53047/99

WyrokETPCz2007-10-02ECLI:CE:ECHR:2007:1002JUD005304799

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy obecność sędziego wojskowego w składzie orzekającym Sądu Bezpieczeństwa Państwa naruszyła prawo skarżącego do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem, zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji? 2. Czy skazanie skarżącego za przemówienie dotyczące problemu kurdyjskiego stanowiło naruszenie jego prawa do wolności wyrażania opinii, zagwarantowanego w art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, zwłaszcza w sprawach dotyczących propagandy na rzecz nielegalnej organizacji zbrojnej, budzi uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu, naruszając art. 6 ust. 1 Konwencji. W odniesieniu do art. 10, Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii nie była „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”, ponieważ przemówienie skarżącego, oceniane jako całość, nie nawoływało do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu, a zatem nie stanowiło mowy nienawiści. Uzasadnienie sądów krajowych nie było wystarczające do usprawiedliwienia nałożonej kary.
Stan faktyczny
Skarżący, Akın Birdal, obywatel turecki, wygłosił w 1995 roku przemówienie z okazji Światowego Dnia Pokoju, w którym krytycznie odniósł się do „brudnej wojny” w Turcji i problemu kurdyjskiego. Został oskarżony o podżeganie do nienawiści i w 1996 roku skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Konya na rok więzienia i grzywnę. Mimo że Sąd Kasacyjny początkowo uchylił wyrok, Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Adanie podtrzymał skazanie, a Sąd Kasacyjny ostatecznie je zatwierdził w 1999 roku. Skarżący odbył karę więzienia w 2000 roku, a po zmianach legislacyjnych w 2005 roku został uniewinniony, jednak nie mógł dochodzić odszkodowania za czas spędzony w więzieniu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie orzekł: 1. Skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 Konwencji. 3. Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałą część żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   BĐRDAL – TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 53047/99)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2007   Bu karar AĐHS’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen ꢀartlarda kesinlik kazanacaktır. Ancak, ꢀekle   iliꢀkin değiꢀiklik yapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Dava, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“Sözleꢀme”) 34. maddesi   uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Akın Birdal (“baꢀvuran”) isimli bir Türk vatandaꢀı   tarafından, 16 Ekim 1999 tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan baꢀvurudan   (no. 53047/99) kaynaklanmaktadır.   Baꢀvuran, Ankara Barosu’na bağlı avukat S. Aslantaꢀ tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVA OLAYLARI   Baꢀvuran 1948 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.   Eylül 1995 tarihinde, Dünya Barıꢀ Günü sebebiyle, baꢀvuran, Birleꢀik Sosyalist Parti   tarafından Mersin’de düzenlenen panelde konuꢀma yapmıꢀtır.   Baꢀvuranın konuꢀması ꢀu ꢀekildedir:   “Burada barıꢀ için toplandık. Barıꢀ kardeꢀliğini destekleyen herkese selam.   Emperyalist ve sosyalist dünyaların var olduğu bir sistemde, savaꢀlar devam etmektedir ve en   kanlı savaꢀ bizim ülkemizde yaꢀanmaktadır. Bosna halkına uygulanan Sırp vahꢀetine tepki   gösterdik. Ancak, bazılarımız, insanlık onuruna karꢀı olan bu kirli savaꢀı görmezden geldi.   Ülkede yaꢀanan adaletsiz ve kirli bir savaꢀın sonuçlarını gördük. Kürtlerin hakları tanınmadığı   için bu savaꢀ 11 yıl boyunca devam etmiꢀtir. Bu kirli savaꢀın sonucu olarak 20.000 kiꢀi   ölmüꢀtür. 118 köy yakılmıꢀtır. Kürtler köylerinden, topraklarından dıꢀarı atılmıꢀlardır.   Türkiye’de Kürt sorunu vardır. Türkler de bu sorunu kabul etmelidir. Türkiye ꢀu anda kritik   bir noktadadır. Kürt sorununun adil, demokratik ve barıꢀçıl çözümü herkes için bir gerçek   olmuꢀtur. O zaman, neden hala bu kirli savaꢀı sürdürmek istiyorlar? Bu savaꢀ, Kürtlerin   topraklarından çıkmalarına neden olmuꢀtur. Bu savaꢀ sadece Kürtlerin sorunu mudur? Bu   barıꢀ haftası sadece Kürtler için midir? Hayır, bu Türk halkının da sorunudur. Kürtler bir   haftadır barıꢀ çağrısında bulunurken, bu Türk iꢀçi sınıfının bir sorunu değil midir? Kürtlerin ve   Türklerin çocuklarının öldürülmesi Türk iꢀçi sınıfının bir sorunu değil midir? Bütçenin üçte   biri, yani 446 trilyon Türk Lirası, doğuda ve güneydoğuda kullanılmaktadır. Bütün bunlar   hangi bedel karꢀılığı oluyor? Bunların bedeli gözyaꢀları.   Biz, Türkler, Kürtler, Aleviler ve Sünniler, hepimiz savaꢀa karꢀıyız. Barıꢀ istiyoruz.   Kürtlerin hayatlarının da Anayasa ile korunmasını istiyoruz. Halkların kardeꢀliği için barıꢀ   istiyoruz.”   Belirli olmayan bir tarihte, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   baꢀvuran hakkında bir soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır.   Ocak 1996 tarihinde, baꢀvuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı huzurunda ifade vermiꢀtir. Söz konusu konuꢀmayı yaptığını ve ırk ve bölgeye dayalı   ayrım yapmak suretiyle kin ve düꢀmanlığa teꢀvik suçunu iꢀlemediğini ileri sürmüꢀtür.   Halkların kardeꢀliği, barıꢀ ve sona ermesi gereken savaꢀ hakkında konuꢀtuğunu iddia etmiꢀtir.   ꢁubat 1996 tarihinde, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   baꢀvuranı, 3713 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine aykırı olarak bölücü propaganda yapmakla   suçlayan bir iddianame sunmuꢀtur.   Nisan 1996 tarihinde, baꢀvuran, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurunda 29   Ocak 1996 tarihli ifadelerini yinelemiꢀtir. Görüꢀlerini ifade etmiꢀ olduğunu ve konuꢀmasının   suç oluꢀturabilecek bir unsur içermediğini iddia etmiꢀtir.   Temmuz 1996 tarihinde, Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi, baꢀvuranı, Ceza   Kanunu’nun 312/2. maddesi uyarınca ırk ve bölgeye dayalı ayrım yapmak suretiyle kin ve   düꢀmanlığa teꢀvik suçundan mahkum etmiꢀtir. Baꢀvuran bir yıl hapis cezasına ve 300.000   Türk Lirası para cezasına çarptırılmıꢀtır. Đlk derece mahkemesi, bölgedeki mücadelenin   PKK’ya ve onun terörist eylemlerine karꢀı yürütüldüğü ve baꢀvuranın konuꢀmasında bölgede   halka yönelik bir savaꢀ yaꢀandığını iddia ettiği kararını vermiꢀtir.   Baꢀvuran kararı temyiz etmiꢀtir. 20 Nisan 1998 tarihinde, Yargıtay, söz konusu   konuꢀmanın ülkenin sorunlarına iliꢀkin eleꢀtirel bir değerlendirmeden oluꢀtuğu ve suç teꢀkil   edebilecek bir unsur içermediği kararını vererek ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.   Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’ni kaldıran 4210 sayılı Kanunun yürürlüğe   konmasını müteakip, dava yetkisi Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geçmiꢀ ve dava   dosyası bu mahkemeye gönderilmiꢀtir.   Aralık 1998 tarihinde, biri askeri hakim olmak üzere üç hakimden oluꢀan Adana   Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını vermiꢀtir. Mahkeme, Yargıtay’ın kararına uymamıꢀ ve   Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararının yasalara uygun olduğu kararını vermiꢀtir.   Baꢀvuranı bir yıl hapis cezasına ve para cezasına çarptırmıꢀtır. Baꢀvuran kararı temyiz   etmiꢀtir.   Nisan 1999 tarihinde, Yargıtay, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını   onamıꢀtır. Mahkeme, baꢀvuranın, güvenlik güçlerinin mücadelesini Sırp vahꢀetine benzeterek   ve köylerin yakıldığını ve insanların yerlerinden edildiğini ifade ederek, Ceza Kanunu’nun   312/2. maddesi tarafından tanımlanan suçun iꢀlemiꢀ olduğu kararını vermiꢀtir. Mahkeme,   ayrıca, baꢀvuranın, Kürt kökenli vatandaꢀların hayatlarının Anayasa ile korunmadığını ve   Kürtlerin hakları tanınmadığı için terör olduğunu iddia ederek, halkı kin ve düꢀmanlığa teꢀvik   ettiği kararını vermiꢀtir.   Baꢀvuran, hapis cezasını 2000 yılında çekmiꢀtir.   Ceza Kanunu’nun 312. maddesinde değiꢀiklik yapan 4744 sayılı Kanunun yürürlüğe   girmesini müteakip, 6 ꢁubat 2002 tarihinde, baꢀvuran Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne   baꢀvurmuꢀ ve yeniden duruꢀma talebinde bulunmuꢀtur.   Anayasal bir değiꢀiklik üzerine 2004 yılında Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıꢀ   ve baꢀvuranın davası Adana Ağır Ceza Mahkemesi’ne geçmiꢀtir.   ꢁubat 2005 tarihinde, Adana Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranı hakkındaki suçlardan   beraat ettirmiꢀtir.   Aralık 2004 tarihinde, 5271 sayılı Kanun kabul edilmiꢀtir. Bu Kanun, yeniden   yapılan duruꢀma sonucu beraat eden kiꢀilere, cezanın infazı nedeniyle görülen zararlara   karꢀılık tazminat talep edebilecekleri bir hukuk yolu sağlamaktadır. Söz konusu Kanun 1   Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiꢀtir. Baꢀvuran 1 ꢁubat 2005 tarihinde beraat ettiği için   cezaevinde geçirdiği süre karꢀılığı tazminat talebinde bulunamamıꢀtır.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK   Baꢀvuran, AĐHS’nin 6/1. maddesi uyarınca, kendisini mahkum eden Adana Devlet   Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri hakim bulunması nedeniyle davasının bağımsız ve   tarafsız bir mahkeme tarafından görülmediği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ayrıca, AĐHS’nin   10. maddesi uyarınca, cezai mahkumiyetinin ve cezasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal   ettiğini ileri sürmüꢀtür.   Hükümet, baꢀvuranın 2005 yılında beraat ettiğine göre artık mağdur konumda   sayılamayacağını belirtmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranın AĐHS’nin 10. maddesi uyarınca olan   ꢀikayetinin iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri   sürmüꢀtür. Zira baꢀvuran, iç hukuk iꢀlemlerinin hiçbir aꢀamasında AĐHS hükümlerine   dayanmamıꢀtır.   AĐHS’nin 6. maddesine iliꢀkin olarak, AĐHM, baꢀvuranın, biri askeri hakim olmak   üzere üç hakimden oluꢀan Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edildiğini   ve bir yıl hapis cezasına çarptırıldığını kaydetmiꢀtir. Baꢀvuran hapis cezasını 2000 yılında   çekmiꢀtir. Akabinde yeniden duruꢀma yapıldığı ve 2005 yılında hakkındaki suçlamalardan   beraat ettiği doğrudur. Ancak, beraat etmesine rağmen, iç hukuk uyarınca, cezaevinde   geçirdiği süre karꢀılığı tazminat talebinde bulunma hakkı yoktur. AĐHM, dolayısıyla,   baꢀvuranın artık mağdur konumda sayılamayacağı yönündeki Hükümet itirazının   desteklenemeyeceği kararına varmıꢀtır.   10. madde uyarınca yapılan ꢀikayete iliꢀkin olarak, AĐHM, baꢀvuranın artık mağdur   konumda sayılamayacağı yönündeki Hükümet itirazı ile ilgili olarak geçmiꢀte benzer   davalarda Hükümet’in ön itirazlarını incelemiꢀ ve reddetmiꢀ olduğunu kaydetmiꢀtir (bkz.,   özellikle, Yaꢀar Kaplan – Türkiye, no. 56566/00, 24 Ocak 2006). AĐHM bu davada daha   önceki kararlarından sapmasını gerektirecek özel bir durum görmemiꢀtir.   Hükümet’in ön itirazlarının ikinci kısmına iliꢀkin olarak, AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1.   maddesinde ortaya konan hukuk yollarını tüketme kuralının “bir dereceye kadar esneklikle ve   aꢀırı kuralcılık olmadan” uygulanması gerektiğini; daha sonra Strazburg’ta yapılması   amaçlanan ꢀikayetlerin “en azından esas olarak ve iç hukukta ortaya konan resmi ꢀartlar ve   zaman süreleri ile uyumlu olarak” ulusal makamlar önünde yapılmıꢀ olması gereğinin yeterli   olduğunu hatırlatmıꢀtır (bkz., Erdoğdu – Türkiye, no. 25723/94). Bu davada, AĐHM,   baꢀvuranın, duruꢀma sırasında yerel mahkemeler huzurunda, ırk ve bölgeye dayalı ayrım   yapmak suretiyle kin ve düꢀmanlığa teꢀvik etmediğini ifade ettiğini kaydetmiꢀtir. Yukarıda   belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 10. maddesi uyarınca olan ꢀikayetinin, en   azından esas açısından, yerel mahkemelere sunulduğu kararına varmıꢀtır (bkz., üzerinde   gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Fressoz ve Roire – Fransa [BD], no. 29183/95; Kar ve   Diğerleri – Türkiye, no. 58756/00, 3 Mayıs 2007). Sonuç olarak, diğer itiraz gibi bu itiraz da   desteklenemez.   AĐHS’nin 35/3. maddesi çerçevesinde, baꢀvurunun dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan da kabuledilmez olmadığını tespit eder. Dolayısıyla,   baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmelidir.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde askeri yargıç bulunması   nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının hakkaniyete uygun olarak   görülmediği konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Bu bağlamda, AĐHS’nin 6. maddesine atıfta   bulunmuꢀtur. Söz konusu madde ꢀöyledir:   “Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla   kurulmuꢀ bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun ... olarak   görülmesini istemek hakkına sahiptir.”   AĐHM geçmiꢀte benzer davaları incelemiꢀ ve AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği   kararını vermiꢀ olduğunu kaydetmiꢀtir (bkz., Özel – Türkiye, no. 42739/98, 7 Kasım 2002 ve   Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, 6 ꢁubat 2003).   AĐHM, bu davada farklı bir sonuca varmak için bir gerekçe görmemiꢀtir. Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nde, yasadıꢀı silahlı bir örgüt lehine propaganda yapmaktan yargılanan   baꢀvuranın askeri hakim içeren bir heyet tarafından yargılanmak konusunda endiꢀe duyması   anlaꢀılabilir bir ꢀeydir. Bu nedenle, Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın niteliği   ile ilgili olmayan düꢀünce ve görüꢀlerden etkilenmesi konusunda haklı olarak korku duyabilir.   Diğer bir deyiꢀle, baꢀvuranın, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız olmaması   yönündeki endiꢀesi haklı olarak kabul edilebilir (bkz. Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli   karar).   Yukarıda belirtilenler ıꢀığında, AĐHM, bu açıdan AĐHS’nin 6/1. maddesinin ihlal   edildiği kararını vermiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, cezai mahkumiyetinin ve cezasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiği   konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur. Bu ꢀikayetini AĐHS’nin 10. maddesine dayandırmıꢀtır. Söz   konusu madde ꢀöyledir:   “1. Herkes görüꢀlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu   otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek   özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema iꢀletmelerini bir izin rejimine   bağlı tutmalarına engel değildir.   2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu   tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması,   kamu düzeninin sağlanması ve suç iꢀlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, baꢀkalarının ꢀöhret   ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla   öngörülen bazı biçim koꢀullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”   Hükümet, baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin, 10. maddenin   ikinci paragrafında yer alan hükümler ile haklı çıkarıldığını ileri sürmüꢀtür. Ayrıca, AĐHM   içtihadı ıꢀığında, 19 ꢁubat 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4744 sayılı Kanun ile Ceza   Kanunu’nun 312. maddesinde değiꢀiklik yapıldığını belirtmiꢀtir.   AĐHM, ꢀikayet konusu mahkumiyetin baꢀvuranın 10/1. madde tarafından korunan   ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluꢀturduğu konusunda taraflar arasında uyuꢀmazlık   olmadığını kaydetmiꢀtir. Ayrıca, bu müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğü ve meꢀru bir   amaç veya amaçlar (yani toprak bütünlüğünün ve kamu düzeninin 10/2. maddenin maksatları   açısından korunması) izlediği konusunda da itiraz bulunmamaktadır. Bu davada, ihtilaf   konusu, söz konusu müdahalenin “demokratik toplumda zorunlu” olup olmadığıdır.   AĐHM, bu davadaki konulara benzer konular ortaya koyan bazı davalar incelemiꢀ ve   AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği kararını vermiꢀtir (bkz., özellikle, Ceylan – Türkiye   [BD], no. 23556/94; Öztürk – Türkiye [BD], no. 22479/93; Đbrahim Aksoy – Türkiye, no.   28635/95, no. 30171/96 ve no. 34535/97, 10 Ekim 2000; Kızılyaprak – Türkiye, no. 27528/95,   Ekim 2003).   AĐHM bu davayı içtihadı ıꢀığında incelemiꢀ ve Hükümet’in, bu durumda farklı bir   sonuca götürebilecek bir delil veya iddia sunmadığını değerlendirmiꢀtir. AĐHM, konuꢀmada   kullanılan kelimelere ve konuꢀmanın yapıldığı ꢀartlara ve çevreye özellikle dikkat etmiꢀtir. Bu   bağlamda, kendisine sunulan davaya iliꢀkin ön bilgiyi, özellikle terörle mücadeleye iliꢀkin   sorunları göz önünde bulundurmuꢀtur (bkz., yukarıda anılan Đbrahim Aksoy ve yukarıda anılan   Incal – Türkiye).   Söz konusu konuꢀma, ilgili dönemde Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde yaꢀanan   durumun eleꢀtirel bir değerlendirmesinden oluꢀmaktadır. Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi,   söz konusu konuꢀmanın halkı kin ve düꢀmanlığa teꢀvik etme amaçlı kelimeler içerdiği   kararını vermiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın sonunda hakkındaki suçlamalardan beraat etmesine rağmen, hapis   cezasını çekmiꢀ olduğunu ve görmüꢀ olduğu zarara karꢀılık tazminat talebinde bulunabileceği   bir iç hukuk yolu olmadığını kaydetmiꢀtir. Bu olaylar karꢀısında, AĐHM, Devlet Güvenlik   Mahkemesi tarafından baꢀvuranı mahkum etme ve cezalandırmaya iliꢀkin sunulan   gerekçelerin, baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı çıkarmaya yeterli   olmadığı görüꢀündedir (bkz., üzerinde gerekli değiꢀiklikler yapıldıktan sonra, Sürek – Türkiye   (no. 4) [BD], no. 24762/94, 8 Temmuz 1999; Üstün – Türkiye, no. 37685/02, 10 Mayıs 2007).   Baꢀvuranın konuꢀmasının bütün olarak ele alındığında ꢀiddeti, silahlı direniꢀi veya   ayaklanmayı teꢀvik etmediğini ve bu nedenle nefret söylemi oluꢀturmadığını   değerlendirmiꢀtir. AĐHM’ye göre, tedbirin gerekliliğini değerlendirmede temel unsur budur   (karꢀılaꢀtırınız, Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], no. 26682/95 ve Gerger – Türkiye [BD], no.   24919/94, 8 Temmuz 1999).   AĐHM, yukarıda belirtilen değerlendirmeleri göz önünde tutarak baꢀvuranın   mahkumiyetinin ve cezasının izlenen amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle “demokratik   toplumda zorunlu” olmadığı kararına varmıꢀtır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 10. maddesi ihlal   edilmiꢀtir.   III. AVRUPA ĐNSAN HAKLARI SÖZLEꢁMESĐ’NĐN 41. MADDESĐNĐN   UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran 100.000 Amerikan Doları (yaklaꢀık 83.104 Euro) manevi tazminat talebinde   bulunmuꢀtur.   Hükümet bu talebe karꢀı çıkmıꢀtır.   AĐHM, bu dava ꢀartlarında baꢀvuranın belli ölçüde sıkıntı yaꢀamıꢀ olabileceğini   değerlendirmiꢀtir. AĐHM hakkaniyet temelinde karar vererek baꢀvurana 5.000 Euro manevi   tazminat ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Mahkeme masrafları   Baꢀvuran, ayrıca, çeviri masraflarına karꢀılık 510 Euro ve avukat masraflarına karꢀılık   4.030 Yeni Türk Lirası (YTL)1 talep etmiꢀtir. Baꢀvuran taleplerine destek olarak çeviri için   ödediği miktarı gösteren faturalar sunmuꢀtur. Taleplerini, aynı zamanda, Ankara Barosu’nun   tavsiye edilen asgari ücretler listesine dayandırmıꢀ ve bir masraflar listesi sunmuꢀtur.   Hükümet bu taleplere itiraz etmiꢀtir.   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, baꢀvuran, ancak mahkeme   masraflarının zorunlu olarak ve gerçekten yapıldığı ve miktarının makul olduğu kanıtlandığı   durumda mahkeme masraflarının ödenmesi hakkına sahiptir. Bu davada, sahip olduğu   bilgileri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önünde tutan AĐHM, tüm baꢀlıkları kapsamak   üzere 2.000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar verir.   Yaklaꢀık 2.200 Euro   BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun kalanının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) Sorumlu Devlet’in, baꢀvurana, aꢀağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44/2. maddesine göre   kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme günündeki kur üzerinden Yeni   Türk Lirası’na dönüꢀtürerek ve tabi olabilecek her türlü vergi veya ücretten muaf olarak   ödemesine:   (i) 5.000 Euro (beꢀ bin Euro) manevi tazminat;   (ii) 2.000 Euro (iki bin Euro) mahkeme masrafları.   b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için   yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Baꢀvuranın adil tatmin talebinin kalanının reddine   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 2 Ekim 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Fatoꢀ ARACI   Nicolas BRATZA   Katip Yardımcısı   Baꢀkan   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło