50934/99

WyrokETPCz2006-03-21ECLI:CE:ECHR:2006:0321JUD005093499

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie skarżących za publikację artykułów krytykujących politykę państwa i ministra sprawiedliwości stanowiło naruszenie wolności wyrażania opinii gwarantowanej w art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć ingerencja w wolność wyrażania opinii była przewidziana prawem i służyła uzasadnionym celom (ochrona integralności terytorialnej, zapobieganie przestępczości), to nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Stwierdził, że artykuły, pomimo ostrego tonu, nie nawoływały do przemocy, zbrojnego oporu ani nienawiści, a także nie narażały ministra na ryzyko przemocy. Dodatkowo, groźba kary, nawet jeśli ostatecznie odroczona i anulowana, wywołała efekt cenzurujący, który był nieproporcjonalny do zamierzonych celów.
Stan faktyczny
Skarżący, Tayfun Koç i Musa Tambaş, odpowiednio właściciel i redaktor naczelny miesięcznika, zostali skazani przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule za publikację trzech artykułów. Artykuły te, dotyczące kwestii kurdyjskiej i polityki więziennej, zostały uznane za propagandę przeciwko integralności państwa i nawoływanie do nienawiści wobec ministra sprawiedliwości. Skarżący zostali ukarani grzywnami i zakazem wydawania magazynu, choć ostatecznie ich wyroki zostały odroczone, a następnie anulowane na mocy nowej ustawy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą ingerencji w wolność wyrażania opinii za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 3. Zasądził na rzecz skarżących 4 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 2 299 EUR tytułem kosztów i wydatków. 4. Oddalił pozostałą część roszczeń o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DÖRDÜNCÜ DAİRE   KOÇ VE TAMBAŞ - TÜRKİYE   (Başvuru no. 50934/99)   KARAR   STRAZBURG   Mart 2006   Bu karar AİHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak,   üzerinde şekle ilişkin değişiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Dava, Tayfun Koç ve Musa Tambaş (“başvuranlar”) isimli iki Türk vatandaşının, 3   Ağustos 1999 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleşmesi’nin   (“Sözleşme”) 34. maddesine dayanarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM’ye yaptığı   başvurudan (no. 50934/99) kaynaklanmaktadır. Başvuranlar, İstanbul Barosu’na bağlı O. E.   Ataman isimli avukat tarafından temsil edilmiştir.   OLAYLAR   I.DAVA OLAYLARI   Başvuranlar, sırasıyla 1974 ve 1972 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.   Birinci başvuran, aylık “Eşitlik, Özgürlük ve Barış için Devrim” adlı derginin sahibi, ikinci   başvuran ise başyazarıdır. Derginin beşinci ve altıncı sayısında, C. K. tarafından yazılmış olan   üç makale yayınlanmıştır.   İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, 24 Haziran ve 9 Eylül 1997 tarihli iki   iddianameyle başvuranları “Devletin bölünmez bütünlüğüne” karşı propaganda yapmak bu üç   makaleyi yayınlayarak bir kişiyi hedef olarak göstermekle suçlamıştır. Başvuranlar,   makalelerin içeriklerinin ifade özgürlüğü dahilinde olduğunu belirtmiştir. 24 Ağustos 1998   tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları sırasıyla, 150.000.000 TL   (yaklaşık 500 Euro) ve 75.900.000 para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme ayrıca, derginin bir   aylığına kapatılmasına ve beşinci ve altıncı sayılarına el konulmasına karar vermiştir.   Mahkeme, ilk makaleyle başvuranların Devlet’in bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda   yaptığına, üçüncü makalede Adalet Bakanı’nın “adalet kasabı” olarak tanımlanmasının,   kendisinin terör örgütlerine hedef gösterilmesine sebep olduğuna karar vermiştir. 22 Haziran   tarihinde, Yargıtay Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onamıştır. Basın suçlarıyla   ilgili dava ve cezaların ertelenmesine ilişkin 4454 sayılı Kanun 28 Ağustos 1999 tarihinde   yürürlüğe girdiğinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranların mahkûmiyetlerini,   sırasıyla, üç yıllık bir süre için, 24 Kasım 1999 ve 14 Ocak 2000 tarihlerinde ertelemiştir. 6   Haziran 2003 tarihli bir ek kararla, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, erteleme tarihinden   itibaren başvuranların herhangi bir kasti suç işlememiş olmalarını göz önüne alarak   başvuranların mahkumiyet kararını iptal etmiştir. Başvuranlar, cezai yargılamanın hiçbir   safhasında tutuklanmamıştır.   II.İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI   Sözkonusu tarihteki ilgili iç hukuk ve uygulamasına ilişkin izahat şu kararlarda   bulunabilir: İbrahim Aksoy – Türkiye, no. 28635/95, 30171/76 ve 34535/97, §§ 41-42, 10   Ekim 2000, Güneş ve Türkiye no. 53916/00, 13 Mayıs 2004, ve Koç ve Tambaş – Türkiye,   46947/99, 24 Şubat 2005).   HUKUK   I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde kendilerini yargılayan ve   mahkum eden askeri bir hakimin bulunması nedeniyle adil şekilde yargılanmamış oldukları,   Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünden haberdar edilmedikleri ve dolayısıyla,   karşı görüşlerini sunma fırsatından yoksun bırakıldıkları hususunda şikayette bulunmuşlardır.   Ayrıca, 24 Kasım 2003 tarihli görüşlerinde, takibat sürelerinin uzunluğu hakkında şikayette   bulunmuşlardır. Şikayetlerini, AİHS’nin ilgili kısmı aşağıda kaydedilmiş olan 6. maddesine   dayandırmışlardır:   “1.Herkes ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla   kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ve açık olarak   görülmesini istemek hakkına sahiptir.   3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:   b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak.”   Başvuranların, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davalarının hakkaniyete   uygun olarak görülmesini istemek hakkına dair şikayetlerine ilişkin AİHM, 4454 No.lu Kanun   uyarınca mahkumiyetin iptal edilmesi ardından başvuranın, AİHS’nin 34. maddesi uyarınca   AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edilmiş olduğu iddiasına ilişkin olarak mağdur   sayılamayacağına karar vermiş olduğunu yineler (bkz., özellikle, Güneş ve Koç ve Tambaş).   AİHM, başvuranın durumunun bu davadakine benzer olduğu kanısındadır. Başvurunun   sözkonusu kısmı, AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca temelden yoksun olduğu için   reddedilmelidir.   Başvuranların takibatların uzunluğuna ilişkin şikayetleri hususunda AİHM, sözkonusu   şikayet, Mahkeme’ye 24 Kasım 2003 tarihinde sunulmuş olduğu halde AİHS’nin 6. maddesi   uyarınca başvuranlar aleyhine açılan cezai takibatların, Yargıtay’ın Asliye Hukuk   Mahkemesi’nin kararını onamış olduğu 22 Haziran 1999 tarihinde sona ermiş olduğunu   belirtir (bkz., özellikle, Koç ve Tambaş). Sözkonusu şikayet, zamanı dolduktan sonra   sunulmuştur ve AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.   II. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLMİŞ OLDUĞU İDDİASI   Başvuranlar, sözkonusu mahkumiyetin ifade özgürlüklerini ihlal etmiş olduğu   hususunda şikayette bulunmuşlardır. Şikayetlerini, AİHS’nin ilgili kısmı aşağıda kaydedilmiş   olan 10. maddesine dayandırmışlardır:   “1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu   otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü   de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına   engel değildir.   2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu   tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu   düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının   korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim   koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”   A. Kabuledilebilirlik   AİHM, sözkonusu şikayetin AİHS’nin 35 §§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca temelden   yoksun olmadığını belirtir. Ayrıca, kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için gerekçe   bulunmadığını belirtir. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.   B. Esaslar   Hükümet, başvuranların ifade özgürlüklerine müdahalenin, 10. maddenin ikinci   paragrafının hükümleri uyarınca haklı çıkarılmış olduğunu ileri sürmüştür.   1. Müdahalenin Mevcudiyeti   AİHM, başvuranların 3713 No.lu Kanun’un 6. ve 8. maddeleri bağlamında ifade   özgürlüklerine müdahale edildiğinin, taraflar arasında açık ve ihtilafsız olduğunu kaydeder.   2. Müdahalenin Haklılığı   Sözkonusu müdahalenin, “kanunca öngörülmüş” olmadığı, 10. maddenin 2.   paragrafında değinilen yasal amaçların birini ya da ikisini takip etmediği ve sözkonusu amacı   veya amaçları gerçekleştirmek için “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sürece   AİHS’nin 10. maddesini ihlal edecektir.   (a) “Kanunca Öngörülmüş”   AİHM, başvuranların mahkumiyetlerinin, 3713 No.lu Kanun’un 6. ve 8. maddelerine   dayandırılması nedeniyle, sonuç olarak ortaya çıkan ifade özgürlüğüne müdahalenin,   “kanunca öngörülmüş” olarak kabul edilebileceği kanısındadır.   (b) Meşru Amaç   Hükümet, sözkonusu müdahalenin, toprak bütünlüğünü, ulusal birliği muhafaza etmek   ve kamu görevlilerini, terörist bir saldırının hedefi olarak teşhis edilme riskine karşı korumak   gibi yasal bir amacı izlediğini belirtmiştir. Başvuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmiştir.   AİHM, olayların gerçekleştiği tarihte güney-doğu Türkiye’deki güvenlik durumunun   ciddiyetini (bkz., Zana/Türkiye, 25 Kasım 1997 tarihli karar, Hüküm ve Karar Raporları   1997-VII, sayfa 2539, § 10, ve Ceylan/Türkiye [BD], no. 23556/94, § 28, ECHR 1999-IV) ve   yetkili makamların, ayrıca şiddet olaylarını körükleyen eylemlere karşı tetikte olma ihtiyacını   gözönünde bulundurarak başvuranlara karşı alınan tedbirlerin, toprak bütünlüğünün   korunmasına ve düzensizlik ve suçun engellenmesi gibi Hükümet tarafından belirtilen belirli   amaçlara katkı bulunmuş olduklarının söylenebileceği kanısındadır. Bu durum, dava   olaylarının görüldüğü sırada güneydoğu Türkiye’deki durumda olduğu gibi, ayrımcı hareketin   şiddete başvuran yollar kullandığı durumlarda son derece doğrudur.   (c) “Demokratik toplumda zorunlu”   (i) Tarafların iddiaları   Hükümet, başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yapılan müdahalenin demokratik   bir toplumda zorunlu olduğunu iddia etmiştir. Bu bakımdan, ilk iki makalede, Devlet’in,   “baskı altındaki” Kürt topluluğuna karşı “kirli bir savaş” açmış olarak değerlendirildiğini ve   üçüncü makalede, Adalet Bakanı’nın, cezaevlerindeki uygunsuzluklardan ve sorunlardan   sorumlu kişi olarak gösterildiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, makalenin, açlık grevi yapan iki   tutuklunun ölümünden Bakan’ı sorumlu gösterdiğini belirtmiştir. Hükümet, son olarak,   başvuranların cüzi miktarda para cezasına çarptırıldıklarını, bu cezanın hiçbir zaman   uygulanmadığını ve sonunda mahkumiyet kararlarının iptal edildiğini ileri sürmüştür.   Başvuranlar bu makaleleri yayımlamaktan mahkum edilmelerinin demokratik bir   toplumda zorunlu olmadığını iddia etmişlerdir. Bu bakımdan, ilk iki makalenin, Kürt   sorununun barış çerçevesinde nasıl çözümleneceği hakkında yazarın değerlendirmesine ilişkin   olduğunu ve üçüncü makalenin de Devlet’in ve özellikle de Adalet Bakanı’nın o dönemdeki   cezaevi politikalarını eleştirdiğini belirtmişlerdir.   (ii) AİHM’nin değerlendirmesi   AİHM, 10. maddeye ilişkin kararlarında ortaya konan temel ilkeleri yineler (bkz.,   özellikle, Şener – Türkiye, no. 26680/95, §§ 39-43, 18 Temmuz 2000, yukarıda anılan,   İbrahim Aksoy §§ 51-53, Lingens – Avusturya, 8 Temmuz 1986 tarihli karar, Seri A no. 103,   s. 26, §§ 41-42 ve Fressoz ve Roire – Fransa [BD], no. 29183/95, § 45, AİHM 1999).   Sözkonusu davayı, bu ilkeler ışığında inceleyecektir.   AİHM, tartışma konusu müdahaleyi, bütün olarak davanın ışığında değerlendirmelidir.   Buna makalelerin içerikleri ve dağıtıldıkları şartlar ve çevre de dahildir. Özellikle, sözkonusu   müdahalenin, “güdülen meşru amaçlarla orantılı” olup olmadığını ve müdahaleyi haklı   çıkarmak üzere ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup   olmadığını tespit etmelidir. AİHM, ayrıca, kendisine sunulan davaların, özellikle terörle   mücadele ile ilgili davaların, geçmişini dikkate alır (bkz. Karakaş – Türkiye [BD], no.   23168/94, § 54, AİHM 1999-IV).   AİHM, başvuranların, C.K. tarafından yazılmış olan üç makale yayımladığını   kaydeder. “Türkiye’de Kürt Sorunu ve Barış Süreci 2 ve 3” isimli makaleler, yazarın Kürt   sorunu ve barışçıl bir çözüme ulaşmanın olası yolları olarak addettiği konu hakkında   Cumhuriyet’in kurulmasından itibaren Türk politikalarının eleştirel bir değerlendirmesinden   oluşur. Öte yandan, üçüncü makale, Devlet tarafından izlenilen politikaları ve özellikle de   hapis koşullarına ilişkin olarak Adalet Bakanı’nı eleştirmiştir. AİHM, Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin, ilk iki makalenin bazı kısımlarını, “Devlet’in bölünmezliğine karşı bölücü   propaganda” olarak değerlendirdiğini gözlemler. Ayrıca, Adalet Bakanı’na “adalet kasabı”   olarak atıfta bulunan üçüncü makaleyi yayımlayarak başvuranların onu terör örgütlerinin   hedefi haline getirmiş olduğunu değerlendirmiştir.   AİHM, sözkonusu makaleleri incelemiştir. AİHM, makalelerin bilhassa sert bazı   bölümlerinin Türk Devleti ve Adalet Bakanı’nın son derece olumsuz bir resmini çizerek   yazılara düşmanca bir anlatım biçimi kazandırmasına rağmen, bütün olarak bakıldığında,   makalelerin, şiddet, silahlı direniş veya isyanı teşvik etmediğini ve nefret söylemi   oluşturmadığını değerlendirir (bkz. Birol – Türkiye, no. 44104/98, § 29, 1 Mart 2005,   karşılaştırınız Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV ve Gerger –   Türkiye [BD], no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999). Buna ek olarak, AİHM, Hükümet   tarafından altı çizilen bölüm gibi bilhassa kışkırtıcı olan bazı bölümlere ve kışkırtıcı başlığına   rağmen, bütün olarak bakıldığında, üçüncü makalenin, sözkonusu zamanda Adalet Bakanı’nı   şiddet riskine maruz bırakmış olarak yorumlanamayacağını değerlendirir (bkz., a contrario,   Gündüz – Türkiye (karar), no. 59745/00, AİHM 2003-XI (alıntılar)). AİHM’ye göre, bunlar,   tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesindeki esas faktörlerdir.   AİHM, ayrıca, başvuranlara verilen cezanın sonuçta ertelenmiş ve iptal edilmiş   olmasına rağmen yine de başvuranların üç yıl boyunca ceza tehdidi ile karşı karşıya   bulunduklarını gözlemler. AİHM’ye göre, sözkonusu durum, başvuranların mesleklerine   sansür etkisi olan bir yasağa varır ve kapsam açısından makul değildir zira bu tedbir   başvuranları, Devlet’in çıkarlarına aykırı olarak değerlendirilebilecek her şeyi yayımlamaktan   kaçınmaya mecbur bırakmıştır (bkz., özellikle, Erdoğdu – Türkiye, no. 25723/94, § 72, AİHM   2000-VI).   Yukarıda belirtilen değerlendirmeleri gözönünde tutarak, AİHM, başvuranların   mahkumiyetlerinin, güdülen amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle “demokratik bir   toplumda zorunlu” olmadığı kararına varır. Dolayısıyla, AİHS’nin 10. maddesi ihlal   edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “ Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”   A.Tazminat   Başvuranlar, derginin bir aylığına kapatılması ve üç sayısına el koyulmasından   kaynaklanan maddi zarar için 9.358,58 ABD Doları (yaklaşık 7.755 Euro) maddi tazminat   talep etmiştir. Ayrıca 40.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir.   Hükümet, bu talepleri temelsiz ve aşırı bularak reddetmiştir.   Herhangi bir belge ya da makbuzun yokluğunda, AİHM, başvuranların maddi tazminat   talebinin spekülatif ve temelsiz olduğu kanısındadır. Öte yandan, AİHM, başvuranların dava   şartları içinde belirli bir sıkıntı yaşamış olduklarının düşünülebileceği kanısındadır. AİHS’nin   41. maddesinin gerektirdiği üzere eşitlik temelinde yaptığı değerlendirme ile AİHM   başvuranlara toplam 4.000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   B.Mahkeme Masrafları   Başvuranlar, yerel mahkemelerde ve AİHM’deki masraflar için toplam 14.285,89   Euro talep etmiştir. Başvuranlar, iddialarına kanıt olarak, temsilcileri tarafından İstanbul   Barolar Birliği’nin tavsiye ettiği 2005 ücret listesi temelinde hazırlanan bir masraf çizelgesi   sunmuştur. Ayrıca, posta masraflarının makbuzlarını da sunmuşlardır.   Hükümet bu meblağlara itiraz etmiştir. Başvuranların iddialarına ilişkin olarak   herhangi bir belge veya makbuz ortaya koymadığını ifade etmiştir.   AİHM içtihadına göre, bir başvuran, gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarı açısından   makul olduğu ortaya konulduğu sürece masraflarının geri ödenmesine hak kazanır. Bu   davada, elindeki bilgiler ve yukarıdaki ölçütleri dikkate alarak AİHM, yerel yargılama   masraflarına ilişkin iddiayı reddeder ve AİHM’deki yargılama için Avrupa Konseyi’nden   alınmış olan 701 Euro adli yardım çıkarılmak üzere 3.000 Euro ödenmesinin uygun olduğu   kanısındadır.   C.Gecikme Faizi   AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz   oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.   YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1.Başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleye ilişkin şikayetin kabuledilebilir,   başvurunun kalan kısmının kabuledilmez olduğuna;   2.AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3.(a)Sorumlu Devlet’in, başvuranlara AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilerek   (i)4.000 Euro (dört bin Euro) manevi tazminat;   (ii)2.299 Euro (iki bin iki yüz doksan dokuz Euro) mahkeme masrafı;   (iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her türlü vergiyi ödemesine;   (b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa   Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   4. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMİŞTİR.   İngilizce hazırlanmış, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 21   Mart 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Françoise ELENS-PASSOS   Yazı İşleri Müdür Yardımcısı   Nicolas BRATZA   Başkan   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło