52955/99
WyrokETPCz2006-11-16ECLI:CE:ECHR:2006:1116JUD005295599
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy władze tureckie naruszyły prawo do życia syna skarżącego (art. 2 Konwencji) poprzez niewłaściwą opiekę medyczną w więzieniu i brak skutecznego śledztwa w sprawie jego śmierci?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że władze tureckie nie wywiązały się z pozytywnego obowiązku ochrony życia syna skarżącego, Engina Huylu, który zmarł w areszcie. Mimo wyraźnych i pogarszających się objawów choroby, Enginowi nie zapewniono odpowiedniej opieki medycznej, ograniczając leczenie do środków przeciwbólowych i nie przeprowadzając szczegółowych badań ani terminowego transportu do specjalistycznego szpitala. Ponadto, Trybunał stwierdził, że krajowe postępowanie wyjaśniające w sprawie śmierci Engina było nieskuteczne, ponieważ postępowania karne przeciwko lekarzom i personelowi więzienia zostały zawieszone na pięć lat na mocy ustawy nr 4616, co uniemożliwiło ustalenie odpowiedzialności i ukaranie winnych.Stan faktyczny
Syn skarżącego, Engin Huylu, został aresztowany w 1996 roku i skazany za członkostwo w nielegalnej organizacji. Od marca 1998 roku cierpiał na silne bóle głowy, zdiagnozowane jako migrena. Jego stan zdrowia gwałtownie się pogarszał, uniemożliwiając mu jedzenie, czytanie i poruszanie się. Mimo wielokrotnych próśb o leczenie i skierowanie do szpitala w Ankarze, otrzymywał jedynie środki przeciwbólowe. Został przewieziony do szpitala w Ankarze w opancerzonym pojeździe zamiast karetki i zmarł 6 lutego 1999 roku z powodu niewydolności oddechowej i krążeniowej.Rozstrzygnięcie
Trybunał, sześcioma głosami do jednego, stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w aspekcie materialnym. Trybunał, sześcioma głosami do jednego, stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji w aspekcie proceduralnym. Trybunał zasądził na rzecz skarżącego 15 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 5 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. Pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia zostały oddalone.Pełny tekst orzeczenia
1
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
HUYLU- TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 52955/99)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Kasım 2006
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (52955/99) baꢀvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke
vatandaꢀı Binali Huylu’nun (baꢀvuran) 3 Ağustos 1999 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(Mahkeme) yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, AĐHM önünde Ankara Barosu avukatlarından E. Büyükçulha tarafından temsil
edilmektedir.
OLAYLAR
DAVA KOꢁULLARI
Baꢀvuran, 1943 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuranın oğlu Engin Huylu (bundan böyle ‘Engin’) 11 Nisan 1996 tarihinde yakalanmıꢀ ve Mayıs 1996 tarihinde yasadıꢀı silahlı bir örgüte üye olmakla itham edilmiꢀtir.
Baꢀvuranın temsilcisi, 25 Eylül 1996 tarihinde, müvekkilinin üç defa ameliyat geçirdiği
konusunda mahkemeyi bilgilendirmiꢀtir.
Ankara Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji Bölümü sorumlusu, Engin’e 7 Mart 1997
tarihinde kist ameliyatı yapıldığı bilgisini vermiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 27 Mayıs 1997 tarihinde, Engin’i yasadıꢀı silahlı bir örgüte üye
olmak suçundan on dokuz yıl iki ay hapis ve para cezasına çarptırmıꢀtır.
Yargıtay, 16 Mart 1998 tarihinde bu kararı bozmuꢀtur.
Mart 1998’den itibaren ꢀiddetli baꢀağrıları çekmeye baꢀlayan Engin’e cezaevi doktoru migren
teꢀhisi koymuꢀtur.
Baꢀvurana göre, bir çok defalar Çankırı Devlet Hastanesi’ne götürülen Engin’e eꢀlik eden
jandarmalar fiziksel ve ruhsal ꢀiddet uygulamıꢀlar, doktor muayenesi sırasında elleri kelepçeli
olduğu halde hazır bulunmuꢀlardır.
DGM, 4 Ağustos 1998 tarihinde, Engin’i 18 yıl 20 gün hapis ve para cezasına çarptırmıꢀtır.
Baꢀvurana göre, 1998 yılından itibaren Engin artık, beslenemez, okuyamaz, ellerini
kullanamaz, spor yapamaz ve düzenli yürüyüꢀlere katılamaz hale gelmiꢀtir. Ocak 1999 tarihinde Engin Çankırı Hastanesi’ne nakledilmiꢀ; ancak bir doktora muayene
olamadan cezaevine geri gönderilmiꢀ ve nakli sırasında kendisine eꢀlik eden jandarmaların
ꢀiddetine maruz kalmıꢀtır. Ocak 1999 tarihinde Engin, yeniden Çankırı Devlet Hastanesi Nöroloji Polikliniği’ne
sevkedilmiꢀ kendisine orada ağrı kesici ilaçlar verilmiꢀtir. Ankara Hastanesi’ne sevk talebi
reddedilmiꢀtir.
Baꢀvuranın iddialarına göre, oğlu Engin, ꢁubat 1999’dan itibaren, ꢀiddetli baꢀağrıları
nedeniyle, diğer tutukluların yardımı olmadan yatağından çıkamıyor, ayakta duramıyor ve
kendi baꢀına yürüyemiyordu. Đꢀtahı yoktu, titriyor, istifra ediyor ve ꢀuurunu kaybediyordu. ꢁubat 1999 günü saat 23 sularında Engin, Çankırı Devlet Hastanesi’ne acil olarak
nakledilmiꢀtir. Doktor, ꢀuuru kapalı olan Engin’e ağrı kesici ilaçlar yazmıꢀtır. Saat bire doğru
yeniden cezaevine götürülmüꢀtür. ꢁubat 1999 saat 2:40’ta Çankırı Devlet Hastanesi’nden bir doktor Engin’in, Ankara
Hastanesi Dermatoloji Bölümü’ne acil olarak sevkini istemiꢀtir.
Engin, aynı gün saat dörtte bir ambülans yerine tutuklu sevkiyatında kullanılan zırhlı bir
araçla Ankara Devlet Hastanesi’ne sevkedilmiꢀtir.
Ankara Hastanesi doktorlarınca hazırlanan 6 ꢁubat 1999 tarihli tıbbi rapora göre Engin, saat
6:50’de hayatını kaybetmiꢀtir. Ankara Savcılığı ölüm sebebinin belirlenmesi amacıyla otopsi
yapılmasını istemiꢀtir. Ayrıca ek otopsi yapılmasını da emretmiꢀtir.
Aynı gün, Ankara Savcılığı defin izni vermiꢀtir. Savcılık açıklamasında, Engin’in solunum
yetmezliği ve dolaꢀım bozukluğundan hayatını kaybettiği belirtilmiꢀtir.
Kimyasal analiz raporunda, ölenin organlarında yapılan otopsi sonucu herhangi bir
uyuꢀturucu madde, uyku ilacı ya da alkol izine rastlanılmadığı belirtilmiꢀtir.
Olaya iliꢀkin soruꢀturma kapsamında, Engin ile aynı cezaevinde tutuklu bulunan M.E, H.Y,
S.K, dinlenilmiꢀlerdir. Adı geçenler, Engin’in sağlık sorunlarının 1998 yılı baꢀında
baꢀladığını, cezaevi revirine götürüldüğünde ağrı kesici ilaçlar verildiğini ifade etmiꢀlerdir.
Kasım 1999’da ağrıları daha da ꢀiddetli hale geldiğini ve migren tanısı konulduğunu, Engin’in
Ocak 1999 tarihinde kusma, dengede durma ve beslenme güçlüğü sorunları yaꢀadığını
belirtmiꢀlerdir. Mart 1999’da aynı cezaevinde tutuklu olan Ç.A., Engin’in Aralık 1998’de baꢀağrılarından
ꢀikayet ettiğini, titreme ve kusma gibi sorunlar yaꢀadığını ifade etmiꢀtir. Ocak 1999’da sağlık
durumu iyice bozulmuꢀtur.
Belirtilmeyen bir tarihte, aynı cezaevinde tutuklu bulunan Muh. K., Ç.A.’nın sözlerini
doğrulamıꢀtır.
Çankırı Savcılığı 11 Mayıs 1999 tarihinde aynı cezaevinde tutuklu olan M.K.’yı dinlemiꢀtir.
M.K., Engin’in baꢀlangıçta ayda bir çok defa kriz geçirdiğini, son dönemde ise krizlerin
sayısının haftada üçe, dörde çıktığını belirtmiꢀtir. Çankırı Hastanesi’ne sevkedildiğinde
doktorlar migren tanısı koymuꢀlardır. Doktorlar üç tane ilaç yazmıꢀlardır. Engin bunlardan iki
tanesini düzenli olarak, üçüncüsünü ise yalnızca baꢀağrısı olduğunda kullanmaktadır. Bu
ilaçlar baꢀağrılarına karꢀı etkisiz olduğundan, diğer tutuklular ona bazı tıbbi ürünler enjekte
etmiꢀlerdir. ve 25 Mayıs 1999 tarihlerinde Çankırı Savcılığı, aynı cezaevinde tutuklu bulunan, M.E.,
Mu.K. ve A.N.G.’yi dinlemiꢀtir. Adıgeçen tutuklular M.K.’nın ifadelerini teyit etmiꢀlerdir.
Çankırı Savcılığı, 25 Mayıs 1999 tarihinde, aynı cezaevinde tutuklu bulunan S.K. ve ꢁa.K.’yı
dinlemiꢀtir. ꢁahıslar, Engin’in kriz ꢀeklinde ortaya çıkan bazı ağrılar çektiğini; son dönemde
iyice sıklaꢀan bu krizler esnasında Engin’in ꢀuurunu kaybettiğini belirtmiꢀlerdir.
Ölenin kardeꢀleri Ergün Huylu ve ꢁahnigar Huylu polis tarafından dinlenilmiꢀlerdir. Polise
ifade vermek istemediklerini ancak Ankara Savcılığına ifade vermek istediklerini beyan
etmiꢀlerdir.
Ankara Savcılığı tarafından talep edilen ek otopsi raporu ölüm nedenini ortaya koymuꢀtur. Ekim 1999’da Çankırı Savcılığı’na bilgi veren cezaevi müdürü , ꢀehir dıꢀına hasta sevkinin
tutukluların sağlık durumuna (genel hak olsun ya da olmasın) ve güvenlik koꢀullarına bağlı
olarak kimi zaman normal araçla kimi zaman da ambülansla yapıldığını ifade etmiꢀtir.
Belirtilmeyen bir tarihte, baꢀvuranın diğer oğlu Ergün Huylu, Engin’in ölümünden sorumlu
tuttuğu kiꢀiler hakkında ꢀikayette bulunmuꢀtur.
Çankırı Devlet Hastanesi aleyhindeki ꢀikayet
Baꢀvuran, 9 Nisan 1999 tarihinde, Çankırı Cezaevi personeli, olaylar esnasında görevli
jandarmalar ve Çankırı Hastanesi doktorları aleyhinde ꢀikayette bulunmuꢀtur. ꢁubat 1999 tarihinde Çankırı Savcılığı, hastanenin acil servisinde görevli doktorlardan
Soner Iꢀık’ı dinlemiꢀtir. Doktor, 5 ꢁubat 1999 saat 23 55 sularında acil servise getirilen
Engin’i muayene ettiğini ve ilgilinin yorgun olduğunu açıklamıꢀtır. Kendisine bir serum
bağlayarak, ağrı kesici, antibiyotik ve vitamin ilaçları vermiꢀtir. Daha sonra Engin’in
durumunun ağırlaꢀtığını bildirmek için kendisini aradıklarında, doktor, beyin tümörünün
sözkonusu olabileceğini düꢀünerek Ankara Hastanesi’ne sevkini emretmiꢀtir. Muayene
esnasında Engin Huylu’nun konuꢀabilecek durumda olmadığını belirtmiꢀtir. Cezaevi
tarafından düzenlenen sağlık fiꢀinde tutuklunun migren rahatsızlığı olduğu belirtiliyordu.
Yapılan analizler sonucunda Engin’de bir enfeksiyonun varlığına rastlanmıꢀ ve bu hususta
doktor gerekeni yerine getirmiꢀtir. Nisan 1999 tarihinde savcılık, nöroloji doktoru Cüneyt Uzunlar’ı dinlemiꢀtir. Doktor, 27
Ocak 1999 tarihinde Engin’i muayenesi sonucunda migren teꢀhisi koyduğunu ve bazı ilaçlar
yazdığını beyan etmiꢀtir. 5 Eylül 1998 tarihinde, ilgilinin sol baꢀparmağında ankiloza
rastlanmıꢀtır. Ağustos 2000 tarihinde Çankırı Cumhuriyet Savcısı iki doktor aleyhinde dikkatsizlik ve
ihmal sonucu ölüme sebebiyet vermekten ceza davası açmıꢀtır.
Çankırı Ceza Mahkemesi 4616 sayılı kanunun 1§4. maddesi uyarınca mahkeme kararı
ertelenmiꢀtir.
Çankırı Cezaevi personeli hakkındaki ꢀikayet
Çankırı Savcılığı 15 ꢁubat 1999 tarihinde cezaevi doktoru Selim Engez’i dinlemiꢀtir. Doktor, Ocak 1999 tarihinde Engin’in baꢀağrısı ꢀikayetiyle geldiğini ve ona ağrı kesici ilaçlar
verdiğini ifade etmiꢀtir. Đki gün sonra Engin yeniden gelmiꢀtir. Geldiğinde son derece yorgun
ve baꢀının aꢀırı ꢀekilde ağrıdığından ꢀikayet etmektedir. Doktor onu Çankırı Hastanesi’ne
sevk etmiꢀ ve Çankırı Hastanesi’nde migren teꢀhisi konulmuꢀtur. ꢁubat 1999 tarihinde savcılık cezaevinde hasta bakıcılığı yapan Hüseyin Kaꢀ’ı dinlemiꢀtir.
Hasta bakıcı ifadesinde, 6 ꢁubat 1999 saat 3:30 sularında cezaevi müdürünün Ankara’ya
tutuklu sevkine eꢀlik etmesi için kendisini aradığını ifade etmiꢀtir.
Savcılık, 9 Nisan 1999 tarihinde, olayların gerçekleꢀtiği sırada nöbetçi müdür olan Hürrem
Gümüꢀ’ü dinlemiꢀtir. Engin’in Çankırı Hastanesi’ne götürüldüğünü, nöbeti devraldığında
öğrendiğini belirtmiꢀtir. Saat ikiye doğru Engin hücresine götürülmüꢀ; saat 3:45 sularında ise
Ankara’ya sevkini emretmiꢀtir.
Savcılık, 9 Nisan 1999 tarihinde cezaevi müdür yardımcısı Nevzat Koroman’ı dinlemiꢀtir. 5
ꢁubat tarihinde, 16-24 saatleri arasında nöbetçi olduğunu ve saat 23’te Engin’i hastaneye
naklettiğini ifade etmiꢀtir.
Savcılık, 19 Ekim 1999 tarihnde Çankırı E Tipi Cezaevi Müdürü Ali Rıza Yıldırım’ı
dinlemiꢀtir. 6 ꢁubat 1999 tarihinde Engin’in Çankırı Devlet hastanesi’ne kaldırıldığını,
ardından yeniden cezaevine getirildiğini ve en sonunda Ankara’ya sevk edildiğini beyan
etmiꢀtir.
Savcılık, 19 Kasım 1999 tarihinde, Ali Rıza Yıldırım, Nevzat Koroman, Hürrem Gümüꢀ,
Hüseyin Taꢀ, Selim Engez, Hasan Demir ve Mehmet Ali Kadan hakkında takipsizlik kararı
vermiꢀtir.
Savcı, 19 Kasım 1999 tarihinde, cezaevi müdürü yardımcısı Hürrem Gümüꢀ aleyhinde kamu
davası açmıꢀtır. Ocak 2000 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi, 19 Kasım 1999 tarihli takipsizlik kararını
bozarak, Ali Rıza Yıldırım, Hürrem Gümüꢀ, Hüseyin Taꢀ ve Selim Engez hakkındaki
dosyaları Çankırı Ceza Mahkemesi’ne yeniden göndermiꢀtir.
Çankırı Ceza mahkemesi 27 Ocak 2000 tarihinde, Engin’i 27 Ocak 1999 tarihinde muayene
ettiğini beyan eden Çankırı Devlet Hastanesi doktorlarından Cüneyt Uzunlar’ı dinlemiꢀtir.
Doktor, ilgilinin migren rahatsızlığı bulunduğunu ve bu rahatsızlığı için bir ilaç tedavisi
yazdığını belirtmiꢀtir.
Ceza mahkemesi 2 ꢁubat 2000 tarihinde Ali Rıza Yıldırım’ı dinlemiꢀtir. Yıldırım, olay günü
Engin’in Ankara Devlet Hastanesi’ne sevkinin zırhlı bir araçla yapılmasına, ambulansın iyi
durumda olmaması nedeniyle emrettiğini belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran, ceza mahkemesinin istinabesi yoluyla, 7 Nisan 2000 tarihinde Ankara Ceza
Mahkemesi tarafından dinlenilmiꢀtir. Baꢀvuran oğlunun bir yıldan beridir hasta olduğunu
belirterek, Engin’in Ankara Devlet Hastanesi’ne sevkedilmesi ve orada tedavi edilmesi için
cezaevi yönetimine baꢀvuruda bulunduğunu ifade etmiꢀtir. Oğlu, Ankara Hastanesi’ne bir
ambulans yerine zırhlı bir araçla sevk edilmiꢀtir. Oğlunun, sevkinin zamanında yapılmaması
sebebiyle hayatını kaybettiğini iddia etmiꢀtir.
Çankırı Ceza Mahkemesi, 4616 sayılı kanunun 1 § 4. maddesi uyarınca karar uyarınca verilen
mahkumiyet ertelenmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLALĐ ĐDDASI HAKKINDA
AĐHS’nin 2. maddesine atıfta bulunan baꢀvuran, oğlunun ölümüne ulusal makamların
eylemsizliğinin yol açtığını iddia etmektedir.
Hükümet, Engin’in daha hastalığının ilk belirtileri ortaya çıkar çıkmaz doktorlar tarafından
durumunun takibe alındığını ifade etmektedir.Çeꢀitli test ve analizler yapılmıꢀtır.Đlgili, sağlık
durumunun gerekli kıldığı her seferinde hastaneye sevkedilmiꢀ, son olarak da 5 ꢁubat 1999
tarihinde Ankara hastanesi’ne nakli yapılmıꢀtır. Engin ile aynı ceazaevinde kalan tutukluların
verdiği ifadelere göre, her talep ediꢀinde hastaneye sevkedilmiꢀ ve ne doktor ne de cezaevi
sorumluları hastaneye sevkine karꢀı çıkmamıꢀtır. Yalnızca bir defasında, jandarmalarla
yaꢀanan idari bir sorun nedeniyle hastaneye götürülememiꢀtir. Engin’in ölümünden yetkili
makamlar sorumlu tutulamaz; zira Engin, beyin kanamasından değil akciğer iltihaplanmasına
bağlı solunum yetmezliği ve dolaꢀım bozukluğu nedeniyle hayatını kaybetmiꢀtir. Çankırı
Savcılığı doktorlar ve cezaevi sorumluları aleyhinde bir ceza davası açmıꢀtır.
Hükümet’in savına itiraz eden baꢀvuran, iddialarını yinelemektedir.
1. Yaꢀamın korunması temel yükümlülüğü hakkında
AĐHM, AĐHS’nin 2 § 1.maddesinin Devlet’i yalnızca ölüme, keyfi ve kuralsız bir biçimde yol
açmaktan imtina etmeye zorlamakla kalmayıp, kendi hukukuna bağlı kiꢀilerin yaꢀamlarını
korumaya yönelik önlemler almaya da icbar ettiğini anımsatır(Taїs – Fransa, no:39922/03,
§ 96, 1 Haziran 2006 tarihli karar, Keenan – Birleꢀik Krallık, no: 27229/95, § 89
ve L.C.B – Birleꢀik Krallık, 9 Haziran 1998 tarihli karar)
Tutuklu ꢀahısların yaꢀamını koruma zorunluluğu aynı zamanda tıbbi tedavilerine özen
gösterilmesini ve aynı ꢀekilde hayatlarının sona ermesini engellemeyi de içerir( adıgeçen,
Taїs, § 98, Anguelova – Bulgaristan, no: 38361/97, § 130 ve mutatis mutandis, Hurtado –
Đsviçre, 28 Ocak 1994 tarihli karar). Uygun tıbbi tedavi eksikliği AĐHS’ ye aykırı bir ugulama
teꢀkil edebilir (bkz. mutatis mutandis, Đlhan – Türkiye, no: 22277/93, § 87)
Hükümet’e göre, Engin ilk hastalık belirtilerinden itibaren doktorların gözetimine alınmıꢀ ve
kendisine tıbbi tahlil ve tetkikler uygulanmıꢀtır.
Hükümet’in argümanlarını değerlendirmek amacıyla AĐHM, yetkili ulusal mercilerin
gözünden kaçmaması ya da kaçmamıꢀ olması gereken, ilgilinin bedensel sağlık durumunun
müꢀahade altına alınması amacıyla cezaevi ya da hastane makamlarınca alınmıꢀ tedbirleri
inceleyecektir.
Mevcut durumda AĐHM, dava dosyasından anlaꢀıldığı üzere, Engin’in 1998 yılı Mart ayından
itibaren ꢀiddetli baꢀağrılarından muzdarip olduğunu gözlemlemektedir. Đlgiliye cezaevi
doktoru tarafından migren tanısı konulmuꢀtur. Engin’in sağlık durumu yılın sonunda
kötüleꢀmeye baꢀlamıꢀ ve 1999 yılı Ocak ayında iyice bozulmuꢀtur. Bunun yanında, 1998
yılından itibaren ilgili, artık beslenememeye, okuyamamaya, elleriyle herhangi bir iꢀ ve spor
yapamamaya, ayrıca, düzenli yürüyüꢀlere de çıkamamaya baꢀlamıꢀtır. ꢁubat 1999 tarihinden
itibaren diğer tutukluların yardımı olmadan yatağından çıkamaz, ꢀiddetli baꢀ ağrıları
yüzünden ayakta duramaz ve kendi baꢀına yürüyemez hale gelmiꢀtir. Aynı cezaevinde
bulunan diğer tutukluların ifadelerine göre Engin, ꢀiddetli ağrılar çekmekte ve istifra
etmektedir. Denge sorunları vardır ve beslenme güçlüğü çekmektedir. Ayrıca kriz geçirdiği
anlarda bilincini kaybetmektedir. Öte yandan, diğer tutuklular Engin’e bazı tıbbi ürünler
içeren iğneler yapmak zorunda kalmıꢀlar ve Çankırı Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığında
doktorlar Engin’e migren tanısı koymuꢀ ve ağrı kesici ilaçlar yazmıꢀlardır.
Engin Huylu’nun durumu günden güne kötüleꢀmiꢀ ve 5 ꢀubat 1999 saat 23 sularında acilen
Çankırı Hastanesi’ne kaldırılmıꢀtır. 6 ꢁubat günü saat 2:40’ta Doktor Soner Iꢀık ilgilinin
beyninde tümör olabileceği düꢀüncesiyle Ankara Devlet Hastanesi Nöroloji Bölümü’ne
sevkini istemiꢀtir. Đlgilinin sağlık durumunun ciddiyetine rağmen cezaevi müdürü ilgilinin
Ankara Devlet Hastanesi’ne sevk edilmesi emrini ancak saat 4’te vermiꢀtir.
AĐHM, bu nedenle, baꢀvuranın oğlunun sağlık sorunlarının cezaevi ve hastane makamlarınca
bilinmemesinin mümkün olmadığı tespitinde bulunmaktadır. Bu bakımdan AĐHM, Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından benimsenen, cezaevi ortamında tıbbi tedavilerin
organizasyonuna ve etik yönlerine iliꢀkin tavsiye kararında, özel tedaviye ihtiyaç duyan hasta
tutukluların tedavilerinin cezaevinde yapılamaması durumunda uzmanlaꢀmıꢀ kurumlara ya da
devlet hastanelerine sevklerinin öngörüldüğünü ayrıca tespit etmektedir. Lüzumu halinde, bir
sağlık personeli ya da bir hastabakıcının, hastaneye sevki sırasında hastaya eꢀlik etmesi de
öngörülmektedir.
Mevcut davada ilgili, Çankırı Devlet Hastanesi’ne sevkedilmiꢀ; ancak orada, sağlık
durumunun bozuk olmasına rağmen herhangi bir doktora muayene olma imkanı bulamamıꢀtır.
Ayrıca, uzman doktorlarca ayrıntılı bir muyeneden geçirilmemiꢀ olması ve tedavi eksikliğinin
diğer tutuklularca giderilmek zorunda kalınmıꢀ olması, Engin’in sağlık durumunun tatmin
edici bir biçimde takip edilmediğini göstermektedir.
AĐHM, uygulanmıꢀ tedavilerin ağrı kesicilerle sınırlı kaldığını, durumunun hızla
kötüleꢀmesine rağmen Engin’in ayrıntılı hiçbir tahlil ya da tetkike tabi tutulmadığını
gözlemlemektedir. Engin’in sağlık durumunun giderek bozulması, cezaevi ve hastane
yetkililerini uyarıcı bir etken olmalıydı. Öte taraftan, jandarmaların dahlinin bulunduğu bir
hadise sonrasında doktorun ilgiliyi muayene etmemesini de kaydetmek gerekmektedir.
Engin’in trajik ölümünden çok daha önceleri ortaya çıkan alarm sinyalleri ve sağlık
durumunun bozulması karꢀısında, hastalığa teꢀhis konulduktan sonra uygun bir tedavinin
uygulanması veya ilgilide görülen kusma ve bilinç kaybı gibi belirtilerin daha uzman kiꢀilerin
yardımından faydalanılarak önlenmesi amacıyla Ankara’daki gibi yeterli tıbbi imkanlara
sahip bir hastaneye ve uzman doktorlara sevkedilmesi gerekiyordu. Böylelikle, Engin’in
Ankara Hastanesi’ne sevki, sözgelimi 27 ocak 1999 tarihinde Engin bu amaçla bir talepte
bulunduğunda gerçekleꢀtirilebilirdi. Ancak bu talep sonuçsuz kalmıꢀtı.
Baꢀvuran, oğlunun bir ambülansla değil, zırhlı bir araçla Ankara Hastanesi’ne sevkedildiğini
eklemektedir. Buna karꢀın AĐHM, bu durumun Engin’in ölümüne neden olan bir etken olup
olmadığı hususunda varsayımda bulunmaksızın; bunun cezaevi veya hastane yetkililerince
ilgilinin sağlık durumuna karꢀı takınılan tavrı ortaya koyan bir olgu olduğu tespitinde
bulunmaktadır.
Cezaevi makamlarının, tutuklulara tıbbi tedavi imkanı sağlama sorumluluğu dikkate
alındığında, AĐHM, sözkonusu makamların Engin’in sağlık durumu karꢀısında gereken özeni
göstermediklerini ve hastalığına teꢀhis koyarak uygun bir tedavi uygulanmasını sağlayacak
tedbirleri almadıkları kanaatindedir.
AĐHM böylelikle, ulusal makamların, baꢀvuranın oğlunun sağlık durumunun etkili bir
biçimde takip edilmediği görüꢀüne sahip olmaktadır (bkz. mutatis mutandis, Taїs – Fransa, §
103). AĐHM, cezaevi ve hastane yetkililerinin Engin Huylu’nun sağlık durumuyla ilgilenme
biçimlerinin AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca üzerlerine düꢀen pozitif yükümlülük ilkesine
aykırı olduğu sonucuna varmıꢀtır.
Bu nedenlerle, AĐHS’nin 2. maddesi esası yönünden ihlal edilmiꢀtir.
Etkili soruꢀturma yürütme usul yükümlülüğü
Hükümet, iki doktor hakkında ceza soruꢀturması açıldığını ifade etmektedir. Ölenle aynı
cezaevinde bulunan tutuklular, ölenin yakınları, cezaevi personeli ve öleni hastaneye nakleden
jandarmalar ve doktorların ifadelerinin alındığını belirtmiꢀtir. Tutuklular ꢁ.K ve A.N.G.’nin
ifadelerine olay anında hücrelerinde bulunmamaları nedeniyle baꢀvurulamadığı belirtilmiꢀtir.
Hükümet iddia edilen olaylarda güvenlik güçlerinin dahlinin bulunmadığını ve ceza
soruꢀturmasının özenle yürütüldüğünü ileri sürmektedir.
Baꢀvuran, Çankırı Savcılığı tarafından açılan soruꢀturmanın etkinliğini tartıꢀma konusu
etmektedir. Zira, Çankırı Hastanesi ve Çankırı Cezaevi’ne karꢀı açılan cezai soruꢀturmalar sayılı yasa temelinde bir ertelemeye uğramıꢀtır.
AĐHS’nin 2. maddesinde yer alan anlamıyla yaꢀamın korunması için gerekli tüm önlemleri
alma pozitif yükümlülüğü, her ꢀeyden önce Devletler’in etkin tedbirler alarak, yaꢀam hakkının
tehlikeye atılmasına karꢀı caydırıcı bir yasal ve idari çerçeve tesis etmesini içerir (bkz. mutatis
mutandis, sözgelimi, Öneryıldız – Türkiye, no:48939/99, § 89)
2. maddeden doğan yükümlülükler bununla sınırlı kalmaz. Sözkonusu düzenleme, devletin
sorumlu tutulmasının gerekebileceği, insan ölümünün meydana geldiği durumlarda, devletin
sahip olduğu tüm imkanlarla - adli veya baꢀka türden- uygun bir tepki vererek yaꢀamın
korunması amacıyla ihdas edilmiꢀ yasal ve idari çerçevenin yürürlüğe koyulması ve gerekli
hallerde sözkonusu hukuk ihlalinin önlenmesi ve cezalandırılması ödevini yerine getirmeyi de
kapsar.
AĐHM bu noktada, ꢀayet yaꢀama hakkına veya bedensel bütünlüğe saldırı kasti değilse, ‘etkin
bir adli sistem’ tesis etme pozitif yükümlülüğünün, her durumda zorunlu olarak cezai takibatı
gerektirmeyip, medeni ve idari hukuk yolları ve hatta disiplin yolu ilgililer için açık ise
sözkonusu yükümlülüğün yerine getirilmiꢀ sayılabilebileceğini daha önce dile getirmiꢀti (bkz.,
Öneryıldız, adıgeçen §§ 91 ve 92).
Bu bakımdan AĐHM, cezai yolun hem baꢀvuran hem de yetkili savcılık tarafından
kullanıldığını derhal tespit etmektedir. AĐHM, savcılık tarafından belli sayıda soruꢀturma
yapıldığını kaydetmektedir. Bu amaçla Çankırı Savcılığı, Engin’in ölümünden sonra, Engin
ile aynı cezaevinde kalmıꢀ olan tutukluların ifadelerine baꢀvurmuꢀ, kimyasal analiz
yapılmasını ve bir ek otopsi raporu hazırlanmasını talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın ꢀikayetini
müteakiben cezaevi personeli, Çankırı Devlet Hastanesi doktorları ve olaylar sırasında görevli
jandarmalar hakkında bir ceza soruꢀturması açılmıꢀtır. Savcılık, bu ceza soruꢀturması
sonucunda derlenen unsurları dikkate alarak, doktorlar aleyhinde ihmal ve dikkatsizlik sonucu
ölüme sebebiyet vermekten bir ceza davası açmıꢀtır. Ayrıca savcılık, cezaevi personeli beꢀ
kiꢀi aleyhinde Çankırı Ceza Mahkemesi’nde baꢀka bir dava açmıꢀtır.
AĐHM, 4616 sayılı kanunun yürürlüğe girmesi sebebiyle ulusal makamların hangi kiꢀilerin ne
kadar sorumululuğu olduğunu belirlemelerini sağlayacak bu iki ceza davası sonuca
ulaꢀamamıꢀtır. Oysa, bu iki ceza davasında ulusal mahkemeler esasa dair çekiꢀmeli
yargılamaya baꢀvurmuꢀ olsalardı, baꢀvuranın oğlunun ölümüne yol açacak türden eksiklik ve
ihmallerin yapılmıꢀ olup olmadığını belirleyebilirlerdi. AĐHM, 4616 sayılı kanunun yürürlüğe
girmesinin akabinde ceza mahkemesinin karar vermek için beꢀ yıllık süreyle iki davayı da
ertelemiꢀ olmasını üzüntüyle karꢀılamaktadır. AĐHM, taraflarca sunulan unsurları gözönünde
bulundurarak, 4616 sayılı kanunun uygulamasından kaynaklanan bu ertelemenin, haklarında
takibat yapılan kiꢀilere bahꢀedilmiꢀ bir nev’i yasal dokunulmazlık haline geldiğini tespit
etmektedir. Özetle, ceza soruꢀturması yararını yitirmiꢀtir. Zira, savcılık ve baꢀvuran tarafından
açılan ceza davası, de facto her türlü etkinlikten yoksun bir baꢀvuru haline geldiğinden amacı
ortadan kalkmıꢀtır (Abdülsamet Yaman – Türkiye no: 32446/96, § 55, 2 Kasım 2004).
Sonuç olarak AĐHM, yetkili mercilerin, baꢀvuranın oğlunun ölümü hakkında etkin bir
soruꢀturma yapmadıkları sonucuna varmıꢀtır.
Bu nedenle, AĐHS’ nin 2. maddesinin usül yükümlülüğü ihlal edilmiꢀtir.
Tazminat
Baꢀvuran maddi tazminat olarak 10.703 Euro talep etmektedir. Bu tutar, baꢀvuranın
öldüğünde 23 yaꢀında olan oğlunun, ailesinin ihtiyaçlarını karꢀılamak için çalıꢀması
durumunda asgari ücret temel alınarak elde edebileceği miktarı ifade etmektedir. Bu tutarın Euroluk kısmı cenaze masrafları için talep edilmektedir.
Baꢀvuran bunun dıꢀında 288.350 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere hiçbir kanıtla desteklenmedikleri gerekçesiyle itiraz etmektedir.
AĐHM’nin içtihatlarına göre, bir baꢀvuran tarafından iddia edilen zararla AĐHS’nin ihlali
arasında açık bir illiyet bağı olmalıdır. Böylece, gelir kaybına bağlı olarak tazminat tahsis
edilebilir(bkz., diğerleri arasında, Barberà,Messgué ve Jabardo – Đspanya (50. madde), 13
Haziran 1994 tarihli karar, §§16-20). Yine de, mevcut davada, AĐHM, Engin Huylu’nun
baꢀvuranın ailesinin tek maddi desteği olmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle, maddi
tazminat talebinin tamamını reddetmektedir.
Bununla birlikte AĐHM, tespit edilen ihlalleri gözönünde bulundurarak, Engin Huylu’nun
yaꢀamıꢀ olması muhtemel acı ve ızdırabın haricinde, ilgilinin babası olan baꢀvuranın da aynı
ꢀekilde oğlunun ölümüne neden olan koꢀulları öğrendiğinde ve etkin bir soruꢀturma
yapılmasının imkansızlığını farkettiğinde, sıkıntı ve çaresizlik yaꢀamıꢀ olabileceğini takdir
etmektedir. Bu ꢀartlarda ve hakkaniyete uygun olarak, AĐHM, baꢀvurana, 15 000 Euro manevi
tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.
Masraf ve harcamalar
Baꢀvuran, AĐHM ve ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 11.564
Euro talep etmektedir. Bu tutar ꢀu ꢀekilde hesaplanmıꢀtır: Avukat ücreti için 248 Euro,
Çankırı Ceza Mahkemesi önünde yapılan masraflar için 7.808 Euro, Çankırı’ya yapılan
seyahatler için 136 Euro, fotokopi masrafları için 29 Euro, posta masrafları için 27 Euro ve
baꢀvurunun AĐHM’ye baꢀvuru yapılması için yapılan masraf için 3 316 Euro. Ancak baꢀvuran
bu iddialarını belgelendirememiꢀtir.
Baꢀvuranın avukatının gösterdiği özeni gözönünde bulunduran AĐHM, elinde bulunan
unsurlar temelinde hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 5.000 Euro ödenmesine karar
vermiꢀtir.
Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM
1. Altıya karꢀı bir oyla, baꢀvuranın oğlunun ölümüne iliꢀkin olarak, AĐHS’ nin 2. maddesinin
esası bakımından ihlal edildiğine;
2.Altıya karꢀı bir oyla, Savunmacı Devlet’in etkin bir soruꢀturma yürütmesine iliꢀkin olarak,
AĐHS’nin 2. maddesinin usulü bakımından ihlal edildiğine;
3.Altıya karꢀı bir oyla,
a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana,
i. maddi tazminat olarak 15.000 Euro (on beꢀ bin) ödenmesine;
ii. masraf ve harcamalar için 5.000 Euro (beꢀ bin) ödenmesine;
iii. bu miktarın yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin oybirliğiyle reddine;
karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.
maddesine uygun olarak 16 Kasım 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.
YARGIÇ KOVLER’ĐN MUTABIK GÖRÜꢁÜ
Uzun tereddütlerden sonra, AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği yönündeki çoğunluk
görüꢀüne katılma kararı aldım. Kanaatimce, ölümünden önceki günlerde baꢀvuranın oğluna
gösterilen ilgi düzeyine iliꢀkin sorular daha ziyade AĐHS’nin 3. maddesi yönünden
incelenmeliydi (Keenan – Birleꢀik Krallık, no: 27229/05, § 101). Keenan davasında
( bir akıl hastalığından muzdarip bir tutuklunun intiharına iliꢀkin), AĐHM, “Mark Keenan’ın
etkili bir biçimde müꢀahade altına alınmamıꢀ olması ve sağlık durumu ve tedavisi hakkında
psikiyatri uzmanlarına baꢀvurulmamıꢀ olması, intihara eğilimli olduğu bilinen bir akıl
hastasına uygulanan tıbbi tedavilerde ciddi eksiklikler teꢀkil etmektedir.” (§ 116) ꢀeklinde bir
sonuca varmıꢀtır.
Buna karꢀın, bir doğum uzmanı hakkında yapılan takibatın sözkonusu olduğu Calvelli ve
Ciglio – Đtalya kararında Büyük Daire, 2. maddenin “Devleti yalnızca kasten ölüme sebebiyet
vermekten imtina etmeye değil aynı zamanda yargısına tabi kiꢀilerin hayatının korunması için
gerekli önlemleri almaya” da (L.C.B. – Birleꢀik Kırallık, 9 haziran 1998 tarihli karar, § 36)
icbar ettiği ilkesinden yola çıkarak “ 2. maddenin uygulanabilir olduğu ve(...) ihlal
edilmediği” sonucuna varmıꢀtı.
Bu sebeple, mevcut davada iki yaklaꢀım rekabet halindeydi. Dava koꢀulları ıꢀığında, bu olay
baꢀvuranın oğlunun ölümünde yetkililerin doğrudan sorumluluğu sorusunu gündeme
getiriyordu. Savunmacı Devlet’in ölüme yol açmak kastıyla hareket ettiğine dair hiçbir delil
bulunmamaktadır. Benzer bir dava olan H.Y ve Hü.Y – Türkiye davasında (no: 40262/98,6
Ekim 2005), adli tıp raporuna istinaden AĐHM, “ bu türden bir sonucun hiç kuꢀkusuz meꢀru
ꢀüphelere dayanan fakat elle tutulur kanıtlarla desteklenmeyen bir varsayımdan
kaynaklanacağı” (§ 114) gerekçesiyle ihlal tespitinden vazgeçmiꢀti. Bu kararın sonucu “
yetkili makamların ilgiliye zamanında tıbbi tedavi imkanı sağlamadıkları olgusuna gelince”
(kararın hüküm fıkrası) ifadesiyle, AĐHM’nin 2. maddenin ihlaline hükmettiği Anguelova –
Bulgaristan kararıyla tam bir muhalefet içindedir. Sonuç olarak AĐHM, Taїs – Fransa
kararında nezarete alınmıꢀ bir tutuklunun ölümüne iliꢀkin “polislerin, ilgilinin bedensel ve
ruhsal rahatsızlığına karꢀı kayıtsızlıkları ve etkin bir tıbbi gözetimin veya polis gözetiminin
yokluğu Devlet’in gözlem altındaki kiꢀilerin yaꢀamının korunması yükümlülüğüne aykırılık
teꢀkil ettiği” (§ 103) hükmüne varmıꢀtır. Đꢀte bu son karar benim AĐHS’nin 3. maddesinden
ziyade 2. maddesinin ihlal edildiği yönündeki kararımda kesin olarak etkili olmuꢀtur.
Usule yönünden bir gözlem: 12 Nisan 2000 tarihinde Çankırı Valisi doğru bir teꢀhis
koymadıkları ve ilave tetkikler yapmadan veya baꢀka çarelere baꢀvurmadan yalnızca reçete
yazarak, dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verdikleri gerekçesiyle, doktorlar aleyhinde
ceza davası açılmasına izin vermiꢀtir. 18 Ağustos 2000 tarihinde Ceza Kanunu’nun 455 § 1.
maddesi temelinde bir iddianame sunan Çankırı Cumhuriyet Savcısı suçlanan iki doktor
aleyhinde dikkatsizlik ve ihtimal sonucu ölüme sebebiyet vermekten ceza davası açmıꢀtır.
Oysa, 22 ꢁubat 2001 tarihinde, 22 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616 sayılı kanunun
ꢀartlı salıvermeye, davaların ertelenmesine ve 23 Nisan 1999 tarihinden önce iꢀlenmiꢀ suçlara
iliꢀkin bölümleri uyarınca, karar vermek için davanın beꢀ yıl süreyle ertelenmesine karar
verilmiꢀtir.
Savcı tarafından, Engin Huylu’nun Ankara Devlet Hastanesi’ne sevkinin ambülans gibi uygun
bir araçla yapılmasını emretmemekten ve dikkatsizlikten dolayı 6 ꢁubat 1999 tarihinde
nöbetçi olan Çankırı Cezaevi Müdür Yardımcısı Hürrem Gümüꢀ aleyhinde 19 Kasım 1999
tarihinde açılan kamu davası da aynı ꢀekilde ertelemeye uğramıꢀtır. Doktor Gümüꢀ aleyhinde
açılan ceza davası Çankırı Cezaevi personeline karꢀı açılan ceza davasıyla birleꢀtirilmiꢀtir.
Yine 4616 sayılı kanunun yürürlüğe girmesini müteakip, Çankırı Ceza Mahkemesi de aynı
ꢀekilde, karar vermek üzere davayı beꢀ yıl süreyle ertelemiꢀtir.
Bu bakımdan ve sözkonusu davalara iliꢀkin beꢀ yıllık erteleme süresinin dolması dikkate
alınarak, Hükümet’i cezaevi personeli ve iki doktor aleyhinde açılan ceza davasının seyrine
iliꢀkin bilgi vermeye davet etmek daha ihtiyatlı bir yaklaꢀım olurdu. AĐHM, tarafından
bilhassa Rusya’ya karꢀı açılmıꢀ davalar sözkonusu olduğunda uygulanan olayların araꢀtırma
metodolojisi dikkate alındığında, daire Savunmacı Hükümet’ten Engin Huylu’nun sağlık
dosyasını talep edebilirdi.
Tüm bunlar, kararın benimsenmesi esnasında, Savunmacı Devlet’in 2. madddede yer alan
etkin bir soruꢀturma yürütme yükümlülüğü ilkesini usul yönünden ihlal edip etmediği
noktasında vardığı sonuçları daha iyi temellendirmesine imkan verirdi. Elbette, soruꢀturmanın
etkinliği konusunda kanıt sunmak görevi herꢀeyden önce Savunmacı Devlet’e aittir.Ancak
AĐHM, daha önce 2. veya 3. maddenin sözkonusu olduğu bir çok fırsatta Savunmacı
Devletler’den soruꢀturmaların seyrine dair bilgi talep etmiꢀtir.
YARGIÇ TÜRMEN’ĐN AYRIK GÖRÜꢁÜ
2. maddenin esas ve usul yönlerinden ihlal edildiği yönündeki çoğunluk kararına
katılamamaktan dolayı üzüntü duyuyorum.
Tutuklular sözkonusu olduğunda AĐHM, gözlem altındaki kiꢀilerin hassas olduğunun ve
yetkili makamların onları korumakla görevli olduğunun altını çizmek fırsatını bulmuꢀtur
(Keenan – Birleꢀik Krallık no: 27229/95, § 91)
Öte taraftan, Calvelli ve Ciglio – Đtalya davasında AĐHM, “ yaꢀam hakkına veya bedensel
bütünlüğe saldırı kasti değilse, 2. maddeden doğan etkin bir adli sistem tesis etme pozitif
yükümlülüğü her durumda cezai türden bir yola baꢀvurmayı gerekli kılmaz. Tıbbi ihmallere
iliꢀkin özel bağlamda, sözgelimi sözkonusu hukuki sistem ilgililer için sivil mahkemeler
önünde bir baꢀvuru imkanı sunuyorsa ve ilgililere ceza mahkemeleri önünde tek baꢀlarına
yahut birlikte baꢀvuruda bulunma imkanı veriyorsa, davaya konu olan doktorların
sorumluluklarını ortaya koymak amacıyla ve icabında her türlü uygun sivil cezanın tatbik
edilmesine ve tazminat ödenerek kararın yayımlanmasına imkan tanıyorsa benzer bir
yükümlülük yerine getirilmiꢀ sayılır ” ꢀeklinde ifadede bulunmuꢀtur. AĐHM’nin bir çok
kararında vurgu yaptığı bu ilke (sözgelimi Vo – Fransa, no: 53924/00, § 90) artık yerleꢀik bir
içtihat teꢀkil etmektedir.
Oysa yukarıda belirtilen iki ilke birbiriyle uyumlu değildir. Bu yüzden, Calvelli ve Ciglio
davasında dile getirilen ilke tutuklulara yönelik değildir. Bu ilke, sorunun tıbbi ve klinik
yönünü ilgilendirir ve devlet denetimi altında olsunlar ya da olmasınlar tıbbi tetkik yapılan
tüm kiꢀilere uygulanır. Öte yandan devletin, denetimi altında bulunan hasta kiꢀilere karꢀı
uygun bir tedavi temin etme ve tıbbi tetkikten geçmelerini garanti etme pozitif yükümlülüğü
vardır.
Mevcut davada, ölen Engin Huylu 1998 yılından itibaren, tutuklu olduğu sırada, baꢀ
ağrılarından ꢀikayet etmeye baꢀlamıꢀtır. Hiç kimse onun Çankırı Devlet Hastanesi’ne
muayene için düzenli olarak gönderildiğine ve her defasında bir doktor tarafından muayene
edildiğine itiraz etmemektedir. Kendisine ilaç verilmiꢀtir. 5 ꢁubat 1999 tarihinde sağlık
durumu bozulduğunda, ilk olarak Çankırı Hastanesi Acil Servisi’ne, daha sonra da Ankara
Devlet Hastanesi Nöroloji Bölümü’ne sevk edilmiꢀtir.
Böylece, ölenin ꢀikayetlerinin türünü gözönüne alan yetkili makamlar kendilerinden makul
olarak beklenebilecek her ꢀeyi yapmıꢀlardır.
Huylu’nun Ankara’ya bir ambülansla değil de zırhlı bir araçla sevk edilmiꢀ olması ölümünde
herhangi bir rol oynamamıꢀtır. Zira otopsi raporlarına göre akciğer iltihaplanmasına bağlı
solunum ve dolaꢀım problemleri nedeniyle ölmüꢀtür.
Baꢀvuran, oğlunun ölümünün ulusal makamların kayıtsızlığından kaynaklandığını iddia
etmektedir. Dava koꢀullarından anlaꢀıldığına göre, cezaevi makamları, ilgilinin hastaneye
götürülmesi gerektiği her seferinde ödevlerini yerine getirmiꢀlerdir. Hiçbir ꢀekilde ölene
uygun tedavi uygulanmasına engel olmamıꢀlardır. Aksine, baꢀvuranın oğlunun uygun bir
tedaviden yararlanması için ellerinden gelen herꢀeyi yapmıꢀlardır.
Öte taraftan, eğer baꢀvuran doktorların ihmalinin oğlunun ölümünün asıl nedeni olduğunu
düꢀünüyor idiyse hastane yönetimine karꢀı adli bir dava açabilirdi. Bu türden bir baꢀvuru,
doktorların sorumluluğunu ortaya koyacağı gibi Türk Đdari Hukuku uyarınca tazminat talep
edebilme imkanına kavuꢀurdu. Bu yoldan amacına ulaꢀma ꢀansı oldukça yüksekti. Ayrıca,
baꢀvuran sivil mahkemelerden tazminat talebinde bulunabilirdi. Baꢀvuran, bu iki yoldan
hiçbirisine baꢀvurmamıꢀtır. Savcılığın Çankırı Hastanesi doktorları aleyhinde ceza davası
açmıꢀ olması ve bu davanın 4616 sayılı kanun uyarınca askıda kalmıꢀ olması idari ve sivil
baꢀvuru yollarının etkinliğine gölge düꢀürmemektedir. AĐHM’nin Büyük Dairesi, 2. maddece
öngörülen etkililik gerekliğinin “ (...) adli sistem ilgililere ceza mahkemeleri önünde tek
baꢀlarına yahut birlikte bir baꢀvuru imkanı tanıdığı takdirde,” yerine getirilebileceği görüꢀünü
daha önce ifade etmiꢀtir. Bu cümleden açıkça anlaꢀıldığı üzere ceza mahkemelerine baꢀvurma
imkanı olsun ya da olmasın, ihmal nedeniyle ölüm hallerinde asıl olan sivil mahkemelere
baꢀvuru imkanının bulunup bulunmadığıdır.
Calvelli ve Ciglio davasında yürütülen mantığın, çoğunluk tarafından mevcut davada
uygulanamaz olduğunu meꢀru kılacak hiçbir gerekçe gösterilmeden görmezden gelindiğini
tespit etmek ilgi çekicidir.
Bu nedenlerle, 2. madde kanaatimce ihlal edilmemiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło