5298/06
WyrokETPCz2009-09-22ECLI:CE:ECHR:2009:0922JUD000529806
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania cywilnego w Turcji naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał, oceniając rozsądny termin postępowania, wziął pod uwagę złożoność sprawy, zachowanie skarżących oraz władz krajowych, a także znaczenie sprawy dla stron. Stwierdził, że postępowanie, które trwało 8 lat i 11 miesięcy w dwóch instancjach, było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu rozsądnego terminu. Rząd nie przedstawił przekonujących argumentów uzasadniających to opóźnienie. Trybunał uznał również, że skarżący spełnili wymóg sześciomiesięcznego terminu na wniesienie skargi, ponieważ władze krajowe nie doręczyły im prawidłowo ostatecznej decyzji.Stan faktyczny
Skarżący, Rıdvan Saruhan i Abdulvahit Çelik (reprezentowany po śmierci przez syna), w 1996 roku zawarli umowę przedwstępną kupna działki, za którą zapłacili, ale sprzedawca nie przeniósł własności. Wnieśli pozew cywilny, który został oddalony w 2003 roku, ponieważ sąd uznał, że działka była własnością państwa od 1966 roku na mocy dekretu dotyczącego mienia obywateli syryjskich. Sąd Kasacyjny podtrzymał tę decyzję w 2005 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą długości postępowania za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądził każdemu ze skarżących 4 200 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową, powiększone o wszelkie należne podatki. 4. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia. 5. Ustalił odsetki za zwłokę na poziomie stopy procentowej Europejskiego Banku Centralnego dla marginalnych operacji kredytowych plus trzy punkty procentowe.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
OF EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ D A ĐRE
SARUHAN VE ÇELĐK – TÜRKĐYE DAVASI
(B a ꢀvuru no. 5298/06)
KARAR
STRAZBURG Eylül 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
SARUHAN VE ÇELĐK – TÜRKĐYE KARARI
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 5298/06 no’lu davanın nedeni Rıdvan Saruhan ve
Abdulvahit Çelik adlı iki T.C. vatandaꢀının (“baꢀvuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 2 ꢁubat 2006 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin
Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu
baꢀvurudur.
Baꢀvuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından C. Göksel tarafından temsil
edilmiꢀtir.
OLAYLAR
Birinci baꢀvuran 1959 doğumludur ve Mardin’de yaꢀamaktadır. Baꢀvuranların
temsilcisi, 11 Haziran 2008 tarihli mektubunda ikinci baꢀvuranın 10 Mart 2007 tarihinde
öldüğünü ve oğlu Abdulvahap Çelik’in baꢀvuruyu takip etme talebini iletmiꢀtir. yılında B.A. adlı bir üçüncü ꢀahsa Suriye uyruklu annesinden bir arsa miras
düꢀmüꢀtür. Ancak B.A. o dönemde arsayı kendi adına tescil ettirmemiꢀtir. Temmuz 1996 tarihinde B.A.’nın temsilcisi baꢀvuranlarla birlikte, arsayı onlara satma
vaadiyle noterde bir sözleꢀme imzalamıꢀtır. Baꢀvuranlar satıꢀ meblağını ödemiꢀ, kendilerine
B.A.’nın gerekli iꢀlemleri yaptırıp arsanın mülkiyetini mümkün olan en kısa zamanda
baꢀvuranlara devredeceği söylenmiꢀtir. Ağustos 1996 tarihinde baꢀvuranlar Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesi’nde B.A.
aleyhine bir dava açmıꢀ, satıꢀ bedelini ödemelerine rağmen B.A.’nın arsayı kendilerine
devretmediğini iddia etmiꢀler, arsanın kendi adlarına tescil edilmesi talebinde bulunmuꢀlardır.
Mahkeme, Bakanlar Kurulu’nun 1 Ekim 1966 tarihli kararnamesi uyarınca Türkiye’de
yaꢀayan Suriye uyrukluların mülklerine el konulduğu gerekçesiyle 30 Aralık 2003 tarihinde
davayı reddetmiꢀtir. Kararda arsanın 1966 yılından bu yana devlet mülkiyetinde olduğu, bu
nedenle B.A. tarafından 9 Temmuz 1996 tarihinde imzalanan satıꢀ sözleꢀmesinin geçersiz
olduğu belirtilmiꢀtir.
Her iki taraf karara itiraz etmiꢀ, B.A. aynı zamanda 1966 kararnamesinin Anayasaya
aykırı olduğunu öne sürmüꢀtür. ꢁubat 2005 tarihinde Yargıtay, Anayasaya aykırılık iddiasını reddetmiꢀ ve birinci
derece mahkemesi kararını onamıꢀtır.
Yargıtay, baꢀvuranların kararın düzeltilmesi taleplerini 7 Temmuz 2005 tarihinde
reddetmiꢀtir. Bu karar baꢀvuranlara tebliğ edilmemiꢀ, davanın sonucunu Yargıtay’ın web
sayfasından araꢀtırmak suretiyle öğrenmiꢀlerdir.
SARUHAN VE ÇELĐK – TÜRKĐYE KARARI
HUKUK
I. HÜKÜMETĐN ÖN ĐTĐRAZLARI
Hükümet baꢀvuranların altı ay kuralına uymadıklarını savunmuꢀtur. Baꢀvuranın
temsilcisinin adresine 29 Temmuz 2005 tarihinde tebligat yapılmıꢀ, ancak adresi değiꢀtiği için
nihai karar kendisine tebliğ edilememiꢀtir. Hükümet, AĐHM içtihadına dayanarak (Levent
Öztürk – Türkiye, no. 8428/02) somut davada altı aylık sürenin nihai kararın Üsküdar Asliye
Hukuk Mahkemesi’ne iletildiği 25 Temmuz 2005 tarihinden baꢀlaması gerektiğini
savunmuꢀtur.
AĐHM, Hükümetçe atıfta bulunulan Levent Öztürk davasında baꢀvuranın, DGM’ye
iletilmesinin üzerinden altı aydan daha fazla süre geçmesine rağmen Yargıtay kararını
edinmemiꢀ olduğunu kaydeder. Bu bağlamda AĐHM, Yargıtay’ın ceza davalarına iliꢀkin
kararları sanıklara tebliğ etmemek gibi yerleꢀmiꢀ bir uygulaması bulunması nedeniyle
yukarıda belirtilen davadaki bulgularının sadece ceza kovuꢀturmaları için geçerli olduğunu
hatırlatır. Ancak hukuk davalarında Yargıtay kararları posta ücretinin ödenmesi halinde
taraflara tebliğ edilmektedir. Bu nedenle somut davada yetkililerin nihai kararı baꢀvuranın
avukatına tebliğ etmeleri gerekmekteydi. AĐHM ayrıca Hükümetin, baꢀvuranların
temsilcisinin yeni adresini yetkili makamlara bildirmediği ifadesini dikkate alır. Ne var ki
baꢀvuranların temsilcisinin yeni adresini kararın düzeltilmesi istemli dilekçesinde belirttiği
dava dosyasındaki belgelerden anlaꢀılmaktadır. Baꢀvuranlar AĐHM’ye 2 ꢁubat 2006 günü,
nihai kararın çıkıꢀ tarihinden 6 ay 27 gün sonra baꢀvurmuꢀlardır. Somut davanın özel
koꢀullarında AĐHM, Hükümetin nihai kararı baꢀvuranların doğru adresine göndermemiꢀ
olması nedeniyle baꢀvuranların AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralına uymuꢀ
kabul edilmeleri gerektiğine hükmeder. Bu nedenle Hükümetin bu bağlamdaki ön itirazını
reddeder.
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar, yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul süre”
ꢀartına uymamasından ꢀikâyetçi olmuꢀ, Hükümet görüꢀe itiraz etmiꢀtir.
Dikkate alınması gereken süre 1 Ağustos 1996’da baꢀlayıp 7 Temmuz 2005’te sona
ermiꢀtir. Bu nedenle iki dereceli yargıda geçen süre 8 yıl 11 ay’dır.
A. Kabuledilebilirlik
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, baꢀvurunun baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
AĐHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın ꢀartları ıꢀığında, özellikle de davanın
karmaꢀıklığı ile baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu ve davanın taraflar için taꢀıdığı önem
gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz.
birçok içtihadın yanı sıra Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96).
SARUHAN VE ÇELĐK – TÜRKĐYE KARARI
AĐHM, somut baꢀvurudakine benzer sorunlar ortaya çıkaran davalarda sıklıkla
AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz. Frydlender, yukarıda anılan).
Tarafına sunulan tüm delilleri inceleyen AĐHM, somut davada farklı bir sonuca
ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delilin Hükümet tarafından sunulmadığı
kanaatindedir. Konu ile ilgili içtihadını dikkate alarak somut davada yargılama süresinin aꢀırı
olduğu ve AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul süre” ꢀartına uymadığı görüꢀündedir.
Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar AĐHS’nin 6/1 maddesine dayanarak yargılama sonucundan ꢀikâyetçi
olmuꢀtur. Ayrıca AĐHS’nin 13. maddesini gündeme getirerek, tartıꢀma konusu kararnamenin
Anayasaya aykırı olduğu görüꢀlerinin Yargıtay tarafından reddedilmesi nedeniyle etkili bir
hukuk yolu tanınmadığını belirtmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar ayrıca arsalarından mahrum
bırakıldıklarını ifade ederek 1 no’lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiꢀtir.
Son olarak AĐHS’nin 14. maddesine dayanarak ulusal mahkemelerin kararlarının gerekçesi
olan kararnamenin ayrımcılığa neden olduğunu savunmuꢀtur.
Tarafına sunulan delilleri inceleyen AĐHM, sözkonusu hükümlerin ihlal edilmediğini
tespit etmiꢀtir. Dolayısıyla baꢀvurunun bu kısmı AĐHS’nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca
açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmelidir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,
hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuranlar, maddi ve manevi tazminatı kapsamak üzere 10,000,000 Euro ödenmesini
talep etmiꢀler, Hükümet talep edilen miktarın aꢀırı olduğu ve haksız zenginleꢀmeye yol
açacağını ifade etmiꢀtir.
AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı
kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak baꢀvuranların manevi zarara uğramıꢀ
olması gerektiğini kabul eder. Hakkaniyete uygun bir değerlendirmeyle bu baꢀlık altında
4,200 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuranların avukatı, baꢀvuranların aldığı tazminatın %20’si oranında yargılama
masraf ve giderleri ödenmesini talep etmiꢀ, Hükümet talebe itiraz etmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için
yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.
SARUHAN VE ÇELĐK – TÜRKĐYE KARARI
Somut davada yukarıdaki ölçütleri ve baꢀvuranların sözkonusu talebi destekleyememelerini
göz önünde bulundurarak AĐHM bu baꢀlık altında ödeme yapılmamasına hükmeder.
C. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine
uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢀtir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Yargılama süresinin uzunluğuna iliꢀkin ꢀikâyetin kabuledilebilir, baꢀvurunun kalan
kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Sorumlu devletin baꢀvuranların her birine, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın
kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk
lirasına çevrilmek üzere:
(i) 4,200 (dört bin iki yüz) Euro manevi tazminat;
(ii) bu miktara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa
Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle
elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları uyarınca 22 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
4
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło