50906/99

WyrokETPCz2005-02-22ECLI:CE:ECHR:2005:0222JUD005090699

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania administracyjnego i sądowego dotyczącego roszczenia o odszkodowanie za śmierć członka rodziny naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres postępowania, trwający dziewięć lat i trzy miesiące w dwuetapowym procesie administracyjnym, był nadmierny i nie spełniał wymogu 'rozsądnego terminu' z art. 6 ust. 1 Konwencji. W ocenie tej uwzględniono złożoność sprawy, postawę skarżących i władz, a także osobiste znaczenie sprawy dla skarżących, którzy utracili główne źródło utrzymania. Trybunał podkreślił również, że różnica między realną inflacją a ustawowymi odsetkami za zwłokę powinna być brana pod uwagę w takich przypadkach. Rząd nie przedstawił żadnych argumentów, które uzasadniałyby tak długi czas trwania postępowania.
Stan faktyczny
M.G., mąż, ojciec i syn skarżących, został zabity przez organizację terrorystyczną 15 kwietnia 1991 r. 30 czerwca 1992 r. skarżący złożyli wniosek do Ministerstwa Spraw Wewnętrznych o odszkodowanie za szkody materialne i niematerialne. Wobec braku odpowiedzi, 15 kwietnia 1992 r. (lub później, zgodnie z kontekstem) wnieśli pozew do Sądu Administracyjnego w Ankarze. Po przekazaniu sprawy do Sądu Administracyjnego w Gaziantep, sąd ten przyznał im odszkodowanie 12 maja 1994 r. Skarżący odwołali się do Rady Stanu, która 6 lutego 1996 r. uchyliła wyrok w zakresie naliczania odsetek. Ostatecznie, po dalszych postępowaniach egzekucyjnych, Ministerstwo wypłaciło kwotę 9 września 1999 r., a Rada Stanu odrzuciła wniosek o wstrzymanie wykonania 17 maja 2001 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał stwierdza, że nie ma potrzeby zasądzania zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   MERYEM GÜVEN ve DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 50906 / 99)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Şubat 2005   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (50906/99) başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşları Meryem Güven, Yunus ve Ahmet Güven’in (başvuranlar) Avrupa İnsan   Hakları Mahkemesine 29 Haziran 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Temel   İnsan Haklarını güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvur-   anlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından D.   Söğütlü tarafından temsil edilmektedirler.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OLAYLAR   Başvuranlar sırasıyla 1965, 1989 ve 1930 doğumlu olup Elbistan’da (Kahramanmaraş) ikamet   etmektedirler.   Nisan 1991’de başvuranların eşi, babası ve oğlu olan M.G. terörist bir örgüt tarafından   öldürülmüştür.   Haziran 1992 tarihinde başvuranlar İçişleri Bakanlığı’na müracaat ederek yakınlarının   ölümünden kaynaklanan maddi ve manevi zararın giderilmesi için tazminat talebinde bulun-   muşlardır. Telaffuz ettikleri rakam başvurunun yapıldığı tarihte sırasıyla 365.000.000. TL.   yaklaşık olarak 66.825 USD ve 70.000.000 TL.’dır (12.815 USD).   Nisan 1992 tarihinde hiçbir yanıt alamayan başvuranlar Ankara İdare Mahkemesi’ne   giderek Bakanlığın vermiş olduğu kararın tazmini için 200.000.000 TL. (31.186 USD) maddi   ve 60.000.000 TL. (9355 USD) manevi tazminat davası açmışlardır.   Mart 1993 tarihinde ratione loci bakımından yetkisizlik kararı alan Ankara İdare Mahkemesi   başvuranların taleplerini reddetmiş ve dava dosyasını Gaziantep İdare Mahkemesi’ne gön-   dermiştir.   Mayıs 1994’te İdare Mahkemesi İçişleri Bakanlığı’nın başvuranlara 155.506.127 TL.   (4.534 USD) maddi tazminat, bu miktara Bakanlığın ret kararı verdiği 31 Mart 1992   tarihinden itibaren basit gecikme faizinin eklenerek başvuranlara 25.000.000 TL. (728 USD)   manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmıştır.   Mayıs 1994 tarihinde başvuranlar cebri icra işlemi başlatmıştır. Tüm masraflarla ve harcamalarla   birlikte başvuranların talep ettikleri miktar 297.670.033 TL.’ye (9.426 USD) yükselmiştir.   Haziran 1994’te İdare Mahkemesi’nin 2 Haziran 1994 tarihli talebi üzerine başvuranlar   mahkeme masraflarını ödemiştir.   Temmuz 1994 tarihinde başvuranlar bu kararı Danıştay’da temyize götürmüşlerdir.   Şubat 1996’da Danıştay, uygulanacak basit gecikme faiz oranının İçişleri Bakanlığı’na   yapılan başvuru tarihi olan 30 Ocak 1992 tarihinden itibaren başlaması gerektiği gerekçesiyle   İlk derece Mahkemesi’nin kararını bozmuştur. Bu karar başvuranlara 2 Temmuz 1996 tari-   hinde tebliğ edilmiştir.   Haziran 1999’da İcra dairesi talep edilen miktar için Bakanlığın 628.847.000 TL.’yi (1.514   USD) başvuranlara ödemesini gündeme getirmiştir.   Eylül 1999 tarihinde Bakanlık başvuranlara 632.845.000 TL. (1.411 USD) ödemiştir.   Danıştay 17 Mayıs 2001 tarihli kararı ile infazın ertelenmesi talebini reddetmiş, itiraz kararını   onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Dava sürecinin uzunluğu nedeniyle AİHS’Nin 6 § 1 maddesinde yer alan «makul süre»   ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.   Enflasyon oranı ile gecikme faizi arasındaki kayda değer farkı hatırlatan başvuranlar, makul olmayan   yargılama süreci nedeniyle maddi gelir kaybına uğradıklarından şikayetçi olmaktadırlar.   Hükümet bu sava karşı çıkmakta, davanın karmaşık bir yapıda olduğunun bilinmesi gerek-   tiğini, gecikme nedeninin temelde başvuranların gerekli belgeleri Mahkeme’ye mümkün olan   en kısa süre içinde iletmemelerinden kaynaklandığını ifade etmektedir.   Dikkate alınacak dönem başvuranların tazminat talebiyle İçişleri Bakanlığı’na müracaat   ettikleri 30 Ocak 1992 tarihinde başlamakta ve 17 Mayıs 2001 tarihli Danıştay kararı ile sona   ermektedir. Bu dönem öngörülebilir, iki aşamalı idari bir yargılama süreci için dokuz yıl üç   aydan ibarettir.   AİHM, bir yargılama sürecinin makul yapısının davaya konu teşkil eden olayları takiben, yerleşik   içtihadlarla, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkililerin tutumu ve ilgililerin   davadaki riski ile değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Frydlender-   Fransa kararı, no: 30979/96, § 43, AİHM 200-VII).   AİHM, mevcut durumdaki benzer sorunları ortaya koyan pek çok davanın incelendiği ve   bunların 6 § 1 maddesinin ihlali ile sonuçlandığı tespitinde bulunmaktadır (Bkz. sözü edilen   Frydlender kararı).   Mahkemeye sunulan tüm unsurlar ışığında AİHM, Hükümetin bu davayı farklı sonuca   taşıyacak hiçbir olayı veya argümanı sunmadığına itibar etmektedir. AİHM, Mahkemenin bu   yöndeki yerleşik içtihadını dikkate aldığında sözkonusu yargılama sürecinin uzunluğunun aşırı   ve «makul süre» zorunluluğuna yanıt vermediği görüşündedir.   Ayrıca, AİHM daha önce de ifade ettiği üzere davanın ilgili açısından taşıdığı riskin kimi dav-   alarda dikkate alındığını eklemektedir (Bkz. diğer birçokları arasında Zimmermann ve Steiner-   İsviçre kararı, 13 Temmuz 1983, seri:A no:66, § 24) ve Allenet de Ribemont-Fransa kararı, 10   Şubat 1995, seri:A no: 308, § 47). Mahkeme, başvuranların yakınlarının ölümünün ardından   temel finans kaynağından yoksun kaldıkları tespitinde bulunmaktadır. Bu nedenle başvuranlar   tazminat ödenmesi konusunda alınacak hukuki kararın bir an önce alınmasına kişisel olarak   büyük önem vermektedirler (Bkz. diğer birçokları arasında, mutatis mutandis, Obermeier-   Avusturya kararı, 28 Haziran 1990, seri:A no: 179, § 72, Caleffi-İtalya kararı, 24 Mayıs 1991,   seri:A no: 206-B, § 17 ve Karakaya-Fransa kararı, 26 Ağustos 1994, seri:A no:289-B, § 30).   Reel enflasyon oranı ile yasal temerrüt faizi arasındaki fark da dikkate alınmalıdır.   Bu nedenle AİHS’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar   Başvuranlar kendilerine 10 Temmuz 2003 tarihinde iletilen ve AİHM içtüzüğünün 60.   maddesine dikkat çeken ve AİHS’nin 41. maddesi uyarınca adil tazmin hakkındaki her türlü   talebin esas hakkındaki görüşlere dayalı, yazılı olarak sunulması gerektiğini belirten   kabuledilebilirlik kararının ardından hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamışlardır. Bu   nedenle kabuledilebilirlik kararı yazısı ile birlikte belirlenen süreye yanıt verilmemesi   nedeniyle, AİHM AİHS’nin 41. maddesi uyarınca bu yönde ödeme yapmayı gerekli   görmemektedir (Bkz. Willekens-Belçika kararı, no: 50859/99, § 27, 24 Nisan 2003).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine,   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddelerine   uygun olarak 22 Şubat 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło