52709/99
WyrokETPCz2007-07-31ECLI:CE:ECHR:2007:0731JUD005270999
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie za artykuł prasowy oraz proces przed sądem z udziałem sędziego wojskowego naruszyły prawo do rzetelnego procesu i wolność wyrażania opinii zgodnie z art. 6 ust. 1 i art. 10 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa, który skazał skarżącego, narusza zasadę niezawisłości i bezstronności sądu, co jest niezgodne z art. 6 ust. 1 Konwencji, powołując się na ugruntowane orzecznictwo w podobnych sprawach. W odniesieniu do art. 10, Trybunał stwierdził, że ingerencja w wolność wyrażania opinii, choć przewidziana prawem i dążąca do uzasadnionych celów, nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Kluczowe było ustalenie, że artykuł skarżącego, jako całość, nie nawoływał do przemocy, zbrojnego oporu ani nienawiści, a zatem skazanie było nieproporcjonalne do zamierzonych celów.Stan faktyczny
Skarżący, Ziya Ulusoy, turecki obywatel, został skazany w Turcji za artykuł prasowy opublikowany w 1993 roku, w którym krytykował politykę państwa wobec kwestii kurdyjskiej i wydarzenia takie jak masakra w Sivas. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule, w którego składzie zasiadał sędzia wojskowy, skazał go na karę pozbawienia wolności i grzywnę za propagandę przeciwko integralności państwa. Wyrok został utrzymany przez Sąd Kasacyjny. Skarżący twierdził również, że był torturowany podczas zatrzymania w 1992 roku, ale nie przedstawił na to dowodów.Rozstrzygnięcie
Skargi skarżącego na podstawie art. 6 § 1 i art. 10 Konwencji uznane za dopuszczalne. Pozostała część skargi uznana za niedopuszczalną. Stwierdzono naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. Stwierdzono naruszenie art. 10 Konwencji. Nie zasądzono słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF E U R O P E
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
ULUSOY – TÜRKĐYE
(B a ꢀvuru no. 52709/99)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup, ꢀekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Davanın nedeni, Ziya Ulusoy adlı Türk vatandaꢀının (“baꢀvuran”), Đnsan Haklarının ve
Temel Özgürlüklerinin Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 23.07.1999
tarihinde yapmıꢀ olduğu 52709/99 no’lu baꢀvurudur.
Baꢀvuran Đstanbul Barosuna bağlı avukatlar Faruk Nafiz Ertekin, Keleꢀ Öztürk, Tahsin
Aycık ve Filiz Kılıçgün tarafından temsil edilmiꢀtir.
AĐHM, 22.11.2005 tarihinde baꢀvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AĐHS’nin 29 § 3.
Maddesi’ni uygulayarak, baꢀvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye
karar vermiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVANIN AYRINTILARI doğumlu baꢀvuran, Türkiye’nin güney doğusundaki Tunceli ilinde ikamet
etmektedir.
A. Baꢀvuranın tutuklanması ve Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde kendisine
açılan kamu davası
Baꢀvuran, hiçbir belge sunmamıꢀ, aꢀağıdaki ifadeleri vermiꢀtir:
06.11.1992 tarihinde, Đstanbul Emniyet Amirliği terörle mücadele ꢀubesine bağlı polis
memurları tarafından gözaltına alınmıꢀ, gözaltı süresince “iꢀkenceye” maruz kalmıꢀtır.
Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 20.11.1992 tarihinde baꢀvuranın tutuklu olarak
yargılanmasına karar vermiꢀtir. Đstanbul 3 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde baꢀvuran
hakkında dava açılmıꢀtır.
Đstanbul 3 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi belirlenemeyen bir tarihte, Türk Ceza
Kanunu’nun 168. Maddesi gereğince yasadıꢀı örgüt üyesi olmak suçundan baꢀvuranın
mahkumiyetine karar vermiꢀtir.
21.12.2000 tarihinde, 23.04.1999 tarihine kadar iꢀlenen suçlardan dolayı ꢀartla
salıverilmeye ve dava ve cezaların ertelenmesine iliꢀkin 4616 No’lu Kanun yürürlüğe
girmiꢀtir. Bu Kanun Türk Ceza Kanunu’nun 168. Maddesi’ne muhalefet eden kimselerin ꢀartlı
tahliyeden yararlanamayacaklarını öngörmüꢀtür. Dolayısıyla baꢀvuran 4616 No’lu Kanun’dan
yararlanamamıꢀtır.
B. Đstanbul 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde baꢀvurana açılan kamu davası
Đzleyen bilgiler, tarafların görüꢀleri ile sundukları belgelerden alınmıꢀtır:
Cumhuriyet Savcısı, 21.07.1993 tarihinde, Đstanbul 1 No’lu Devlet Güvenlik
Mahkemesi’ne (bundan böyle “davanın görüldüğü mahkeme”) Emeğin Bayrağı adlı aylık
derginin sahibi B.G. hakkında bir iddianame sunmuꢀtur. Cumhuriyet Savcısı derginin sahibi
ve editörü sıfatıyla B.G.’yi, derginin Temmuz 1993 sayısından yayınlanan Yeni Bir Maraꢀ:
Sivas Katliamı1 baꢀlıklı makaleyle Terörle Mücadele Kanunu’nun (3713 Sayılı Kanun) 8 § 1.
“Yeni Bir Maraꢀ” adlı makale 1978 yılında Maraꢀ’ta meydana gelen, aꢀırı sağ görüꢀe sahip kiꢀilerin –
çoğunluğu sol görüꢀe sahip veya Alevi - 111 kiꢀiyi öldürdüğü ve binden fazla insanın yaralandığı olaylara
iliꢀkindir. Bu makalede söz edilen “Sivas Katliamı”nda aꢀırı Đslamcılar 2 Temmuz 1993 tarihinde, Sivas’ta Pir
Sultan Abdal ꢀenlikleri sırasında entelektüel, yazar, müzisyen ve ꢀairlerden oluꢀan bir grup insanın kaldığı bir
oteli yakmıꢀlardır. 35 kiꢀi hayatını kaybetmiꢀ, onlarca kiꢀi yaralanmıꢀtır.
Maddesi’ne muhalefet ederek devletin bölünmez bütünlüğünü hedef alan propaganda
yapmakla suçlamıꢀtır.
B.G., 28.09.1993 tarihinde, davanın görüldüğü mahkemede, makalenin yazarının baꢀvuran
Ziya Ulusoy olduğunu ifade etmiꢀtir. Ardından baꢀvuran mahkemede dava konusu makalenin
yazarının kendisi olduğunu teyit etmiꢀtir.
Makalenin ilgili bölümleri aꢀağıdaki gibi özetlenebilir:
“… Bugün Kürdistan’da en vahꢀi yöntemlerle süren kirli bir savaꢀ var. Devlet Kürt halkına ve onun
öncülerine karꢀı soykırımcı bir savaꢀ sürdürüyor. Kürt ulusunun meꢀru hareketi siyasal özgürlüğü
hedeflerken Devlet bu savaꢀın sesini boğmak ve o güçten düꢀürmek için aynı zamanda Türk ꢀovenizmini
körüklüyor. Savaꢀta ölen erlerin cenaze törenleri ırkçı ꢀoven bir kitle hareketi geliꢀtirmek için kullanılıyor…
Bu hareketler Kürt ulusal hareketinin yanında gündemi iꢀgal etti… Kürt emekçileri, ulusal özgürlük
mücadelenizi kan ve barutla bastırmak peꢀinde olan bu devlet, dün size karꢀı irticacı Hizbullahçıları
kullanıyordu. Bugün Kürt-Türk ayrımı gözetmeden alevi halka, ilerici, demokrat güçlere Türk aydınlarına
karꢀı yine Hizbullahçı çetelerin önderliğinde irticacı kalabalıkları kullanıyor. Ev ve iꢀyerlerinin yakıldığı
40’ın üzerinde insanın katledildiği bu katliam yeni bir Maraꢀ’tır. Katliama sessiz kalma eylemlerinle
hesabını sor!”
Cumhuriyet Savcısı 26.11.1993 tarihinde Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bir
iddianame sunmuꢀ, baꢀvuranı, (3713 Sayılı) Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1. Maddesi’ne
muhalefet ederek devletin bölünmez bütünlüğünü hedef alan propaganda yapmakla
suçlamıꢀtır.
Duruꢀmalar sırasında baꢀvuran davanın görüldüğü mahkemeye izleyen ifadeleri de
barındıran pek çok dilekçe sunmuꢀtur:
“… O makaleyi yazarak Sivas katliamını protesto ettiğim için gurur duyuyorum. Böyle faꢀist
katliamları protesto etmek, tıpkı Yahudileri katleden Hitler’i protesto etmek gibi demokratik bir görevdir…”
Davanın görüldüğü mahkeme 15.04.1997 tarihinde baꢀvuranı mahkum etmiꢀ, bir yıl dört
ay hapis ve 133.333.333 Türk Lirası (o zaman yaklaꢀık 1000 ABD doları karꢀılığı) para
cezasına çarptırmıꢀtır. Mahkeme kararında, baꢀvuranın, diğer hususlar meyanında, ülkenin bir
bölümüne “Kürdistan” olarak atıfta bulunarak ve bu bölgenin Kürt ulusuna ait olduğunu ifade
ederek, 3713 Sayılı Kanun’un 8. Maddesi’nde tanımlanan suçu iꢀlediği kanısındadır. Ayrıca
davanın görüldüğü mahkeme baꢀvuranın terör eylemlerini “ulusal özgürlük hareketi”, terörle
mücadeleyi ise “kirli savaꢀ” olarak tanımladığını gözlemlemiꢀtir. Mahkemeye göre
baꢀvuranın ifade ettiği düꢀünceler, Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk ulusunun bölünmez
bütünlüğünü yok etmeye yönelik olumsuz propaganda yapmaktadır.
Baꢀvuran 09.07.1997 tarihinde hakkında verilen karara itiraz etmiꢀtir. Temyiz
dilekçesinde, makaleyi, Sivas’ta 35 entelektüelin katledilmesini protesto etmek ve olayların
arkasındaki gerçeği açıklamak için yazdığını savunmuꢀtur. Ayrıca makalenin görüꢀlerini ifade
ettiğini; kendisi gibi bu katliamlara karꢀı çıkanların cezalandırılmasının baꢀka katliamların
gerçekleꢀmesini kolaylaꢀtırdığını ifade etmiꢀtir.
Yargıtay 05.03.1999 tarihinde baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀ, 15.04.1997 tarihinde verdiği
mahkumiyet kararını onamıꢀtır.
Ulusal makamlar tarafından hazırlanıp Hükümet tarafından AĐHM’ye sunulan belgelere
göre, baꢀvuran hapis cezasını 30.04.1999 tarihinde çekmeye baꢀlamıꢀtır. Đstanbul Devlet
Güvenlik Mahkemesi 01.11.1999 tarihinde baꢀvuranın hapis cezasını, 28.08.1999 tarihinde
yürürlüğe giren 4454 Sayılı Basın ve Yayın Yoluyla Đꢀlenen Suçlara Đliꢀkin Dava ve Cezaların
Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca ertelemiꢀtir. Mahkeme ayrıca baꢀvuranın, üç yıl içinde Sayılı Kanun’un 1. Maddesi’nde belirtilen suçlardan birini iꢀlemesi halinde, cezasının
geri kalanını çekmesine karar vermiꢀtir.
HUKUK
I. BAꢁVURANIN ĐDDĐASINA GÖRE 1992 YILINDA GÖZALTINA ALINMASINA
ĐLĐꢁKĐN ꢁĐKAYETLER
Baꢀvuran, 06.11.1992 ile 20.11.1992 tarihleri arasında Đstanbul Emniyet Amirliği’nde
gözaltında bulunduğu süre boyunca, AĐHS’nin 3. Maddesi ihlal edilerek, ciddi biçimde farklı
iꢀkencelere maruz bırakıldığını iddia etmiꢀtir. Ayrıca 20.11.1992 tarihinde Đstanbul Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nde hakim önüne çıkarılmadan önce 14 gün boyunca gözaltında
kaldığını öne sürmüꢀtür. Baꢀvuran, en kısa zamanda hakim önüne çıkarılmadığı ve dolayısıyla
AĐHS’nin 5 § 3. Maddesi’nin ihlal edildiği kanısındadır. Son olarak baꢀvuran, Türk Ceza
Kanunu’nun 168. Maddesi uyarınca mahkum edilmesi nedeniyle 4616 Sayılı Kanuna göre
erken salıverilmeden yararlanamamasının, AĐHS’nin 14. Maddesi ile bağlantılı olarak
AĐHS’nin 5 § 1 (a) Maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğini iddia etmiꢀtir.
AĐHM, baꢀvuranın AĐHM’ye, 1992 yılında gözaltında tutulduğuna ya da suçlu bulunup
hapse mahkum edildiğine dair hiçbir belge sunmadığını vurgular. Ayrıca iddia ettiği gibi
gözaltında tutulduğu esnada “ciddi biçimde iꢀkenceye maruz kaldığı” iddiasından öte,
AĐHM’ye ne kötü muamele iddialarına iliꢀkin herhangi bir ayrıntı vermiꢀ ne de bu iddiaları
destekleyici herhangi bir kanıt sunmuꢀtur.
Yukarıdaki bilgiler ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın bu tür ꢀikayetler için gerçeklere dayalı bir
temel sunmadığı sonucuna varır. Buna göre ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35 §§ 3 ve 5 Maddesi
uyarınca açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddedilmeleri gerekir.
II. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, kendisini yargılayıp 15.04.1997 tarihinde mahkum eden Đstanbul Devlet
Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri bir hakim bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme tarafından duruꢀmasının adil biçimde görülmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Baꢀvuran AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’ne atıfta bulunmuꢀtur. Bu Maddenin ilgili kısmına göre:
“Herkes, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla
kurulmuꢀ bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının … hakkaniyete uygun ve açık olarak
görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
A. Kabuledilebilirliğine iliꢀkin
Baꢀvuranın baꢀvurusunu Yargıtay’ın 05.03.1999 tarihinde mahkumiyetini onamasının
ardından altı aydan fazla süre geçtikten sonra 07.10.1999 tarihine dek sunmaması nedeniyle,
Hükümet ꢀikayetin kabuledilmez olduğunu savunmuꢀtur.
AĐHM baꢀvuranın AĐHM’ye 23.07.1999 tarihinde, AĐHS kapsamındaki ꢀikayetlerini dile
getirdiği bir mektup gönderdiğini kaydeder. AĐHM Sekretaryası 14.09.1999 tarihinde, o
tarihte hüküm süren uygulamalara uygun olarak, baꢀvuranın dikkatini baꢀvuruyla ilgili bir
takım sorunlara çekmiꢀ ve 08.10.1999 tarihine dek baꢀvurusunu geri çekip çekmeyeceğini
AĐHM’ye bildirmesini istemiꢀtir. Baꢀvuran 07.10.1999 tarihinde AĐHM’ye tam baꢀvuru
formunu sunmuꢀtur. Sekretarya 18.11.1999 tarihinde baꢀvurana baꢀvurusunun sunulma
tarihinin 23.07.1999 olduğunu bildirmiꢀtir.
Baꢀvurunun, ulusal mahkemenin 05.03.1999 tarihinde aldığı nihai karardan sonra altı ay
içinde, 23.07.1999 tarihinde sunulduğunu gözlemleyen AĐHM, Hükümet’in bu ꢀikayetin
kabuledilebilirliğine yaptığı itirazı reddeder.
AĐHM ayrıca bu ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeder. Bu nedenle kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.
B. Esaslara iliꢀkin
AĐHM, mevcut davadakine benzer sorunları inceleyen pek çok davayı incelemiꢀ,
AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz. özellikle, Incal; bkz., yakın
tarihli, Akgül – Türkiye, 65897/01).
Bu davada farklı bir sonuca varması için neden tespit edemeyen AĐHM, baꢀvuranı
15.04.1997 tarihinde mahkum eden Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri bir
hakimin bulunması nedeniyle AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiği kanısındadır.
III. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, yazdığı makaleden ötürü mahkum edilmesi nedeniyle AĐHS’nin 10.
Maddesi’nin ihlal edildiğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur. 10. Madde’nin ilgili kısmına göre:
“1. Herkes görüꢀlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu
otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek
özgürlüğünü de içerir...
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu
tedbirler niteliğinde olarak … toprak bütünlüğünün … korunması … için yasayla öngörülen bazı biçim
koꢀullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”
A. Kabuledilebilirliğine iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranın hapis cezası infaz edilmediği için, AĐHS’nin 34. Maddesi
çerçevesinde mağdur olarak addedilemeyeceğini savunmuꢀtur.
Öte yandan, AĐHM, Hükümet’in sunduğu belgelerden, baꢀvuranın hapis cezasını aslında
01.11.1999 tarihinde çekmeye baꢀladığını gözlemler.
Her durumda, AĐHM, baꢀvuranın hapis cezasının kalanının ertelenmesinin, bu tedbirin
güdülen meꢀru amaca orantılılığının belirlenmesinde göz önünde bulundurulacak ilintili bir
etmen olmasına rağmen, ulusal makamlar ya açıkça ya da özü itibariyle kabul edip, AĐHS’nin
ihlalini telafi etmedikçe, baꢀvuranın lehindeki karar veya tedbirlerin ilke olarak onu “mağdur”
statüsünden çıkarmak için yeterli olmadıkları kanısındadır (bkz. gerekli değiꢀiklikler
yapıldıktan sonra, Öztürk – Türkiye [BD], 22479/93; Müslüm Özbey – Türkiye, 50087/99).
Mevcut davada ulusal makamlar yukarıdaki gibi bir kabul etme giriꢀiminde bulunmamıꢀlardır.
Aksine, baꢀvuranın hapis cezası, 4454 Sayılı Kanun’un 1. Maddesi’nde belirtilen suçlardan
birini iꢀlemediği sürece ertelenmiꢀtir.
Yukarıda anılanlar ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 34. Maddesi çerçevesinde
“mağdur” olduğunu iddia edebileceği sonucuna varmıꢀtır. Hükümet’in itirazı bu nedenle
reddedilmelidir.
Hükümet ayrıca, baꢀvuranın, ulusal davalar sürerken, AĐHS’nin 10. Maddesi kapsamında
garanti altına alınmıꢀ haklarına haksız olarak müdahale edildiğine dair hiçbir iddiada
bulunmadığını ve iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmuꢀtur.
AĐHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının amacının, Sözleꢀmeye Taraf
Devletler’in kendilerinin yarattığı iddia edilen ihlalleri, bu iddialar AĐHS’ye sunulmadan önce
önlemeleri veya – genellikle mahkemeler aracılığıyla – düzeltmeleri olduğunu yineler. Bu
amaçla, Strazburg’a yapılmak istenen ꢀikayetlerin, ulusal makamlar önünde en azından özü
itibariyle ve iç hukukta öngörülen resmi gerekler ve zaman sürelerine uygun olarak yapılması
yeterli olacaktır (bkz., diğer hususlar meyanında, Akdıvar ve Diğerleri - Türkiye).
Yukarıda belirtildiği üzere, yargılama sırasında, baꢀvuran, katliamlara karꢀı çıkan
görüꢀlerini açıklayarak demokratik görevini yerine getirdiğini belirtmiꢀtir. AĐHM, baꢀvuranın
verdiği bu ifadenin doğrudan AĐHS’nin 10. Maddesi ile ilintili olduğu kanısındadır (bkz.,
gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Fressoz ve Roire – Fransa [BD], 29183/95).
AĐHM ayrıca, baꢀvuranın, itiraz dilekçesinde, yazdığı makalede “fikirlerini ifade ettiğini”
belirttiğini kaydeder. Bu nedenle baꢀvuranın AĐHS’nin 10. Maddesi kapsamındaki ꢀikayeti,
Yargıtay huzuruna en azından özü itibariyle getirilmiꢀ olduğu biçiminde değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla AĐHM Hükümet’in itirazını reddeder.
Bu ꢀikayetin baꢀka bir gerekçe altında kabuledilmez olarak değerlendirilemeyeceğini ve
AĐHS’nin 35 § 3. Maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını gözlemleyen AĐHM,
ꢀikayeti kabuledilebilir olarak ilan etmek durumundadır.
B. Esaslara iliꢀkin
AĐHM, baꢀvuranın Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1. Maddesi kapsamında mahkum
edilmesinin ve kendisine verilen cezanın, AĐHS’nin 10. Maddesi’nde garanti altına alınmıꢀ
ifade özgürlüğü hakkına müdahale teꢀkil ettiğini belirtir.
AĐHM mevcut davadakine benzer sorunları inceleyen pek çok davayı incelemiꢀ ve 10.
Madde’nin ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır (bkz., özellikle izleyen davalar: Ceylan – Türkiye
[BD], 23556/94; Öztürk; Đbrahim Aksoy; Kızılyaprak – Türkiye, 27528/95 ve Han – Türkiye,
50997/99).
AĐHM, baꢀvuranın ifade özgürlüğüne müdahalenin kanunca öngörüldüğü – yukarıda sözü
edilen Terörle Mücadele Kanunu’nun 8 § 1. Maddesi – ve 10 § 2. Madde’de belirtilen amaçlar
doğrultusunda toprak bütünlüğünü korumak ve karmaꢀa ve suçu önlemek gibi meꢀru amaçlar
güttüğü kanısındadır (bkz. Yağmurdereli – Türkiye, 29590/96). Bu nedenle AĐHM, davanın
incelenmesini, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığının
sorgulanmasıyla sınırlandıracaktır.
Hükümet, AĐHM’yi baꢀvuranın makalesinde kullandığı sözcüklere ve makalenin
yayınlandığı bağlama özellikle dikkat etmeye davet etmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın Türk
topraklarının bazı bölümlerinden “Kürdistan”, terör eylemlerinden ise “ulusal özgürlük
mücadelesi” diye bahsettiğine iꢀaret etmiꢀtir. Hükümet’e göre, makale niteliği gereği tahrik
edici unsurlar taꢀımaktadır, asılsız ve saldırgan yorumlarıyla okuyucuyu devlete karꢀı silahlı
mücadeleye teꢀvik etmektedir. Makale, 1985 yılından bu yana güvenlik güçleriyle PKK1
üyeleri arasında büyük can kayıplarına yol açan ciddi çalkalanmaların yaꢀandığı Türkiye’nin
güney doğusunda güvenlik durumu bağlamında yayınlanmıꢀtır.
Hükümet ayrıca sözkonusu makalenin Türk toplumundaki çeꢀitli gruplar arasında nefreti
tahrik ettiğini, böylelikle insan hakları ve demokrasiyi tehlikeye attığını belirtmiꢀtir.
Baꢀvuranın ayrılıkçı propagandası, toplumun, toprak bütünlüğü, ulusal birlik ve güvenlik ve
suç ve karmaꢀanın önlenmesi gibi temel menfaatlerini tehdit etmiꢀtir.
AĐHM mevcut davayı içtihadı ıꢀığında incelemiꢀ ve Hükümet’in yukarıda belirtilen
kararlarda varılan sonuçlardan farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek hiçbir delil veya
görüꢀ sunmadığı kanısına varmıꢀtır. Dava konusu makalede kullanılan sözcüklere özel olarak
dikkat etmiꢀ, hem davanın zeminini hem de terörle mücadeleye iliꢀkin sorunları göz önünde
bulundurmuꢀtur (bkz. Đbrahim Aksoy; Incal).
Bu bağlamda, AĐHM, makalede baꢀvuranın, devletin 37 kiꢀinin öldüğü Sivas’taki yangın
olayına karıꢀtığına iliꢀkin görüꢀlerini ifade ettiğini ve otel yakıldığında silahlı kuvvetlerin
sergilediği kayıtsızlığı eleꢀtirdiğini gözlemler. Makale ayrıca Türkiye’nin Kürt sorununa
iliꢀkin politikasının eleꢀtirel bir değerlendirmesini de içermektedir. Ancak Devlet Güvenlik Yasadıꢀı örgüt Kürdistan Đꢀçi Partisi.
Mahkemesi dava konusu makalenin Türkiye Cumhuriyeti’nin ve ulusunun bölünmez
bütünlüğünü yok edebilecek olumsuz propaganda içerdiği sonucuna varmıꢀtır.
AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin gösterdiği nedenleri incelemiꢀ, bunların
baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı çıkarmaya yetmediğine karar
vermiꢀtir (bkz., gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Sürek – Türkiye [BD], 24762/94).
Bütün olarak bakıldığında, baꢀvuranın makalesinin ꢀiddeti, silahlı direniꢀi veya ayaklanmayı
teꢀvik etmediği ve nefret uyandıran bir söyleme dayanmadığı sonucuna varmıꢀtır. AĐHM’ye
göre, bu durum tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesinde temel bir etmendir (karꢀıt olarak,
Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], 26682/95, Gerger – Türkiye [BD], 24919/94). Esasında,
Hükümet’in aksine, davayı gören mahkeme, makaledeki ifadelerin ꢀiddet eylemlerini teꢀvik
edip özendirecek bir nitelikte olduğu kanısına varmamıꢀtır.
Yukarıda belirtilenler göz önünde bulundurulduğunda, AĐHM, baꢀvuranın
mahkumiyetinin güdülen amaçlarla orantılı olmadığı, dolayısıyla “demokratik bir toplumda
gerekli” olmadığı sonucuna varır. Buna göre, AĐHS’nin 10. Maddesi ihlal edilmiꢀtir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. Maddesi’ne göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
AĐHM, 29.05.2006 tarihinde sorumlu Hükümet’in görüꢀlerini baꢀvurana göndermiꢀ,
baꢀvuranı 07.07.2006 tarihine kadar adil tazmin talebini sunmaya davet etmiꢀtir. Ancak
baꢀvuran talebini zamanında sunmamıꢀtır.
Buna göre AĐHM baꢀvurana tazminat ödenmesi talebinde bulunulmadığı sonucuna
varmıꢀtır.
Bununla beraber, AĐHM, bir kimsenin, bu davada olduğu gibi, AĐHS’nin bağımsızlık ve
tarafsızlık koꢀullarını karꢀılamayan bir mahkeme tarafından mahkum edildiği durumlarda,
gerekli görüldüğü takdirde davanın yeniden görülmesi veya davanın yeniden açılmasının, ilke
olarak, ihlalin telafi edilmesi için uygun bir yol olduğu kanısındadır (bkz. Öcalan – Türkiye
[BD], 46221/99).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE
1. Baꢀvuranın AĐHS’nin 6 § 1 ve 10. Maddeleri uyarınca yaptığı ꢀikayetlerin kabuledilebilir,
baꢀvurunun geri kalanının kabuledilmez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 10. Maddesi’nin ihlal edildiğine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve
3. fıkraları uyarınca 31.07.2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
F. ELENS-PASSOS
Zabıt Katibi
F. TULKENS
Baꢀkan
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło