54040/00

WyrokETPCz2005-05-24ECLI:CE:ECHR:2005:0524JUD005404000

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy niewykonanie prawomocnego orzeczenia sądowego dotyczącego wypłaty dodatkowego odszkodowania za wywłaszczenie oraz niewystarczające odsetki za zwłokę naruszyły prawo do rzetelnego procesu i prawo do poszanowania mienia?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że prawo dostępu do sądu, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji, staje się iluzoryczne, jeśli prawomocne orzeczenia sądowe nie są wykonywane. Stwierdził, że państwo ponosi odpowiedzialność za niewykonanie orzeczenia przez organy krajowe, a opóźnienie w wykonaniu (od 1994 r.) było nadmierne. W odniesieniu do art. 1 Protokołu nr 1, Trybunał uznał niewypłacenie odszkodowania za ingerencję w prawo własności, która była arbitralna i niezgodna z zasadą legalności, co wykluczyło możliwość oceny zachowania sprawiedliwej równowagi między interesem publicznym a prawami jednostki.
Stan faktyczny
W 1988 roku nieruchomość skarżącego została wywłaszczona przez Generalną Dyrekcję Robót Wodnych. Po sporze dotyczącym wysokości odszkodowania, sąd krajowy w 1994 roku prawomocnie zasądził na rzecz skarżącego dodatkowe odszkodowanie wraz z odsetkami. Pomimo wielokrotnych prób egzekucji przez skarżącego, odszkodowanie nie zostało wypłacone przez organy państwowe. Rząd twierdził, że środki były dostępne na koncie bankowym, ale skarżący nie zwrócił się bezpośrednio do administracji o ich wypłatę.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. 4. Zasądził na rzecz skarżącego 4 521 EUR tytułem szkody majątkowej, 2 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 5. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   TUNÇ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 54040 /00)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Mayıs 2005   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (54040/00) başvuru no’lu davanın   nedeni bu ülke vatandaşı olan Abdurrahman Tunç’un (başvuran) 15 Aralık 1999 tarihinde   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS)   34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran AİHM önünde Diyarbakır Barosu   avukatlarından S. Çınar tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. Davanın koşulları   Başvuran Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   Ağustos 1988 tarihinde Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (İdare), Çınar’da   başvurana ait bir gayrimenkulü kamulaştırma kararı almış, sözkonusu karar 4 Haziran 1991   tarihinde başvurana bildirilmiştir.   Ocak 1991 tarihinde İdarenin bilirkişi heyeti tarafından tespit edilen kamulaştırma   bedeli, başvuranın adına bir banka hesabına yatırılmıştır.   İdare tarafından belirlenen tutar üzerinde anlaşmazlık doğunca başvuran, Çınar Asliye   Hukuk Mahkemesi’ne kamulaştırma bedelinin artırılması talebiyle başvuruda bulunmuştur.   Mayıs 1993 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi talebi kabul etmiştir.   Yargıtay 11 Kasım 1993 tarihinde ilk derece mahkemesinin verdiği kararı bozarak,   yeniden ekspertiz yapılması için dava dosyasını geri göndermiştir.   Ocak 1994 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi Yargıtay kararına uygun olarak,   davayı başvuranın lehine sonuçlandırmış ve İdare’yi 4 Temmuz 1991 tarihinden itibaren   işlemek üzere yasal gecikme faizleri ile birlikte 48.095.750 TL ek tazminat ödemeye mahkum   etmiştir. Bu karar Yargıtay tarafından onanmıştır.   yılında başvuranın talebi üzerine Diyarbakır İcra Dairesi, İdareye ödeme emri   göndermiş, fakat sonuç alınamamıştır.   Başvuran bir kez daha İcra Dairesi’ne başvurmuş ve 25 Haziran 1999 tarihinde   İdareye ödeme emri gönderilmiştir.   Aralık 1999 tarihinde İcra Dairesi, borçlu İdare tarafından hiçbir ödeme   yapılmadığına dair belge düzenlemiştir.   HUKUK AÇISINDAN   I. Kabuledilebilirlik Hakkında   Başvuran ek kamulaştırma bedelinin ödememesinden ve gecikme faizi oranlarının,   enflasyon oranları karşısında yetersiz kalmasından şikayet etmekte olup, bu itibarla 1 No’lu   Ek Protokol’ün 1. maddesi ile AİHS’nin 6§1 maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet, Borçlar Kanunu’nun 105. maddesiyle sağlanan hukuki yol başvuran   tarafından doğru bir biçimde kullanmadığı için, ilgili kişinin, AİHS’nin 35. maddesinde şart   koşulduğu gibi iç hukuk yollarını tüketmediği gerekçesiyle, AİHM’den başvuruyu   reddetmesini talep etmektedir. Hükümete göre şayet ilgili kişi, gecikme faizleriyle telafi   edilenin ötesinde bir zararı olduğunu ortaya koymuş olsaydı, iddia edilen kayıpların tazmini   mümkün olabilirdi.   AİHM benzer bir itirazı Aka-Türkiye (adıgeçen karar, §§34-37) reddettiğini   hatırlatarak, önceki kararından ayrılmasını gerektirecek hiçbir gerekçe görmediğini,   dolayısıyla Hükümetin itirazını reddettiğini belirtir.   AİHM, içtihatlarından doğan kriterler ışığında ve elindeki mevcut unsurların tümü   gözönüne alındığında, başvurunun esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmıştır. AİHM   başvuruda bunun dışında hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi ile karşılaşılmadığını tespit   etmiştir.   II. Esas Hakkında   A. AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlali hakkında   Başvuran, İdareyi ek kamulaştırma bedeli ödemeye mahkum eden yargı kararının   uygulanmadığından yakınarak, AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.   Hükümet ek tazminat tutarının, İdarede bekletilen bir banka hesabına aktarıldığını ve   Aralık 1995 tarihinden beri başvurana ödenmek üzere hazır tutulduğunu belirtmektedir.   Başvuran tarafından İdare’ye bu yönde bir talep iletilmediğinden, sözkonusu tazminat tutarı   kendisine ödenmemiştir. Hükümet bu durumun, İdarenin yargı kararını yerine getirmediği   şeklinde yorumlanamayacağını savunmaktadır.   Başvuran bu sava karşı çıkarak, İdareye karşı bir çok kez icra takibi başlattığını fakat   borçlunun, İcra Dairesi’ne herhangi bir ödeme yapmadığını belirtmektedir.   AİHM, bir Sözleşmeci Devlet’in iç hukuk düzeninin, nihai ve zorunlu bir yargı   kararının bir tarafın aleyhine olacak şekilde işlevsiz kalmasına izin vermesi halinde, AİHS’nin   6§1 maddesiyle güvence altına alınan mahkemeye erişme hakkının aldatıcı olduğunu hatırlatır.   Hangi mahkeme tarafından verilmiş olursa olsun, bir hükmün veya kararın uygulanması,   Sözleşme’nin 6. maddesine göre “dava”nın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilebilir   (Hornsby-Yunanistan, 19 Mart 1997 tarihli karar, Derleme 1997-II, s. 510, § 40).   İlgili merciler bir yargı kararının uygulanmasıyla görevlendirildikleri fakat bunu   yerine getirmedikleri takdirde, sözkonusu ihmalkârlık AİHS’nin 6§1 maddesi kapsamında   Devletin sorumluluğunu gündeme getirir (Bkz., Scollo-İtalya, 28 Eylül 1995 tarihli karar, A   serisi no: 315-C, s. 5544 ve Fociac-Romanya, no: 2577/02, § 68, 3 Şubat 2005).   AİHM mevcut davada, başvurana ait bir arazinin kamulaştırılmasını takiben,   mahkemenin, kamulaştırmayı yapan İdare tarafından başvurana ek tazminat ödenmesi   yönünde karar verdiğini kaydeder. 13 Nisan 1994 tarihli Yargıtay kararıyla kesinleşen   sözkonusu karar henüz uygulanmamış durumdadır. Şurası bir gerçektir ki yetkili merciler   sözkonusu kararı uygulamaya koymak için en uygun yolları seçmek amacıyla makul bir   süreden yararlanabilirler (Hornsby, adıgeçen karar, § 43). Buna karşılık AİHM, bu kararın   yürütülmesi için 1994’ten bu yana geçen zamanın aşırı olduğunu düşünmektedir.   Hükümetin savunmasına gelince AİHM, demokratik bir toplumun temel ilkelerinden   biri olan hukukun üstünlüğü ilkesinin, Sözleşme’nin tüm maddelerinin özünde bulunduğunu   (Bkz., Belvedere Alberghiera-İtalya, no: 31524/96, § 63. CEDH 2000-VI, ve Amuur-Fransa,   Haziran 1996 tarihli karar, Derleme 1996-III, s. 850-851, § 50) ve Devletin veya bir Devlet   merciinin, aleyhlerine verilen karar ve hükümlere uymakla yükümlü olduklarını ifade ettiğini   hatırlatır (bkz., mutatis mutandis, Hornsby, adıgeçen karar, § 41). Sonuç olarak İcra   Dairesi’nde bir çok kez girişimlerde bulunan başvuran, sözkonusu ödemenin yapılması için   İdareye başvurmamış olmakla eleştirilemez. Dahası Hükümet, İdarenin başvurana sözkonusu   tazminatı yapmaya hazır olduğunu bildirdiğini ortaya koymamıştır. 20 Aralık 1995 tarihinden   itibaren ödemeyi gerçekleştirmek için gereken bütçeye sahip olan borçlu İdarenin harekete   geçmeyişi, herhangi bir biçimde makul olarak açıklanamamıştır.   Ulusal makamlar 1994 yılından bu yana, kesinleşmiş bir yargı kararına uygun   davranmak için gereken önlemleri almaktan kaçınarak, AİHS’nin 6§1 maddesinin   hükümlerini her türlü yararlı sonucundan yoksun bırakmıştır.   Sonuç olarak AİHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmiştir.   B. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlali hakkında   Başvuran bir yandan, İdareyi kendisine ek tazminat ödemeye mahkum eden mahkeme   kararının uygulanmamasından dolayı mülkiyet kaybına uğradığından şikayetçi olmakta, diğer   yandan ise gecikme faizinin, enflasyon oranı ile karşılaştırıldığında yetersiz kalmasından   ötürü sözkonusu tazminatın daha da değer kaybettiğinden yakınmaktadır. Bu itibarla   başvuran1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu sava karşı çıkmakta ve İdarede bekletilen bir hesaba aktarılan ek tazminat   tutarının, ilgili kişinin İdareden bu yönde bir talebi olmadığı için ödenmeden kaldığını   belirtmektedir.   Başvuran icra usullerinin de sonuçsuz kaldığını ve sözkonusu tazminatı almak için   başka hiçbir yolunun kalmadığını ileri sürmektedir.   AİHM, arazisi kamulaştırılan başvuranın, kendisine ek tazminat ödenmesi yönünde   karar veren Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki davayı kazandığını gözlemlemektedir. Bu   hüküm Yargıtay’ın 13 Nisan 1994 tarihli kararıyla kesinleşmesine karşın, kamulaştırmayı   yapan İdare bu kararı uygulamaya koymak üzere bu güne kadar hiçbir ödeme yapmamıştır.   Dolayısıyla bu koşullar, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ilk cümlesinde belirtildiği   şekliyle başvuranın mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale olarak değerlendirilmelidir.   Hükümet’in savunması konusunda ise AİHM, yukarıda bu hususa ilişkin paragraftaki   genel düşünme biçimine gönderme yapmakta ve başvuranın İcra Dairesi’ne başvurmakla,   sözkonusu ödemenin yapılması için yeterince özenli davrandığı kanaatinde olduğunu   belirtmektedir.   AİHM, 1994 yılından bu yana İdarenin ek tazminatı ödemeyişinin, ulusal mevzuatta   kamulaştırma sonrası tazminat için öngörülen usul ve biçimler çerçevesine dahil   edilemeyeceği kanaatindedir (Karşılaştırınız, Lithgow ve diğerleri-Birleşik Krallık, 8 Temmuz   tarihli karar, A serisi no: 102, s. 50, § 120; Akkuş, adıgeçen karar, § 27).   AİHM, içtihatlarına gönderme yaparak, toplumun genel yararının gerektirdikleri ile   bireyin temel haklarının korunmasının getirdiği zorunluluklar arasında adil bir dengenin   korunup korunmadığının araştırılması zorunluluğunun (Sporrong ve Lönnroth-İsveç, 23 Eylül   tarihli karar, A serisi no: 52, s. 26, § 69) ancak dava konusu müdahale, yasallık ilkesine   uyduğu ve keyfi olmadığında ortaya çıkabileceğini hatırlatır (Iatridis-Yunanistan [GC], no:   31107/96, § 58, CEDH 1999-II).   AİHM, sözkonusu müdahalenin geçerli hiçbir haklı gerekçeye dayanmadığını,   dolayısıyla keyfi ve yasallık ilkesini ihlal eder nitelikte olduğunu ortaya koyar. Bu sonuç,   toplumun genel yararının gerektirdikleri ile bireyin temel haklarının korunmasının getirdiği   zorunluluklar arasında adil bir dengenin korunup korunmadığının araştırılması gereğini   ortadan kaldırmaktadır (Iatridis-Yunanistan adıgeçen karar, § 62 ve Karahalios-Yunanistan,   no: 62503/00, § 35, 11 Aralık 2003).   Başvuranın gecikme faizi oranlarının yetersiz olduğu şikayetine gelince, AİHM bunun   bir önceki şikayetin içinde değerlendirilebileceği kanaatine varmıştır.   Sonuç olarak 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Maddi ve Manevi Tazminat   Başvuran 25.657 Amerikan Doları (USD) (yaklaşık 19.869 Euro) değerinde maddi,   5.000 USD (yaklaşık 3.872 Euro) değerinde ise manevi zarara uğradığını iddia etmektedir.   Hükümet talep edilen miktarların aşırı olduğunu ve gerçekten maruz kalınan zararı   temsil etmediğini iddia etmektedir.   AİHM başvuranın maruz kaldığı maddi kaybın, Yargıtay kararının verildiği tarihte   almış olması gereken tutara denk düştüğü kanısındadır. Diğer yandan Mahkeme, 1994   yılından bu yana enflasyona bağlı olarak parada meydana gelen değer kaybını göz önüne   alarak, bunun yeniden düzenlenmesi gerektiğini ortaya koymakta ve içtihatlarında (Aka,   adıgeçen karar, §25) benimsediği ilkeye gönderme yapmaktadır. Buna göre Türkiye’deki   enflasyon oranları, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından yayınlanan fiyat endeksleri   listelerinde belirtildiği şekliyle kabul edilmektedir. İlgili ekonomik veriler ışığında AİHM   kendi hesaplamasını yaparak, başvurana maddi tazminat olarak 4.521 (dörtbin beşyüz   yirmibir) Euro verilmesine karar vermiştir.   AİHM diğer yandan, İdare tarafından ek tazminatın ödenmemesinin yarattığı   belirsizliğe bağlı olarak başvuranın manevi zarara uğradığı kanaatinde olup, ilgili kişiye   hakkaniyete uygun olarak 2.000 (iki bin) Euro değerinde manevi tazminat ödenmesine karar   vermiştir.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuran, AİHM ve yerel mahkemeler nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar için   1.650 Euro tazminat talebinde bulunmaktadır.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM,   başvuranlara tüm masraflarla birlikte 1.000 (bin) Euro ödenmesinin makul olduğuna kanaat   getirmiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3   oranında gecikme faizi uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AİHS’nin 44§2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere   Savunmacı Devlet tarafından başvurana:   i. maddi tazminat olarak 4.521 (dörtbin beşyüz yirmibir) Euro ödenmesine,   ii. manevi tazminat olarak 2.000 (ikibin) Euro ödenmesine;   iii. masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;   iv. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin,   Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına   eşit oranda basit faizi uygulamasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 24 Mayıs 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło