53648/00

WyrokETPCz2005-09-20ECLI:CE:ECHR:2005:0920JUD005364800

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie polityka za krytykę polityki rządu w telewizji, a następnie zawieszenie wykonania kary, stanowiło naruszenie prawa do wolności wypowiedzi (art. 10 Konwencji)?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że interwencja w wolność wypowiedzi skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca uzasadniony cel (ochrona integralności terytorialnej), nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Skarżący, jako polityk, wyrażał krytykę polityki rządu bez nawoływania do przemocy, zbrojnego oporu czy powstania. Trybunał podkreślił, że nawet zawieszenie wykonania kary miało efekt mrożący, ograniczając możliwość swobodnego wyrażania krytyki w debacie publicznej, co jest szczególnie istotne w przypadku polityków.
Stan faktyczny
Skarżący, Veysel Turhan, urodzony w 1968 roku, był przewodniczącym prowincjonalnym Partii Pracy Ludowej w Siirt. 2 czerwca 1998 roku wziął udział w programie telewizyjnym Med-TV, gdzie skrytykował politykę gospodarczą i społeczną rządu w regionie, twierdząc, że "naród kurdyjski" cierpi z powodu polityki asymilacji. Został oskarżony o podżeganie do nienawiści i wrogości oraz o propagandę separatystyczną. 20 kwietnia 1999 roku Diyarbakır DGM skazał go na rok i cztery miesiące więzienia oraz grzywnę, zawieszając wykonanie kary. 2 listopada 1999 roku Diyarbakır DGM, na podstawie nowej ustawy nr 4454, zawiesił postępowanie karne przeciwko skarżącemu.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Odmawia przyznania słusznego zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   VEYSEL TURHAN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:53648/00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Eylül 2005   İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (53648/00) başvuru no’lu davanın   nedeni, bu ülke vatandaşı Veysel Turhan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne   (AİHM) 25 Kasım 1999 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi   uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde İstanbul Barosu avukatlarından   Mesut Beştaş, Meral Beştaş ve Fehmile Kaş tarafından temsil edilmektedir.   AİHM 17 Haziran 2004 tarihinde başvuruyu kısmen kabuledilebilir bulmuştur.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OLAYLAR   doğumlu olan başvuran Siirt’te ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği   dönemde başvuran Halkın Emek Partisi Siirt İl Başkanıdır.   Haziran 1998 tarihinde başvuran yasadışı televizyon kanalı Med-TV’ye canlı yayın   esnasında telefonla katılmıştır.   Milli Güvenlik Konseyi Adalet Bakanlığı’na hitaben yazdığı 1 Temmuz 1998 tarihli   bir yazıyla, başvuranın konuşmasında bölücü propaganda yaptığına kanaat getirerek hakkında   takibat başlatılmasını talep etmiştir.   Eylül 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet   Savcılığı başvuranı halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve   düşmanlığa tahrik etmekle suçlayarak Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesinin 2. ve 3.   fıkraları uyarınca mahkum edilmesini talep etmiştir.   Başvuran Diyarbakır DGM’ye sunduğu savunmasında hakkında yapılan suçlamaları   reddetmiş ve bir siyasi partinin temsilcisi sıfatıyla yalnızca, Devlet tarafından bölgesinde   yürütülen ekonomik ve sosyal politikaları eleştirdiğini belirtmiştir.   Nisan 1999 tarihinde biri asker kökenli olmak üzere üç hakimden oluşan   Diyarbakır DGM heyeti başvuranı bölücü propaganda yapmaktan suçlu bularak, 3713 sayılı   Terörle Mücadele Kanunu’nun 8. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bir yıl dört ay hapis cezası ile   8.266.666.666 TL para cezasına mahkum etmiştir. 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince   Mahkeme cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir.   Eylül 1999 tarihinde ceza davası halen ulusal mahkemelerce görülmekteyken 12   Temmuz 1997 tarihinden önce basın ve yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların   ertelenmesine öngören 4454 sayılı Kanun Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.   Eylül 1999 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin verdiği kararı bozmuş ve   dava dosyasını 4454 sayılı Kanun hükümlerine göre yeniden incelenmek üzere Diyarbakır   DGM’ye geri göndermiştir.   Kasım 1999 tarihinde Diyarbakır DGM 4454 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca   başvurana karşı açılan ceza davası hakkında hüküm vermeyi ertelemiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, hakkında başlatılan takibatın ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğinden   şikayet ederek, AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Davanın tarafları başvurana karşı başlatılan takibatın, kesinleşmiş bir mahkumiyet   olmamasına rağmen, ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasına bir müdahale olarak   inceleneceğinde hemfikirdirler. AİHM bir siyaset adamı olan başvuranın durumu üzerindeki   önemli sonuçları ve aleyhinde verilen yargı kararına eşlik eden erteleme kararı gözönüne   alındığında başka türlü karar vermek için herhangi bir neden görmemiştir. Aslında sözkonusu   erteleme, ilgili kişi erteleme kararının verildiği tarihten itibaren üç yıl içinde kasıtlı olarak   aynı türden bir suç işlemez ise geçerlidir.   Müdahalenin yasa ile öngörülmüş olduğu ve AİHS’nin 10. maddesine göre meşru bir   amaç güttüğüne de –toprak bütünlüğünün korunması– itiraz edilmemiştir (Bkz.,   Yağmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeye   katılmaktadır. Mevcut davada anlaşmazlık sözkonusu müdahalenin “demokratik bir toplumda   gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.   AİHM dava konusu konuşmada kullanılan ifadelere özellikle dikkat edecek ve   incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı   güçlükleri gözönünde bulunduracaktır.   Bu itibarla AİHM, başvuranın bir televizyon programına telefonla katılması nedeniyle   hakkında takibat başlatıldığını gözlemlemiştir. Başvuran bir siyaset adamı olarak, özellikle   sözkonusu bölgede hükümet tarafından yürütülen ekonomik politikayı eleştirmiş ve bölge   halkının nazik durumu ile sorunun siyasi yanını vurgulamıştır. Diğer yandan başvuran “Kürt   halkının” asimilasyon politikasından mağdur olduğunu ileri sürmüştür.   Diyarbakır DGM’ye göre bu eleştiriler bölücü propaganda teşkil etmektedir.   AİHM açısından şurası açıktır ki, başvuran siyaset adamı sıfatıyla, Türk siyasi   yaşamının aktörlerinden biri olarak sahip olduğu rol çerçevesinde ne şiddet kullanmaya ne de   silahlı direnişe veya ayaklanmaya tahrik etmeden kendisini ifade etmiştir. Öte yandan AİHM   daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da incelemiş ve   AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle İbrahim Aksoy-   Türkiye kararı, § 80).   Dahası başvuranın yararlandığı erteleme, faaliyetlerini kısmen sansür edecek ve halka   açık bir tartışmada yeri olan ve varlığı inkar edilemeyen bir eleştiriyi açıkça dile   getirebilmesini büyük ölçüde kısıtlayacak niteliktedir (bkz., Hertel-İsviçre, 25 Ağustos 1998,   Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-VI, ss. 2331-2332, § 50 ve Erdoğdu-Türkiye, no:   25723/94, § 72, CEDH 2000-VI) .   Sonuç olarak AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   Başvurana hitaben yazılmış 21 Haziran 2004 tarihli bir mektupla, AİHS’nin 41.   maddesine göre yapılacak tüm adil tazmin taleplerinin esas hakkında yazılı görüşlerde   belirtilmesi gerektiğini öngören AİHM İç Tüzüğü’nün 60. maddesine dikkat çekilmesine   rağmen, kabuledilebilirlik kararının ardından başvuran tarafından herhangi bir adil tazmin   talebinde bulunulmamıştır. Dolayısıyla kabuledilebilirlik kararı ile birlikte gönderilen   mektupta belirtilen süreler içinde cevap gelmediğinden AİHM, AİHS’nin 41. maddesi   kapsamındaki tazminatın ödenmesine gerek olmadığına karar vermiştir (Willekens-Belçika,   no: 50859/99, § 27, 24 Nisan 2003, ve Palenik-Çek Cumhuriyeti, no: 64737/01, § 31, 21   Haziran 2005).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 20 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło