53916/00
WyrokETPCz2005-09-27ECLI:CE:ECHR:2005:0927JUD005391600
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie za propagandę separatystyczną naruszyło prawo do wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji, oraz czy długość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skazanie skarżącej za artykuł polityczny stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w jej wolność wyrażania opinii, ponieważ treść artykułu, choć odnosiła się do 'walki' czy 'wojny o narodowe wyzwolenie Kurdystanu', nie nawoływała do przemocy, zbrojnego oporu ani nienawiści. Uzasadnienie sądów krajowych było niewystarczające, a zawieszona kara miała efekt mrożący na działalność dziennikarską. W kwestii przewlekłości postępowania, Trybunał stwierdził, że choć pierwsza faza była akceptowalna, druga faza, trwająca ponad trzy lata, była nieuzasadniona, zwłaszcza w kontekście opóźnień w Sądzie Kasacyjnym i braku szczególnej złożoności sprawy.Stan faktyczny
Aslı Güneş, urodzona w 1971 roku, mieszkanka Stambułu, była redaktorem politycznego magazynu „Hedef”. W marcu 1992 roku współpodpisała artykuł „Nie chcemy nowych masakr i Halabji, nie dla wiosennej ofensywy” w dodatku do magazynu „Emeğin Bayrağı”. Została oskarżona o propagandę separatystyczną przeciwko integralności państwa tureckiego na podstawie art. 8 § 1 ustawy nr 3713 o zwalczaniu terroryzmu. Skazana w 1994 roku na dwa lata więzienia i grzywnę, wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny w 1995 roku. Po zmianach legislacyjnych w 1995 roku, została ponownie skazana na rok i cztery miesiące więzienia oraz wyższą grzywnę, co również zostało utrzymane w mocy w 1999 roku. Ostatecznie, w 1999 roku, na mocy ustawy nr 4454, jej wyrok został zawieszony na trzy lata, a w 2003 roku, po upływie tego okresu bez popełnienia przestępstwa, skazanie zostało uchylone, a sprawa karna umorzona.Rozstrzygnięcie
Trybunał, stosunkiem głosów sześć do jednego, stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Trybunał, jednogłośnie, stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania karnego. Trybunał zasądza skarżącej 6 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Trybunał zasądza skarżącej 2 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, pomniejszone o 701 EUR pomocy prawnej udzielonej przez Radę Europy. Trybunał oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ASLI GÜNEŞ- TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:53916/00)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG Eylül 2005
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 53916/00 başvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke
vatandaşı Aslı Güneş’in (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 22 Ekim tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34.maddesi uyarınca yapmış
olduğu başvurudur.
Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde İstanbul Barosu avukatlarından G.
Tuncer tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. Davanın Koşulları
doğumlu başvuran İstanbul’da ikamet etmektedir. Olayların geçtiği sırada Hedef
adlı aylık siyasi derginin yazı işleri müdürlüğünü yapmaktadır.
Başvuran, Hedef adlı siyasi derginin yazı işleri müdürü olarak 15 günde bir
yayımlanan Emeğin Bayrağı isimli derginin 1992 yılı Mart ayında özel ekinde yayımlanan
“Yeni dersimler ve Halepçeler İstemiyoruz, Bahar saldırısına hayır” başlıklı bir makaleye
ortaklaşa imza atmıştır. Temmuz 1992 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Başsavcısı başvuranı, Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı bölücülük propagandası yapmak
suçu ile itham ederek, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8 § 1 maddesi uyarınca
başvuranın mahkumiyetini talep etmiştir. Haziran 1994 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi dava konusu
makalenin bölücülük propagandasından oluştuğunu belirtmiş ve başvuranı 3713 Sayılı Terörle
Mücadele Yasasının 8 § 1 maddesine dayanarak iki yıl hapis ve 50.000.000 T.L para cezasına
çarptırmıştır. Eylül 1995 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8 § 1 maddesinde değişiklik öngören 30
Ekim 1995 tarihli ve 4126 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinin ardından başvuran yeniden
yargılanma hakkından istifade etmiştir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 8 Aralık 1995 tarihinde davayı yeniden ele almış,
mahkemeye sunulan deliller ışığında sözkonusu makalenin içeriği bakımından, AİHS’nin 10
§ 2 maddesinde belirtilen ifade özgürlüğünün uygulanması çerçevesinde sınırları aştığı
kanaatine varmıştır ve bu makaleyi Devletin bölünmez bütünlüğüne karşı bölücülük
propagandası yapmakla nitelendirmiştir. 3713 Sayılı Terörle Mücadele Yasasının 8 § 1
maddesi hükümlerinin yeniden uygulanması ışığında, DGM başvuranı bir yıl dört ay hapis ve
133.333.333 T.L para cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay 27 Nisan 1999 tarihinde bu kararı onamıştır. Eylül 1999 tarihinde, 4454 Sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin
Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanununun yürürlüğe girmesinin ardından üç sivil
hakimden oluşan DGM, başvuranın mahkumiyetinin üç yıllığına ertelendiğini ilan etmiştir. Ekim 1999 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Savcısı, mahkumiyetin kaldırıldığını
İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bildirmiş ve başvuranın adına çıkarılan tutuklama emrinin
yürürlüğe girmeksizin çekilmesini talep etmiştir. Temmuz 2003 tarihinde, DGM, başvuranın üç yıl boyunca hiçbir suç işlemediği
tespitine istinaden mahkumiyetinin kaldırılmasına ve ceza davasının düşürülmesine
hükmetmiştir. Böylelikle ilgilinin adli sicil kaydı silinmiş ve hakkında verilen kısıtlamalar
ortadan kalkmıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, mahkumiyet kararının ifade ve düşünce özgürlüğüne yönelik bir ihlal
oluşturduğunu iddia etmektedir. AİHS’nin 10. maddesine gönderme yapmaktadır.
Hükümet, başvuranın mahkumiyetinin, başvuranın imzasıyla yayınlanan ifadelerin
önemi bakımından doğrulandığını desteklemektedir. Bu ifadeler Türkiye’nin güneydoğu
bölgesini Kürdistan olarak nitelendirerek, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün bölünmesi
taraftarlığını yapmaktaydı. Böylece başvuranın hasmane bir tutum içinde, ırkçı ve provokatör
ifadeleriyle özellikle PKK’nın terörist eylemlerini destekler bir biçimde halk arasında
huzursuzluk ve korku yaratarak Kürt kökenli vatandaşlara silahlı mücadelede bulunmaları
yönünde çağrıda bulunduğunu ifade etmiştir. Buradan başvuranın basında entelektüel bir
şahsiyet oluşunun dava konusu sözlerinin önemini artıracak nitelikte olduğu sonucunu
çıkarmaktadır.
Hükümet son olarak, 4454 sayılı Kanunun 1. maddesinin uygulanmasına istinaden
başvuranın cezasının kaldırılmasının Sözleşmenin öngördüğü orantılılık hükmünün yerine
getirilmesi olarak kaydedilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Başvuran görüş bildirmemiştir.
AİHM, sözkonusu mahkumiyetin, Sözleşmenin 10 § 1. maddesiyle korunan
başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil ettiği konusunda taraflar arasında
tartışmaya yer vermediğini belirtmektedir. Ayrıca müdahalenin kanun tarafından öngörüldüğü
ve Sözleşmenin 10 § 2. maddesi uyarınca toprak bütünlüğünün korunması yönünde siyasi bir
amaç taşıdığı konusu reddedilmemektedir ( Bkz. Yagmurdereli-Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4
Haziran 2002). AİHM bu saptamayı onaylamıştır. Buna karşın anlaşmazlık müdahalenin
“ demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna dayanmaktadır.
AİHM, dava konusu makalede kullanılan ifadelere ve yayınlandığı sıradaki duruma
ayrı bir özen gösterecektir. Bu açıdan incelemesine sunulan olayların neden olduğu sonuçları
ve özellikle de terörle mücadeleye bağlı olarak oluşan zorlukları gözönüne almaktadır.
Dava konusu makale, gerek içeriği gerekse kullanılan ifadeler bakımından siyasi bir
konuşma metni şekli taşımaktadır. Sözkonusu makalede imzası bulunan başvuran, özetle
“ Kürt halkı özgürleşmediği sürece Türk halkı da özgürleşemeyecektir” fikrini savunmaktadır.
Bunun yanı sıra , askeri operasyonların “sosyal ve sendikal hak ve özgürlükler” e etki
edebileceği fikrine kamuoyunun dikkatini çekmiş ve “geleceğin temsilcisi olarak, Kürtlerin
geleceğini karartacak olan Türk orduları bünyesinde mücadele etmeyi reddedelim” yönünde
çağrıda bulunmuştur.
AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin sözkonusu makalenin Türk Devletinin toprak
bütünlüğüne zarar vermeyi amaçlayan ifadeler içerdiğini kabul ettiğini kaydetmektedir.
AİHM, iç merciler tarafından sunulan gerekçeleri dikkatlice incelemiştir ve bu
gerekçelerin başvuranın ifade özgürlüğüne ilişkin hakkına müdahalede bulunmak için başlı
başına yeterli olduklarının değerlendirilemeyeceğini düşünmektedir ( Bkz. mutatis mutandis
mutandis, Sürek- Türkiye (no: 4) [GC], no: 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). AİHM şayet
makale “mücadele” ye ya da “ Kürdistan’ın milli kurtuluşu için savaş”a göndermede
bulunuyorsa da buna karşın şiddetin kullanılmasını, silahlı direnişi ve ayaklanmayı teşvik
etmemektedir ve kendileri için değerlendirilmeye alınacak temel unsur niteliğinde olan
düşmanlığa dayalı bir konuşma söz konusu değildir. Ayrıca AİHM daha önce mevcut
davadakine benzer sorunları dile getiren başka davaları incelediğini ve AİHS’nin 10.
maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini hatırlatmaktadır ( Bkz.diğerleri arasında, İbrahim
Aksoy, adıgeçen, § 80, ve Kızılyaprak-Türkiye, no:27528/95, § 43, 2 Ekim 2003). AİHM
mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı şekilde
sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir.
Diğer yandan, gazeteci olan başvuranın faydalandığı cezai infazın ertelenmesi,
ertelenme dönemi sırasında faaliyetlerini kısmen sansürlemiş ve kamuya açık tartışma
alanında var olan ve varlığı inkar edilemeyecek bir eleştiriyi açıkça anlatmasını büyük ölçüde
sınırlamıştır ( Bkz. Hertel- İsviçre, 25 Ağustos 1998 tarihli karar, Hüküm ve kararların
derlemesi 1998-VI, ss. 2331-2332, § 50, ve Erdoğdu-Türkiye, no: 25723/94, § 72, CEDH
2000-VI).
Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, yargılama sürecinin AİHS’nin 6§1 maddesinde belirtilen “makul süre”
ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.
Hükümet, mevcut durumlar göz önüne alındığında AİHS ve AİHM’nin içtihatları
bakımından yargılama sürecinin makul olmadığının değerlendirilemeyeceğini düşünmektedir.
AİHM, bir davanın süresinin makul olup olmadığının, içtihatlarında benimsenen
kriterler, özellikle davanın karmaşıklığı ve başvuran ile yetkili makamların tutumları dikkate
alınarak değerlendirildiğini hatırlatır.
AİHM, başvuranın aleyhine başlatılan ve yaklaşık altı yıl yedi ay süren ceza
yargılamasının iki safhada gerçekleştiğini ve her ikisinin de ayrı ayrı değerlendirilmesi
gerektiğini gözlemlemektedir.
Dava konusu yargılamanın ilk safhası başvuranın itham edildiği 27 Temmuz 1992
tarihinde başlamış ve Yargıtay’ın kararını verdiği 27 Eylül 1995 tarihinde sona ermiştir.
Yaklaşık üç yıl sekiz aylık bu süre eleştiriye mahal vermemektedir.
İkinci safha için aynı şey söz konusu olmamaktadır. 8 Aralık 1995 tarihli 3713 sayılı
Terörle Mücadele Yasasını 8 § 1 maddesine ilişkin düzeltme yapılmasının ardından
başvuranın davası yeniden açılmıştır. Söz konusu ikinci yargılama Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin 8 Aralık 1995 tarihli kararı ile başlamış ve Yargıtay’ın ilk derece mahkemesi
kararını onadığı tarih olan 27 Nisan 1999 tarihinde son bulmuştur. Bu ikinci safhada
Yargıtay’ın bir karara varması için üç yıl dört ay süre gerektiğini belirtmek gerekmektedir,
halbuki bu ikinci safha yalnızca yeni kanuni düzenlemelerin uygulanması amacını
taşımaktaydı.
Yargılamanın toplam süresi, özellikle de ikinci safhası sırasında Yargıtay’daki süresi
ve özel bir karmaşıklık arz etmeyen konusu göz önüne alındığında AİHM, AİHS’nin 6 § 1
maddesinde belirtilen “makul süre” nin ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla bu hüküm ihlal edilmiştir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran açıklama yapmadan 4.000 Euro değerinde maddi zarara uğradığını iddia
etmektedir. Ayrıca 13.000 değerinde manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu iddiaları reddetmektedir.
İddia edilen maddi zarar konusunda, AİHM iddia edilen zararla Sözleşme’nin 6. ve 10.
maddelerinin ihlal edilmesinin tespiti arasında nedensellik bağı kurulamayacağını
düşünmektedir. Bu nedenle bu talebi reddetmektedir.
Manevi zarara ilişkin olarak, AİHM, ilgili kişinin soruşturmalardan, yargılama süresi
ve kovuşturmalarla birlikte, erteleme döneminin sonunda mahkumiyet kararının ve ilgilinin
adli sicil kaydının silinmesi ve buna bağlı yasakların kaldırılması dışında, itham edildiği
mahkumiyet kararından dolayı karmaşalar yaşamış olabileceğini gözlemlemektedir. AİHM
hakkaniyete uygun olarak AİHS’nin 41. maddesi uyarınca başvurana 6.000 Euro verilmesine
karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran, yerel mahkemeler ve AİHM nezdinde yapılan masraf ve harcamalar için
3.000 Euro (üç bin) talepte bulunmaktadır.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM tüm
masraflarla birlikte başvurana 2.500 Euro (iki bin beş yüz) ödenmesini ve ödeme yapılırken
bu meblağdan Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 701 Euro (yedi yüz bir) tutarındaki adli
yardımın düşürülmesini makul bulmaktadır.
C. Gecikme faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük
bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE ,
1. Bire karşı altı oyla, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
2. Oybirliği ile ceza yargılamasının süresi nedeniyle AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal
edildiğine;
3. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet
tarafından başvurana,
i. manevi tazminat için 6.000 (altı bin) Euro ödenmesine;
ii. Avrupa Konseyi tarafından verilen 701 (yedi yüz bir) Euro tutarındaki adli
yardım düşüldükten sonra masraf ve harcamalar için 2 500 (iki bin beş yüz) Euro
ödemesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
b) söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz
oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi ödenmesine;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3
maddesine uygun olarak 27 Eylül 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
Mevcut karar ekinde AİHS’nin 45§ 2 ve iç tüzüğünün 74§ 2 maddelerine uygun olarak
Sn.Türmen’nin muhalefet şerhi yer almaktadır.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło