52165/99
WyrokETPCz2006-02-21ECLI:CE:ECHR:2006:0221JUD005216599
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skarżący, Ahmet Turan Çalışır, doświadczył nieludzkiego i poniżającego traktowania ze strony policji podczas zatrzymania, co stanowi naruszenie art. 3 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że obrażenia odniesione przez osobę znajdującą się pod kontrolą policji stanowią silne domniemanie faktyczne, a ciężar przedstawienia wiarygodnego wyjaśnienia spoczywa na rządzie. Pomimo braku formalnego zapisu o zatrzymaniu, Trybunał uznał, że skarżący był pod kontrolą policji przez około dwie godziny. Raporty medyczne potwierdziły obrażenia zgodne z zarzutami złego traktowania, a rząd nie zdołał obalić domniemania, że obrażenia powstały w wyniku działań funkcjonariuszy. W konsekwencji Trybunał uznał, że skarżący padł ofiarą nieludzkiego i poniżającego traktowania.Stan faktyczny
Ahmet Turan Çalışır, urodzony w 1950 r., został zatrzymany przez policję 22 maja 1997 r. w Stambule i przetrzymywany przez około dwie godziny. Skarżący twierdził, że policjanci bili go, aby wymusić informacje dotyczące handlu narkotykami. 30 maja 1997 r. złożył skargę i został zbadany medycznie; raporty potwierdziły różne obrażenia i siniaki, które wymagały 10 dni niezdolności do pracy. Postępowanie krajowe przeciwko policjantom zostało ostatecznie zakończone w 2002 r. z powodu przedawnienia i braku wystarczających dowodów.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie odrzucił wstępny zarzut Rządu. Stwierdził, że skarga na podstawie art. 3 Konwencji jest dopuszczalna. Orzekł, że doszło do naruszenia art. 3 Konwencji. Zasądził skarżącemu 700 EUR za szkodę majątkową, 10 000 EUR za szkodę niemajątkową oraz 1 500 EUR za koszty i wydatki. Pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie zostały odrzucone.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÇALIŞIR - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:52165/99)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG ŞUBAT 2006
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde
kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 52165/99 başvuru no’lu davanın nedeni, Türk
vatandaşı Ahmet Turan Çalışır’ın (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 6
Ekim 1999 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi’nin (AİHS)
34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından
Alp Tekin Ocak ve Oya Ersoy tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir.
A. Davaya Neden Olan Olaylar
Başvuran, 22 Mayıs 1997 tarihinde yakalanarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde
gözaltına alınmıştır. Aynı gün, iki saat sonra başvuranın Emniyet Müdürlüğü’nden
ayrılmasına izin verilmiştir.
Başvurana göre, polisler kendisini uyuşturucu kaçakçılığı konusunda bilgi vermeye
zorlamışlardır. Başvuran reddedince, polisler kendisine kötü muamele yapmışlardır.
B. Güvenlik Güçlerine Karşı Başlatılan Cezai İşlemler
Başvuran, 30 Mayıs 1997 tarihinde, gözaltı sırasında soruşturmayı yapan polis
memurları aleyhine Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunmuştur. Başvuran,
polisleri, kendisinden bilgi almak amacıyla kötü muamele yapmakla itham etmiştir. Başvuran
özellikle polislerin kendisini dövdüğünü savunmuştur. Başvuran, polislerin kendisinin sağlık
raporu almasını engellediklerini eklemiştir.
Başvuran, 30 Mayıs 1997 tarihinde Savcılığın talebi üzerine Taksim Devlet Hastanesi
doktoru tarafından muayene edilmiştir. Düzenlenen raporda çeşitli yara ve darp izlerine yer
verilmiştir. Raporda doktor, nihai raporun ancak başvuranın Adli Tıp Kurumu tarafından
muayene edilmesinin ardından düzenlenebileceğini belirtmiştir.
Başvuran aynı gün, Beyoğlu Adli Tıp Kurumu doktoru tarafından muayene edilmiştir.
Doktor yeni bir rapor düzenleyerek ilk raporun tespitlerini onamıştır. Doktor sözkonusu
yaraların on günlük iş göremezlik raporu gerektirdiğini not etmiştir.
Beyoğlu Savcılığı 3 Haziran 1997 tarihinde, başvuranın mağduru olduğu kötü
muamelelere ilişkin şikayetini incelemek için ratione loci görevsizlik kararı vermiş ve dava
dosyasını Fatih (İstanbul) Savcılığı’na göndermiştir.
Fatih Savcılığı, 3 Temmuz 1997 tarihinde, polis memurlarının idari görevleri
çerçevesinde hareket ettiklerini belirttikten sonra, görevsizlik kararı vermiş ve başvuranın
uğradığı sözümona kötü muamele iddialarına ilişkin dosyayı, İdari Kurul’un davadaki ön
soruşturmaları yapması için İstanbul Valiliği’ne göndermiştir.
Bu soruşturma çerçevesinde müfettiş olarak atanan Başkomiser, 1999 yılı Şubat
ayında başvuranın şikayetçi olduğu üç polis memurunu dinlemiştir. Sözkonusu polis
memurları belirtilen tarihte başvuranı komiserlerinin emri üzerine Emniyet Müdürlüğü’ne
götürdüklerini ve başvuranın, iki saat boyunca komiserleriyle görüştükten sonra Emniyet
Müdürlüğü’nden ayrıldığını belirtmişlerdir.
İstanbul Valiliği İdari Kurulu 7 Nisan 1999 tarihinde, aralarından birinin ölmesi ve
diğerlerini itham etmek için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle, polis memurları aleyhinde
ceza mahkemelerine başvurmaya gerek olmadığı sonucuna varmıştır. Kurul, bu son nokta
konusunda başvuranın yakalanması ile muayene edilmesi arasında çok zaman geçtiğini ve
bunun da iddia edilen muameleler ile başvuranın vücudunda tespit edilen semptomlar arasında
nedensellik bağının kurulmasını engellediğini not etmiştir.
Dosya hakkında kendisine re’sen başvurulan Danıştay, 11 Ocak 2001 tarihli kararla,
bazı cezai suçlar için yargılama ve cezaların ertelenmesini ve iptalini sağlayan ve 21 Aralık tarihinde çıkarılan 4616 sayılı Kanun gereğince, atılı suçun zamanaşımına kadar
(olayların meydana geldiği dönemde suçun işlendiği tarihten itibaren beş yıl) davanın
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir. Cezai yargılama 2002 yılında nihai olarak sona
ermiştir.
HUKUK AÇISINDAN
Başvuran, AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
I. HÜKÜMET’İN ÖN İTİRAZI HAKKINDA
Hükümet, Danıştay sözkonusu davanın devamına henüz karar vermediğinden dolayı iç
hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
Başvuran, iç hukuk yollarını tükettiğini savunmaktadır.
AİHM, başvuranın şikayetçi olduğu polis memurlarının, bazı cezai suçlar için
yargılama ve cezaların ertelenmesini ve iptalini sağlayan 21 Aralık 2000 tarihinde çıkan 4616
sayılı Kanun hükümlerinde faydalandıklarını not etmektedir. Haklarında başlatılan cezai
yargılama 2002 yılında nihai olarak sona ermiştir.
Bu koşullarda başvuran, iç hukuk yollarını tüketmiş olarak değerlendirilmeli ve
Hükümet’in bu konudaki itirazı reddedilmelidir.
II. AİHS’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kendisinden mahallesindeki yasadışı uyuşturucu kaçakçılığı hakkında bilgi
almak isteyen polis memurları tarafından gözaltı sırasında uygulanan kötü muameleye maruz
kaldığını belirtmektedir. Başvuran özellikle, polislerin kendisini ciddi şekilde dövdüklerini
iddia etmektedir. Başvuran kaçakçılık şubesindeki polis memurlarının tehditlerinden
korktuğundan, bu memurlar hakkında hemen şikayetçi olmaya ve olayın ardından muayene
olmaya cesaret edememiştir. Başvuran, ağrıları dayanılmaz hal aldığında muayene olmaya
gitmiştir.
Hükümet, başvuranın 22 Mayıs 1997 tarihinde gözaltına alınmadığını ileri
sürmektedir. Zira bu konudaki polis kayıtlarında bu bağlamda hiçbir kayıt bulunmamaktadır.
Hükümet, ayrıca başvuranın iddia edilen tutukluluğundan sekiz gün sonra muayene olduğuna
ve vücudunda bulunan izlerin daha sonra meydana gelmiş olabileceğine dikkati çekmiştir.
Ayrıca başvuran hiçbir makam önünde maruz kaldığı muameleleri ayrıntılı olarak
anlatmamıştır.
AİHM, polis memurlarının denetimlerinde bulunmasına rağmen bir kimse gözaltı
sırasında yaralandığında, bu dönemde meydana gelebilecek her türlü yaralanmaların güçlü
maddi karineler oluşturacağını hatırlatmaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, no: 21986/93, § 100,
AİHM 2000-VII). Dolayısıyla sözkonusu yaraların kaynağı konusunda inandırıcı açıklama
getirmek ve mağdurun özellikle sağlık belgeleriyle desteklenen iddiaları hakkında şüphe
uyandıran olayları ortaya koyan delilleri sunmak Hükümet’in üzerine düşmektedir (Bkz.
diğerleri arasında, Selmouni-Fransa, no: 25803/94, § 87, AİHM 1999-V, Berktay-Türkiye, no:
22493/93, § 167, 1 Mart 2001 ve Altay-Türkiye, no: 22279/93, § 50, 22 Mayıs 2001).
AİHM, başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların polis kontrolü altındayken
meydana gelip gelmediği sorusu konusunda, ilk olarak kötü muamele yapmakla suçlanan ve
müfettiş tarafından dinlenen polis memurlarının, belirtilen tarihte başvuranı kendisinden
uyuşturucu satıcılarının kimlikleri hakkında bilgi almak amacıyla polis merkezine
götürdüklerini gözlemlemektedir. Buradan, çok kısa sürede bile, yani yaklaşık iki saat
boyunca, başvuranın polislerin kontrolü altında olduğu ortaya çıkmaktadır.
AİHM ayrıca, başvuranın vücudunda bulunan yaraların ilgilinin tarif ettiği kötü
muamelelerin (darp ve yara) sonucunda meydana gelenlere benzediğini not etmektedir.
Ayrıca davada müdahalede bulunan idari makamlar, başvuranın vücudundaki yaraların
polislerin kendisini tutuklamasından sonra meydana gelmiş olabileceği yönünde bir
değerlendirmede bulunsa da AİHM, künt travmaların meydana geldiği zaman konusunda tıbbi
raporlarda açıklama bulunmaması ve tutukluluk sona erdiği anda muayene yapılmaması
gözönüne alınırsa, sözkonusu izlerin tutukluluğun ardından başkası tarafından yapılan fiil
sonucunda meydana geldiklerinin ortaya konulmadığına kanaat getirmektedir. Bunun yanısıra
AİHM, soruşturma organlarının bu noktayı aydınlatmak için hiçbir ek soruşturma
gerçekleştirmediklerini not etmektedir.
AİHM, değerlendirilmesine sunulan unsurların tümünü gözönüne alarak, 30 Mayıs tarihli tıbbi raporlarda belirtilen yaraların Hükümet’in sorumlu olduğu muameleden
kaynaklandığının ortaya konulduğu kanısına varmıştır.
AİHM, başvuranın maruz kaldığı muamelenin insanlık dışı ve aşağılayıcı olduğuna ve
AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmektedir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, işbu başvurunun yapılmasına neden olan olaylar nedeniyle işlettiği kafenin
aylarca kapalı kaldığı gerekçesiyle 21.500 Euro tutarında maddi zarara ve aynı zamanda
20.000 Euro tutarında manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM,
maddi
tazminat
konusunda
başvuranın iddialarının belgelere
dayandırılmadığını not etmektedir. Ancak, Devlet görevlilerinin sorumlu olduğu muamelenin
ardından, başvuranın on gün süreyle çalışamadığını kabul etmek gerekir. AİHM, yapılan
değerlendirmeler sonunda, bu amaçla başvurana 700 Euro ödenmesinin uygun olacağına
kanaat getirmektedir.
AİHM, manevi tazminat konusunda, başvuranın AİHS’nin ihlalinden dolayı bir takım
sıkıntılar duymuş olabileceğine kanaat getirmektedir. AİHM ,hakkaniyete uygun olarak
manevi zararı 10.000 Euro olarak hesaplamış ve sözkonusu tutarın başvurana ödenmesine
karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için toplam 8.173 Euro
istemektedir. Başvuran bu talebine ilişkin hiçbir belge sunmamaktadır.
Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, elinde bulunan unsurları ve konuya ilişkin içtihadını gözönüne alarak, yapılan
bütün masraflar için başvurana 1.500 Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat
getirmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Hükümet’in ön itirazının reddine;
2. AİHS’nin 3. maddesine göre yapılan şikayetin kabul edilebilir olduğuna;
3. AİHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHS’nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere ve Savunmacı
Hükümet tarafından başvurana;
i. maddi tazminat için 700 (yedi yüz) Euro;
ii. manevi tazminat için 10.000 (on bin) Euro
iii. masraf ve harcamalar için 1.500 (bin beş yüz) Euro;
iv. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödenmesine,
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Hükümet’in,
Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit
oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü’nün 77§§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 21 Şubat 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło