52517/99

WyrokETPCz2005-02-22ECLI:CE:ECHR:2005:0222JUD005251799

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego dotyczącego unieważnienia testamentu naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie trwało pięć lat i dziewięć miesięcy, co było nadmierne. Stwierdził, że choć skarżący wnosił o odroczenia, działo się to w oczekiwaniu na wydanie zaświadczenia o dziedziczeniu, które sąd krajowy uznał za kwestię wstępną, co uniemożliwiało rozstrzygnięcie sprawy. Trybunał podkreślił, że władze sądowe przez długi czas nie podejmowały znaczących działań, a ostatecznie oddaliły sprawę z powodu przedawnienia, co uznał za prostą formalność po tak długim okresie. W konsekwencji Trybunał uznał, że opóźnienia były głównie wynikiem bezczynności władz sądowych, co doprowadziło do naruszenia prawa do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie.
Stan faktyczny
Skarżący, Hüseyin Hamit Günter, był spadkobiercą Mustafy Rıfata Güntera i Rabii Günter, którzy ustnie przekazali swoją nieruchomość instytucji Darülaceze w zamian za dożywotnią opiekę. Skarżący złożył pozew o unieważnienie tego testamentu, argumentując, że spadkodawcy nie mieli zdolności testowania. Postępowanie krajowe, rozpoczęte 25 maja 1993 r., trwało prawie sześć lat, obejmując oczekiwanie na zaświadczenie o dziedziczeniu i opinie biegłych. Ostatecznie, 17 marca 1998 r., sąd pierwszej instancji oddalił sprawę z powodu przedawnienia, co zostało podtrzymane przez Sąd Kasacyjny 8 października 1998 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał nie zasądził zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   GÜNTER – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 52517/99)   KARAR   (Özet Çeviri)   STRAZBURG   ꢁubat 2005   Bu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlar uyarınca kesinlik kazanacaktır.   Editör tarafından revizyona tabi tutulması mümkündür.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢁLEMLER   Dava, Hüseyin Hamit Günter (“baꢀvuran”) isimli Türk vatandaꢀı tarafından AĐHS’nin   (“Sözleꢀme”) 34. maddesine dayanarak 5 Ağustos 1999 tarihinde Türkiye aleyhine yapılan   baꢀvurudan (no. 52517/99) kaynaklanmaktadır.   Eylül 2004 tarihinde, AĐHM baꢀvurunun kısmen kabul edilebilir olduğuna karar   vermiꢀtir. Hükümet esasa iliꢀkin görüꢀ belirtmiꢀ, baꢀvuran ise belirtmemiꢀtir (Đç Tüzük 59 §   1).   OLAYLAR   Baꢀvuran 1920 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢀamaktadır. Mustafa Rıfat Günter ve   Rabia Günter’in varisidir.   Mart 1985 tarihinde, Mustafa Rıfat Günter ve Rabia Günter, iki ꢀahit huzurunda   sözlü vasiyette bulunarak ölünceye kadar bakılmak ꢀartıyla, sahip oldukları gayrımenkulü   Darülaceze’ye bağıꢀlama taahhüdünde bulunmuꢀlardır. Bunu takiben Darülaceze’ye   yerleꢀtirilmiꢀler ve burada sırasıyla 3 Mayıs 1985 ve 2 Mayıs 1985 tarihlerinde vefat   etmiꢀlerdir.   Mayıs 1985 tarihinde, Darülaceze, ꢁiꢀli 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne baꢀvurarak   vasiyetnamenin açılmasını talep etmiꢀ ve aynı gün mahkeme, Darülaceze’yi, murislerin   mirasçısı olarak tespit etmiꢀtir. Bu karar baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir, fakat mahkeme   tarafından adresi ve isimleri bilinmeyen kiꢀiler için bir gazete ilanı verilmiꢀtir.   Aralık 1992 tarihinde, baꢀvuran, veraset ilamı almak için Đstanbul 6. Sulh Hukuk   Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀ ve 25 Mayıs 1993 tarihinde, murislerin sözlü vasiyetlerinin   geçersiz olduğunun ilan edilmesi talebiyle ꢁiꢀli 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava   açmıꢀtır. Baꢀvuran, murislerin yaꢀlı olmaları nedeniyle vasiyetname yapma ehliyetine sahip   olmadıklarını ileri sürmüꢀtür.   Ekim 1993 tarihinde, Hazine, murislerin vasiyetlerinin geçersiz olduğunun ilan   edilmesi talebiyle aynı mahkemede dava açmıꢀtır.   Aralık 1993 tarihinde, ne baꢀvuran ne de vekilleri duruꢀmada bulunmuꢀ;   Darülaceze’nin davaya devam etmek istemediğini beyan etmesi ile dava kayıttan düꢀülmüꢀtür.   Baꢀvuran 28 Ocak 1994 tarihinde davayı yenilemiꢀtir.   Nisan 1994 tarihli duruꢀmada, murislerin veraset ilamına iliꢀkin açılan davanın   karara bağlanmamıꢀ olması sebebiyle, baꢀvuran, mahkemenin davayı adli tatil sonrasına   bırakması gerektiğini öne sürmüꢀtür. Veraset ilamı çıkarılmasının dava için bir ön mesele   teꢀkil etmesi sebebiyle, mahkeme davayı Eylül’e ertelemiꢀtir.   Eylül 1994 tarihinde baꢀvuran, davanın tekrar ertelenmesi talebinde bulunmuꢀtur.   Aralık 1994 tarihinde taraflar duruꢀmaya iꢀtirak etmemiꢀtir. Baꢀvuran mazeret   bildirmiꢀtir.   Bunu takip eden iki duruꢀmada baꢀvuran, bir erteleme talebinde daha bulunmuꢀtur.   Temmuz 1995 tarihinde, mahkeme, Hazine’nin davasını baꢀvuranın davasıyla   birleꢀtirme kararı almıꢀtır.   Ekim 1995 tarihinde mahkeme, baꢀvuran tarafından isimleri verilen iki ꢀahitten   birinin ifadesini almıꢀtır. Diğer ꢀahide ulaꢀmak ise mümkün olmamıꢀtır.   Aralık 1995 ve 2 Nisan 1996 tarihlerinde, mahkeme, davayı ileri bir tarihe   bırakmıꢀtır. Zira baꢀvuran mazeret bildirerek duruꢀmaya gelmemiꢀtir.   Haziran 1996 tarihinde, ikinci ꢀahidin de ifadesi alınmıꢀ ve dava ileri bir tarihe   bırakılmıꢀtır.   Baꢀvuran, mazeret bildirerek 5 Kasım 1996 ve 29 Ocak 1997 tarihli duruꢀmalara   gelmemiꢀ ve davanın Yargıtay’a intikal ettiğini mahkemeye bildirmiꢀtir.   Nisan 1997 tarihinde, baꢀvuran, veraset ilamını mahkemeye sunmuꢀtur.   Haziran 1997 tarihinde baꢀvuran, Bay ve Bayan Günter’in yasal ehliyetleri   hakkında karar vermeden önce, AĐHM’den, Adli Tıp Kurumu’a danıꢀmasını talep etmiꢀtir.   Adli Tıp ise dava dosyasındaki belgelerin bir karara varmak yeterli olmadığını mahkemeye   bildirmiꢀtir. 16 Ekim 1997 tarihinde, mahkeme, Darülaceze’den Bay ve Bayan Günter’le ilgili   tüm sağlık raporlarını talep etmiꢀtir. Darülaceze, 18 Aralık 1997 tarihinde, ellerinde bu tür   belgelerin olmadığını mahkemeye bildirmiꢀtir.   Mart 1998 tarihinde Adli Tıp Kurumu, eldeki dava dosyası temelinde bir karara   varmanın imkansız olduğunu bildirir bir rapor hazırlamıꢀtır.   Mart 1998 tarihinde, mahkeme, ölüme bağlı tasarrufun iptali için, hak talep eden   kiꢀinin, iptal gerekçesinden muttali olduğu tarihten itibaren bir yıl, veya vasiyetin varislere   bildirilmesinden itibaren beꢀ yıl içinde dava açılabileceğini ifade etmiꢀtir. Mahkeme, Bay ve   Bayan Günter’in vasiyetlerinin 7 Mayıs 1985 tarihinde varislere bildirilmiꢀ olmasına rağmen,   Mayıs 1993 tarihinden önce baꢀvuran tarafından dava açılmadığını not etmiꢀtir.   Dolayısıyla, zaman aꢀımına uğradığı gerekçesiyle davanın düꢀürülmesi gerektiği sonucuna   varmıꢀtır. Baꢀvuran temyiz yoluna gitmiꢀtir.   Ekim 1998 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır. 15 ꢁubat   tarihinde baꢀvuranın kararın düzeltilmesi talebi reddedilmiꢀtir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   31. Baꢀvuran, hukuki iꢀlemlerin uzun sürmesinin, AĐHS’nin 6 § 1. maddesinde ifade   bulan “makul süre” gerekliliği ile bağdaꢀmadığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Bu maddenin ilgili   bölümleri ꢀöyledir:   “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar … konusunda karar verecek   olan, … bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, … görülmesini istemek   hakkına sahiptir…”   A. Dikkate alınacak süre   32. Hukuki iꢀlemler, 25 Mayıs 1993 tarihinde baꢀlamıꢀ ve 15 ꢁubat 1999 tarihinde   sona ermiꢀtir. Dolayısıyla, üç mahkemede yaklaꢀık olarak beꢀ yıl dokuz ay sürmüꢀtür.   B. Uygulanabilir ölçütler   33. Mahkeme, hukuki iꢀlemlerin süresinin makuliyetinin, davanın olayları ıꢀığında ve   özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve ilgili makamların tutumu ve davada baꢀvuranın   karꢀı karꢀıya olduğu riskler olmak üzere, Mahkeme’nin içtihadında açık ve kesin olan   ölçütlere atıfta bulunularak değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz. diğerlerinin yanı sıra,   Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96, § 43, AĐHM 2000-VII).   C. AĐHM’nin değerlendirmesi   34. Hükümet, sözkonusu iꢀlemlerin makul süreyi geçmediğini öne sürerek bu iddiayı   reddetmiꢀtir. Baꢀvuranın davasının karmaꢀık bir miras anlaꢀmazlığı olduğunu ileri sürmüꢀtür.   Bu davada üç taraf bulunmaktadır: baꢀvuran, Hazine ve Darülaceze. Aynı süre zarfında aynı   mirasla ilgili yürütülmekte olan baꢀka iꢀlemler bulunmaktaydı. Yerel mahkemenin bu   iꢀlemlerin sonuçlarını beklemesi gerekmekteydi.   35. Ayrıca, iꢀlemlerin uzun sürmesinin baꢀvuranın tutumundan kaynaklandığını, zira   baꢀvuranın bütün duruꢀmalara katılmadığını ve veraset ilamı ile ilgili iꢀlemlerin sonucunu   beklemek için birkaç defa erteleme talep ettiğini belirtmiꢀtir. Dolayısıyla, adli makamlara   yüklenebilecek bir gecikmenin bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır.   36. Baꢀvuran, Hükümet’in itirazını reddetmiꢀtir.   37.Mahkeme, baꢀvuranın, yasal ehliyetleri olmaması sebebiyle Bay ve Bayan   Günter’in vasiyetinin iptal ettirmesi giriꢀimi ile ilgili olduğunu tespit etmiꢀtir. Bu husus   hakkında bilirkiꢀi raporu gerektiren somut anlaꢀmazlığa rağmen, Mahkeme, iꢀlemlerin ne   karmaꢀık olduğunu ne de etraflı bir araꢀtırma gerektirdiğini not eder.   38. Baꢀvuranın tutumu ile ilgili olarak mahkeme, birkaç duruꢀmaya iꢀtirak etmediği ve   erteleme talebinde bulunduğunu tespit etmiꢀtir. Ancak, bunlar, mahkemenin bir ön mesele   olarak gördüğü veraset ilamının bekletilmesi esnasında meydana gelmiꢀtir. Dolayısıyla, ilam   çıkarılıncaya kadar dava karara bağlanamamıꢀtır. Buna göre, baꢀvuranın iꢀlemlerin   uzatılmasında payı olduğu söylenemez.   39. Makamların tutumuna gelince, Mahkeme öncelikle, adli makamların veraset   ilamını çıkarmasının dört yıl altı aydan fazla sürdüğünü not eder. Ayrıca, mahkeme, bu ilamı   sununcaya dek dikkate değer bir iꢀlem yürütmemiꢀtir. Ancak ilam çıkarıldığında mahkeme,   Bay ve Bayan Günter’in yasal ehliyetleri hakkında görüꢀ almak için Adli Tıp Kurumu’na   baꢀvurmuꢀtur. Ayrıca, yaklaꢀık olarak altı yıl süren iꢀlemlerin sonunda dava basit bir   formalite – zaman aꢀımı sınırlamasına uymaması – sebebiyle düꢀürülmüꢀtür.   30. Bu olaylar çerçevesinde, Mahkeme, baꢀvuranın davasının makul bir süre içinde   görülmediğine hüküm getirmiꢀtir. Dolayısıyla, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   41. AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   42. Baꢀvurana, baꢀvurusunun kabul edilebilir olduğunu bildirir 21 Eylül 2004 tarihli   bir Sekreterya mektubunda, baꢀvurandan adil tazmin taleplerini belirtmesi istenmiꢀtir. Ancak,   baꢀvuran buna cevap vermemiꢀtir. Dolayısıyla, Mahkeme, bu baꢀlık altında tazminat   ödenmemesine karar vermiꢀtir.   YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME OYBĐRLĐĞĐYLE   AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.   Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca   ꢁubat 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   S. DOLLÉ   Sekreter   J.-P. COSTA   Baꢀkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło