50971/99

WyrokETPCz2005-10-25ECLI:CE:ECHR:2005:1025JUD005097199

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżąca była poddana złemu traktowaniu podczas zatrzymania policyjnego, co stanowiło naruszenie art. 3 Konwencji? Czy skarżąca miała dostęp do skutecznego środka odwoławczego w związku z zarzutami złego traktowania, zgodnie z art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że zeznania skarżącej dotyczące źródła jej obrażeń były niespójne i sprzeczne, co podważyło jej wiarygodność. Wskazano, że obrażenia mogły pochodzić z wcześniejszej bójki w sklepie, a nie wyłącznie z działań policji. Trybunał zastosował standard dowodowy „ponad wszelką wątpliwość” dla naruszeń art. 3 i uznał, że brak jest wystarczających dowodów na to, że policja dopuściła się złego traktowania. Ponieważ nie stwierdzono naruszenia art. 3, skarga na podstawie art. 13 nie była „zasadna” w rozumieniu Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżąca, Hüsniye Tekin, została zatrzymana 22 sierpnia 1997 r. przez policję antyterrorystyczną w Stambule po bójce w sklepie, gdzie rzekomo próbowała wymusić pieniądze dla PKK. Podczas zatrzymania i przesłuchań skarżąca twierdziła, że była maltretowana przez policję, w tym grożono jej torturami, ściskano jej piersi, a obrażenia na jej ciele, poza tymi z bójki, były wynikiem działań policji. Krajowe postępowanie karne przeciwko policjantom oskarżonym o złe traktowanie zakończyło się ich uniewinnieniem z powodu braku wystarczających dowodów i odmowy skarżącej udziału w rozprawach.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie orzekł, że nie doszło do naruszenia art. 3 Konwencji. Trybunał jednogłośnie orzekł, że nie doszło do naruszenia art. 13 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   HÜSNĐYE TEKĐN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:50971/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   EKĐM 2005   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecek olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 50971/99 baꢀvuru no’lu davanın nedeni,   Türk vatandaꢀı Hüsniye Tekin’in (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM)   Ağustos 1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin   (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran, avukat yardımından   faydalanarak Đstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaꢀ tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Baꢀvuran 1976 doğumludur.   A. Davanın kaynağı   Baꢀvuran, 22 Ağustos 1997 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   ꢁubesi polisleri tarafından gözaltına alınmıꢀtır.   Aynı gün saat 18:50’de polisler, baꢀvuran ve gittikleri mağazanın sahipleri   Abdulvahap Erkek ve Abdulkadir Erkek’in imzaladığı yakalama tutanağını düzenlemiꢀlerdir.   Polisler, olay yerine geldiklerinde, sözkonusu mağazanın “kavga”’nın ardından dağınık bir   vaziyette olduğunu belirtmiꢀlerdir. Hol olarak kullanılan yerde beꢀ adet mermi kovanı   bulunmuꢀtur. Yakalanan kiꢀi mağazaya tehditle para istemek için gelmiꢀtir. Đꢀyeri sahipleri ve   baꢀvuran arasında “kavga” çıkmıꢀtır. Birkaç darp neticesinde baꢀvuran demir kapılı bir duꢀ   kabinine girmiꢀtir. Burada ateꢀ açılması sonucu oluꢀan bir delik bulunmuꢀtur. Baꢀvuranın el   çantasında, değiꢀik kiꢀilere ait yedi adet kartvizit ve “örgüt dokümanı” baꢀlıklı değiꢀik   boyutlarda on dokuz adet kağıt bulunmuꢀtur.   Ağustos 1997 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi,   Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Baꢀsavcısı’ndan baꢀvuranın gözaltı   süresinin dört gün daha uzatılmasını istemiꢀtir.   Ağustos 1997 tarihinde Abdulvahap Erkek polis tarafından dinlenmiꢀtir.   Aynı gün Abdülkadir Erkek de ifade vermiꢀtir.   Baꢀvuran ve iki kardeꢀ arasındaki 23 Ağustos 1997 tarihli teꢀhis tutanağında   baꢀvuranın kendisine atfedilen olayları kabul ettiği belirtilmektedir.   Ağustos 1997 günü saat 1:20’de baꢀvuran Haseki Devlet Hastanesi acil servis   doktoru tarafından muayene edilmiꢀtir. Geçici raporda baꢀvuranın vücudunda, sırtında 3-4   cm’lik ekimoz ve sıyrıklar, göğüsler üzerinde eritem ve sıyrıklar, karın bölgesinde ekimoz,   boyun, burun ve her iki göz çevresinde eritem ve sıyrıkların bulunduğu belirtilmiꢀtir.   Ağustos 1997 tarihinde polis baꢀvuranı da dinlemiꢀtir. Baꢀvuran, kendisinden   Abdulkadir ve Abdulvahap Erkek’ten bir milyar Türk Lirası istemesini isteyen PKK üyesi   Ramazan adlı bir kiꢀiyle tanıꢀtığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, Ramazan’a vermek üzere parayı   almak için bu kiꢀilerin mağazasına gitmiꢀtir. Parayı PKK adına isteyince iki kardeꢀ baꢀvuranı   yakalamaya çalıꢀmıꢀ, kavga etmiꢀ ve darp ettikten sonra ellerini ve ayaklarını bağlamıꢀlardır.   Daha sonra polisler olay yerine gelmiꢀ ve baꢀvuranı gözaltına almıꢀlardır. Baꢀvuran mağazaya   bırakılan “ERNK” mührü taꢀıyan mektubu kendisinin yazmadığını belirtmiꢀtir.   Đstanbul Cumhuriyet Savcılığı 26 Ağustos 1997 tarihinde baꢀvuranı dinlemiꢀtir.   Baꢀvuran hakkında yapılan suçlamalara itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran sözkonusu mağazaya iꢀ   baꢀvurusunda bulunmak amacıyla gittiğini belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran gözaltı sırasında alınan ifadesine itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran, mağaza sahipleri   kendisini dövüp üzerine ateꢀ ettikleri için korktuğunu belirtmiꢀtir. Polisler kendisine eğer   doğruyu söylemezse iꢀkence yapacaklarını söylediklerini belirtmiꢀtir. Đꢀkence göreceğini   düꢀündüğünden mağaza sahiplerinin verdiği ifadeler doğrultusunda ifade vermiꢀtir. Sağlık   raporunun doğru olduğunu ve saptanan yaraların mağaza sahipleriyle dövüꢀürken oluꢀtuğunu   ileri sürmüꢀtür. Baꢀvurana polisler tarafından “bedensel” iꢀkenceye tabi tutulmamıꢀtır.   Polisler baꢀvurana eğer doğruyu söylemez ise kendisine iꢀkence yapacaklarını söylemiꢀlerdir.   Polisler ayrıca baꢀvuranın göğüslerini sıkmıꢀlardır. Böylelikle baꢀvuran gözaltı sırasında   alınan tespit tutanağına ve ifadesine itiraz etmiꢀtir.   Baꢀvuran Cumhuriyet Baꢀsavcısı’nın isteği üzerine 26 Ağustos 1997 günü saat   11:00’de Đstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından muayene edilmiꢀtir.   Đstanbul Cumhuriyet Baꢀsavcılığı 28 Ağustos 1997 tarihinde Abdulkadir Erkek’i   dinlemiꢀtir.   Aynı gün Abdulvahap Erkek de dinlenmiꢀtir.   DGM 19 Kasım 1997 tarihli duruꢀmada Abdulvahap ve Abdulkadir Erkek’i   dinlemiꢀtir. Bu kiꢀiler de 23 Ağustos 1997 tarihli ifadelerini yinelemiꢀlerdir.   Ocak ve 17 ꢁubat 1998 tarihlerinde polis memurları Ürfan Aslan ve Muttalip   Günay dinlenmek üzere Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na en kısa sürede gelmeleri gerektiği   konusunda bilgilendirilmiꢀlerdir.   DGM 26 Ocak 1998 tarihli duruꢀmada baꢀvuranı dinlemiꢀtir.   DGM, 1 Nisan 1998 tarihli duruꢀmada polis memuru Murat Yıldız’ı dinlemiꢀtir. Murat   Yıldız olay günü sözkonusu mağazaya gitmiꢀtir. Baꢀvuran banyoya kilitlenmiꢀ ve kendisi de   baꢀvuranı oradan çıkarmaya çalıꢀmıꢀtır. Mağaza sahipleri ateꢀli silah kullanmıꢀlardır.   DGM aynı duruꢀma sırasında polis memuru Rahim Budak’ı dinlemiꢀtir. Rahim Budak   da meslektaꢀının verdiği ifadeyi yinelemiꢀtir.   Belirtilmeyen bir tarihte DGM baꢀvuranı dinlemiꢀtir. Baꢀvuran PKK üyesi olmadığını   belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, hakkında yapılan suçlamalara itiraz etmiꢀtir. Mağaza sahiplerini   tanımadığını, iꢀ aramak maksadıyla kendilerini görmeye geldiğini belirtmiꢀtir. Mağazaya   geldiğinde kendisine nereli olduğu sorulmuꢀ, Mardin’li olduğunu söyleyince, mağaza   sahipleri kendisini darp etmiꢀ, ellerini ve ayaklarını bağlamıꢀ ve daha sonra polisleri   aramıꢀlardır. Baꢀvuran kendilerine sözkonusu mektubu vermediğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran   gözaltı sırasında alınan 24 Ağustos 1997 tarihli ifadesine itiraz etmiꢀtir. Zira polisler eğer   gerçeği söylemezse kendisine iꢀkence yapacaklarını söyledikleri için mağaza sahiplerinin   verdiği ifadeler doğrultusunda ifade vermeye zorlandığını ileri sürmüꢀtür. Verdiği ifadeleri   imzaladığını kabul etmiꢀtir ancak içeriğine itiraz etmektedir.   B. Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Huzurunda Suçlanan Polisler Aleyhinde Yürütülen   Usul Đꢀlemleri   Baꢀvuran 30 Ekim 1997 tarihinde, gözaltına alınmasından sorumlu polisler aleyhinde   Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na kötü muamele gerekçesiyle ceza davası açmıꢀtır.   Baꢀvuran 6 ꢁubat 1998 tarihinde Fatih Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀtir.   Baꢀvuran polisler tarafından gözaltına alındığını, yüzündeki yara izlerinin mağazada   oluꢀtuğunu ve vücudunun geri kalan kısmında bulunan lezyonların polisler tarafından yapılan   muamelenin sonucunda oluꢀtuğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuran sorgulama süresince gözlerinin   bağlı ve çıplak olduğunu, polislerin kendisini dövüp bazılarının ise cinsel tacizde   bulunduğunu belirtmiꢀtir.   ꢁubat 1998 tarihinde, Fatih Cumhuriyet Savcılığı, suçlanan polislerden Muhtalip   Günay’ı dinlemiꢀtir. Polis memuru baꢀvuranın PKK üyesi olduğunu, bu örgüt adına   Bayrampaꢀa’da bir dükkanda para tahsil etmek için dükkan sahipleri tarafından yakalanarak   dövüldüğünü belirtmiꢀtir. Baꢀvurana iꢀkence yaptığına dair iddiaya itiraz etmiꢀtir.   Mart 1998 tarihinde, suçlanan diğer polis memuru Ürfan Aslan, Fatih Cumhuriyet   Savcılığı’nda ifade vermiꢀ ve meslektaꢀının verdiği ifadeyi yinelemiꢀtir.   Fatih Cumhuriyet Savcısı, 3 Kasım 1998 tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK)   243. maddesi uygulanarak, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde polis memurları aleyhinde   kamu davası açmıꢀtır.   Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı TCK’nın 243§1 maddesi uyarınca, 16   Kasım 1998 tarihinde sunulan iddianameyle iki polis memurunu kötü muamele yapmakla   suçlamıꢀtır.   Ağır Ceza Mahkemesi 26 Kasım 1998 tarihli duruꢀmasında, Đstanbul Cumhuriyet   Baꢀsavcısı’ndan baꢀvuranın duruꢀmaya katılımını sağlamasını ve avukatına bilgi verilmesini   istemiꢀtir. Bu da, posta yoluyla 15 ꢁubat 1999 tarihinde yapılmıꢀtır.   Üsküdar E Tipi Cezaevi Müdürü ve iki gardiyanın imzaladığı 5 ꢁubat ve 15 ꢁubat   tarihli tutanaklarda, baꢀvuranın Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruꢀmalara katılmayı   reddettiği belirtilmiꢀtir.   Ağır Ceza Mahkemesi 15 ꢁubat 1999 tarihli duruꢀmasında, suçlanan polis   memurlarının duruꢀmaya katılmadıklarını ve baꢀvuranın kendisinin de duruꢀmaya katılmayı   reddettiğini, bunun yanı sıra baꢀvuranın avukatının da duruꢀmaya gelmediğini tespit etmiꢀtir.   Mahkeme baꢀvuranın dinlenmesini reddetmiꢀ ve duruꢀmayı ertelemiꢀtir.   Ağır Ceza Mahkemesi 3 Mayıs 1999 tarihli duruꢀmasında, diğerinin Đstanbul dıꢀında   görevde olmasından dolayı polis memurlarından sadece Ürfan Aslan’ı dinlemiꢀtir. Ürfan   Aslan baꢀvurana ne kötü muamelede ne de cinsel tacizde bulunduğunu belirtmiꢀtir.   Baꢀvuranın mağaza sahipleri tarafından dövüldüğünü ileri sürmüꢀtür.   Haziran 1999 tarihli duruꢀmaya her iki polis memuru da katılmıꢀtır. Mahkeme   ikinci polis memuru Muhtalip Kaya’yı dinlemiꢀtir. Muhtalip Kaya baꢀvurana ne kötü   muamelede ne de cinsel tacizde bulunduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın gittiği mağaza sahipleri   tarafından dövüldüğünü ve Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde   gözaltına alındığını belirtmiꢀtir. Polis memuru suçsuz olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Ağır Ceza Mahkemesi 10 Haziran 1999 tarihli kararla, dosya unsurlarını, sunulan   savunmayı ve delil unsurlarının kesin ve yeterli olmayıꢀını gözönüne alarak, suçlanan polis   memurlarının beraat etmesine karar vermiꢀtir. Mahkeme, gerekçelerinde 6 ꢁubat 1998 tarihli   ifadesine göre baꢀvuranın iꢀ için gittiği Bayrampaꢀa’da bulunan mağaza sahipleri tarafından   dövüldüğünü, ellerinin bağlandığını ve daha sonra gözaltına alındığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran   yapılan bütün aramalara rağmen bulunamadığından ve kendisinin duruꢀmalara katılmamaya   karar verdiğinden dolayı, mahkeme 15 ꢁubat 1999 tarihinde, baꢀvuranın dinlenmesini   reddetmiꢀ ve ön soruꢀturma sırasında alınan ifadeyi dosyaya koymuꢀtur. Mahkeme 23 ve 26   Ağustos 1997 tarihli sağlık raporlarının birbirini onadığını vurgulamıꢀtır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığından ꢀikayetçi olmakta ve   AĐHS’nin 3. maddesini ileri sürmektedir.   Hükümet, baꢀvuranın gittiği mağazanın sahipleri tarafından dövüldüğünü kabul   ettiğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran ilk olarak 23 Ağustos 1997 tarihinde gözaltına alındığında ve   daha sonra 26 Ağustos 1997 tarihinde serbest bırakıldığında olmak üzere iki kez muayene   edilmiꢀtir. Đki rapor birbirinin aynı olup, baꢀvuranın yakalanmadan önce kötü muameleye   maruz kaldığını belirtmektedirler. Hükümet, baꢀvuranın ꢀikayet dilekçesinde yer alan   beyanlarının baꢀvuruda yer alanlarla farklı olduğunu vurgulamaktadır. Yapılan bu beyanlar,   sözde maruz kalınan kötü muamelelerle ilgili iddiaların bazılarının sağlık raporlarında yer   almadığından dolayı aꢀırıya kaçmaktadır.   Baꢀvuran Hükümet’in argümanlarına itiraz etmektedir. Baꢀvuran 22 Ağustos 1997   günü saat 17:00’de yakalandığını ve sağlık raporunun ise 23 Ağustos 1997 günü saat 1:20’de   hazırlandığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran yaklaꢀık sekiz saat boyunca polis nezaretinde   olduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuran dövülmüꢀ olsa bile, polis memurları kendisini hemen bir   doktora muayene ettirmemiꢀlerdir. Baꢀvuran beꢀ günlük gözaltı süresi boyunca hiç tedavi   görmediğini savunmaktadır. Baꢀvuran 23 Ağustos 1997 tarihli sağlık raporunun 26 Ağustos   tarihli sağlık raporundan farklı olduğunu ileri sürmektedir. Baꢀvuran duruꢀmalara katılmayı   istemediğine dair cezaevinin düzenlediği tutanaklarına, üzerinde imzası bulunmadığından   dolayı itiraz etmektedir.   AĐHM, 3. maddeye aykırı olan kötü muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla   desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Bkz. Martinez Sala ve diğerleri-Đspanya, no:   58438/00, § 121, 2 Kasım 2004, Klaas-Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, A serisi no: 269,   s. 17-18, § 30 ve Erdagöz-Türkiye, 22 Ekim 1997 tarihli karar, 1997-VI, § 49). Đddia edilen   olayların ortaya konulması için AĐHM, “her türlü ꢀüphenin ötesinde” delil kriterinden   faydalanmaktadır. Böyle bir delil ancak bir dizi emare veya yeterince ciddi, kesin ve tutarlı   çürütülemez karineler sonucunda ortaya çıkabilir (Bkz. Đrlanda-Birleꢀik Krallıklar, 18 Ocak   tarihli karar, A serisi no: 25, s. 64-65, § 161 in fine ve Labita-Đtalya, no: 26772/95, §   ve 152, 2000-IV).   AĐHM ayrıca, bir kimse gözaltına alındığında sağlıklı olduğu halde, serbest   bırakılırken yaralı olduğu tespit edilirse, bu yaraların kaynağına iliꢀkin makul bir açıklama   getirmek Devlet’in görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Aksi takdirde AĐHS’nin 3. maddesi   açıkça uygulanabilir (Bkz. Caloc-Fransa, no: 33951/96, § 84, 2000-IX ve Selmouni-Fransa,   no: 25803/94, § 87, 1999-V).   Bu durumda baꢀvuranın, gittiği mağazanın sahipleri olan iki erkekle kavga ettiğine   taraflar itiraz etmemektedir. Belirtilen olaylardan bir kovalamacanın ve kavganın yaꢀandığı   ortaya çıkmaktadır. Zira baꢀvuran –elleri ve kolları- bağlanmıꢀ ve ateꢀ açılmıꢀtır. Bu da üç   kiꢀinin dövüꢀmesine iliꢀkin ꢀiddet fikrini ortaya koymaktadır.   AĐHM, baꢀvuran AĐHS’nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz kaldığını   savunduğundan dolayı, gözaltı koꢀullarının Hükümet ile arasında ihtilafa sebep olduğunu   belirtmektedir.   AĐHM, zamanla değiꢀen baꢀvuranın birbiriyle çeliꢀen beyanlarını ikna edici   bulmamıꢀtır. Gözaltı sırasında ve mağazadaki kavga sırasında kötü muameleye maruz   kaldığına dair iddiaları arasında çeliꢀkiler bulunmaktadır. Sonuç itibariyle, AĐHM, baꢀvuran   ve diğer iki kiꢀi arasında meydana gelen kavganın, -elleri ve ayakları- bağlı olduğundan   dolayı sadece yüzünün darp edilmesiyle sınırlı olduğundan ve mağazada bir kovalamacanın   yaꢀandığından ꢀüphe duymaktadır. Ayrıca, mağaza sahipleri verdikleri ifadelerde baꢀvuranın   üstüne “çullandıklarını” belirtmiꢀlerdir. Dolayısıyla baꢀvuranın anlattıkları tutarlı değildir.   Baꢀvuran iꢀkenceyle tehdit edildiğini, “bedensel” iꢀkenceye maruz kalmadığını ve   polislerin göğüslerini sıktığını belirtmiꢀtir. Đzleri yüzünde görünen yumrukların mağazada   atıldığını, vücudunun geri kalan kısmındaki lezyonların polislerin yaptığı muameleler   sonucunda oluꢀtuğunu iddia etmektedir. AĐHM, eğer tehdit edildiyse, baꢀvuranın kaygı ve   endiꢀe duyabileceğini ancak, bunun AĐHS’nin 3. maddesi bakımından küçük düꢀürücü   muamele oluꢀturmaya yetmediğini hatırlatmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Campbell ve   Cosans-Birleꢀik Krallıklar, 25 ꢁubat 1982 tarihli karar, A serisi no: 48, s. 13, § 30).   AĐHM, sağlık raporları konusunda, gözaltının baꢀlangıcında verilen ilk sağlık   raporunun, gözaltı süresinin bitiminde verilen ikinci sağlık raporundan farklı olduğunu not   etmektedir. Đlk belgede yer verilen bazı yaraların ikinci raporda yer almadığını, buradan da   yaralarda düzelme veya iyileꢀmenin olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.   AĐHM, dosyada bulunan belgeler ıꢀığında, elinde baꢀvuranın gözaltı sırasında polisler   tarafından 3. maddeye aykırı muamelelere “her türlü ꢀüphenin ötesinde” maruz kaldığına   yönelik bir sonucu destekleyecek nitelikte unsur veya emarelerin bulunmadığını tespit   etmektedir (Bkz. sözüedilen Erdagöz, § 42).   Dolayısıyla AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, soruꢀturmanın yetersiz olması nedeniyle gözaltı sırasında çektiği acılarının   telafi edilmesi için etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığını savunmaktadır. Baꢀvuran   AĐHS’nin 13. maddesini ileri sürmektedir.   Hükümet, farklı mevzuatlara atıfta bulunarak, baꢀvuranın elinde AĐHS’nin 3.   maddesine göre yaptığı iddialarını ileri sürmek için etkili baꢀvuru yollarının bulunduğunu ileri   sürmektedir. Hükümet kötü muamele ve iꢀkencelerin TCK tarafından cezalandırıldığını   belirtmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin ulusal hukukta, AĐHS’nin yer verdiği hak ve   özgürlükleri ileri sürmesini sağlayacak baꢀvuru yolunun bulunması güvencesini verdiğini   hatırlatmaktadır. Ancak bu hüküm sadece AĐHS bakımından savunulabilir ꢀikayetlere   uygulanır ( Bkz. Boyle ve Rice-Birleꢀik Krallıklar, 27 Nisan 1988 tarihli karar, A serisi no:   131, s. 23, § 52).   AĐHM, kendisine sunulan delillere dayanarak, baꢀvuran tarafından yapılan ꢀikayetlerin   hiçbir ꢀekilde 3. maddenin ihlal edildiğini göstermediği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.   Dolayısıyla bu ꢀikayetler 13. madde bakımından “savunulabilir” ꢀikayetler değildir (aksi   yönde, Bkz. diğerleri arasında, sözüedilen Boyle ve Rice, s. 23,§ 52, Kaya-Türkiye, 19 ꢁubat   tarihli karar, 1998-I, s. 330-331, § 107 ve Yaꢀa-Türkiye, 2 Eylül 1998 tarihli karar, 1998-   VI, s. 2442, § 113).   Dolayısıyla AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.   BU GEREKÇELERDEN DOLAYI MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;   2. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edilmediğine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve 25 Ekim 2005 tarihinde, Đçtüzüğün 77.   maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło