5290/02

WyrokETPCz2008-10-21ECLI:CE:ECHR:2008:1021JUD000529002

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie polityka za przemówienie wygłoszone na kongresie partii, które zostało uznane za propagandę przeciwko integralności państwa, stanowiło naruszenie jego prawa do wolności wypowiedzi zgodnie z art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wypowiedzi skarżącego nie była „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”. Mimo że niektóre fragmenty przemówienia były ostre i mogły być postrzegane jako wrogie, skarżący, jako polityk, nie nawoływał do przemocy, oporu wobec wojska ani do powstania, a jego wypowiedź nie stanowiła mowy nienawiści. Trybunał stwierdził, że nawet zawieszenie wyroku miało efekt cenzurujący i ograniczało jego udział w debacie politycznej, co naruszyło art. 10 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Zeynettin Unay, urodzony w 1956 roku i zamieszkały w Izmirze, był zastępcą sekretarza generalnego Partii Demokracji Ludowej (HADEP). 23 sierpnia 1998 roku wygłosił przemówienie na kongresie partii, za które został oskarżony o propagandę przeciwko integralności państwa na podstawie art. 8 ust. 1 ustawy antyterrorystycznej z 1991 roku. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Izmirze skazał go na karę pozbawienia wolności i grzywnę. Po dwukrotnym uchyleniu wyroku przez Sąd Kasacyjny, ostatecznie wykonanie kary zostało zawieszone na pięć lat.
Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę dotyczącą art. 10 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałe skargi za niedopuszczalne. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej art. 14 w związku z art. 10. Zasądził skarżącemu 1500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1000 euro tytułem kosztów i wydatków.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   UNAY -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:5290/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ekim 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (5290/02) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaꢀı)   Mehmet Zeynettin Unay’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 29 Haziran 2001   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa   Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đzmir Barosu avukatlarından T. Aslan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1956 doğumludur ve Đzmir’de ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, genel seçimler arifesinde 23 Ağustos 1998 tarihinde Đzmir’de bir salonda   gerçekleꢀtirilen olağan parti kongresinde Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) genel   sekreter yardımcısı olarak bir konuꢀma yapmıꢀtır.   Đzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi (« ĐDGM ») Cumhuriyet Savcısı (« Savcı») 12 Ocak 1999   tarihli iddianamesinde, terörle mücadeleye iliꢀkin 1991 tarihli yasanın (« 1991 yasası ») 8.   maddesinin 1. fıkrasına dayanarak baꢀvuranı, bu konuꢀmasından dolayı Devlet’in   bütünlüğüne karꢀı propaganda yapmakla suçlamıꢀtır.   Đddianamede, söz konusu kongrenin yasadıꢀı bir gösteriye dönüꢀtüğü ve kongreye   katılanların, kongrede bulunan hükümet komiserinin defalarca uyarmasına rağmen, yasadıꢀı   silahlı bir örgüt lehine slogan atmaya devam ettikleri vurgulanmıꢀtır.   Baꢀvuran, ĐDGM önünde söz konusu söylemi yaptığını kabul etmiꢀ, ancak bu konuꢀmada suç   iꢀleme niyeti bulunmadığını ve bölücülük suçunun kurucu unsurlarının oluꢀmadığını ifade   ederek suçlamaları reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca konuꢀmasının genelinde Hükümet’in   uyguladığı politikayı eleꢀtirdiğini ve sadece kendisinin ve Halkın Demokrasi Partisi’nin siyasi   görüꢀlerini dile getirdiğini ifade etmiꢀtir.   Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’nın 143. maddesinde yapılan değiꢀiklikle Devlet   Güvenlik Mahkemeleri bünyesinden askeri yargıçlar çıkarılmıꢀtır. Bu mahkemelerin   kurulmasına iliꢀkin yasada 22 Haziran 1999’da yapılan değiꢀiklik sonrası ĐDGM bünyesinde   yer alan askeri yargıç yerine sivil bir yargıç atanmıꢀtır.   ĐDGM, 12 Ocak 1999 tarihli iddianameye dayanarak aldığı 5 Ekim 1999 tarihli kararında   baꢀvuranı on bir ay hapis ve 666 722 221 Türk Lirası para cezasına mahkûm etmiꢀtir. ĐDGM,   kararının gerekçesinde baꢀvuranın konuꢀmasının bazı bölümlerine atıfta bulunmuꢀtur   . Baꢀvuran, birinci derece mahkemesinin verdiği kararı temyize götürmüꢀtür. Yargıtay’a   sunduğu dilekçede baꢀvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin sadece konuꢀmasında geçen   « Kürdistan » kelimesi üzerinden karar verdiğini iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, bu kelimeyi   bölücülük yapmak amacıyla değil, çoğunluğunu Kürt kökenli vatandaꢀların oluꢀturduğu   coğrafik bir bölgeyi iꢀaret etmek için kullandığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvurana göre, yaptığı   konuꢀmanın genel anlamı hakimler tarafından tamamen göz ardı edilmiꢀtir. Demokratik bir   rejimde ifade özgürlüğünün önemini detaylı bir ꢀekilde açıklayan baꢀvuran, ayrıca bir parti   temsilcisinin Laz, Çerkez, Rum, Ermeni ve Kürt gibi etnik farklılıkların varolduğu gerçeğini   dile getirmesinin suç sayıldığını, oysa ki iktidardaki politikacıların aynı gerçeği dile   getirdiklerinde sorun yaꢀamadıklarını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, ulusal yargı organlarının bu   konuda çifte standart uygulandığını ileri sürmüꢀtür.   Yargıtay, 18 Eylül 2000 tarihinde aldığı kararda, dava dosyasında bazı eksiklikler, özellikle   yılında yürürlüğe giren, bazı suçların ertelenmesini ve ceza sürelerinin hesaplanmasını   öngören 4454 sayılı yasanın uygulanmasında eksiklikler olduğu gerekçesiyle kararı bozmuꢀ   ve dosyayı ĐDGM’ye geri göndermiꢀtir.   ĐDGM, Yargıtay’ın belirttiği eksiklikleri giderdikten sonra 16 Kasım 2000 tarihinde verdiği   kararda, 1991 yasasının 8. maddesinin 1. fıkrasına karꢀı geldiği gerekçesiyle baꢀvuranı on ay   hapis ve 666 666 666 Türk Lirası (eski) para cezasına mahkûm etmiꢀtir.   Baꢀvuran, bu kararı yeniden temyize götürmüꢀtür.   Yargıtay, 20 ꢁubat 2001 tarihli kararında, 22 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616   sayılı Yasa’ya uygun olarak davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi gerektiği   gerekçesiyle bu son kararı bozmuꢀtur.   ĐDGM, 23 Mart 2001 tarihli kararda 4616 sayılı af yasası gereğince kararın beꢀ yıl süreyle   ertelenmesine hükmetmiꢀtir.   Dava dosyasında bulunan unsurlara göre, bu beꢀ yıllık erteleme süresi yargılamanın yeniden   yapılmasına gerek kalmadan tamamlanmıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN 14. MADDEYLE BAĞLANTILI OLARAK ĐHLÂL   EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, bir siyasi partinin kongresinde yaptığı konuꢀma nedeniyle Devlet Güvenlik   Mahkemesi önünde kendisi aleyhine dava açılmasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden   ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran, hakkında verilen kararın ertelenmesine rağmen, suçun tekrarı   halinde yeniden yargılanma riski bulunduğu için fikirlerini ifade edemediğini ileri   sürmektedir. Baꢀvuran Kürt kökenli olduğu ve konuꢀmasında Kürtlerin varlığından söz ettiği   için ceza mahkemelerinde yargılandığını iddia etmekte ve AĐHS’nin 10. maddesini, 14.   maddeyle bağlantılı olarak, ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet, baꢀvuranın yargılamanın ertelenmesinden yararlanması ve nihai bir hüküm   giymemiꢀ olması nedeniyle mağdur sıfatının olmadığı itirazını yapmaktadır. Hükümet ayrıca,   terörle mücadele yasasının 8. maddesinin 4928 sayılı yasayla yürürlükten kaldırıldığına dikkat   çekmektedir.   Baꢀvuran, beꢀ yıl boyunca mahkûm edilme korkusuyla yaꢀadığı için mağdur sıfatını haiz   olduğunu iddia etmektedir.   AĐHM, Hükümet’in mağduriyet sıfatıyla ilgili aynı içerikli itirazlarını daha önce de defalarca   reddettiğini hatırlatmaktadır (bakınız, örnek olarak, Türkiye aleyhine Yaꢀar Kaplan davası,   no 56566/00, prg. 32-34, 24 Ocak 2006). AĐHM, aynı mantık yoluyla hareket ederek   Hükümet’in bu itirazını reddetmektedir.   AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca AĐHM, baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi   bulunmadığından bu ꢀikâyetin kabuledilebilir ilan edilmesini uygun görmektedir.   B. Esasa iliꢀkin   Baꢀvuran, siyaset adamı olarak yaptığı bir konuꢀmadan ötürü hakkında ceza davası   açılmasının ifade özgürlüğü hakkını ihlâl ettiğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran, ꢀikayet konusu   davanın, Hükümetin, bireylerin ifade özgürlüğü hilafına Devleti koruma politikasının bir   parçası olduğunu iddia etmektedir. Baꢀvuran, konuꢀmasının hiçbir surette ꢀiddet içeriği   bulunmadığını vurgulamaktadır.   Hükümet, baꢀvuranın 23 Ağustos 1998 günü yaptığı konuꢀmada terörizmi övdüğünü ileri   sürmektedir. Hükümet bu nedenle hiç bir ꢀekilde AĐHS’nin 10. maddesiyle teminat altına   alınan haklara müdahalenin söz konusu olmadığını savunmaktadır. Bu itirazının kabul   edilmemesi halinde, Hükümet olayın meydana geldiği dönemde bölgenin güvenlik açısından   arzettiği hassasiyet nedeniyle, ihtilaflı müdahalenin acil bir sosyal ihtiyaca cevap verdiğini ve   kamu düzenini korumak, ulusal güvenliği, kamu güvenliğini ve suçların önlenmesini   sağlamak gibi meꢀru amaçlarla orantılı olduğunu ileri sürmektedir.   AĐHM, daha önce de mevcut davaya benzer davaları incelemiꢀ ve AĐHS’nin 10. maddesinin   ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (özellikle bakınız Türkiye aleyhine Ceylan davası [GC],   no 23556/94, prg. 38, CEDH 1999-IV, Türkiye aleyhine Öztürk davası [GC], no 22479/93,   prg. 74, CEDH 1999-VI, Türkiye aleyhine Đbrahim Aksoy davası, no 28635/95, 30171/96 ve   34535/97, prg. 80, 10 Ekim 2000, Türkiye aleyhine Karkın davası, no 43928/98, prg. 39,   Eylül 2003, ve Türkiye aleyhine Kızılyaprak davası, no 27528/95, prg. 43, 2 Ekim 2003).   AĐHM, mevcut davayı yerleꢀik içtihadının ıꢀığında incelediğini vurgulayarak, Hükümetin bu   davada diğerlerinden farklı bir sonuca ulaꢀmak için yeterli argüman ve olgu sunmadığını   tespit etmektedir. AĐHM, ihtilaflı konuꢀmada kullanılan ifadelere ve hangi bağlamda   söylendiğine özellikle önem vermektedir. Bu konuda AĐHM, incelediği olayı çevreleyen   koꢀulları ve özellikle terörle mücadelenin zorluğunu dikkate alacaktır (bakınız Đbrahim Aksoy,   ilgili bölüm, prg. 60, ve Türkiye aleyhine Incal davası, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme   1998-IV, s. 1568, prg. 58).   Đhtilaflı konuꢀma, baꢀvuranın genel sekreter yardımcısı olduğu partinin kongresinde politikacı   sıfatıyla yapılmıꢀtır. Bu konuꢀmada baꢀvuran, genel seçimler arifesinde partisinin tutumunu   savunmakta, ülkenin güney doğusunda devam eden silahlı çatıꢀmaları kınamakta ve   hükümetin Kürt sorunuyla ilgili politikasını eleꢀtirmektedir.   AĐHM’in tespitine göre ulusal mahkemeler, ihtilaflı konuꢀmada Türk Devleti’nin toprak   bütünlüğünü parçalamaya yönelik ifadeler bulmuꢀtur.   AĐHM, ulusal mahkemelerin kararlarında açıkladıkları gerekçeleri incelemiꢀ ve sözkonusu   gerekçelerin bu ꢀekliyle baꢀvuranın ifade özgürlüğüne müdahale etmek için yeterli olmadığı   kanaatine varmıꢀtır (bakınız, mutatis mutandis, Yurttaꢀ, ilgili bölüm, ve Türkiye aleyhine   Sürek davası (no 4) [GC], no 24762/94, prg. 58, 8 Temmuz 1999). AĐHM, o dönemde Türk   Devleti’nin Kürt sorunuyla ilgili politikası hakkında olumsuz bir tablo çizen bu konuꢀmada   bazı bölümlerin özellikle sert ifadeler içerdiğini ve dolayısıyla topluma düꢀmanca ifadeler   içerdiğini gözlemlemektedir. Bununla birlikte AĐHM, baꢀvuranın Türk siyasetindeki rolünü   yerine getiren bir politikacı sıfatıyla konuꢀtuğunu, ne ꢀiddete baꢀvurmayı, ne orduya   direnmeyi ne de ayaklanmayı teꢀvik ettiğini ve her halukarda konuꢀmasının bir nefret söylemi   olmadığını hatırlatmaktadır. Değerlendirme yaparken AĐHM’in dikkate alacağı en önemli   unsur bu olacaktır (bakınız, a contrario, Türkiye aleyhine Sürek davası (no 1) [GC],   no 26682/95, prg. 62, CEDH 1999-IV, ve Türkiye aleyhine Gerger davası [GC], no 24919/94,   prg. 50, 8 Temmuz1999).   AĐHM, müdahalenin orantılılığını tespit ederken cezaların niteliğini ağırlığını da dikkate   alacaktır.   Mevcut davada karar ertelendiği halde, ĐDGM’nin verdiği bu karar kaçınılmaz olarak   baꢀvuranın erteleme süresince yürüttüğü faaliyetler üzerinde kısmen sansürleyici etki yaratmıꢀ   ve katıldığı siyasi tartıꢀma ortamlarında eleꢀtiri yapmasını büyük ölçüde sınırlamıꢀtır (bakınız   Türkiye aleyhine Güzel davası (no 3), no 6586/05, prg. 51, 24 Temmuz 2007, Türkiye aleyhine   Aslı Güneꢀ davası, no 53916/00, prg. 26, 27 Eylül 2005).   Bu itibarla, baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan bu müdahaleler «demokratik bir   toplumda zorunlu» olarak nitelenemez. Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlâl   edildiği sonucuna varmaktadır.   Yukarıda yapılan tespitleri göz önüne alan AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 10. maddesiyle   bağlantılı olarak 14. maddesi bakımından ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir   (bakınız, örnek olarak, Türkiye aleyhine Nur Radyo ve Televizyon Yayıncılığı A.ꢁ. davası, no   6587/03, prg. 32, 27 Kasım 2007).   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, özellikle Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davanın bir bölümünde   yargılamaya askeri bir yargıcın iꢀtiraki dolayısıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   tarafından adil bir ꢀekilde yargılanmadığından ꢀikâyetçi olmaktadır. Baꢀvuran ayrıca,   Yargıtay savcısının tebliğnamesinin kendisine tebliğ edilmediğini iddia etmektedir.   Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   AĐHM, ertelenme kararıyla birlikte bir davanın ꢀartlı olarak askıya alınmasına iliꢀkin benzer   davalarda benzer ꢀikayetleri incelediğini ve bu davalarda kesinleꢀmiꢀ bir kararla mahkûm   edilmeyen baꢀvuranların mağdur sıfatında olmadığına hükmettiğini hatırlatmaktadır (bakınız,   örnek olarak, Türkiye aleyhine Güneꢀ davası (karar), no 38413/02, 1 Eylül 2005, Türkiye   aleyhine Sincar ve diğerleri davası (karar), no 46281/99, 19 Eylül 2002). Mevcut davada bu   içtihattan ayrılmasını gerektiren hiçbir unsur bulunmadığını tespit eden AĐHM, bu ꢀikâyetlerin   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. maddeleri anlamında açıkça dayanaksız olduğu   kanaatindedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran, maruz kaldığı manevi zarar için 7.500 Euro istemektedir.   Hükümet, sözkonusu miktarı aꢀırı bulmaktadır.   AĐHM, hakkaniyete uygun olarak, baꢀvurana 1.500 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği   kanaatindendir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, ulusal mahkemeler önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için 1.000   Euro, AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için ise 3.230 Euro talep   etmektedir. Baꢀvuran, ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde avukatı tarafından   gerçekleꢀtirilen çalıꢀmaların ve iꢀlemlerin detaylı listesini avukatının vakfettiği saatleri de   belirterek AĐHM’ye sunmaktadır.   Hükümet, sözkonusu taleplerin mesnetsiz ve aꢀırı olduğu kanaatindedir.   AĐHM, içtihadına göre bir baꢀvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul olduğunu ortaya koyduğu sürece elde edebilir.   Mevcut davada, sahip olduğu unsurları ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak   AĐHM, yargılama masraf ve giderlerinin tamamı için baꢀvurana 1.000 Euro ödenmesinin   makul olduğu kanaatindedir.   C. Gecikme faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun AĐHS’nin 10. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin kısmının   kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 10. maddesi ile birlikte AĐHS’nin 14. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetin   ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, her türlü vergiden   muaf tutularak Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 1.500 Euro (bin beꢀ yüz Euro)   manevi tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için de 1.000 (bin Euro)   ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło