenin 2 a), b) ve c) fıkralarında öngörülen
amaçlarla mutlak surette orantılı olmalıdır. Bu hükmün demokratik bir toplumdaki önemini
vurgulayan AĐHM, bu düꢀünceyi ꢀekillendirmek için, ölüme sebebiyet veren halleri büyük bir
titizlikle incelemek, özellikle ölümcül güce baꢀvurulduğunda yalnızca bu gücü kullanan
Devlet görevlilerinin fiillerini değil, aynı zamanda olayların bütününü, bu eylemlerin
oluꢀturulmasını ve denetimini de dikkate almak durumundadır (Bkz. McCann ve diğerleri).
b) Olayların değerlendirilmesi
AĐHM, davaya iliꢀkin olayların, baꢀvuranların yakınlarının yaꢀamlarının korunması ve
AĐHS’nin 2. maddesinin öngördüğü olaylar hakkında etkili ve uygun soruꢀturma yürütme usul
yükümlülüğünü Savunmacı Devlet makamlarının yerine getirip getirmediğini ortaya koymaya
davet etmiꢀtir.
AĐHM, davaya iliꢀkin olayların ulusal düzeyde hukuki olarak ortaya çıkarıldığını ve
Strazburg’da devam eden yargılama süresince Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’nin tespitlerini
tartıꢀma konusu yapacak nitelikte hiçbir belgenin sunulmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca
AĐHS’nin 2. madde alanında varılan sonuçlar konusunda bakıꢀ açıları birbirinden tamamen
farklı olsa da, ne Hükümet ne de baꢀvuranlar, AĐHM önünde bu tespitlere itiraz etmeye
çalıꢀmıꢀtır. Böylece AĐHM kendisine sunulan belgeler ıꢀığında, çıkıꢀ noktası olarak yukarıda
sözü edilen ulusal mahkemelerin tespitlerini belirleyerek, davayı değerlendirmek için yeteri
kadar delil ve olgusal unsurların var olduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. Andronicou ve
Constatinou-Kıbrıs, 9 Ekim 1997 tarihli karar).
c) Davaya Uygulanması
AĐHM, değerlendirmesine sunulan unsurlardan Fuat Perk, Ayten Korkulu ve Meral
Akpınar’ın Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’ne bağlı on beꢀ polisten
oluꢀan bir ekip tarafından yürütülen terörle mücadele operasyonu sırasında öldürüldüğünün
ortaya çıktığını belirtmektedir. 9 ꢁubat 1996 tarihli olaylara iliꢀkin koꢀullara itiraz
edilmemektedir.
Sözkonusu ölümlerin önceden tasarlandığına dair baꢀvuranların iddiaları konusunda AĐHM,
bu yönde bir projenin yapıldığını tespit etmek için inandırıcı delillerin bulunması gerektiğini,
ancak böylesi delillerin bulunmadığını gözlemlemektedir. Bu iddia delil baꢀlangıcı
oluꢀturacak hiçbir unsura dayanmamaktadır.
AĐHM, iç hukuk konusunda, uygun oluꢀum, bilgi ve talimatın bulunmaması nedeniyle
polislerin sözkonusu terörle mücadele operasyonu çerçevesinde görevlerini yerine getirirken
belirsizlik içinde olabileceğini baꢀvuranların ileri sürmediklerini not etmektedir.
Bu konuda AĐHM, ateꢀli silah kullanılmasına iliꢀkin en önemli yasa metni olan 2559 sayılı
Kanun’un 16. maddesinin, 1934 yılında kabul edildiğini ve kuꢀkusuz bu konuda oluꢀturulan
uluslararası normlar göz önüne alınarak yeniden güncelleꢀtirilmesinin gerektiğini
belirtmelidir. Ancak AĐHS’nin 17. maddesi gereğince ölüme sebebiyet veren kuvvete
baꢀvurma, sadece “kanunun izin verdiği mutlak gereklilik durumunda” haklı
gösterilebileceğini not etmek gerekir. Neticede belirtilen norm ile AĐHS’nin 2§2 maddesinin
“kesinlikle gerekli” terimleri arasındaki fark, sadece bu olay nedeniyle, 2§1 maddesinin ihlal
edildiği sonucuna varmak için yeteri kadar önemli değildir (Bkz. mutatis mutandis McCann
ve diğerleri, Hamiyet Kaplan ve diğerleri-Türkiye, no:36749/97 ile karꢀılaꢀtırma).
AĐHM, operasyonun hazırlanması ve denetimi aꢀamasında, özellikle olayların meydana
geldiği bağlamı ve gün içinde değiꢀen durumun seyrini değerlendirmelidir (Andronicou ve
Constatinou).
Bağlam konusunda yetkililerin yasadıꢀı silahlı örgüt hakkındaki tehlikeli olan ꢀüphelilerle
karꢀı karꢀıya oldukları inkar edilemez. Ayrıca operasyonun yapıldığı gün yetkililer,
ꢀüphelilerin terör saldırısında bulunmayı tasarladıkları yönünde uyarılmıꢀlardır. Aciliyet
gerektiren bir durum sözkonusuydu ve yetkililer hızlı hareket etmeliydiler. Sonuç olarak Ağır
Ceza Mahkemesi’nin belirttiği üzere, Đstanbul Polisi terörle mücadele operasyonu yürütürken,
Koçbank Bankası’nın güvenliğinden sorumlu polis ekibine karꢀı üç ꢀüphelinin düzenlemeyi
planladığı silahlı saldırıyı önlemek ve baꢀvuranların itiraz ettiği yasalara uygun bir ꢀekilde
yakalama gerçekleꢀtirmek olmak üzere iki hedef izlemekteydi.
AĐHM, Ağır Ceza Mahkemesi örneğindeki gibi, bu koꢀullarda kuvvet kullanımının,
bulundukları apartmanın kapısı kırıldığı sırada ꢀüphelilerin gösterdiği ꢀiddet reaksiyonunun
doğrudan sonucu olduğunu gözlemlemektedir. Sonuç olarak polisler ꢀüphelileri sözlü olarak
uyardıktan sonra bu apartmana girmiꢀler ve bu kiꢀilerin yaklaꢀık beꢀ yada yedi dakika süren
çatıꢀma sonucunda öldüklerine kimse itiraz etmektedir. Neticede, dava konusu operasyonun
“ꢀiddete karꢀı herkesi korumak” ve özellikle AĐHS’nin 2§2 –a ve –b maddesi uyarınca
“yasalara uygun ꢀekilde yakalamayı gerçekleꢀtirmek” amacını güttüğü düꢀünülebilir.
Dolayısıyla AĐHM, yukarıda sözü edilen hedeflere ulaꢀmak amacıyla kullanılan kuvvetin
kesinlikle gerekli olup olmadığını ve özellikle polislerin karꢀı karꢀıya oldukları durum göz
önüne alındığında kullanılan kuvvetin tamamen orantılı olup olmadığını incelemeye
çağrılmıꢀtır.
Baꢀvuranlar, yakınlarının bir binanın ikinci katında bulunan bir apartmanda kuꢀatıldığını ve
ateꢀ etmeden önce göz yaꢀartıcı bomba gibi uygun araçlar kullanılarak yakınlarını etkisiz hale
getirmenin mümkün olduğunu savunmaktadırlar.
AĐHM için, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, elinde bulunan kanıt unsurlarını temel alarak,
ilk önce içerden ateꢀ edildiğini ve polislerin de nefsi müdafaa için harekete geçtiklerinin
ortaya konulduğuna kanaat getirmesi temel unsurdur. Gerçekten de soruꢀturma aꢀamasında
alınan kapıcının ifadesinden de anlaꢀıldığı üzere kapıcı, polisler kapıyı kırmadan önce
ꢀüpheliler slogan attıktan hemen sonra iki el ateꢀ edildiğini duymuꢀtur. Diğer tanıklar ise kapı
kırılmadan evvel içerden ateꢀ edildiğini duyup duymadıklarını hatırlamamıꢀlardır.
AĐHM, kapıcının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bizzat dinlenmemesinin üzücü olduğu
kanaatindedir. Ancak dosyaya göre, baꢀvuranlar hiçbir zaman ilk ateꢀin içerden geldiğine
itiraz etmemiꢀlerdir. Baꢀvuranların temel argümanı çatıꢀmanın hangi koꢀullarda meydana
geldiğini ortaya koymak yönündedir.
Hal böyleyken AĐHM, slogan atan ve kapıyı açma emrine itaat etmemiꢀ olan ꢀüphelilerin bu
uzlaꢀmaz tutumu nedeniyle, polisler, bu kiꢀilerin baꢀkalarının ve kendilerinin hayatını
tehlikeye atacak ꢀekilde ateꢀ açma niyetlerinin bulunduğuna ikna olmuꢀlardır. Bu koꢀullarda
ꢀüphelilerin silahlı olduğunu bilen ve terör saldırısı düzenlemeyi planladıklarına inanan
polisler, apartmanın içine girerek bu kiꢀilerin silahlarını alıp yakalamaya çalıꢀmalarının
gerektiğine makul olarak kanaat getirebilirler. Ayrıca polisler, sözkonusu apartmana girerken,
silahlı ꢀüphelilerin ateꢀ ederek karꢀılık vermelerini fiziksel olarak engelleyene kadar ateꢀ
etmeleri gerektiğine kanaat getirmeleri makul olarak düꢀünülebilir (McCann ve diğerleri,
Andronicou ve Constantinou, Brady-Birleꢀik Krallık (karar), no: 55151/00 ve Bubbins-
Birleꢀik Krallık, no: 50196/99).
Bu bakımdan bilirkiꢀinin olay yerinde bulunan 125 mermiden 21’inin ꢀüphelilere ait olan
silahlardan çıktığını ortaya koyduğunu not etmek gerekir. 27 Mart 1996 tarihinde ölen
kiꢀilerin kıyafetleri üzerinde yapılan balistik incelemede, yakın mesafeden ateꢀ edilmediği
ortaya konulmaktadır.
Polislerin, ölüme sebebiyet veren yollara baꢀvurmayı sınırlandırmak amacıyla, silahlarını
kullanmadan önce neden göz yaꢀartıcı bomba, plastik mermi ya da uyuꢀturucu el bombası gibi
etkisiz hale getirici diğer yollara baꢀvurmadıkları sorusu sorulabilir.
Hükümet, içerden aralıksız olarak ateꢀ edildiğinden dolayı, güvenlik güçlerinin yasadıꢀı örgüt
üyelerini yakalamak için göz yaꢀartıcı bomba gibi yollara baꢀvurma olanaklarının
bulunmadığını savunmaktadır.
Bu konuda AĐHM, elinde bulunan unsurlar ıꢀığında ve yukarıda incelenen koꢀulları göz önüne
alarak bu durumda etkisiz hale getirici yolların kullanılması olasılığı üzerinde soyut olarak
tartıꢀılmasının gerekli olmadığına kanaat getirmektedir. AĐHM’nin Andronicou ve
Constantinou davasında tespit ettiği gibi, polisler, kendilerinin ve baꢀkalarının yaꢀamları için
mevcut olabilecek bütün riskleri ortadan kaldırmak amacıyla makul olarak gerekli olduğunu
düꢀündükleri bütün tedbirleri almaya yetkilidirler. Bu bağlamda AĐHM’nin görevi, kendi
durum değerlendirmesini polislerinkinden üstün tutarak, ateꢀli silahları kullanmadan önce göz
yaꢀartıcı bomba, plastik mermi ve uyuꢀturucu el bombaları gibi etkisiz hale getirici yolların
kullanılmasını zorunlu kılmak değildir. Kuꢀkusuz, ölüme sebebiyet verici metotlara
baꢀvurulmasını gitgide azaltmak istenirse, bu türden yolların kullanılmasının
yaygınlaꢀtırılması arzu edilir. Ancak belli bir davanın koꢀullarını göz önünde bulundurmadan
böyle bir ilke zorunluluğunun getirilmesi, kanunu uygulamakla mükellef olan Devlet ve
görevlilerine, kendilerinin ve baꢀkalarının yaꢀamlarını riske sokacak gerçek dıꢀı bir yük
getirecektir.
AĐHM, üzücü de olsa bu koꢀullarda kuvvet kullanımının, “herkesin ꢀiddete karꢀı korunmasını
sağlamak” ve “yasalara uygun ꢀekilde yakalamayı gerçekleꢀtirmek” için “kesinlikle gerekli”
olma koꢀulunu aꢀmadığına kanaat getirmektedir. Buna ek olarak her türlü makul ꢀüphenin
ötesinde gereksiz ꢀekilde aꢀırı olan bir kuvvetin bu durumda kullanıldığı ortaya
konulmamıꢀtır. Dolayısıyla bu bakımdan AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
2. Soruꢀturmanın Yetersiz Olduğu Đddiası Hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 1. maddesi gereğince Devlet’in “yargısına tabi herkese Sözleꢀme’de
tanımlanan hak ve özgürlükleri tanımak” genel yükümlülüğü ile birlikte 2. maddede
öngörülen yaꢀam hakkını koruma zorunluluğunun, kuvvete baꢀvurmanın bir kimsenin
ölümüne sebebiyet verdiği durumda etkili resmi soruꢀturma yürütmeyi gerekli ve zorunlu
kıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. mutatis mutandis McCann ve diğerleri ve Kaya-Türkiye, 19
ꢁubat 1998 tarihli karar). Böylesi bir soruꢀturma, faillerin Devlet görevlisi yada bir baꢀkası
olsa da, kuvvet kullanılması sonucunda bir kimsenin öldüğü her durumda gerçekleꢀtirilmelidir
(Tahsin Acar-Türkiye, no: 26307/95). Sorgulamalar ayrıntılı, yansız ve kesin olmalıdır
(McCann ve diğerleri ve Çakıcı-Türkiye, no: 23657/94).
AĐHM, ayrıca soruꢀturmanın asgari etkililik kriterine cevap veren soruꢀturmanın derecesi ve
niteliğinin dava koꢀullarına bağlı olduğuna kanaat getirmektedir. Soruꢀturmanın niteliği ve
derecesi mevcut olayların tümü temel alınarak ve soruꢀturma çalıꢀmasının uygulamadaki
gerçeklikleri gözönüne alınarak değerlendirilir. Meydana gelebilecek durumların çeꢀitliliğini
basit bir soruꢀturma eylemleri listesine yada diğer basitleꢀtirilmiꢀ kriterlere indirgemek
mümkün değildir (Tanrıkulu-Türkiye, no: 23763/94, Kaya, Güleç-Türkiye, 27 Temmuz 1998
tarihli karar, Velikova ve Buldan-Türkiye, no: 28298/95).
Yürütülen soruꢀturma, sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını sağlayacak ꢀekilde etkili
olmalıdır (Oğur-Türkiye, no: 21594/93). Burada sonuç değil araç zorunluluğu sözkonusudur.
Yetkililer olayla ilgili kanıtların toplanması için makul olarak alabilecekleri tedbirleri
almalıdırlar (Tanrıkulu ve Salman). Sorumlu kiꢀi yada kiꢀilerin bulunmasına yönelik
soruꢀturma ehliyetine zarar verici her türlü hata, soruꢀturmanın etkisiz olmasıyla
sonuçlanabilir (Aktaꢀ-Türkiye, no: 24351/94).
Makul olacak özen ve ivedilik gerekliliği bu bağlamda net değildir. Soruꢀturmanın belirli bir
durumda ilerlemesini engelleyen zorluk ve engellerin bulunabileceğini kabul etmek gerekir.
Ancak, ölüme sebebiyet veren kuvvete baꢀvurma konusunda soruꢀturma yapmak sözkonusu
olduğunda, eꢀitlik ilkesine saygı çerçevesinde kamuoyunun güvenini korumak ve yasadıꢀı
eylemlere göre her türlü hoꢀgörü ya da suç ortaklığı izleniminden kaçınmak amacıyla
yetkililerin ivedi cevabı temel unsur olarak değerlendirilebilir (McKerr-Birleꢀik Krallık, no:
28883/95 ve Tahsin Acar).
AĐHM, bu davada birçok sorgulama eylemlerine teꢀebbüs edildiğini tespit etmektedir.
soruꢀturma re’sen ve ivedi bir ꢀekilde baꢀlamıꢀ ve yetkililer aktif bir ꢀekilde çalıꢀmıꢀlardır.
Klasik ve ayrıntılı otopsi adli tıpta bilirkiꢀiler tarafından gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Soruꢀturma
sırasında, atıꢀ mesafesine ve balistik incelemeye yönelik iki farklı bilirkiꢀi incelemesi
yapılmıꢀtır. Olaylardan altı ay sonra 30 Mayıs 1996 tarihinde, Savcı silahlı çatıꢀmaya katılmıꢀ
olan on beꢀ polis aleyhinde iddianame vermiꢀtir. Baꢀvuranlar bu cezai yargılama çerçevesinde
müdahil tarafı oluꢀturmuꢀ ve böylece ceza davasına aktif olarak katılabilmiꢀlerdir. Daha sonra
Ağır Ceza Mahkemesi 29 Aralık 1997 tarihinde dosya unsurlarını temel alarak sanıkların
beraatine karar vermiꢀtir. Ayrıca baꢀvuranlar beraat kararının temyizine gitmiꢀtir. Yargıtay bu
temyiz baꢀvurusunu 23 Haziran 1998 tarihinde reddetmiꢀtir.
Ancak baꢀvuranlar soruꢀturmayı yapmakla yükümlü yetkililerin önemli bazı adımları
atmadıklarından ꢀikayetçi olmaktadırlar. Bir yandan kurꢀunlara hedef olan apartmanın
ayrıntılı krokisi çıkarılmamıꢀ ve olay yerinde olayların yeniden canlandırılması yapılmamıꢀtır.
Diğer yandan sözkonusu yerlerde gaz bombalarının kullanılması olasılığı hakkında hiçbir
inceleme yapılmamıꢀtır.
AĐHM için dava koꢀulları göz önüne alındığında, bağımsız bilirkiꢀiler tarafından olay yeri
krokilerinin çıkarılmaması ve olay yerinde gerçekleꢀtirilecek olay yeri tespitinin yapılmaması,
sorgulama mekanizmasının etkililiğinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Böylesi
unsurların esasa bakan hakimlere olayları daha net bir ꢀekilde tespit etmeyi ve polisler
üzerinde var olan somut riskleri değerlendirmeyi sağlayacakları konusunda hiç ꢀüphe yoktur.
Ayrıca AĐHM, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, ꢀüphelilerin ateꢀ ettiğini ve silahlı çatıꢀma sonucu
öldüklerini ortaya koyduktan sonra, polislerin baskınından önceki koꢀullarla yeterince
ilgilenmemesine büyük önem vermektedir. Bu nedenle, bu mahkeme, ateꢀ açılan yerde
özellikle gaz bombası gibi etkisiz hale getirme yollarını kullanma olasılığı hakkında inceleme
yapılmasının gerekli olmadığına kanaat getirmiꢀtir.
Bu iki eksiklik, AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca baꢀvuranların yakınlarının ölümü konusunda
etkili soruꢀturma yapılması gibi gerekliliklerin tanınmadığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla
bu noktada AĐHS’nin 2. maddesinden doğan usul yükümlülüğü ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar,
Bakırköy
Ağır
Ceza
Mahkemesi
önünde
adil
yargılamadan
faydalanamadıklarından ꢀikayetçi olmaktadırlar. Bu bağlamda baꢀvuranlar AĐHS’nin 6§1
maddesini ileri sürmektedirler.
Baꢀvuranlar, Ağır Ceza Mahkemesi’nin, kendisine sunulan hukuki problemi çözmek için
DGM tarafından sunulan kanıtları incelemek olan hukuki görevi yerine getirmeyi reddettiğini
savunmaktadırlar. Ağır Ceza Mahkemesi olay tespitini yapmamıꢀ ve kullanılan kuvvetin
gerekliliğini tespit etmek amacıyla bilirkiꢀilere baꢀvurmamıꢀtır.
Hükümet bu sava itiraz etmektedir.
AĐHM, mevcut davanın özel koꢀullarını ve AĐHS’nin 2. maddesinin usulen ihlal edildiğini
tespit etmeye iten muhakemeyi göz önünde bulundurarak, mevcut davayı 6§1 maddesi
açısından da incelemeye gerek olmadığına kanaat getirmektedir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, maddi ve manevi zararları için hiçbir tazminat yada masraf ve harcamaların
karꢀılanması talebinde bulunmamaktadırlar.
Dolayısıyla AĐHM, adil tazmin adı altında bir ödemeye gerek olmadığına kanaat
getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Fuat Perk, Ayten Korkulu ve Meral Akpınar’ın ölümü konusunda AĐHS’nin 2. maddesinin
ihlal edilmediğine;
2. Savunmacı Devlet’in etkili soruꢀturma yürütme yükümlülüğü konusunda AĐHS’nin 2.
maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 6. maddesine dayandırılan ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesine
uygun olarak 28 Mart 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło