5256/02

WyrokETPCz2009-06-16ECLI:CE:ECHR:2009:0616JUD000525602

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak dostępu do adwokata w trakcie zatrzymania i przesłuchania oraz nieprzekazanie opinii prokuratora w postępowaniu odwoławczym naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak dostępu skarżącego do adwokata w trakcie zatrzymania i przesłuchania, w sytuacji gdy jego zeznania zostały wykorzystane jako dowód w sprawie, naruszył art. 6 ust. 1 i 3 lit. c Konwencji, odwołując się do precedensu *Salduz*. Ponadto, Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 i 3 lit. b Konwencji z powodu nieprzekazania skarżącemu opinii Prokuratora Generalnego w postępowaniu odwoławczym, co uniemożliwiło mu skuteczne ustosunkowanie się do niej i naruszyło zasadę równości broni.
Stan faktyczny
Skarżący, Hüseyin Karabil, aktywny członek młodzieżówki partii HADEP, został zatrzymany w Izmirze w 1999 roku pod zarzutem organizowania protestów na rzecz A. Öcalana i członkostwa w PKK. Podczas zatrzymania i przesłuchania nie miał dostępu do adwokata, a jego zeznania, które twierdził, że zostały wymuszone torturami, zostały wykorzystane jako dowód w procesie. Sąd Bezpieczeństwa Państwa skazał go na 12 lat i 6 miesięcy więzienia. W postępowaniu odwoławczym przed Sądem Kasacyjnym, jego adwokat nie był obecny, a opinia Prokuratora Generalnego nie została mu przekazana. Później, na mocy nowej ustawy karnej, wyrok został obniżony.
Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie: 1. Stwierdza dopuszczalność skarg dotyczących art. 6 ust. 1, 6 ust. 2, 6 ust. 3 lit. b, 6 ust. 3 lit. c i 6 ust. 3 lit. d Konwencji, a pozostałych skarg niedopuszczalność. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 i 6 ust. 3 lit. c Konwencji z powodu braku dostępu do adwokata w fazie wstępnego dochodzenia. 3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 i 6 ust. 3 lit. b Konwencji z powodu nieprzekazania opinii Prokuratora Generalnego Sądu Kasacyjnego. 4. Uznaje, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania pozostałych skarg dotyczących art. 6 ust. 2, 6 ust. 3 lit. b i 6 ust. 3 lit. c. 5. Zasądza na rzecz skarżącego 1 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 6. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   KARABĐL -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 5256/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Haziran 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   T.C. vatandaꢀı Hüseyin Karabil (baꢀvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 22   Haziran 2001 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin   Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan   5256/02 numaralı baꢀvuru sonucu bu dava görülmektedir   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đzmir Barosu avukatlarından T.   Aslan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   doğumlu, Đzmir’de ikamet eden baꢀvuran HADEP’in (Halkın Demokrasi Partisi)   gençlik kolunun aktif bir üyesiydi.   Baꢀvuran, 11 Mart 1999 günü saat 16.00 sıralarında Đzmir Emniyet Müdürlüğü   (« Müdürlük») terörle mücadele ꢀubesi tarafından yakalanmıꢀtır. Baꢀvuranın imzaladığı   yakalama tutanaklarından anlaꢀıldığına göre, M.Ç., ꢁ.E. ve K.K. isimli ꢀahıslar kendisinin   PKK terör örgütü lideri A. Öcalan’ın tutuklanmasına karꢀı Ege bölgesinde baꢀlatılan protesto   eylemlerinin sorumlusu olduğunu ihbar etmiꢀlerdir.   Saat 16.50 sıralarında baꢀvuran, Atatürk Üniversitesi Hastanesi’nde tıbbi kontrolden   geçirilmiꢀtir. Bu muayene sonucu hazırlanan raporda ilgili ꢀahsın vücudunda darp ve yara   izine rastlanmadığı belirtilmiꢀtir.   Baꢀvuran, tıbbi muayeneden sonra kendisine gözaltı sırasında konuꢀmama ve gözaltı   bitiminde bir avukat isteme hakkı olduğunu hatırlatan formu imzalamıꢀ ve emniyet   müdürlüğünde gözaltına alınmıꢀtır.   Ertesi gün, saat 3 sıralarında, baꢀvuranın refakâtinde, kaldığı evde bir arama   gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Bu aramada herhangi bir suç unsuru bulunamamıꢀtır.   Daha sonra, baꢀvuran M.Ç., K.K. ve ꢁ.E.’nin kendi emri altındaki militanlar olduğunu   kabul etmiꢀtir.   Mart günü, baꢀvuranla yüzleꢀtirilen S.A. isimli ꢀahıs baꢀvuranın söz konusu propaganda   eylemlerinin elebaꢀı olduğunu ifade etmiꢀtir.   Aynı gün, iꢀkence altında sorgulandığını iddia eden baꢀvuran, Türkiye ‘ye döndükten sonra   A. Öcalan lehine gösteriler düzenlemek üzere Romanya’daki PKK kamplarında ideolojik   eğitim aldığını doğrulayan ifadesini imzalamıꢀtır. Bu sekiz sayfalık ifade, yapılan eylem   planları ile eylemin aktörleri hakkında oldukça detaylı bilgiler içermektedir.   Gözaltı süresi 15 Mart 1999 günü son bulmuꢀ ve saat 13.00 sıralarında baꢀvuran Adli Tıp   Kurumu yerel ꢀube müdürlüğünde yeniden muayene edilmiꢀtir. Muayene eden doktor hiçbir   ꢀiddet izine rastlamamıꢀtır.   Hemen sonrasında baꢀvuran, Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı   (« Savcı » – « ĐDGM ») önüne çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuran, iꢀkenceden kurtulmak için   uydurduğunu söyleyerek daha önce verdiği ifadeyi inkâr etmiꢀtir.   Daha sonra ĐDGM nöbetçi hakimi önüne çıkarılan baꢀvuran, ısrarla ifadesini inkâr etmiꢀtir.   Hakimin tutuklanmasına karar vermesinden sonra baꢀvuran, Aydın’ın Nazilli ilçesindeki E   tipi cezaevine nakledilmiꢀtir.   Nisan 1999 tarihinde savcı, iddianamesinde ( Kod adı Ahmet olan) baꢀvuran ile birlikte   diğer yirmi kiꢀiyi PKK terör örgütü üyesi olmak ve örgüte yataklık yapmakla suçlamıꢀtır.   Savcı, bu suçlamaları Türk Ceza Kanunu’nun 168. ve/veya 169. maddeleri ile 3713 sayılı   Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesine dayandırmıꢀtır.   Dava, 21 Nisan 1999 tarihinde biri askeri olmak üzere üç yargıçtan oluꢀan ĐDGM’de   görülmeye baꢀlamıꢀtır. Đlk duruꢀmada yalnızca usul konuları tartıꢀılmıꢀtır.   Haziran 1999 tarihinde yapılan bir sonraki duruꢀmada yargıçlar, dava dosyasındaki   unsurlar hakkında sanıkların söyleyeceklerini dinlemiꢀtir. Baꢀvuran, isnat edilen suçlamaları,   aleyhinde sunulan kanıt belgelerini ve özellikle iꢀkence altında verdiği ve gözleri bağlı bir   ꢀekilde imzalamak zorunda kaldığı itiraf ifadesini kesin olarak reddetmiꢀtir. Baꢀvuran buna   karꢀın, savcı ve nöbetçi hakim önünde söylediklerini aynen tekrarlamıꢀtır.   Baꢀvuranın avukatı Aslan ise müvekkilini suçlu gösteren tek unsurun kendinin ve diğer   sanıkların yine iꢀkence altında alınan itirafları olduğunu savunmuꢀ ve tüm sanıkların yeniden   doktor kontrolünden geçirilmesini talep etmiꢀtir.   ĐDGM, yeniden doktor kontrolüne gerek olmadığını ve dosyada kötü muamele iddialarını   çürütecek yeterli tıbbi delillerin bulunduğunu açıklamıꢀtır.   Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’nın 143. maddesi değiꢀtirilmiꢀ ve askeri yargıçlar   Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesinden çıkarılmıꢀtır. Askeri yargıçlar, 22 Haziran 1999   tarihinde sivil yargıçlarla değiꢀtirilmiꢀtir (eski mevzuatın sunumu için, bakınız Türkiye   aleyhine Incal davası, 9 Haziran 1998, prg. 26-29, Karar ve hükümlerin derlemesi 1998-IV).   Askeri yargıcın yerine atanan sivil yargıçla görülen ve avukat Aslan’ın hazır bulunduğu ilk   duruꢀma 22 Temmuz 1999 tarihinde gerçekleꢀmiꢀtir. Avukat, suç ortaklarından A.Đ.’nin   tahliyesinden sonra aldığı tıbbi rapordaki endiꢀe verici bulgulara dayanarak ĐDGM’den bir   önceki kararını (yukarıdaki ilgili paragraf in fine) değiꢀtirmesini ve müvekkilinin yeniden   muayene edilmesini talep etmiꢀtir. Diğer sanıkların avukatları da aynı talepte bulunmuꢀlardır.   Esas hakimleri, bu talebi eski mahkeme heyetinin gerekçesini benimseyerek reddetmiꢀtir.   Avukat Aslan, 16 Eylül 1999 tarihli duruꢀmada biri Romanya’da ikâmet eden H.H. ve   diğeri baꢀvuranın babası K. Karabil olmak üzere Ahmet isminin müvekkilinin kod adı değil   ikinci adı olduğunu doğrulayan lehte iki tanığın dinlenmesini talep etmiꢀtir.   ĐDGM, K. Karabil’in dinlenmek üzere mahkemeye çağrılmasını kararlaꢀtırmıꢀ ve ayrıca   istinabe yoluyla ifadesinin alınması uzun süreceği gerekçesiyle savunmaya H.H.’yi mahkeme   huzuruna çıkarması için 2 Kasım 1999 tarihine kadar süre vermiꢀtir.   Kasım 1999 tarihli duruꢀmada dinlenen K. Karabil, Ahmet isminin oğlunun ikinci adı   olduğunu teyit etmiꢀtir. Öte yandan Avukat Aslan, H.H.’nin mahkeme huzuruna çıkarılması   için ek süre talep etmiꢀ ve C.S.’nin müvekkilinin adını olaylara bulaꢀtıran ifadelerinin   dosyaya dahil edilmesini istemiꢀtir.   ĐDGM hakimleri, ek süre talebini kabul etmekle beraber, Avukat Aslan’ın, C.S.’nin   savunma için gerekli olduğunu düꢀündüğü ifadelerini bizzat kendisinin temin etmesi   gerektiğine hükmetmiꢀlerdir.   Aralık 1999 tarihli duruꢀmada Avukat Aslan H.H.’yi mahkeme huzuruna çıkarma   yükümlülüğünün kaldırılmasını talep etmiꢀ ve H.H.’nin ifadesinin istinabe yoluyla   alınmasının daha doğru olacağını savunmuꢀtur. Esas hakimleri, geciktirici bir çözüm yolu   olarak değerlendirdikleri bu talebi reddetmiꢀlerdir.   ĐDGM, 20 Ocak 2000 tarihinde Avukat Aslan’a soruꢀturmaların geniꢀletilmesi isteğini   haklı gösterecek argümanları yazılı olarak sunması için bir süre vermiꢀtir.   Oysa, 22 ꢁubat günü görülen duruꢀmada Avukat Aslan bu yönde bir talebinin olmadığını   beyan etmiꢀtir.   Nisan 2000 tarihli duruꢀmada Avukat Aslan, C.S.’nin müvekkilini olaylara bulaꢀtıran   ifadeleriyle ilgili tutanakların kopyasını mahkemeye sunmuꢀtur. Esas hakimleri, ifadeleri   okutmuꢀ ve dava dosyasına dahil etmiꢀtir.   Mayıs 2000 tarihinde ĐDGM, baꢀvuranı PKK terör örgütüne üye olmaktan on iki yıl altı   ay hapis cezasına mahkûm etmiꢀtir. Karar gerekçelerine göre, her ne kadar ilgili ꢀahıs zorla   ifade verdiğini iddia etse de, S.A. ile yüzleꢀtirme tutanakları, M.Ç., K.K. ve ꢁ.E. tarafından   yapılan teꢀhisler ve beyanlar ile yine E.K. ve M.Y.’nin verdiği ifadeler savcının   iddianamesini teyit etmektedir.   Baꢀvuran, duruꢀma talebiyle temyize gitmiꢀ ve duruꢀma tarihi 6 Aralık 2000 günü olarak   belirlenmiꢀtir.   Aralık 2000 tarihinde Avukat Aslan, Yargıtay kalemine acil bir yazı göndererek, sağlık   sorunu dolayısıyla duruꢀmanın ileri bir tarihe ertelenmesini talep etmiꢀtir. Avukat, bu talebini   haklı göstermek amacıyla 3 Aralık’ta baꢀlayan ve beꢀ gün istirahat öngören doktor raporunu   yazısına eklemiꢀtir. Ancak, bu yazı mahkeme kalemine 11 Aralık 2000 günü ulaꢀmıꢀ ve   duruꢀma Avukat Aslan’ın yokluğunda gerçekleꢀmiꢀtir. Bu durum karꢀısında avukat, itirazının   mahkeme defterine yeniden yazılmasını ve baꢀka bir duruꢀma tarihi belirlenmesini talep   etmiꢀtir. Avukatın bu talebi cevapsız bırakılmıꢀtır.   Bu arada, baꢀsavcı itirazın kabuledilebilirliği ve meꢀruluğu üzerine üç sayfalık görüꢀ   bildirisini mahkeme kalemine sunmuꢀtur. Bu tebliğname baꢀvuran tarafına iletilmemiꢀtir.   Yargıtay, 25 Ocak 2001 tarihinde dosyadaki unsurlara ve yazılı belgelere dayanarak,   baꢀvuranın mahkûmiyetini onamıꢀtır. Bu karar, 31 Ocak günü Avukat Aslan’ın yokluğunda   ilan edilmiꢀtir.   Haziran 2005 tarihinde mahkûmların lehine olan bazı hükümlerin uygulanması amacıyla   davaların yeniden açılmasını öngören 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiꢀtir.   Buna istinaden baꢀvuran, Đzmir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeniden yargılanmıꢀtır. Ağır   Ceza Mahkemesi, 25 Ekim 2005 tarihinde baꢀvuranın hapis cezasını altı yıl üç aya indirmiꢀtir.   Baꢀvuranın bu karara itirazı 8 Mart 2006 tarihinde reddedilmiꢀtir.   HUKUK   I. ĐHTĐLAF KONUSU   Baꢀvuran, genel anlamda devlet güvenlik mahkemelerinin kendi alanına giren suçlarda   baskıcı bir rejim uyguladığından ꢀikâyetçi olmakta ve yargılamanın birçok yönden AĐHS’in 6.   maddesi bakımından adil olmadığını ileri sürmektedir:   a. Đlk olarak baꢀvuran, AĐHS’nin 6. maddesinin 1 a fıkrası çiğnenerek kendisine isnat   edilen suçların niteliği ve konusu hakkında bilgilendirilmediğini savunmaktadır.   b. Baꢀvuran ayrıca, AĐHS’nin 6. maddesinin 3 b ve 3 c fıkralarına atıfta bulunarak, bir   yandan ön soruꢀturma sırasında bir avukat yardımı alamadığından (birinci bölüm), diğer   yandan soruꢀturmanın bu safhasında, iꢀkence altında itiraf ettirme gibi yasal olmayan bir yolla   elde edilen kanıt belgesinin devlet güvenlik mahkemesi tarafından dikkâte alınmasından   (ikinci bölüm) ꢀikâyetçi olmaktadır. Bu konuyla ilgili olarak baꢀvuran, elektroꢀok uygulaması,   soğuk su sıkılması, testiküllerinin ezilmesi gibi iꢀkencelere maruz kaldığını ifade ettiği halde   hakimlerin bu ꢀikâyetlere karꢀı pasif davrandığını ve özellikle Đstanbul Protokolü kriterlerine   uygun olarak yeniden doktor kontrolünden geçme talebini reddettiklerini ileri sürmektedir   (bakınız, örnek olarak, Türkiye aleyhine Batı ve diğerleri davası, no 33097/96 ve 57834/00,   prg. 100, CEDH 2004-IV (alıntılar)).   c. Davanın ilk derece mahkemesinde görülen bölümüyle ilgili olarak baꢀvuran,   yargılamanın bir kısmında askeri bir yargıcın bulunması ( birinci bölüm) ve diğer yargıç   atamalarının da yürütme gücüne bağlı olması (ikinci bölüm) dolayısıyla AĐHS’nin 6/1   maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız sayılamayacak bir mahkeme tarafından yargılandığını   iddia etmektedir.   d. Đlgili ꢀahıs bunlara ilaveten, lehte tanıklar H.H. ve K. Karabil’i mahkeme huzurunda   dinletemediğinden ve AĐHS’nin 6. maddesinin 1. ve 3d fıkraları hiçe sayılarak kendisinin   mahkûmiyetine neden olan ifadeleri veren C.S. ve diğer suçortaklarının sorgulanmadığından   ꢀikâyetçi olmaktadır.   e. Öte yandan baꢀvuran, AĐHS’nin 6 / 3 b maddesine atıfta bulunarak, davayı gören   mahkemeden uzakta bulunan bir hapishanede tutuklu kaldığını ve bu nedenle avukatıyla sık   sık görüꢀme fırsatı bulamayarak, savunmasını gerektiği gibi hazırlayamadığını iddia   etmektedir.   f. Baꢀvuran, yukarıdaki ꢀikâyetler bütünüyle göz önüne alındığında AĐHS’nin 6/2   maddesinin de ihlâl edildiğini ileri sürmektedir.   g. Bunlara ilaveten baꢀvuran, yine aynı çerçevede, yargılamanın sivil mahkemelerde değil   de daha olumsuz kararlar veren devlet güvenlik mahkemelerinde görülmesi nedeniyle   AĐHS’nin 14. maddesinde yasaklanan bir ayrımcılığa maruz kaldığı kanaatindedir.   h. Baꢀvuran, temyiz safhasıyla ilgili olarak AĐHS’nin 6/3 b maddesine atıfta bulunmakta ve   Yargıtay’da görülen duruꢀmada avukatının bulunamadığını, bu nedenle haksız bir ꢀekilde   itiraz hakkının kullanılmayacağı sonucuna varılarak kendisinin mağdur edildiğini ileri   sürmektedir.   ı. Bu bakımdan baꢀvuran, temyiz baꢀvurusu hakkında baꢀsavcının tebliğnamesinin   kendisine iletilmediğini vurgulamaktadır.   j. Baꢀvuran son olarak, Yargıtay’ın verdiği kararın kendisine tebliğ edilmemesinin   AĐHS’nin bireysel baꢀvuruyu güvence altına alan 34. maddesinin ihlali anlamına geldiğini,   çünkü avukatının ĐDGM kalemi nezdinde takip etmesi sayesinde AĐHM’ye altı aylık süre   aꢀılmadan baꢀvurabildiğini ileri sürmektedir.   II. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN   Hükümet, bu iddialara itiraz etmekte ve baꢀvuran ulusal mahkemeler önünde baꢀvuruya   konu ꢀikayetlerini dile getirmediğinden baꢀvurunun tamamı için iç hukuk yollarının   tüketilmediği itirazını yapmaktadır.   AĐHM, konuyla ilgili yerleꢀik içtihadının ıꢀığında elindeki tüm unsurları dikkâtle   inceledikten sonra, yukarıda (a), (c), (e), (g), (h) ve (j) paragraflarında dile getirilen ꢀikâyetler   bakımından, AĐHS’nin 6. maddesiyle koruma altına alınan hakların ihlâl edildiğini gösteren   herhangi bir unsur tespit edememiꢀ ve dolayısıyla Hükümetin gerekçelendirilmemiꢀ itirazı   hakkında görüꢀ bildirmesine gerek olmadığı kanaatine varmıꢀtır.   Bu itibarla AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca açıkça dayanaktan   yoksun oldukları gerekçesiyle bu ꢀikâyetlerin kabuledilemez olduğunu ilan etmektedir.   Buna karꢀın AĐHM, yukarıda (b), (d), (f) ve (i) paragraflarında belirtilen ꢀikâyetlerin baꢀka   bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunamadığını ve bu nedenle kabul edilmesinin uygun   olacağını kaydetmektedir.   III. ESASA ĐLĐꢁKĐN   A. Đlk derece mahkemesinde görülen yargılamayla ilgili ꢀikâyetler   Ön soruꢀturma safhasında baꢀvuranın avukata eriꢀim hakkının ihlâl edildiği iddiası   hakkında Hükümet, o dönemde yürürlükte olan 2845 sayılı yasa gereğince sanıklara ancak   tutuklandıktan sonra bir avukat yardımı alma hakkı verildiğini hatırlatmaktadır. Bu konuyla   ilgili olarak Hükümet, Türkiye aleyhine Yıldız ve Sönmez davası ((karar), no 3543/03 ve   3557/03, 5 Aralık 2006) kararına atıfta bulunmakta ve bütünüyle ele alındığında ihtilaflı   yargılamanın adil olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır.   Buna iliꢀkin olarak AĐHM, bu konuda esas kural olan Salduz içtihadına atıfta bulunur.   Salduz kararında ortaya çıkan ilkeler, daha eski olan Yıldız ve Sönmez kararındaki ilkelerin   yerine geçmiꢀtir. Yine özellikle baskı altında verilen ifadenin mahkûmiyet kararında   kullanıldığı iddiasını inceleyen bir önceki Örs ve diğerleri davasındaki ilkeleri de   geniꢀletmiꢀtir. (ilgili bölüm, prg. 59-61, ve Türkiye aleyhine Söylemez davası, 21 Eylül 2006   tarihli karar, prg. 121-125 –Salduz kararıyla karꢀılaꢀtırınız, ilgili bölüm, prg. 54)   Mevcut davada, o dönemde yürürlükte olan yasa izin vermediği için baꢀvuranın gözaltı   sırasında – yani sorgulanma esnasında - avukat yardımı almadığına kimse itiraz etmemektedir   (Salduz, ilgili bölüm, prg. 27, 28). Aynı ꢀekilde ĐDGM’nin baꢀvuranın mahkumiyetine karar   verirken itiraflarını delil olarak kabul ettiği ve elindeki diğer unsurları bunu doğrulayıcı kanıt   belgeleri olarak kullandığı konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.   Bu ꢀartlar altında, Salduz kararının ilgili bölümlerinde belirtilen gerekçelerle AĐHS’nin 6.   maddesinin 1 ve 3 c) maddelerinin ihlâl edildiği sonucuna varılmaktadır (bakınız, ayrıca,   Türkiye aleyhine Böke ve Kandemir davası, no 71912/01, 26968/02 ve 36397/03, prg. 71,   Mart 2009).   AĐHM, mahkeme önünde savunma hakkına saygı gösterilmesi konusunda AĐHS’nin 6/3.   maddesi bakımından ortaya çıkan temel hukuki sorunu karara bağladığı kanaatindedir   (bakınız, diğer birçoğu arasından, Türkiye aleyhine Kamil Uzun davası, no 37410/97, prg. 64,   Mayıs 2007).   Bu nedenle AĐHM, baskı altında elde edilen delillerin kullanılmasıyla ilgili ꢀikâyetlerin   meꢀruluğu (yukarıdaki ilgili paragraf – ikinci bölüm) ile yine silahların eꢀitliği ilkesinin ihlâl   edildiği ve/veya masumiyet karinesinin çiğnendiği iddiaları hakkında ayrıca karar verme   gereğinin olmadığı kanaatindedir.   B. Đkinci derece mahkemesinde görülen yargılamayla ilgili ꢀikâyetler   Hükümet, o dönemde, baꢀsavcının dava dosyasına dahil edilen tebliğnamesini okumak   üzere baꢀvuranın Yargıtay kalemine müracaat etmesine herhangi bir engel bulunmadığını   kaydetmektedir. Hükümete göre bu durum, 2 Ocak 2003 ile 1 Haziran 2005 tarihlerinde   yapılan adli reformlarla bu sorun çözülene kadar herkesin normal bir ꢀekilde gerçekleꢀtirdiği   ve Avukat Aslan’ın da bilmesi gereken bir uygulamadır.   AĐHM, daha önce Türkiye aleyhine Göç davasında ([GC], no 36590/97, prg. 14, CEDH   2002-V) alınan emsal kararda buna benzer bir ꢀikâyeti karara bağladığını hatırlatmaktadır.   Hükümet tarafından sunulan kanıt ve argümanları inceleyerek, geçmiꢀ davalardaki   tespitlerinden sapmayı gerektirecek hiçbir unsur bulunmadığını kaydeden AĐHM, baꢀsavcının   tebliğnamesinin baꢀvurana iletilmediği gerekçesiyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlâl edildiği   sonucuna varmaktadır (ibidem, prg. 55 ; ayrıca bakınız, Yayan, ilgili bölüm, prg. 46-48 ve   burada nakledilen içtiat)   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran bütün dava süreci boyunca avukat yardımından yararlanmak durumunda kalması   nedeniyle uğradığı maddi kayba karꢀılık 1.500 Euro maddi tazminat ve 20.000 Euro manevi   tazminat talep etmektedir.   Hükümet’e göre bu taleplerin ciddi hiçbir yanı bulunmamaktadır ve gerçeklikten uzaktır.   AĐHM tespit edilen ihlaller ve öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı   kurulamadığını belirtmekte ve bu talepleri reddetmektedir. AĐHM buna karꢀılık, baꢀvurana   1.500 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır (sözü edilen Salduz kararı ile   karꢀılaꢀtırınız).   Bu baꢀvuruda 5237 sayılı TCK’nın yeni hükümleri ıꢀığında ihtilaf konusunu oluꢀturan   olaylarla ilgili olarak baꢀvuranın davasının yeniden incelenmesi amaca hizmet etmemektedir.   Nitekim uyarlama duruꢀmasının amacı lehe olan kanun hükümlerinin uygulanması olup, ne   bir önceki ceza davası nedeniyle baꢀvuranın maruz kaldığı sonuçları telafi edecek ne   baꢀvuranın mağdur niteliğini ortadan kaldıracak bir süreçtir (Bkz. Öztürk-Türkiye kararı, no:   22479/93). Bu nedenle, AĐHM prensip olarak en uygun telafi yönteminin baꢀvuranın talep   etmesi halinde, AĐHS’nin 6/1 maddesindeki gereklilikleri karꢀılayacak ꢀekilde yeniden   yargılanması olacağı hususunu bir kez daha yineler (Bkz. ibidem, mutatis mutandis Gençel-   Türkiye kararı no: 53431/99, 23 Ekim 2003-ilke olarak bkz. aynı zamanda Teteriny-Rusya no:   11931/03, 30 Haziran 2005, Jelicic-Bosna Hersek no: 41183/02 ve Mehmet ve Suna Yiğit-   Türkiye kararı no: 52658/99, 17 Temmuz 2007).   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran avukatlık giderleri için 2.000 Euro ve posta ve haberleꢀme masrafları için 650   Euro talep etmektedir. Baꢀvuran avukatlık ücreti ile ilgili olarak özetle on altı saati AĐHM   önünde olmak üzere toplam 136 saatlik çalıꢀmanın yapıldığını belirtmektedir.   Hükümet iç hukukta yapılan yargılama giderlerine itiraz etmekte ve kalan diğer yargılama   masrafları iddialarının ispat edici bir yönünün olmadığını savunmaktadır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Kaldı ki yargılama masraf ve giderleri ancak   ihlalin olması ölçüsünde geri ödenmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Beyeler-Đtalya (adil   tatmin), no: 33202/96, 28 Mayıs 2002 ve ꢁahin-Almanya kararı no: 30943/96).   Bu baꢀvuruda mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ıꢀığında AĐHM, bütün   yargılama masraf ve giderleri için baꢀvurana 2.000 Euro ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana   üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafı ve 3. paragrafının b), ve/veya c) ve d) fıkraları ile   AĐHS’nin 6. maddesinin 2. paragrafı hakkında yapılan baꢀvurunun kabuledilebilir, bunun   dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. Ön soruꢀturma kapsamında avukat yardımından yararlanılmaması nedeniyle AĐHS’nin 6.   maddesinin 1. ve 3c) fıkralarının ihlal edildiğine;   3. Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısının görüꢀünün tebliğ edilmemesi nedeniyle AĐHS’nin 6.   maddesinin 1. ve 3b) fıkralarının ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 6. maddesinin 2. , 3b) ve 3c) fıkralarına iliꢀkin diğer ꢀikayetlerin ayrıca   incelenmesine gerek olmadığına;   5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana:   (i)   (ii)   manevi tazminat olarak 1.500 (bin beꢀ yüz) Euro ödenmesine;   yargılama masraf ve giderleri için 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 16 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło