50997/99

WyrokETPCz2005-09-13ECLI:CE:ECHR:2005:0913JUD005099799

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa naruszyła prawo skarżącego do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem (art. 6 ust. 1 Konwencji)? Czy skazanie skarżącego za jego przemówienie stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jego wolność wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, który sądził skarżącego za propagandę przeciwko integralności państwa, obiektywnie uzasadniała obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu, co stanowiło naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. W odniesieniu do art. 10, Trybunał stwierdził, że choć ingerencja w wolność wyrażania opinii była przewidziana prawem i miała uzasadniony cel, to nie była ona "niezbędna w społeczeństwie demokratycznym". Przemówienie skarżącego, choć krytyczne, nie nawoływało do przemocy, zbrojnego oporu ani mowy nienawiści, a zatem zastosowany środek był nieproporcjonalny do zamierzonych celów.
Stan faktyczny
Skarżący, Tahir Han, obywatel turecki i członek partii HADEP, wygłosił w 1994 roku przemówienie na kongresie partii. Został oskarżony o propagandę przeciwko integralności państwa na podstawie art. 8 Ustawy o walce z terroryzmem. W 1997 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze, w składzie z sędzią wojskowym, skazał go na rok więzienia i grzywnę. Sąd Najwyższy podtrzymał wyrok w 1999 roku, nie informując skarżącego o opinii Prokuratora Generalnego. Ostatecznie, dzięki nowej ustawie z 2001 roku, wykonanie kary zostało odroczone.
Rozstrzygnięcie
ETPCz jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w związku z niezawisłością i bezstronnością Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze. Uznał, że nie jest konieczne rozpatrywanie skargi na podstawie art. 6 ust. 3 lit. b Konwencji. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. Orzekł, że stwierdzenie naruszenia art. 6 stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Zasądził na rzecz skarżącego 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową w związku z naruszeniem art. 10 oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałą część roszczeń o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   HAN - TÜRKİYE   (Başvuru no: 50997/99)   KARAR   (Özet Çeviri)   STRAZBURG   Eylül 2005   Bu karar, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Üzerinde şekle ilişkin   değişiklik yapılabilir.   Han – Türkiye Davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire),   Başkan J.-P. COSTA,   Yargıçlar A.B. BAKA,   R. TÜRMEN,   K. JUNGWIERT,   M. UGREKHELIDZE,   A. MULARONI,   D. JOCIENE   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   ve Bölüm Sekreteri S. DOLLE’nin katılımı ile 30 Kasım 2004 ve 25 Ağustos 2005 tarihinde   kapalı oturumda toplanmış ve 25 Ağustos 2005 tarihinde izleyen kararı vermiştir:   USUL   1.Dava, Tahir Han (“başvuran”) isimli Türk vatandaşının, 2 Ağustos 1999 tarihinde, İnsan   Hakları ve Temel Hürriyetlerin Korunması Sözleşmesi’nin 34. maddesine dayanarak Türkiye   Cumhuriyeti aleyhine AİHM’ne yaptığı başvurudan (no. 50997/99) kaynaklanmaktadır.   2.Başvuran, Ankara Barosu’na bağlı S. Kaya isimli avukat tarafından temsil edilmiştir. Bu   davada, Türk Hükümeti (“Hükümet”), AİHM’deki yargılama için herhangi bir Ajan tayin   etmemiştir.   3.Başvuru, AİHM’nin Dördüncü Dairesi’ne tevzi edilmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü, 52 § 1.   madde). Bu Daire’de davaya bakacak olan bölüm (AİHS, 27 § 1. madde) 26 § 1. maddede   öngörüldüğü üzere oluşturulmuştur.   4.5 Mayıs 2003 tarihinde AİHM, başvuruyu Hükümet’e bildirmeye karar vermiştir (42 § 1.   madde).   5.1 Kasım 2004 tarihinde, AİHM, Dairelerinin kompozisyonunu değiştirmiştir (25 § 1.   madde). Bu dava, yeni oluşturulmuş olan İkinci Daire’ye tevzi edilmiştir (52 § 1. madde).   6.30 Kasım 2004 tarihli bir kararla, AİHM, başvurunun kısmen kabuledilebilir olduğunu ilan   etmiştir. Başvuranın, ifade özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen müdahaleyi, Ankara Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ve Cumhuriyet Başsavcısı’nın   görüşlerinin başvurana iletilmemesine ilişkin şikayetlerini incelemeye almıştır.   OLAYLAR   I.DAVA ŞARTLARI   7.Başvuran 1960 doğumludur ve Adana’da ikamet etmektedir.   8.Olayların gerçekleştiği tarihte, başvuran Halkın Demokrasi Partisi (bundan sonra “HADEP”   olarak anılacaktır) üyesi idi.   9.26 Haziran 1994 tarihinde, başvuran, HADEP’in birinci olağan kongresinde bir konuşma   yapmıştır. Üç polis memurunun 30 Haziran 1994 tarihinde kaydettiği konuşma metnine göre   şunları söylemiştir:   “…”   10.Bu noktada, başvuranın konuşması kongre başkanı tarafından kesilmiştir. Başvuran, Parti   tüzüğünü eleştirmesinden dolayı azarlanmıştır.   11.31 Ocak 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı, başvuranı, Terörle   Mücadele Yasası’nın 8. maddesine göre bir suç olan, Devlet’in bölünmez bütünlüğüne karşı   propaganda yapmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıştır.   12.Başvuran, 14 Kasım – 16 Aralık 1996 tarihleri arasında tutuklu yargılanmıştır.   13.16 Aralık 1996 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yapılan duruşmada,   başvuranın avukatı, müvekkilinin “Kürtçe” ve “Kürdistan” gibi sözcükler kullandığını inkar   etmemiştir. Ancak, bir bütün olarak alındığında, konuşmasının, Devlet’in bölünmez   bütünlüğüne karşı propaganda olmadığını ileri sürmüştür. Avukat ayrıca, müvekkilinin,   AİHS’nin 10. maddesi ile garanti altına alınan konuşma özgürlüğüne işaret etmiş ve beraatını   talep etmiştir.   14. 22 Ocak 1997 tarihinde, bünyesinde bir askeri yargıç olan, üç yargıçtan müteşekkil   Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi heyeti, başvuranı, Terörle Mücadele Yasası’nın 8 § 1.   maddesi uyarınca suçlu bulmuş ve bir yıl hapis ve para cezasına çarptırmıştır. Özellikle,   başvuranın, kendi kaderini tayin etme hakkına ilişkin olarak Kürt milleti tarafından kullanılan   her türlü yöntemin haklı olduğunu belirtmekle, Devlet’in bölünmez bütünlüğüne karşı   propaganda yaptığı sonucuna varmıştır.   15.Başvuran, temyize gitmiştir. Konuşmasını bir siyasi parti toplantısında yaptığını ve   yalnızca ülkenin sosyal ve ekonomik gelişimine ilişkin görüşlerini aktardığını ve bunu, ifade   özgürlüğü kapsamında yaptığını belirtmiştir.   16.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranın temyizinin esaslarına ilişkin yazılı görüşünü   sunmuştur. Görüş, başvurana iletilmemiştir.   17.1 Mart 1999 tarihinde, Yargıtay, başvuranın temyiz gerekçelerinin temelsiz olduğunu   tespit etmiş ve Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onamıştır.   18. 21 Aralık 2000 tarihinde, 4616 sayılı Şartlı Salıverilme ve Cezaların Ertelenmesi Yasası   çıkarılmıştır. Buna paralel olarak, 12 Şubat 2001 tarihinde, Ankara Devlet Güvenlik   Mahkemesi, başvuranın hükmünü ertelemiştir. Sonuç olarak, başvuran, para cezasını   ödememiş ve hapse gönderilmemiştir.   II.İLGİLİ İÇ HUKUK   19.İlgili iç hukuka ilişkin kapsamlı açıklama, İbrahim Aksoy – Türkiye (no. 28635/95 ve no.   34535/97, §§ 41-42, 10 Ekim 2000), Incal – Türkiye (9 Haziran 1998 kararı, Reports of   Judgments and Decisions 1998-IV, §§ 26-33) ve Göç – Türkiye ([BD], no. 36590/97, § 34,   AİHM 2002-V) davalarında bulunabilir.   HUKUK   I.AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   A.Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin   20.Başvuran, AİHS’nin 6. maddesi kapsamında, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi   heyetinde askeri yargıç bulunması dolayısıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından   adil yargılanmadığını ileri sürerek şikayetçi olmuştur. 6 § 1. maddenin ilgili bölümleri   şöyledir:   “ Herkes, …, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek   olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının …,   hakkaniyete uygun … görülmesini istemek hakkına sahiptir…”   21.Hükümet, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin, Devlet’in güvenliği ve bütünlüğüne yönelik   tehditlerle ilgilenmesi için kanunla kurulduğunu belirtmiştir. Bu davada, başvuranın, Ankara   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığına ilişkin meşru şüphelerinin olabileceğinin   tespiti için hiçbir temel yoktu. Hükümet ayrıca, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde askeri   yargıç bulunmamasına ilişkin 1999 tarihli anayasa değişikliğine de değinmiştir.   22. AİHM, geçmişte benzer davalar incelediğini ve AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği   sonucuna vardığını not etmiştir (bkz Özel – Türkiye, no. 42739/98, §§ 33-34, 7 Kasım 2002   ve Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, §§ 35-36 , 6 Şubat 2003).   23.AİHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir.   Devlet’in bölünmez bütünlüğüne karşı propaganda yapmaktan dolayı bir Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, içinde bir ordu mensubu ve askeri yargıcın olduğu bir   heyet tarafından yargılanmak hususunda endişelerinin olması anlaşılabilir. Bu anlamda,   Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, davanın niteliği ile ilgili olmayan mülahazalardan   gereksiz yere etkilenebileceği konusunda haklı olarak endişe duyabilir. Diğer bir ifadeyle,   başvuranın, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmaması konusundaki   endişesi, objektif olarak haklı görülebilir (bkz. yukarıda anılan Incal, s. 1573, § 72, in fine).   24.Yukarıda anlatılanlar ışığında, AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit   etmiştir.   B.AİHS’nin 6 § 3 (b) maddesi kapsamındaki diğer şikayetlere ilişkin olarak   25.Başvuran, ayrıca, silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini, zira temyiz safhasında   Cumhuriyet Savcısı’nın görüşlerinin kendisine bildirilmediğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda,   AİHS’nin 6 § 3 (b) maddesine atıfta bulunmuştur (savunma hazırlamak için yeterli zamana ve   kolaylıklara sahip olmak hakkı).   26. Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanma hakkının ihlal   edilmesine dair yukarıdaki tespitini dikkatini alarak, AİHM, başvuranın AİHS’nin 6 § 3 (b)   maddesi kapsamında yaptığı şikayetin incelenmesinin gerekli olmadığı kanısındadır (bkz.   Yanıkoğlu – Türkiye, no. 46284/99, §§ 22-23, 14 Ekim 2004, ve Gümüş ve Diğerleri –   Türkiye, no. 40303/98, § 24, 15 Mart 2005).   III.AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   27. Başvuran, mahkumiyetinin ve cezasının, kendisinin düşünce ve ifade özgürlüğü hakkına   haksız müdahale teşkil ettiğini öne sürmüştür. AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmuştur;   maddenin ilgili bölümleri şöyledir:   “1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile   kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak   ve vermek özgürlüğünü de içerir. …   2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda,   zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu   emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın   veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve   tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve   yaptırımlara bağlanabilir.”   28.Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin, 10. maddenin ikinci   paragrafındaki hükümlerle uyumlu olduğunu öne sürmüştür. Sözkonusu müdahale, Terörle   Mücadele Yasası’nın 8. maddesine dayalı idi ve başvuranın mahkumiyeti, milli güvenlik ve   kamu emniyetinin korunması açısından gerekli idi. Hükümet, ayrıca, başvuranın   konuşmasının provokatif görüşler içerdiğini vurgulamıştır.   29. AİHM, başlangıçta, bu davadakine benzer konular ortaya koyan davalar incelediğini ve   AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. özellikle, Ceylan – Türkiye   [BD], no. 23556/94, § 38 AİHM 1999-IV, Öztürk – Türkiye [BD], no. 22479/93, § 74, AİHM   1999-VI, yukarıda anılan İbrahim Aksoy, § 80, Kızılyaprak – Türkiye, no. 27528/95, § 43, 2   Ekim 2003, ve yukarıda anılan Gümüş ve Diğerleri, §§ 14-19).   30. Bu davada, itiraz edilen mahkumiyetin, başvuranın 10 § 1. maddeyle korunan ifade   özgürlüğüne müdahale teşkil ettiği kanısındadır. Müdahalenin kanun tarafından   öngörüldüğünü ve 10 § 2. madde bağlamında meşru bir amacı olduğunu, ki bunun da toprak   bütünlüğünü korumak olduğunu not eder (bkz. Yağmurdereli – Türkiye, no. 29590/96, § 40, 4   Haziran 2002). Dolayısıyla AİHM, davanın incelenmesini, müdahalenin “demokratik bir   toplumda gerekli” olup olmadığı sorusu ile sınırlı tutacaktır.   31. AİHM, bu davayı içtihadı kapsamında incelemiştir ve Hükümet’in, yukarıda anılan   kararlardan farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak herhangi bir kanıt veya argüman   sunmadığı kanısındadır. AİHM, hakkında şikayet bulunan konuşmada kullanılmış olan   ifadeleri özellikle dikkate almıştır. Ayrıca, davanın geçmişini ve özellikle, terörizmin   önlenmesine ilişkin sorunları dikkate almıştır (bkz yukarıda anılan İbrahim Aksoy, § 60 ve   yine yukarıda anılan Incal, § 58).   32. Bu bağlamda, AİHM, sözkonusu konuşmanın, Türkiye’nin, Kürt sorununa ilişkin   politikalarının eleştirel bir değerlendirmesini içerdiğini; ancak Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin hakkında şikayet bulunan konuşmanın bölücü propaganda içerdiği kanısında   olduğunu gözlemler (bkz yukarıdaki 13. paragraf). AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi   tarafından verilen kararın gerekçelerini incelemiştir ve bunların, başvuranın ifade özgürlüğüne   müdahaleyi haklı kılmak için yeterli olmadığı kanısındadır (bkz. mutatis mutandis, Sürek –   Türkiye (no. 4) [BD], no. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Bir bütün olarak alındığında,   başvuranın konuşmasının, şiddeti, silahlı direnişi veya başkaldırıyı teşvik etmediği ve   dolayısıyla bir nefret konuşması teşkil etmediği kanaatindedir. AİHM’ye göre, önlemin   gerekliliğini incelemede, bu, temel faktördür (Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95, §   62, AİHM 1999-IV ve Gerger – Türkiye [BD], no. 24919/94, § 50 , 8 Temmuz 1999 tarihli   kararları karşılaştırınız ).   33.Yukarıdaki mülahazaları dikkate alarak, AİHM, başvuranın mahkumiyetinin gözetilen   amaçlarla orantısız olduğu ve dolayısıyla, demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı   sonucuna varmıştır. Buna göre, AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   34. AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A.Tazminat   35. Başvuran, 7,500 Euro maddi, 7,500 Euro manevi tazminat talep etmiştir.   36. Hükümet, bu miktarların aşırı ve kabul edilmez olduğunu ifade etmiştir.   37. Maddi tazminata ilişkin olarak, AİHM, 6 § 1. maddeye uygun yargılamanın sonuçlarının   ne olabileceğine dair spekülasyon yapamayacağı kanısındadır. Ayrıca, kazanç kaybına ilişkin   olarak, AİHM, kendisine sunulmuş olan kanıtların, başvuranın, AİHS’nin 10. maddesinin   ihlalinden kaynaklanan kazanç kaybının kesin miktarını ortaya koymadığı kanısındadır   (benzer bir tespit için bkz, Dicle – Türkiye, no. 34685/97, § 30, 10 Kasım 2004). Dolayısıyla   AİHM bu talebi reddeder.   38. 10. maddeye ilişkin manevi tazminatla ilgili olarak, AİHM, yukarıdaki (33. paragraftaki)   tespitini hatırlatır ve başvurana manevi tazminat ödenmesi gerektiğini, zira dava şartları   içinde belirli bir sıkıntı yaşamış olması gerektiği kanısındadır. Buna göre, benzer davalarda   ödenmesine karar verdiği miktarları dikkate alarak ve AİHS’nin 41. maddesi gereğince eşitlik   temelinde değerlendirme yaparak, AİHM, bu bağlamda başvurana 5,000 Euro ödenmesine   karar vermiştir.   39. AİHM, ayrıca, 6. madde ihlali tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar için başlı   başına yeterli tazmin teşkil ettiği kanısındadır (yukarıda anılan Incal, s. 1575, § 82, ve   Çıraklar, 28 Ekim 1998 kararı, Reports 1998-VII, § 45).   40. AİHM, bir başvuranın, AİHS’nin 6 § 1. maddesi kapsamında, bağımsız ve tarafsız bir   mahkeme tarafından yargılanmadığını tespit ettiği durumlarda, prensip olarak, en uygun   tazmin şeklinin, başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından derhal   yargılanmasını sağlamak olduğu kanısındadır (Gençel – Türkiye, no. 53432/99, § 27, 23 Ekim   2003).   B. Mahkeme masrafları   41.Başvuran, herhangi bir destekleyici belge ortaya koymaksızın, yerel mahkemelerde ve   AİHM’deki yargılama masrafları için 5,000 Euro talep etmiştir.   42. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.   43. Elindeki bilgiler temelinde yaptığı değerlendirme ile, AİHM, başvurana bu başlık altında   1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C.Gecikme faizi   44. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı   faiz oranına üç yüzde puanı eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiştir.   YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1.Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şikayetle ilgili   olarak AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   2. AİHS’nin 6 § 3 (b) maddesi kapsamında yapılan şikayeti incelemenin gerekli olmadığına;   3. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   4.AİHS’nin 6. maddesine ilişkin olarak, ihlal tespitinin manevi tazminat için başlı başına   yeterli tazmin teşkil ettiğine;   5. (a) Sorumlu Devlet’in, AİHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten   itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her türlü vergiden muaf olmak ve ödeme gününde   davalı Devlet’in ulusal para birimine çevrilmek üzere, başvurana   (i) AİHS’nin 10. maddesi kapsamında yaptığı şikayeti için 5,000 Euro (beş bin Euro)   manevi tazminat;   (ii) yargılama masrafları için 1,000 Euro (bin Euro) ödemesine;   (b) Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç yüzde puanı   eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   6. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine   KARAR VERMİŞTİR.   İngilizce hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 13   Eylül 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   S.DOLLE   Sekreter   J.-P. COSTA   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło