52656/99

WyrokETPCz2006-01-17ECLI:CE:ECHR:2006:0117JUD005265699

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) orzekającego w sprawie cywila narusza prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w sprawach karnych dotyczących cywilów budzi uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu. Trybunał odwołał się do swojego ugruntowanego orzecznictwa w podobnych sprawach przeciwko Turcji, uznając, że skarżący miał prawo obawiać się, iż sąd nie będzie wolny od wpływu czynników zewnętrznych, co prowadzi do naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji. W ocenie Trybunału, brak niezawisłości i bezstronności DGM był wystarczający do stwierdzenia naruszenia art. 6 ust. 1.
Stan faktyczny
Skarżący, Yusuf Akbaba, obywatel turecki urodzony w 1964 roku, został zatrzymany 17 grudnia 1992 roku pod zarzutem działalności w organizacji PKK. 30 grudnia 1992 roku został przesłuchany przez prokuratora i sędziego, potwierdzając swoje wcześniejsze zeznania i szczegółowo opisując swoją działalność. Prokurator oskarżył go o działania separatystyczne. 23 czerwca 1998 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM), w skład którego wchodził sędzia wojskowy, skazał skarżącego na karę śmierci (później zamienioną na dożywocie). Sąd Kasacyjny (Yargıtay) oddalił apelację skarżącego 23 maja 1999 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę dotyczącą braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze za dopuszczalną, a pozostałe części skargi za niedopuszczalne. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   AKBABA - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:52656/99)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ocak 2006   İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam   olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa   Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla   alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (52656/99) başvuru no’lu davanın nedeni, bu   ülke vatandaşı Yusuf Akbaba’nın (başvuran) 11 Eylül 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları   Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM)   yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu   avukatlarından K. Kırlangıç tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   1. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1964 doğumlu Türk vatandaşı olup Bursa Cezaevinde bulunmaktadır   Başvuran 17 Aralık 1992 tarihinde, sahte kimlikle birlikte yakalanmış ve İzmir Terörle   Mücadele Şubesi Polisleri tarafından gözaltına alınmıştır.   Aralık 1992 tarihinde, Cumhuriyet Başsavcısı tarafından dinlenen başvuran daha   sonra İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi yedek hakimi karşısına çıkarılmıştır. Başvuran   sorgusu sırasında polis ve Cumhuriyet Başsavcısı karşısında verdiği ifadeleri doğrulamıştır.   tarihinden beri PKK örgütü bünyesinde gerçekleştirdiği faaliyetleri ayrıntılı bir şekilde   anlatmış ve işlediği ya da karıştığı cinayetler hakkında bilgiler vermiştir.   Cumhuriyet Başsavcısı, başvuranı ulusal toprakların bir kısmının diğer devletin   egemenliği altına alınmasına yönelik bölücü nitelikte silahlı eylem yapmakla itham etmiş ve   Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca mahkum edilmesini talep etmiştir.   Başvuran DGM’de yaptığı savunmasında, PKK terör örgütüne üye olduğunu kabul   ederek, daha önceki beyanlarının bir kısmını reddetmiştir.   Haziran 1998 tarihinde, Yargıtay’ın 1997 tarihli ilk kararını bozması üzerine, biri   askeri hakim olan üç hakimden oluşan DGM, TCK’nın 125. maddesi uyarınca başvuranı idam   cezasına mahkum etmiştir. Bu ceza daha sonra ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir.   Başvuranın suçluluğunu ortaya koyabilmek amacıyla, DGM yargılamanın çeşitli aşamalarında   alınan ifadeleri, yakalama tutanaklarını, olay yeri tespit tutanaklarını ve diğer şahısların   beyanlarını dikkate almıştır.   Mayıs 1999 tarihinde, Yargıtay başvuranın temyiz talebini reddetmiş ve ilk derece   mahkemesi kararını onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   bünyesinde bir askeri hakim bulunması nedeniyle “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme”   tarafından adilce yargılanmadığı iddiasında bulunmaktadır. Başvuran ayrıca gözaltında   tutulduğu süre boyunca avukat bulunmayışı nedeniyle bu mahkemenin kendisine adil bir   yargılama sunmadığını ileri sürmektedir. AİHM bu şikayetleri AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 c)   maddeleri kapsamında inceleyecektir.   A. Kabul edilebilirlik hakkında   1. Hükümetin itirazı   Hükümet AİHS’nin 35. maddesinde belirtilen altı ay süresine uyulmadığı gerekçesiyle   AİHM’yi başvuruyu reddetmeye davet etmektedir. DGM’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan   yoksun olduğu ve hazırlık soruşturması sırasında avukat bulunmayışı yönündeki şikayetlerle   ilgili olarak alınan nihai iç hukuk kararının, aynı mahkeme tarafından alındığını   belirtmektedir. Bu itibarla, DGM’lerin kuruluşunun ve hazırlık soruşturması sırasında avukat   bulunmayışının, olayların meydana geldiği dönemde ulusal mevzuat tarafından   belirlendiğinden, Yargıtay’ın bu şikayetlerle ilgili olarak görüş bildirme yetkisinin   bulunmadığını belirtmektedir. Hükümet son olarak, başvuranın iç hukuk yollarının etkisiz   olduğunu fark ettiği anda, yani DGM’nin kararını verdiği 23 Haziran 1998 tarihinden itibaren   başvurusunu yapmış olması gerektiğini belirtmektedir. Oysa başvuru 11 Eylül 1999 tarihinde   yapılmıştır.   AİHM benzer bir itirazı Özdemir-Türkiye davasında reddettiğini hatırlatmaktadır (no:   59659/00, § 26, 6 Şubat 2003). AİHM bu kararından ayrılmasını gerektirecek bir gerekçe   göremediğinden Hükümet’in itirazını reddetmektedir.   2. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin tarafsızlığı hakkında   AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında (Bkz., Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998   tarihli karar, Derleme Hükümler ve Kararlar 1998-VII) ve elindeki mevcut unsurların tümü   gözönüne alındığında başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM   başvuruda hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit etmiştir.   3. Cezai yargılamanın adilliği hakkında   AİHM, başvuranın DGM’de ve Yargıtay’da avukat tarafından temsil edildiğini ve   hazırlık soruşturması sırasında verdiği ifadeleri reddettiğini gözlemlemektedir. İlgili kişinin   suçluluğunun ortaya konulabilmesi amacıyla DGM’nin birbiriyle bağdaşan bir dizi emareye,   yargılamanın çeşitli aşamalarında elde edilen ifadelere, yakalama tutanaklarına, olay yeri   tutanaklarına ve diğer şahısların beyanlarına dayandığını not etmektedir. Bununla birlikte bu   deliller arasında, yargılamanın çeşitli aşamalarında başvuranın ifadeleri de yer almaktadır. Bu   ifadeler hazırlık soruşturması sırasında alınan ifadeleri kısmen doğrular yöndedir.   Dosyada yer alan unsurlar ve yargılamanın genel bir değerlendirmesi gözönüne   alındığında AİHM başvuranın adil bir yargılanmadan yoksun bırakılmadığı görüşündedir. Bu   koşullar altında, bu şikayetin incelenmesi AİHS’nin 6 §§1 ve 3. maddelerinin ihlal edildiğinin   tespit edilmesini sağlamamaktadır.   Sonuç olarak, başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35§3 maddesi uyarınca açıkça   dayanaktan yoksun olduğu ve 35 §4. madde uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir.   B. Esas Hakkında   AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve   bunların AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.   adıgeçen Özel, § § 33-34, ve adıgeçen Özdemir §§ 35-36).   AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak   hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen   suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker   kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının   anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı   olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız   olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye, 9 Haziran   tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 in fine).   AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS’nin   § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna   varmıştır. Bu nedenle AİHS’nin bu maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran gözaltı süresinden şikayetçi olmaktadır. AİHM bu şikayeti AİHS’nin 5 § 3   maddesi kapsamında inceleyecektir;   AİHM, gözaltı süresinin ulusal mevzuata uygun olmasının yanı sıra, başvuranın   olayların meydana geldiği dönemde Türk Hukuku’nda, gözaltı süresine itiraz edebileceği her   hangi bir iç hukuk yoluna sahip olmadığını gözlemlemektedir (Sakık ve diğerleri-Türkiye, 26   Kasım 1997 tarihli karar, Derleme 1997-VII, § 53). AİHM iç hukuk yolunun bulunmadığı   durumlarda, altı ay süresinin başvuruda yer alan suç unsuru teşkil eden eylemin meydana   geldiği andan itibaren işlemeye başladığına dair yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır.   Mevcut davada, başvuranın gözaltı süresinin 30 Aralık 1992 tarihinde sona erdiğini,   başvurunun ise 11 Eylül 1999 tarihinde yapıldığını gözlemlemektedir. Ayrıca, davanın   incelenmesi bu süreyi kesintiye uğratacak herhangi özel bir durumun tespit edilmesine olanak   vermemektedir.   Sonuç olarak, başvurunun bu kısmının gecikmiş olduğu ve AİHS’nin 35 §§1 ve 4.   maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir.   III. AİHS’NİN 5. VE 6. MADDELERİ İLE BİRLİKTE 14. MADDENİN İHLAL   EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, dışlayıcı muameleye maruz kaldığından şikayetçi olmaktadır. AİHM bu   şikayeti AİHS’nin 5. ve 6. maddeleri ile birlikte 14. madde açısından inceleyecektir.   AİHM, ulusal toprakların bir kısmının diğer devletin egemenliği altına alınmasına   yönelik bölücü nitelikte silahlı eylem yapmanın Türk yasama organı tarafından ciddi bir suç   olarak değerlendirildiğini gözlemlemektedir. DGM’lerin kuruluş ve yargılama usullerine   ilişkin 2845 sayılı Kanun’nun terör eylemi gerçekleştirmekle itham edilen her kişinin, Umumi   Hukuk’a göre, özellikle de cezaların infazı ve gözaltı rejimi ile ilgili olarak farklı bir   muameleye tabi tutulduğunu gözlemlemektedir. Cezalar arasındaki ayrım çeşitli insan   gurupları arasında değil de çeşitli suçlar arasında yapılmıştır. Bu noktada, mevcut davada   AİHS’ye aykırı bir “ayrımcılık” yapıldığı yönünde bir karar alınmasını gerektirecek bir unsur   bulunmamaktadır (Bkz. Gerger-Türkiye [GC], no: 24919/94, § 69, 8 Temmuz 1999).   Sonuç olarak başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğun ve AİHS’nin   35§§ 3. ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesinde belirtilen unsurlar.   Nisan 2005 tarihinde kendisine gönderilen yazıda AİHS’nin 41. maddesi uyarınca   adil tazmin talebinin esas ilişkin görüşlerde belirtilmesi gerektiği hükmünü düzenleyen   AİHM’nin İçtüzüğünün 60. maddesine dikkati çekilmesine rağmen, başvuran verilen süre   zarfında her hangi bir adil tazmin talebinde bulunmamıştır.   Bu koşullar çerçevesinde, AİHM başvuruna bu ad altında her hangi bir ödemenin   yapılmasına gerek olmadığı kanaatindedir.   AİHM, bir başvuran hakkında mahkumiyet kararı veren mahkemenin, AİHS de yer   alan maddeler uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna vardığında, en   uygun tazminin, prensip olarak, başvuranın gerekli zaman içinde, tarafsız ve bağımsız bir   mahkeme tarafından yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Bkz. Öcalan-Türkiye, [GC],   no: 46221/99, § 210 in fine, CEDH 2005-…).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu   iddiası yönündeki şikayet ile ilgili olarak başvurunun kabul edilebilir, geri kalan kısmının ise   kabul edilemez olduğuna;   2. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   niteliğinden yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 17 Ocak 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło