51358/99

WyrokETPCz2006-12-12ECLI:CE:ECHR:2006:1212JUD005135899

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy państwo tureckie wypełniło swój pozytywny obowiązek ochrony prawa do życia (art. 2 Konwencji) w kontekście obrażeń dziecka spowodowanych eksplozją miny przeciwpiechotnej na pastwisku wiejskim?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo tureckie nie wypełniło swojego pozytywnego obowiązku ochrony prawa do życia Erkanowi Erolowi, wynikającego z art. 2 Konwencji. Mimo że miny przeciwpiechotne zostały rozmieszczone w celu ochrony posterunku żandarmerii, obszar ten był pastwiskiem regularnie używanym przez wieśniaków, w tym dzieci. Zastosowane środki bezpieczeństwa, takie jak ogrodzenie z drutu kolczastego i tablice ostrzegawcze, okazały się niewystarczające, zwłaszcza biorąc pod uwagę dużą odległość między rzędami drutu i fakt, że dzieci w środowisku wiejskim nie mogą być traktowane jak dorośli w kwestii oceny ryzyka. Trybunał stwierdził, że państwo nie podjęło wszystkich niezbędnych środków, aby wyeliminować ryzyko obrażeń i śmierci w tak wrażliwym kontekście.
Stan faktyczny
11 marca 1995 roku Paşa Erol, jako sołtys, został poinformowany o rozmieszczeniu min przeciwpiechotnych wokół posterunku żandarmerii w Tunceli, na obszarze ogrodzonym drutem kolczastym i oznaczonym tablicami ostrzegawczymi. 11 maja 1995 roku, dziewięcioletni Erkan Erol, pasąc zwierzęta, wszedł na zaminowany teren i doznał eksplozji miny, w wyniku której stracił lewą nogę. Inne dzieci również odniosły lekkie obrażenia. Paşa Erol przyznał się do zaniedbania, że sam wszedł na zaminowany teren przed wypadkiem.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Przyjął wstępny zarzut Rządu dotyczący skargi Paşy Erola na podstawie art. 2 Konwencji i uznał tę część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w odniesieniu do Erkan Erola. 3. Stwierdził brak naruszenia art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz Erkan Erola 30 505 EUR tytułem szkody majątkowej i niemajątkowej oraz 1 076 EUR tytułem kosztów i wydatków.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   PAꢀA VE ERKAN EROL - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no:51358/99)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Aralık 2006   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (51358/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke   vatandaꢀları Paꢀa Erol ve Erkan Erol’un (baꢀvuran) 7 Eylül 1999 tarihinde Avrupa Đnsan   Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne   (Mahkeme) yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar, AĐHM önünde Tunceli Barosu avukatlarından S. Abdil tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   DAVA KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar, 1943 doğumlu Paꢀa Erol ve 1986 doğumlu oğlu Erkan Erol Türk vatandaꢀı olup   her ikisi de Tunceli’de ikamet etmektedirler.   Mart 1995 tarihinde Paꢀa Erol köy muhtarı sıfatıyla, Tunceli Đl’ine bağlı Pertek Đlçesi   Akdemir Jandarma Karakol Komutanlığı çevresine 11 ila 15 saatlerinde mayın döꢀeneceği   konusunda bilgilendirilmiꢀtir. Aynı gün hazırlanan tutanakta, sözkonusu mahallin “dikenli   tellerle” çevrildiği ve her yirmi metrede bir tane olmak üzere uyarı levhaları yerleꢀtirildiği   belirtilmiꢀtir.   Ertesi gün, köylülerin mera olarak kullandığı karakol komutanlığı etrafındaki bölgeye mayın   yerleꢀtirildiği konusunda tebligat yapılarak köylüler bilgilendirilmiꢀtir. Uyarılar, takip eden   günlerde de sözlü olarak yinelenmiꢀtir.   O tarihte dokuz yaꢀında olan Erkan Erol 11 Mayıs 1995 günü arkadaꢀlarıyla hayvan otlatmaya   çıkmıꢀtı. Hayvanların mayınlı bölgeye girmesi üzerine baꢀvuran ve yaꢀları yedi ila on üç   arasında değiꢀen diğer çocuklar hayvanları takip ederek dikenli telleri aꢀmıꢀlardır. Sonrasında,   Erkan Erol yerde gördüğü metal parçasını topraktan çıkarmak isterken bir patlama olmuꢀtur.   Daha sonra patlamaya bir mayının sebep olduğu anlaꢀılmıꢀtır. Askeri bir helikopterle Elazığ   Devlet Hastanesi’ne nakledilen ilgilinin sol bacağı dizinden kesilerek yerine protez   takılmıꢀtır. Diğer çocukları bölgeden çıkarmak üzere helikopterle kurtarma harekatı   düzenlenmiꢀtir. Çocuklardan bazıları patlama sırasında hafif ꢀekilde yaralanmıꢀlardır.   11, 13, 14 ve 15 Mayıs tarihlerinde dokuz köylü ve köy muhtarının ifadeleri jandarmalarca   alınmıꢀtır. Hepsi de tehlike konusunda uyarıldıklarını ve kendilerine bu hususta tebligat   yapıldığını teyit etmiꢀlerdir. Aileler çocuklarının mayınlı bölgeye girmelerini yasaklamıꢀtı.   Buna karꢀın tanıklıklardan, köy muhtarının hayvanlarıyla birlikte mayınlı alana korkusuzca   girdiği anlaꢀılmaktadır.   Paꢀa Erol 15 Mayıs 1995 tarihinde verdiği ifadesinde mayınlı bölgeye girerek ihmalkarlık   gösterdiğini kabul etmiꢀtir.   Paꢀa Erol 10 Nisan 1996 tarihinde Đçiꢀleri Bakanlığı’ndan askeri bölge etrafında yeterli   güvenlik önlemi olmadığı gerekçesiyle tazminat talep etmiꢀtir.   Paꢀa Erol, 9 Temmuz 1996 tarihinde adıgeçen Bakanlığa karꢀı Malatya Đdare Mahkemesi’nde   Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca Devlet’in objektif sorumluluğuna iliꢀkin tazminat davası   açmıꢀtır.   Đdare Mahkemesi 2 Nisan 1997 tarihinde, dava dosyasındaki unsurlardan, mayınlı bölge   etrafında önlem alınmıꢀ olduğunun ve sözkonusu mayınlı bölgenin uyarıcı iꢀaret ve levhalarla   çevrili olduğunun anlaꢀıldığı gerekçesiyle bu talebi geri çevirmiꢀtir. Üstelik, köylülere ve   özellikle de köy muhtarı olan Paꢀa Erol’a hem yazılı hem de sözlü tebligatta bulunulmuꢀtu.   Mahkeme, idarenin herhangi bir kusurdan sorumlu tutulamayacağını ve ikinci baꢀvuranın   yasak bölgeye girmek suretiyle kazadan sorumlu olduğu kanaatine varmıꢀtır. Babası da kendi   ihmali nedeniyle bu kazadan sorumludur.   Danıꢀtay, baꢀvuranın temyiz baꢀvurusu üzerine 24 Kasım 1998 tarihinde verdiği kararla Đdare   Mahkemesi’nin kararını onamıꢀtır. Danıꢀtay, “idarenin hizmet kusuru olmasa da Anayasa’nın   125. maddesi uyarınca tazminle sorumlu tutulacağını, ancak, zararın doğumuna zarara   uğrayanın eylemi neden olmuꢀsa zararla idari eylem arasında nedensellik bağından söz   edilemeyeceğini ve idarenin kusursuz sorumluluk esaslarına göre de tazminle sorumlu   tutulamayacağı”nın altını çizmiꢀtir.   Danıꢀtay’ın nihai kararı 19 Mart 1999 tarihinde baꢀvuranlara tebliğ edilmiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 2. maddesine atıfta bulunan baꢀvuranlar, Devlet’in gerekli güvenlik önlemleri   almadan antipersonel mayın yerleꢀtirilmesine müsade etmek suretiyle vatandaꢀlarının yaꢀam   hakkını koruma pozitif sorumluluğunu yerine getirmediği ve bu nedenle yaꢀama haklarının   ihlal edildiğinden ꢀikayetçi olmaktadırlar.   A. Hükümet’in ön itirazları   1. Paꢀa Erol’un mağdur niteliği   Hükümet, birinci baꢀvuranın olaylar esnasında köyün muhtarı olduğunu ve bu sıfatla idaresi   altındaki kiꢀilerin bilgilenmesini temin yükümlülüğü de bulunduğunu ileri sürmektedir.   Üstelik, bir baba olarak, dokuz yaꢀındaki oğlunu gözetimsiz bırakarak ebeveynlik   sorumluluğunu yerine getirmemiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın olaylar sırasında gerçekten de köyün muhtarı olduğunu ve mayın   yerleꢀtirilmesi iꢀleminin tamamlanmasından önce kendisinin bilgilendirilmiꢀ olduğunu   gözlemlemektedir. AĐHM, baꢀvuranın iꢀgal ettiği sorumluluk mevkiine önem atfetmektedir.   Muhtar sıfatıyla, köyde yönetici olarak seçilmiꢀ en yüksek idari görevli konumunda   bulunuyordu. Bu nedenle, idaresi altındakilerin korunması için gerekli önlemlerin alınması ve   köylülere yönelik tehlike arzeden herhangi bir durumda yetkili mercilerin uyarılması katkıda   bulunması gerekmekteydi.   AĐHM’ye göre mevcut davada, görev ve sorumlulukları gözönüne alındığında, muhtarlık   görevi, baꢀvuranın, jandarmayı alınan önlemlerin yetersizliği hususunda uyarmasını ve ek   önlemler talep etmesini de kapsamaktaydı. Đdari makamların sorumluluğu ve özellikle de   muhtarlıkların yetki sınırları içinde kalan tehlikeli bölgelerden sorumlu oldukları AĐHM’nin   daha önceki içtihatlarınca kabul edilmiꢀtir (mutatis mutandis, Öneryıldız – Türkiye, no:   48939/99, § 101). Bununla birlikte AĐHM, baꢀvuranın AĐHM önünde ileri sürdüğü ꢀikayetleri   askeri makamların dikkatine sunduğunu gösteren hiç bir unsura rastlayamamıꢀtır. Üstelik,   birinci baꢀvuran olaydan önce kendisi mayınlı bölgeye girerek sorumsuz bir biçimde hareket   etmiꢀti.   Bu nedenle AĐHM, birinci baꢀvuranın, oğlunun yaꢀadığı kazada ebeveynlik sorumluluğunun   ve idari sorumluluğunun bulunduğunu ve bu yüzden AĐHS’nin 34. maddesine göre AĐHS’nin   2. maddesi yönünden mağduriyet iddiasında bulunamayacağını takdir etmektedir. Bu nedenle   AĐHM, Hükümet’in kabuledilemezlik itirazını kabul etmektedir. AĐHM, bir baꢀvuruyu   yargılamanın herhangi bir evresinde, hatta kabuledilebilirliğine karar verdikten sonra dahi   kabuledilemez olarak ilan edebileceğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle ꢀikayetin bu kısmı   AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğundan   reddedilmesi uygundur.   2. AĐHS’nin 2. maddesinin uygulanabilirliği hakkında   Hükümet, baꢀvuran tarafın askeri makamların sorumluluğunu tartıꢀmaya açan herhangi bir   cezai yargılama usulüne baꢀvurmayarak yalnızca tazminat talebinde bulunduğu gerekçesiyle   AĐHS’nin 2. maddesinin uygulanabilirliğine itiraz etmektedir.   AĐHM, AĐHS’nin 2 § 1. maddesinin birinci cümlesinin, devleti keyfi ve kanundıꢀı bir ꢀekilde   ölüme sebebiyet vermekten imtina etmeye icbar etmekle kalmadığını; aynı zamanda genel   terimlerle yaꢀam hakkını güvence altına alarak, belli bazı ꢀartlarda kendi hukukuna tabi   kiꢀilerin yaꢀamlarını korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğünü de devlete   yüklediğini hatırlatmaktadır (bkz. özellikle, L.C.B. – Birleꢀik Krallık, 9 Haziran 1998 tarihli   karar, § 36, Calvelli ve Ciglio – Đtalya, no: 32967/96, § 48, Erikkson – Đtalya, no:37900, 26   Ekim 1999, ve Leray ve diğerleri – Fransa, no:44617/98, 16 Ocak 2001).   AĐHM’ye göre, 2. maddeden doğan pozitif yükümlülük mevcut davada sözkonusu olan kamu   güvenliği konusunda da geçerlidir; sözüedilen yükümlülüğe ulusal mercilerce uyulup   uyulmadığını incelemek için ulusal merciler tarfından yapılan eylemleri, eksiklikleri ve   “ihmalleri” birbirinden ayırmaya gerek yoktur. AĐHS’nin gereklerini somut ve etkin kılacak   bir biçimde anlamaya ve uygulamaya çağıran, insanların korunmasına yönelik bir araç olan   bilhassa 2. madde gibi düzenlemelerin dıꢀında baꢀka bir yaklaꢀım tarzının benimsenmesi   AĐHS’nin konusu ve amacıyla ters düꢀer (Öneryıldız, adıgeçen, § 65).   Aynı ꢀekilde, yaꢀam hakkına yada bedensel bütünlüğe yönelmiꢀ saldırı keyfi değilse, 2.   maddeden doğan pozitif yükümlülük ilkesi herhalükarda cezai türden bir yaptırımı gerekli   kılmaz (Öneryıldız, adıgeçen, § 92).   Bu nedenle AĐHM, Hükümet’in itirazını reddederek mevcut davada 2. maddenin   uygulanabilirliğine hükmetmiꢀtir.   B. Erkan Erol baꢀvurusunun esası hakkında   Đkinci baꢀvuran, antipersonel mayının patlaması sonucu bir bacağını yitirmesi ve patlama   sonucunda hayatını kaybetme ihtimali bulunmuꢀ olması nedeniyle yaꢀam hakkının ihlal   edildiğinden yakınmaktadır. Ayrıca, vatandaꢀların güvenliğini temin etmek için hiçbir önlemi   almamaları nedeniyle yetkili makamlara ithamda bulunarak AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal   edildiğinden yakınmaktadır. Baꢀvuran, mayınlı bölgenin dikenli telle çevrili olmadığını ve   sözkonusu alanın mera olarak kullanıldığını ifade etmektedir. ꢁikayetlerin aynı olaylara   iliꢀkin olduğunu gözlemleyen AĐHM, tetkikin yalnızca 2 § 1. madde yönünden yapılmasına   karar vermiꢀtir.   Hükümet, antipersonel mayınların gündüz vaktinde ve tüm köylülerin gözü önünde, hiçbir   gizlilik olmadan yerleꢀtirildiğini ifade etmektedir. Mayınlı bölgenin etrafına dikenli tel   çekilerek, her yirmi metreye bir tane olmak üzere uyarı levhaları yerleꢀtirilmiꢀti. Bu   çalıꢀmaların yapıldığının ertesi günü muhtar ve tüm köylülere, mayınlı bölgede ölüm riski ve   tehlikesi bulunduğu hususunda yazılı ve sözlü uyarılarda bulunulmuꢀtu. Hükümet ayrıca,   anne-babaların çocuklarını gözetmek gibi bir görevleri olduğu hususunda ısrar etmektedir   AĐHM, baꢀkasının hayatının tehlikeye atılmasını engellemek için devletlerin gerekli tüm   önlemleri alma pozitif sorumluluğuyla iliꢀkili olarak yaꢀam hakkının ihlali iddiasının   değerlendirmeye alınabileceğini yinelemektedir.   AĐHS, yaꢀama karꢀı yönelmiꢀ her türden tehditin gerçekleꢀmesini engellemek amacıyla somut   önlemler almakla devletleri yükümlü kılmıyorsa da, gerçek ve doğrudan bir biçimde bir yada   birden çok kiꢀinin yaꢀamlarının tehdit altında olduğunun, sözüedilen makamlarca bilindiği   veya bilinmesi gerektiği ortaya konduğu ve bu riski bertaraf etmek için gücü dahilinde gerekli   ve yeterli önlemleri alınmadığı tespit edildiği takdirde durum değiꢀir (bkz. mutatis mutandis,   § 116).   Savunmacı Devlet’in bilinçli olarak ikinci baꢀvuranın yaꢀam hakkını ihlal etmek amacıyla   askeri güvenlik bölgesine antipersonel mayın yerleꢀtirdiği hususunda hiçbir imada   bulunulmamıꢀtır. Ancak AĐHM, mevcut dava ꢀartlarında Devlet’in, baꢀvuranın ve diğer   köylülerin yaꢀamlarının gereksiz bir biçimde tehlikeye atılmasını engellemek için gerekli   önlemleri alıp almadığına karar verecektir.   AĐHM, antipersonel mayınların, köyün yakınında bulunan jandarma karakolunu koruma   amacıyla yerleꢀtirldiğini müꢀahade etmektedir. Buna karꢀın, bu mayınlar özellikle küçük   yaꢀtaki çocuklar için tehlike arzetmektedir. Antipersonel mayınların kullanımı uluslararası   kamuoyu tarafından yoğun bir biçimde eleꢀtirilmiꢀ ve bu nedenle antipersonel mayın   kullanımını yasaklayan Türkiye’nin de 2003 yılından itibaren taraf olduğu uluslararası bir   sözleꢀmeye ihtiyaç duyulmuꢀtur.   AĐHM, mayın yerleꢀtirilen alanın köyün merası olduğunu ve köylülerin hayvanlarını otlatmak   amacıyla düzenli olarak sözkonusu alana gittiklerini tespit etmektedir. Sonuç olarak,   sözkonusu alanın özel konumu dikkate alındığında, güvenlik önlemlerinin önemi daha da   artmaktaydı. Jandarma karakolunun korunması için baꢀka türlü bir imkan bulunmadığından,   bölgeye masum sivillerin girmesini önlemek amacıyla gerekli tüm tedbirleri almak görevi   yetkili makamlara düꢀüyordu.   AĐHM, Hükümet tarafından sunulmuꢀ belgeleri incelemiꢀtir. Mayınlı bölgenin iki sıra dikenli   telle çevrildiği ve ölüm tehlikesi olduğunu belirtmek için mayınlı bölgenin etrafına uyarı   levhaları yerleꢀtirildiği anlaꢀılmaktadır. Ancak, belge olarak sunulmuꢀ fotoğraflardan, iki sıra   dikenli teller arasında büyük mesafe olduğu görülmektedir. Bu nedenle yetersiz bir koruma   sağlandığı görülmektedir.   Aynı ꢀekilde, aileler toprağa mayın gömülmesi hususunda kendilerine tebligat yapıldığını ve   çocuklarına sözkonusu bölgeye girmeyi yasakladıklarını belirtmiꢀlerdir.   Buna karꢀın, AĐHM’ye göre, çocukların hayvan otlatmak gibi gündelik iꢀlere aktif bir biçimde   katıldığı kırsal yaꢀam koꢀullarının hüküm sürdüğü bir köyde böylesi tehlikeler karꢀısında   sorumlu yetiꢀkinler gibi davranması beklenemez. Zaten bizzat yetiꢀkinler dahi güvenlik   uyarılarına riayet etmiyorlardı.   Üstelik, mera olarak kullanılan bir alana mayın yerleꢀtirilerek yalnızca birbirinden görece   uzak iki sıra dikenli telle çevrilmiꢀ olmasının çocukların oraya girmesini engellemek   bakımından yetersiz kaldığı aꢀikardır.   Sonuç olarak AĐHM, mevcut davada her türlü yaralanma ve ölüm riskinin bertaraf edilmesi   için gerekli güvenlik önlemlerinin alınması hususunda ikna olmamıꢀtır (mutatis mutandis,   Demiray – Türkiye, no:27308/95, § 46). Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin ikinci maddesince   öngörülen pozitif yükümlülük ilkesinin Devlet tarafından yerine getirilmediğini tespit ederek;   ikinci baꢀvurana iliꢀkin olarak bu düzenlemenin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.   II. AĐHS’NĐN 6 § 1. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDĐALARI HAKKINDA   AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunan baꢀvuranlar, idare mahkemesinin olay yeri   incelemesi yapmadan tazminat taleplerini reddetmesi nedeniyle tazminat konusunda yapılan   yargılamanın adil olmadığından ꢀikayetçi olmaktadırlar.   AĐHS’nin 2. maddesi gözönüne alınarak sunulmuꢀ olgular temelinde uğradıkları zararın   tazminini temin için yaptıkları idari baꢀvurunun her türlü etkinlikten yoksun olmasından   ꢀikayetçi olan ilgililer AĐHS’nin 13. maddesinin gereklerinin yerine getirilmediğini iddia   etmektedirler.   Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.   AĐHM, dosyayı incelemiꢀ ancak idari mahkeme önünde yapılan yargılamada eksiklik olduğu   sonucuna vardıracak herhangi bir unsura rastlamamıꢀtır. Neticede, AĐHM gibi idare   mahkemesinin de elinde, fotoğraflar, köylülerin tanıklıkları, diğer tutanaklar ve kararını   verirken atıfta bulunduğu belgeler mevcuttu. Bu nedenle AĐHM, idari baꢀvuru yolunun   AĐHS’nin 6 § 1. ve 13. maddeleri anlamında etkisiz bir baꢀvuru yolu olmadığını takdir   etmektedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASINA DAĐR   A. Tazminat   Baꢀvuran taraf maddi ve manevi tazminat olarak 200 000 Fransız Frankı (FRF) [yaklaꢀık 30   Euro] talep etmektedir.   Hükümet, bu miktarı aꢀırı ve haksız olarak değerlendirmektedir.   Olayların gerçekleꢀtiği dönemde Erkan Erol’un yaꢀının küçük olmasını dikkate alan AĐHM,   talep edilen tutarın aꢀırı olmadığını takdir etmektedir. AĐHM, bu tutarın tamamının Erkan   Erol’a ödenmesine hükmetmiꢀtir.   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuran taraf, AĐHM önünde önünde yapılan yargılama için ödenen avukatlık ücreti de dahil   olmak üzere, masraf ve harcamalar için 7 000 Fransız Frankı [yaklaꢀık 1 076 Euro] talep   etmektedir.   Hükümet bu miktara itiraz etmektedir.   AĐHM, talebin makul olduğuna ve tamamının ödenmesine hükmetmektedir. Bu nedenle talep   edilen tutarın ikinci baꢀvurana ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına üç puan eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Paꢀa Erol’un AĐHS’nin 2. maddesine dayanarak yaptığı ꢀikayete iliꢀkin Hükümet’in ön   itirazının kabul edilmesine ve ꢀikayetin sözkonusu bölümünün kabuledilemez olduğuna;   2. Erkan Erol’a iliꢀkin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin esası bakımından ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6 § 1. ve 13. maddelerinin ihlal edilmediğine;   4. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü   vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana maddi ve manevi   tazminat olarak 30 505 Euro (otuz bin beꢀ yüz beꢀ), masraf ve harcamalar için ise 1 076 Euro   (bin yetmiꢀ altı) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   karar vermiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło