52899/99

WyrokETPCz2005-12-20ECLI:CE:ECHR:2005:1220JUD005289999

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie tureckiego Sądu Bezpieczeństwa Państwa narusza prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy zarzuty dotyczące złego traktowania w areszcie były wystarczająco uzasadnione, aby wymagać skutecznego dochodzenia zgodnie z art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoją ugruntowaną linię orzeczniczą, zgodnie z którą obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Turcji narusza zasadę niezawisłości i bezstronności sądu, co stanowi naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał uznał, że obawy skarżącego dotyczące bezstronności sądu były uzasadnione. W odniesieniu do art. 3 Konwencji, Trybunał stwierdził, że zarzuty złego traktowania nie zostały wystarczająco udowodnione ani szczegółowo przedstawione władzom krajowym, co uniemożliwiło skuteczne dochodzenie i w konsekwencji doprowadziło do uznania tej części skargi za niedopuszczalną.
Stan faktyczny
Skarżący, Mahsun Tekin, urodzony w 1976 roku, został aresztowany 31 maja 1997 roku pod zarzutem przynależności do nielegalnej organizacji terrorystycznej. Twierdził, że był źle traktowany w areszcie (polewanie zimną wodą), jednak raporty medyczne nie wykazały śladów złego traktowania. Został przesłuchany przez prokuratora i sędziego, zaprzeczał zarzutom i twierdził, że zeznania zostały wymuszone. Został skazany przez Ankara State Security Court, w skład którego wchodził sędzia wojskowy, na piętnaście lat pozbawienia wolności za przynależność do nielegalnej organizacji zbrojnej. Jego apelacja została oddalona przez Sąd Kasacyjny.
Rozstrzygnięcie
Skarga dotycząca art. 3 Konwencji uznana za niedopuszczalną. Skarga dotycząca art. 6 Konwencji uznana za dopuszczalną. Stwierdzenie naruszenia art. 6 § 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Ankara State Security Court. Brak konieczności badania pozostałych skarg z art. 6 Konwencji. Brak zasądzenia zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   MAHSUN TEKĐN- TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 52899/99)   KARAR   STRAZBURG   Aralık 2005   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (52899/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaꢀı olan Mahsun Tekin’in (baꢀvuran) 31 Mayıs 1999 tarihinde Avrupa Đnsan   Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM), Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi önünde Ankara barosu avukatlarından   Selahattin Kaya tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1976 doğumludur. Baꢀvurusunu yaptığı sırada Aydın Cezaevi’nde (Türkiye)   bulunmaktadır.   Baꢀvuran 31 Mayıs 1997 tarihinde polisler tarafından yakalanmıꢀtır. Baꢀvuranın   yasadıꢀı bir terör örgütünün “genç öğrenci cephesi”ne üye olduğundan ꢀüphe edilmiꢀtir. Aynı   gün Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmıꢀtır.   Baꢀvuran gözaltında bulunduğu sırada polisler tarafından sorgulanmıꢀtır. Baꢀvuran   imzaladığı ifadesinde sözkonusu terör örgütüne üye olduğunu ve bu örgüte yandaꢀ toplamak   amacıyla faaliyetlerde bulunduğunu kabul etmiꢀtir.   Haziran 1997 tarihinde baꢀvuran Adli Tıp Doktoru tarafından muayene edilmiꢀtir.   Adli Tıp Doktoru tarafından hazırlanan raporda baꢀvuranın vücudunda herhangi bir kötü   muamele izine rastlanılmadığı belirtilmiꢀtir.   Aynı gün, baꢀvuran önce Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Baꢀsavcısı   tarafından dinlenmiꢀtir. Baꢀvuran yasadıꢀı örgüte mensup olduğunu ve bu örgütün   faaliyetlerine katıldığını inkar etmiꢀtir. Baꢀvuran aynı zamanda gözaltında kendisine baskı   yağıldığını iddia etmiꢀ fakat Cumhuriyet Baꢀsavcısı, kötü muamele izinin tespit edilmediğini   belirten sağlık raporunu hatırlatmakla yetinmiꢀtir.   Yine 6 Haziran tarihinde, baꢀvuran Devlet Güvenlik Mahkemesi Hakimi’ne sevk   edilmiꢀtir. DGM Hakimi baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran yine   aleyhinde yapılan suçlamaları inkar etmiꢀtir.   Haziran 1997 tarihinde, baꢀvuran yeniden Ankara Adli Tıp Doktoru tarafından   muayene edilmiꢀtir. Adli Tıp Kurumu Doktoru ilk raporda yer alan teꢀhisleri yinelemiꢀ ve   baꢀvuranın kendisine soğuk su tutulduğunu, bunun göğsünde ağrılara sebep olduğunu, fakat   bunların sonradan geçtiğini iddia ettiğini belirtmiꢀtir.   Belirtilmeyen bir tarihte, Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranı biri askeri hakim olmak üzere   üç hakimden oluꢀan DGM önünde itham etmiꢀtir. Baꢀvuranı yasadıꢀı silahlı örgüt üyesi olmak   ve bu örgütün “genç öğrenci kolları” adına faaliyetlerde bulunmakla suçlamıꢀ ve Türk Ceza   Kanunu’nun 168§2. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi   uyarınca mahkum edilmesini talep etmiꢀtir.   Temmuz 1997 tarihinde DGM’de yapılan duruꢀma sırasında, baꢀvuran, aleyhindeki   suçlamaları reddetmiꢀ ve polislerin baskısı altında ifadesini verdiğini iddia etmektedir.   Haziran 1998 tarihli bir kararla, DGM baꢀvuranı üzerine atılı fiillerden suçlu   bularak TCK’nin 168§2 maddesi uyarınca on beꢀ yıl hapis cezasına mahkum etmiꢀtir. DGM   kararında, baꢀvuranın yalanlamalarına rağmen, dosyada yer alan delillerin iddianamenin   olaylara iliꢀkin yorumunu desteklediği kanaatindedir.   Baꢀvuran, 27 Temmuz 1998 tarihinde kararın temyizine gitmiꢀtir. Yargıtay, 29 Aralık   tarihli bir kararla DGM kararını onamıꢀtır.   HUKUK AÇISINDAN   AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran gözaltındayken kötü muameleye   maruz kaldığını iddia etmektedir. Baꢀvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Ankara   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı   “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme” tarafından adilce yargılanmadığı iddiasında   bulunmaktadır. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, gözaltında bulunduğu sırada avukat   yardımından faydalanamadığını ve mahkumiyetinin yalnızca baskı altında alınan ifadesine   dayandığını ileri sürmektedir. Baꢀvuran bu itibarla AĐHS’nin 6§§1 ve 3. maddesinin c)   bendine atıfta bulunmaktadır.   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA   A. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında   1. Altı ay süresi   Hükümet altı ay süresine uyulmadığını belirtmektedir. ꢁahin-Türkiye (karar),   no:25091/94, 2 Aralık 1996 tarihli kararında benimsenen tutumu hatırlatmakta ve baꢀvuranın   en geç 6 Aralık 1997 tarihine kadar baꢀvurusunu yapması gerektiğini belirtmektedir.   Baꢀvuran 6 Haziran 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı önünde gözaltındayken kötü   muameleye maruz kaldığını iddia etmiꢀ, sağlık raporuna dayanan Cumhuriyet Savcısı ise bu   iddiaları incelememiꢀtir. Hükümet baꢀvuranın bu tarihten kısa süre sonra iç hukuk yollarının   etkisiz olduğunu anlamıꢀ olması gerektiğini belirtmektedir.   AĐHM, iç hukuk yollarının bulunmadığı durumlarda, altı ay süresi baꢀvuruda dava   konusu olayın meydana geldiği tarihten itibaren baꢀlamaktadır. Bununla birlikte, baꢀvuran bir   baꢀvuru yapmıꢀsa ve bu baꢀvuruyu etkisiz kılan nedenlerden daha sonra haberdar olmuꢀsa ya   da haberdar olması gerekiyorsa, altı ay süresi haberdar olduğu ya da olması gerektiği andan   itibaren iꢀlemeye baꢀlar (Bkz. mutatis mutandis, Mehmet Laçin-Türkiye, no: 23654/94, 15   Mayıs 1995 tarihli Komisyon kararı, (DR) 81, s. 76).   Esas itibariyle, 6 Haziran 1997 tarihinde Cumhuriyet Savcısı’nın baꢀvuranın kötü   muameleye iliꢀkin iddialarını reddetmesinin ardından, baꢀvuran 7 Temmuz 1997 tarihinde   yapılan duruꢀma sırasında DGM önünde iddialarını yinelemiꢀtir. DGM’de yapılan on   duruꢀma sırasında, baꢀvuranın gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığına   dair hiçbir iddiada bulunmadığı bir gerçektir. Bununla birlikte, 27 Temmuz 1998 tarihinde   sunduğu temyiz dilekçesinde, gözaltında verdiği ifadenin geçersiz olduğunu ve baskı altında   ifade verdiğini belirtmektedir. Buna karꢀın, Yargıtay’ın 29 Aralık 1998 tarihli kararında   baꢀvuranın kötü muamele yapıldığına iliꢀkin iddialarına atıf yapılmamıꢀtır. Bu nedenle,   baꢀvuranın, 29 Aralık 1998 tarihinde alınan Yargıtay kararından önce, iddialarına iliꢀkin   baꢀvuru yollarının etkisiz olduğunu bilmesinin mümkün olmadığı düꢀünülebilir.   Sonuç olarak AĐHM Hükümet’in itirazını reddetmektedir.   2. Diğer kabuledilebilirlik kriterleri   Hükümet, baꢀvuranın gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığı   yönündeki iddialarını destekleyecek hiçbir kanıt sunmadığını belirtmektedir. Sonuç olarak   baꢀvurunun bu kısmının temelden yoksun olduğu gerekçesiyle kabuledilemez ilan edilmesi   gerektiği kanaatindedir.   AĐHM, kötü muamele iddialarının delillerle desteklenmesi gerektiğini   hatırlatmaktadır. AĐHM delilleri değerlendirirken “her türlü makul ꢀüpheciliğin ötesinde”   ilkesinden yararlanmaktadır; bu türden bir delil, yeteri kadar ciddi, açık ve birbiriyle uyumlu   bir dizi emareden ya da çürütülemeyecek karinelerden oluꢀabilir (Bkz. Örneğin, Irlanda-   Birleꢀik Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, A serisi no: 25, §161 in fine).   AĐHM, baꢀvuranın dile getirdiği kötü muamele iddialarının göğsünde ağrıya neden   olan vücuda soğuk su tutulması ile ilgili olduğunu gözlemlemektedir. AĐHM fiziksel ya da   ruhsal izler bırakacak türden olmayan muamelelerin 3. madde alanına girebileceğini kabul   etmektedir (Büyükdağ-Türkiye, no: 28340/95, § 53, 21 Aralık 2000).   Esasında AĐHM, baꢀvuranın gözaltında bulunduğu sırada kendisine yapılan kötü   muamelenin (soğuk su tutulması) ꢀekli hakkında ayrıntılı bilgiyi, yalnızca 9 Haziran 1997   tarihinde yapılan ikinci muayenesi sırasında Adli Tıp Doktoru’na verdiğini gözlemlemektedir.   Daha sonra, baꢀvuran DGM Cumhuriyet Savcısı ve Yargıtay’da ifadelerini inkar etmekle   yetinmiꢀ, ꢀimdi AĐHM önünde ileri sürdüğü kötü muamelenin cinsini belirtmeden, baskı   altında ifade verdiğini belirtmiꢀtir.   AĐHM, DGM’de yapılan 7 Temmuz 1997 tarihindeki ilk duruꢀmadan, kararın verildiği   Haziran 1998 tarihine kadar, on duruꢀma yapılmıꢀtır. Bütün bu duruꢀmalar sırasında   baꢀvuran hiçbir ꢀekilde kötü muameleye maruz kaldığı iddiasında bulunmamıꢀ, yalnızca   tutuksuz yargılanmayı talep etmekle yetinmiꢀtir.   Ayrıca, ilk dilekçesinde baꢀvuran kötü muameleye maruz kaldığı iddialarına iliꢀkin   ayrıntılı açıklamada bulunmamıꢀ, 9 Haziran 1997 tarihli sağlık raporuna gönderme yapmakla   yetinmiꢀtir. Bu raporda, 6 Haziran 1997 tarihli raporda yer alan tespitler yinelenmiꢀ, hiçbir   kötü muamele izine rastlanılmadığı, yalnızca baꢀvuranın vücuduna soğuk su tutulduğu   yönünde ifadelerinin olduğu belirtilmiꢀtir. AĐHM, Mahkemenin 22 Haziran 1999 tarihli bir   yazıyla baꢀvuranın avukatını 3. maddenin ihlal edildiği iddiası ile ilgili olarak bu konuda   ayrıntılı bilgi sunmaya davet ettiğini not etmektedir. 23 Eylül 1999 ve 18 Ekim 1999   tarihinde, baꢀvuranın avukatı mektuba cevap olarak baꢀvuranın maruz kaldığı kötü   muameleleri genel olarak anlatmıꢀ, fakat baꢀvuranın hangi sebepten dolayı mağdur olduğunu   belirtmemiꢀtir.   Bu koꢀullar altında, AĐHM kendisine iletilen kötü muamele iddialarının, adli   makamların bilgisine yeteri kadar iletildiğinin kabul edilemeyeceğini ve bu nedenle   baꢀvuranın, kötü muamele iddialarıyla ilgili avukatının ve kendisinin daha ciddi bir dayanak   sunmadan, derinlemesine bir soruꢀturma yapılmasını haklı ve yerinde olarak   bekleyemeyeceğini düꢀünmektedir (Bkz., örneğin, ꢁ.T-Türkiye (karar), no: 28310/95, 9 Kasım   1999, ve Kaplan, adıgeçen, karꢀılaꢀtırın Aksoy-Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Derleme   Hükümler ve Kararlar 1996-VI). Bu noktada, AĐHM baꢀvuranın iddialarının “savunulabilir”   olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmektedir. Adli makamların AĐHS’nin 3. maddesi   uyarınca “etkili soruꢀturma” yürütme zorunluluğunu yerine getirmediğinin de   düꢀünülemeyeceği görüꢀündedir. Bu koꢀullarda AĐHM’yi baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu kötü   muamelenin polisler tarafından yapıldığını düꢀünmeye itecek ve/veya AĐHM’nin olayda adli   makamların tutumlarını değerlendirmesini sağlayacak hiçbir unsur mevcut değildir (Bkz.,   diğerleri arasında, Yılmaz-Türkiye (karar), no: 50743/99, 30 Mayıs 2000; Fidan-Türkiye   (karar), no: 24209/94, 29 ꢁubat 2000; Uykur-Türkiye (karar), no: 24599/95, 9 Kasım 1999; ve   ꢁ.T., adıgeçen).   AĐHM, baꢀvurunun bu kısmının AĐHS’nin 35§3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun   olduğuna karar vermiꢀtir.   B. AĐHS’NĐN 6. MADESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHM içtihatlarından doğan kriterler ıꢀığında (Bkz. Özellikle Çıraklar-Türkiye, 28   Ekim 1998 tarihli karar, derleme 1998-VII) ve elindeki mevcut deliller göz önüne alındığında   AĐHS’nin 6. maddesine iliꢀkin ꢀikayetlerin esastan incelenmesi gerektiğine karar vermiꢀtir.   Bunun dıꢀında baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmamaktadır.   II. ESAS HAKKINDA   A. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında   AĐHM daha önce buna benzer ꢀikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve   bunların AĐHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.   adıgeçen Özel, § § 20-21, ve adıgeçen Gençel, PP 11-12).   AĐHM mevcut davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in davayı farklı ꢀekilde sonuçlandıracak   hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatine varmıꢀtır. AĐHM, Ceza Kanunu’nda öngörülen   suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan baꢀvuranın, aralarında asker   kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endiꢀe duymasının   anlaꢀılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ıꢀığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı   olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle baꢀvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız   olmadığı yönündeki ꢀüphelerinin dikkate alınması gerekmektedir (Incal –Türkiye, 9 Haziran   tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72 ).   AĐHM, baꢀvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin   AĐHS’nin 6 § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taꢀımadığı   sonucuna varmıꢀtır.   B. Cezai Yargılama Sürecinin Adilliği Hakkında   Hükümet bir ihlalin varlığını kabul etmemektedir.   AĐHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve   bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kiꢀilere adil ve   hakkaniyete uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.   Baꢀvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının   ihlal edildiği tespiti ıꢀığında, AĐHM, mevcut ꢀikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine   varmıꢀtır (Bkz. diğerleri arasında adıgeçen Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45).   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   AĐHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   Baꢀvuran adil tazmin talebinde bulunmamıꢀtır. Sonuç olarak, mahkemenin 27 Kasım   tarihli yazıda belirtilen süre içinde cevap verilmediği gözönüne alındığında, 29§3   maddenin uygulanması kararıyla birlikte AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca herhangi bir   ödeme yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varmıꢀtır.   AĐHM, bir baꢀvuran hakkında mahkumiyet kararı veren mahkemenin, AĐHS   bakımından tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı sonucuna vardığında, en uygun   tazminin, prensip olarak, baꢀvuranın gerekli zaman içinde, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme   tarafından yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Öcalan-Türkiye [GC], no:46221/99,   §210, CEDH 2005-…).   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OY BĐRLĐYLE,   1. AĐHS’nin 3. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin kabuledilebilir olduğuna;   3. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun   olması nedeniyle AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan diğer ꢀikayetlerin incelenmesine gerek   olmadığına;   Karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 20 Aralık 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło