54169/00

WyrokETPCz2008-01-08ECLI:CE:ECHR:2008:0108JUD005416900

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zaginięcie osoby po zatrzymaniu przez funkcjonariuszy państwowych, brak skutecznego śledztwa w tej sprawie oraz cierpienie bliskich z powodu niepewności co do losu zaginionego naruszają prawo do życia (art. 2), zakaz nieludzkiego traktowania (art. 3) i prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo tureckie jest odpowiedzialne za zaginięcie i domniemaną śmierć Mehmeta Özdemira, ponieważ został on zatrzymany przez funkcjonariuszy państwowych, a władze nie przedstawiły wiarygodnego wyjaśnienia jego losu. Zastosowano standard "poza wszelką wątpliwość", opierając się na silnych poszlakach, takich jak wcześniejsze zatrzymania, stempel na petycji wskazujący na zatrzymanie oraz spójność relacji skarżącej. Trybunał stwierdził również, że śledztwo krajowe w sprawie zaginięcia było rażąco nieskuteczne, charakteryzując się brakiem działań w celu identyfikacji świadków i wyjaśnienia sprzecznych informacji. Cierpienie skarżącej, wynikające z ponad dziesięcioletniej niepewności co do losu męża i braku rzetelnej odpowiedzi ze strony władz, zostało uznane za nieludzkie traktowanie. Ponadto, niepotwierdzone zatrzymanie i brak odpowiednich rejestrów naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego.
Stan faktyczny
Skarżąca Enzile Özdemir, mieszkanka Diyarbakır, złożyła skargę w związku z zaginięciem jej męża, Mehmeta Özdemira, w dniu 26 grudnia 1997 roku. Mąż skarżącej, członek partii HADEP, został według świadka zabrany z kawiarni przez dwóch uzbrojonych mężczyzn w cywilnych ubraniach i siłą wciągnięty do taksówki. Wcześniej był wielokrotnie zatrzymywany i oskarżany o powiązania z PKK, a także twierdził, że był torturowany. Pomimo petycji skarżącej i początkowego potwierdzenia zatrzymania przez władze (stempel na dokumencie), później zaprzeczono, że Mehmet Özdemir był w areszcie. Od czasu zaginięcia nie było o nim żadnych wieści.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził, że rząd pozwany jest odpowiedzialny za zaginięcie i prawdopodobną śmierć męża skarżącej, co stanowi naruszenie art. 2 Konwencji. 3. Stwierdził naruszenie art. 2 Konwencji z powodu braku skutecznego śledztwa w sprawie okoliczności zaginięcia męża skarżącej. 4. Stwierdził brak naruszenia art. 3 Konwencji w odniesieniu do zarzutów dotyczących złego traktowania męża skarżącej podczas zatrzymania. 5. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do skarżącej. 6. Stwierdził naruszenie art. 5 Konwencji w odniesieniu do męża skarżącej. 7. Uznał, że nie jest konieczne odrębne rozpatrywanie skargi skarżącej na podstawie art. 13 Konwencji. 8. Stwierdził brak naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 2, 3, 5, 6 i 13. 9. Zasądził na rzecz skarżącej: 40 000 EUR tytułem szkody majątkowej; 23 500 EUR tytułem szkody niemajątkowej; 2 176 EUR tytułem kosztów i wydatków; odsetki za zwłokę. 10. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   DÖRDÜNCÜ DAĐRE   ENZĐLE ÖZDEMĐR – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 54169/00)   KARAR   STRAZBURG   Ocak 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 54169/00 no’lu davanın nedeni, T.C.   vatandaꢀı Enzile Özdemir’in (baꢀvuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 7 Eylül 1999   tarihinde, Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu   avukatlarından R. Yalçındağ, A. Demirtaꢀ ve S. Demirtaꢀ tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1953 doğumludur ve Diyarbakır’ın Bağıvar köyünde ikamet etmektedir.   A. Olayların evveliyatı   Baꢀvuran ile eꢀi Mehmet Özdemir, Diyarbakır’ın Bağıvar köyünde ikamet   etmekteydiler. Sekiz çocukları vardır. Baꢀvuran, sözkonusu zamanda, eꢀinin HADEP (Halkın   Demokrasi Partisi) üyesi olduğunu ileri sürmektedir.   yılında, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, Mehmet Özdemir’i yasadıꢀı   silahlı bir örgüte (PKK) yardım ve yataklık etme suçlarından yargılamıꢀ ve beraat ettirmiꢀtir.   Mehmet Özdemir, 5 Ağustos 1997 tarihinde yakalanmıꢀ ve tutuksuz yargılanmak   üzere serbest bırakıldığı 9 Ağustos 1997 tarihine kadar gözaltında tutulmuꢀtur. Yasadıꢀı   silahlı bir örgüte yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle baꢀvuran aleyhinde cezai takibat   baꢀlatılmıꢀtır. Bu cezai takibat, 23 Ocak 1998 tarihinde Mehmet Özdemir’in beraat etmesiyle   son bulmuꢀtur.   Baꢀvuran, kaybolmadan önce eꢀinin güvenlik güçleri tarafından taciz edildiğini iddia   etmiꢀtir. Baꢀvuran, bu bağlamda, eꢀinin birkaç kez yakalandığını ve ciddi iꢀkenceye maruz   bırakıldığını ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran, ayrıca, eꢀinin kaybolmasından yaklaꢀık yirmi gün önce, güvenlik güçleri   tarafından evine baskın yapıldığını iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran, bu olaydan sonra, eꢀinin   Diyarbakır’daki akrabalarıyla kalmak üzere on beꢀ gün için evden ayrıldığını ileri sürmüꢀtür.   Ancak, daha sonra, eꢀinin bu süre içerisinde yeniden yakalandığını, sorgulandığını ve serbest   bırakıldığını öğrenmiꢀtir. Baꢀvuran, eꢀinin her gün nerede olduğunu bildirmesi için bir polis   memurundan talimat aldığını kendisine anlattığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, eꢀinin kendisine   verilen numarayı iki kere aradığını, ancak kimsenin cevap vermediğini iddia etmiꢀtir.   B. Baꢀvuranın eꢀinin kaybolması   Baꢀvuran, eꢀinin kaçırılmasına tanık olmamıꢀtır. Bir görgü tanığı, 26 Aralık 1997   tarihinde, sivil kıyafetler içinde telsizli ve silahlı iki kiꢀinin Mehmet Özdemir’in   arkadaꢀlarıyla oturduğu kahvehaneye gelip Özdemir’e kendileriyle gelmesini söylediklerini   baꢀvurana bildirmiꢀtir. Baꢀvuranın eꢀini dıꢀarı çıkarıp beyaz bir taksiye doğru götürmüꢀlerdir.   Mehmet Özdemir baꢀlangıçta adamlara direnmemiꢀtir. Ancak, arabanın arkasında üçüncü bir   kiꢀinin oturduğunu görünce arabaya binmemek için çabalamıꢀ, sonuçta zorla arabaya   bindirilmiꢀtir.   Baꢀvuran, görgü tanığının okuma-yazması olmaması nedeniyle, taksinin plakasını   yazamadığını ifade etmiꢀtir.   C. Mehmet Özdemir’in kaybolmasına yönelik soruꢀturma   Baꢀvuran, 29 Aralık 1997 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi   Cumhuriyet Savcılığı’na bir dilekçe ile baꢀvurarak kahvehanede sivil kıyafetli polis   memurları tarafından yakalandığını ileri sürdüğü eꢀinin nerede olduğuna dair bilgi talep   etmiꢀtir. Aynı gün, bu dilekçeye “Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmıꢀtır” ibaresi   taꢀıyan bir damga vurulmuꢀtur. Ancak, damganın üzerinde hiçbir resmi yetkilinin imzası   bulunmamaktadır.   Ocak 1998 tarihinde, baꢀvuran, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı kayıp bürosuna   dilekçe yazmıꢀtır. Baꢀvuran, bu dilekçede, 26 Aralık 1997 tarihinde 15.30 sularında,   Diyarbakır sebze pazarının yanındaki bir parkta sivil kıyafetli ve silahlı dört polis memuru   tarafından eꢀinin yakalandığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, ayrıca, 29 Aralık 1997 tarihli   dilekçesine eꢀinin gözaltında olduğunu belirten bir damga vurulduğunu, ancak sonradan   dilekçesinin yanlıꢀlıkla damgalandığı ve eꢀinin gözaltında olmadığı yönünde sözlü olarak   kendisine bilgi verildiğini ifade etmiꢀtir.   Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir’in kaybolmasına yönelik bir   soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir’in iddia edildiği üzere   gözaltına alınıp alınmadığı konusunda Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden kendisine bilgi   verilmesini talep etmiꢀtir. Hükümet, Mehmet Özdemir’in gözaltına alınmadığı yönünde bilgi   veren Emniyet Müdürlüğü, Cumhuriyet Savcılığı ve Jandarma Komutanlığı’nın farklı   ꢀubelerinden 1998 yılının farklı tarihlerine ait belgeler sunmuꢀtur.   Emniyet Müdürlüğü, baꢀvuranın dilekçesine cevaben, 12 Ocak 1998 tarihinde eꢀinin   gözaltında olmadığını baꢀvurana bildirmiꢀtir.   Baꢀvuran, 13 Ocak 1998 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Hakları   Komisyonu’na baꢀvuruda bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, bu dilekçede, eꢀinin Çiftkapı’daki bir   kahvehanede otururken telsizli ve silahlı dört polis memuru tarafından yakalandığını ifade   etmiꢀtir.   Emniyet Müdürlüğü, 26 ꢁubat 1998 tarihinde, baꢀvuranın dilekçesi üzerine, eꢀinin   gözaltında olmadığını kendisine tekrar bildirmiꢀtir.   Nisan 1998 tarihinde, baꢀvurana kimliği belirlenmemiꢀ bir ceset gösterilmiꢀtir.   Baꢀvuran, cesedin eꢀine ait olmadığını doğrulamıꢀtır.   Nisan 1998 tarihinde, Diyarbakır Vali Yardımcısı, Mehmet Özdemir’in kız   kardeꢀine, 17 Nisan 1998 tarihli dilekçesi üzerine, kardeꢀinin nerede olduğuna dair bilgileri   olmadığı ve kaybolmasına iliꢀkin soruꢀturmanın devam ettiği yönünde bilgi vermiꢀtir.   Baꢀvuran, 23 Haziran 1998 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe   yazmıꢀ ve 26 Aralık 1997 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   ꢁubesi’nde görevli olan polis memurları aleyhinde cezai takibat baꢀlatılmasını talep etmiꢀtir.   Baꢀvuran, bu dilekçede, diğer hususlar meyanında, eꢀinin ꢁehitlik sebze pazarının yanındaki   bir kahvehanede arkadaꢀlarıyla otururken yakalandığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, eꢀinin daha   önce en az 7–8 kere yakalanıp tehdit edildiğini ve iꢀkence gördüğünü ileri sürerek, Emniyet   Müdürlüğü’nün Terörle Mücadele ꢁubesi’nde görevli polis memurları tarafından gözaltına   alındığından emin olduğunu ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, son olarak, konuꢀmaya korktukları için   görgü tanıklarının adlarını veremeyeceğini belirtmiꢀtir.   Aynı gün, baꢀvuran Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmıꢀtır. Baꢀvuran, diğer   hususlar meyanında, geçen altı ay içinde eꢀinden haber almadığını, adlarını vermekten korkan   iki kiꢀinin eꢀini gözaltındayken gördüklerini ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran, baꢀlangıçta kendisine   eꢀinin gözaltında olduğunun söylendiğini, ancak daha sonra bu bilginin makamlar tarafından   yalanlandığını ileri sürmüꢀtür.   Aynı gün, Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden Mehmet   Özdemir’in gözaltına alınıp alınmadığı, eğer alınmıꢀsa yakalanma tarih(ler)i konusunda   kendisini bilgilendirmesini talep etmiꢀtir.   Ocak 19991 tarihinde, baꢀvuran Cumhuriyet Savcısı tarafından yeniden   sorgulanmıꢀtır. Baꢀvuran, tanımadığı bir kiꢀinin kendisine yaklaꢀtığını ve eꢀinin JĐTEM   (Jandarma Đstihbarat ve Terörle Mücadele Teꢀkilatı) tarafından gözaltına alındığını   söylediğini iddia etmiꢀtir.   Mayıs 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir’in kız kardeꢀini   sorgulamıꢀtır.   Haziran 1999 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir ile ilgili   araꢀtırmanın devam etmekte olduğunu ve Emniyet Müdürlüğü’nden her üç ayda bir davayla   ilgili geliꢀmelerden kendisini haberdar etmesini talep ettiğini Diyarbakır Cumhuriyet   Savcılığı’na bildirmiꢀtir. Hükümet, Mehmet Özdemir’in gözaltına alınmadığı yönünde bilgi   veren Emniyet Müdürlüğü, Cumhuriyet Savcılığı ve Jandarma Komutanlığı’nın farklı   ꢀubelerinden 1999 yılının farklı tarihlerine ait belgeler sunmuꢀtur.   Ağustos 1999 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Đnsan Hakları Komisyonu,   yaptıkları soruꢀturma sonucunda baꢀvuranın eꢀinin 9 Ağustos 1997 tarihinde gözaltından   serbest bırakıldığını ve o tarihten sonra Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına   alınmadığını saptadıklarını baꢀvurana bildirmiꢀtir.   Kasım 2000 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nden   her üç ayda bir davayla ilgili geliꢀmelerden kendisini bilgi verilmesini istemiꢀtir. Hükümet, bu   bağlamda, 2000–2002 yılları arasında Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün farklı ꢀubelerine   ait birçok belge sunmuꢀtur. Bazılarının iliꢀiğinde ilgili gözaltı kayıtlarının nüshaları olan bu   belgelerde, Mehmet Özdemir’in iddia edildiği gibi gözaltına alınmadığı ve o tarihe ait gözaltı   kayıtlarında adının yer almadığı belirtilmiꢀtir.   Orijinal belge 4 Ocak 1998 tarihlidir. AĐHM, bunun bir yazı hatası olduğu kanaatindedir.   Mayıs 2003 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı baꢀvuranı sorgulamıꢀtır. Baꢀvuran,   önceki ifadelerini yinelemiꢀ ve kaybolduğundan beri eꢀinden haber alamadığını ileri   sürmüꢀtür. Baꢀvuran, özellikle, eꢀinin yakalanmasına tanık olmadığını, ancak Esnaflar   kahvehanesinde bulunan kiꢀilerin bunu kendisine anlattığını ifade etmiꢀtir.   Kasım 2003 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir’i kaçırdığı iddia   edilen kiꢀilerle ilgili araꢀtırmanın bu suç için öngörülen kanuni sürenin bitimine kadar (26   Aralık 2007) devam etmesi ve her üç ayda bir davayla ilgili geliꢀmelerden haberdar edilmesi   talimatını vermiꢀtir. Hükümet, bu bağlamda, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün çeꢀitli   ꢀubeleri ile Cumhuriyet Savcısı arasında geçen çok sayıda yazıꢀma örneği sunmuꢀtur.   Aralık 2003 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Mehmet Özdemir’in kaçırılmasıyla   ilgili herhangi bir cezai takibat baꢀlatmamaya karar vermiꢀtir. Baꢀvuran buna itiraz etmiꢀtir. 1   Eylül 2004 tarihinde, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi, eꢀinin kaybolmasından birilerinin   sorumlu olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmadığı gerekçesiyle baꢀvuranın itirazlarını   reddetmiꢀtir. Bu karar, 16 Aralık 2004 tarihinde baꢀvurana bildirilmiꢀtir.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN   Hükümet, ilk olarak, AĐHS’nin 5., 6. ve 12. maddeleri uyarınca, baꢀvuranın eꢀi adına   ꢀikayette bulunmak için yeterli kanuni hakkı bulunmadığını ileri sürmüꢀtür. Hükümet, ikinci   olarak, AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle,   AĐHM’den baꢀvurunun kabuledilemez nitelikte olduğu yönünde karar vermesini talep   etmiꢀtir. Hükümet, bu bağlamda, devlet makamlarının sebep olduğu iddia edilen zararın   telafisi için baꢀvuranın hukuk mahkemelerine veya idari mahkemelere dava açabileceğini   iddia etmiꢀtir. Hükümet, ayrıca, baꢀvuranın cezai soruꢀturmanın sonuçlarını beklemeden   AĐHM’ye baꢀvuruda bulunduğunu belirtmiꢀtir. Hükümet, son olarak, baꢀvuranın altı ay   kuralına uymadığını ileri sürmüꢀtür. Hükümet, bu bakımdan, baꢀvuranın etkin bir iç hukuk   yolu bulunmadığı konusunda ꢀikayetçi olması nedeniyle, eꢀinin kaybolduğu tarihten itibaren   altı ay içerisinde AĐHM’ye baꢀvuruda bulunmuꢀ olması gerektiğini ifade etmiꢀtir.   Baꢀvuran, Hükümet’in iddialarına itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, Hükümet’in itirazlarının ilk kısmıyla ilgili olarak, Mehmet Özdemir’in eꢀi   olarak baꢀvuranın, AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca, kanunen eꢀinin kaybolmasıyla ilgili   olarak mağdur olduğunu iddia edebileceği görüꢀündedir. AĐHM, bu bağlamda, AĐHS’nin 5, 6   ve 14. maddeleri uyarınca baꢀvuranın yapmıꢀ olduğu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 2. maddesi   uyarınca eꢀinin kaybolmasına iliꢀkin yapmıꢀ olduğu ꢀikayetle özü itibariyle bağlantılı olması   nedeniyle, baꢀvuranın bu hükümler uyarınca da mağdur olduğunu iddia edebileceğini   saptamaktadır (bkz, Ekinci / Türkiye, no. 27602/95; a contrario, Biç ve Diğerleri / Türkiye,   no. 55955/00). Bu koꢀullar altında, AĐHM, Hükümet’in bu baꢀlık altında yapmıꢀ olduğu ilk   itirazı reddeder.   AĐHM, Hükümet’in itirazlarının ikinci kısmıyla ilgili olarak, daha önce medeni ve   idari hukuk yollarına iliꢀkin benzer ilk itirazları inceleyip reddettiğini kaydetmektedir (bkz,   Kaya ve Diğerleri / Türkiye, no. 4451/02). Sözkonusu dava bunlara benzemektedir. Bu   nedenle, AĐHM, sözkonusu davada, yukarıda adı geçen baꢀvurudaki kararından ayrılmasını   gerektirecek herhangi bir özel koꢀul bulunmadığı görüꢀündedir. Hükümetin baꢀvuranın devam   eden cezai soruꢀturmanın sonucunu beklemeden baꢀvuruda bulunduğu yönündeki iddiasıyla   ilgili olarak, AĐHM, baꢀvuruda bulunduktan hemen sonra, fakat AĐHM’nin kabuledilebilirlik   konusunda hüküm vermesinden önce, iç hukuk yollarının son aꢀamasına yetiꢀilebileceğini   hatırlatmaktadır (bkz, Sağat / Bayram ve Berk / Türkiye, no. 8036/02 ve Yıldırım / Türkiye,   no. 40074/98). AĐHM, baꢀvuranın iddialarıyla ilgili yargılamanın, AĐHM kabuledilebilirlikle   ilgili kararını vermeden önce 1 Eylül 2004 tarihinde sonlandığını gözlemlemektedir.   Dolayısıyla, AĐHM, Hükümet’in bu baꢀlık altında yapmıꢀ olduğu ön itirazı reddeder.   Son olarak, AĐHM, yukarıdaki değerlendirmelerinin ıꢀığında ve AĐHS’nin 35/1   maddesinin öngördüğü altı aylık zaman sınırının iç hukuktaki nihai karardan itibaren altı ay   içerisinde baꢀvuruda bulunmalarını gerektirdiğini tekrarlayarak, 7 Eylül 1999 tarihinde   yapılan baꢀvurunun AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen altı aylık zaman sınırına uygun   olduğu kanaatine varmıꢀtır. AĐHM, ayrıca, Hükümet’in bu bağlamda yapmıꢀ olduğu ön itirazı   reddeder.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, eꢀinin kaçırıldıktan sonra kaybolduğu, kanuna aykırı olarak gözaltında   tutulduğu ve makamların eꢀinin kaybolmasına iliꢀkin etkili ve yeterli bir soruꢀturma   yapmadıkları konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetini AĐHS’nin 2. maddesine   dayandırmıꢀtır.   A. Tarafların ifadeleri   1. Baꢀvuran   Baꢀvuran, ortadan kaybolduğundan beri eꢀinden haber alınamadığı için, eꢀinin   öldüğünün varsayılması gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, AĐHM’nin daha önce   Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgelerindeki kayıplarla ilgili çok sayıda davaya baktığını   ve 2. maddenin ihlalini saptadığını belirtmektedir. Baꢀvuran, AĐHM’nin içtihadına atıfta   bulunarak, Hükümet’in eꢀinin yaꢀam hakkını korumadığını ve eꢀinin kaybolmasına neden   olan koꢀullara iliꢀkin yapılan soruꢀturmanın yetersiz olduğunu ileri sürmüꢀtür.   2. Hükümet   Hükümet, Devlet makamlarının baꢀvuranın eꢀinin kaybolmasından doğrudan veya   dolaylı olarak sorumlu olmadıklarını ileri sürmüꢀtür. Hükümet, baꢀvuranın eꢀinin gözaltına   alındığını gösteren belgenin üstünde resmi imza bulunmadığı gerekçesiyle doğru bir belge   olarak görülmemesi gerektiğini kaydetmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın eꢀinin birileri tarafından   kaçırılıp öldürüldüğünden emin olmadıklarını ifade etmiꢀtir. Hükümet, bu bağlamda,   baꢀvuranın eꢀine karꢀı yöneltilen herhangi bir tehditten makamların haberdar olmadığını,   dolayısıyla özel güvenlik önlemleri almaya gerek olmadığını ileri sürmüꢀtür. Hükümet,   ayrıca, baꢀvuranın eꢀinin kaybolmasının ardındaki koꢀullara iliꢀkin olarak Cumhuriyet   Savcılığı tarafından vakit kaybetmeden titiz bir soruꢀturma yapıldığını ifade etmiꢀtir.   B. AĐHM’nin değerlendirmesi   1. Yaꢀam hakkının korunmadığı iddiası   AĐHM, 2. maddeyle ilgili olarak kararlarında belirlemiꢀ olduğu temel ilkeleri   hatırlatmaktadır (bkz, McCann ve Diğerleri / Đngiltere, A Serisi no. 324, Çakıcı / Türkiye, no.   23657/94, Finucane / Đngiltere, no. 29178/95, Orhan / Türkiye, no. 25656/94 ve Bazorkina /   Rusya, no. 69481/01). AĐHM, ayrıca, 2. maddeye iliꢀkin içtihadında, kendisinden uzun süre   haber alınamadığı takdirde kiꢀinin ölmüꢀ olma ihtimalinin giderek artacağı ꢀeklinde   yorumlandığını hatırlatmaktadır (Tahsin Acar / Türkiye, no. 26307/95). AĐHM, sözkonusu   davayı bu ilkeler ıꢀığında inceleyecektir.   AĐHM, kanıtları değerlendirirken “makul ꢀüphenin ötesinde” standardını   uygulamaktadır. AĐHM’nin içtihadına göre, böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı   çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilir. Ayrıca, belirli   bir sonuca ulaꢀmak için gerekli ikna seviyesi ve, bu bağlamda, ispat yükümlülüğünün hangi   tarafa ait olduğu, özü itibariyle olayların kendine has özellikleri, iddianın niteliği ve AĐHS ile   güvence altına alınan hakkın niteliği ile bağlantılıdır. Bu bağlamda, deliller toplanırken   tarafların takındığı tutum dikkate alınmalıdır. AĐHM, ayrıca, Sözleꢀmeci Devletlerden birinin   temel hakları ihlal etmesi konusunun ciddiyetini dikkate almaktadır (bkz, Musayev ve   Diğerleri / Rusya, no. 57941/00, 58699/00 ve 60403/00).   AĐHM, kararını, tarafların sunduğu mevcut delillere dayanarak vermelidir. Bu nedenle,   sözkonusu davada gösterilen yazılı delillerin, özellikle de tarafların yazılı görüꢀleriyle birlikte   davaya yönelik soruꢀturmayla ilgili olarak Hükümet tarafından sunulan belgelerin ıꢀığında   ortaya çıkan sorunları inceleyecektir (bkz, Menteꢀe ve Diğerleri / Türkiye, no. 36217/97).   Sözkonusu davada, AĐHM’nin Mehmet Özdemir’in öldüğünün mü varsayılacağını   yoksa ölümünün makamlara mı atfedileceğini belirlemesi gerekmektedir. AĐHM, ilk olarak,   Mehmet Özdemir’in kaybolmadan önce en az iki kere yakalandığını ve PKK’yla ilgisi olduğu   iddiasına iliꢀkin suçlardan itham edildiğini kaydetmektedir. Aslında, Mehmet Özdemir   kaybolduğu sırada, konuyla ilgili olarak aleyhindeki cezai takibat beklemedeydi. Bu   bağlamda, AĐHM, bazı koꢀullarda, Türkiye’nin güneydoğusunda makamların PKK ile ilgisi   olduğundan ꢀüphelendiği bir kiꢀinin kaybolmasının yaꢀamı tehdit eden nitelikte olduğunun   düꢀünülebileceğini hatırlatmaktadır (bkz, Timurtaꢀ / Türkiye, no. 23531/94 ve Đrfan Bilgin /   Türkiye, no. 25659/94).   Đkinci olarak, 29 Aralık 1997 tarihinde, baꢀvuranın Cumhuriyet Savcılığı’na yazmıꢀ   olduğu dilekçe, eꢀinin gözaltında olduğu belirtilerek resmi olarak damgalanmıꢀtır. Hükümet,   üzerinde resmi bir imza bulunmadığı için bu belgenin doğru olarak kabul edilemeyeceğini   ileri sürmüꢀtür. Resmi bir yetkilinin imzası bulunmaması halinde resmi damganın geçerli olup   olmadığı konusunda değerlendirme yapmak AĐHM’nin görevi değildir. Ancak, AĐHM,   Hükümet’in resmi damganın gerçekliğini sorgulamamasını ve baꢀvuranın dilekçesinin   makamların baꢀvurana açıkladığı ꢀekilde nasıl hatalı olarak onaylandığına iliꢀkin herhangi bir   açıklama yapmamasını kayda değer bulmaktadır.   Üçüncü olarak, AĐHM, Hükümet’in Devlet’in konuyla ilgisi olduğunu yalanlamasına   ve Mehmet Özdemir’in birileri tarafından kaçırıldığı veya öldürüldüğü konusunda emin   olmadıklarını görüꢀlerinde ifade etmesine rağmen, eꢀinin kaçırılmasının ardındaki koꢀullarla   ve sonrasında geliꢀen olaylarla, özellikle de Mehmet Özdemir’in kaçırıldığı tarih, yer ve   kaçırılma ꢀekliyle ilgili olarak baꢀvuranın anlattıklarını incelemediğini kaydetmektedir (bkz, a   contrario, Çelikbilek / Türkiye, no. 27693/95, Koku / Türkiye, no. 27305/95 ve Cennet Ayhan   ve Mehmet Salih Ayhan / Türkiye, no. 41964/98). AĐHM, yukarıda anlatılanlar ile baꢀvuranın   olayları anlatıꢀ ꢀeklinin küçük ayrıntılar dıꢀında tutarlı olmasını dikkate alarak, baꢀvuranın   olaylarla ilgili ifadelerinin güvenilir olduğu sonucuna varmıꢀtır. Bu bağlamda, AĐHM,   baꢀvuranın eꢀinin kaçırılma ꢀeklinin 1990’lı yılların ortalarında Türkiye’nin güneydoğusunda   kaybolan kiꢀilerinkiyle benzerlik gösterdiğine dikkat çekmektedir (bkz, Nuray ꢁen / Türkiye   (no. 2), no. 25354/94, Tahsin Acar / Türkiye, no. 26307/95, Çelikbilek, yukarıda kaydedilen   ve Koku / Türkiye, yukarıda kaydedilen).   Mehmet Özdemir’in kaybolmasının ardındaki gerçek koꢀulların yerel makamlarca   yapılan soruꢀturmanın hataları ve kiꢀiye ait ceset olmayıꢀı nedeniyle nedeniyle tam olarak   tespit edilmesi mümkün olmamakla birlikte, AĐHM, makul ꢀüphenin ötesinde, Mehmet   Özdemir’in iddia edildiği gibi yakalanıp gözaltına alındığı ve sonradan kaybolduğu sonucuna   götürebilecek somut öğelere dayanan güçlü çıkarımlar olduğu kanısındadır.   Yukarıdaki gerekçelerle ve on yıldan fazla süre boyunca Mehmet Özdemir’in nerede   olduğuyla ilgili herhangi bir bilginin günıꢀığına çıkmaması gerçeğini –bu gerçek Hükümet   tarafından reddedilmemiꢀtir- gözönünde bulunduran AĐHM, bilinmeyen tutukluluğun   ardından Mehmet Özdemir’in ölmüꢀ olduğunun varsayılması gerektiği kanısına varmıꢀtır.   Sonuç olarak, davalı Devlet’in sorumluluğu sözkonusudur. Mehmet Özdemir’in   tutuklanmasının ardından neler olduğuna dair makamlardan herhangi bir açıklama   gelmemiꢀtir.   Buna göre, AĐHS’nin 2. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   2. Soruꢀturmanın yetersiz olduğu iddiası   AĐHM, ayrıca, AĐHS’nin 2. maddesinin, makamların bir cinayetten haberdar olmaları   durumunda, fail olduğu iddia edilen kiꢀinin statüsünden bağımsız olarak etkili bir resmi   soruꢀturma yapılmasını gerektirdiğini hatırlatmaktadır (bkz, mutatis mutandis, Tanrıkulu /   Türkiye, no. 23763/94). 2. maddenin usul hukuku ile ilgili yükümlülükleri, aynı zamanda bir   kiꢀinin yaꢀamı tehdit eden koꢀullarda kaybolduğu ve bu kiꢀiden haber alınamadığı davalara   da uygulanmaktadır (bkz, örneğin, Kaya ve Diğerleri / Türkiye, no. 4451/02).   AĐHM, bir soruꢀturmanın etkinliğini güvenceye alan minimum basamak olarak kabul   edilebilecek araꢀtırmanın niteliğinin ve derecesinin her bir davanın koꢀullarına bağlı olduğunu   hatırlatmaktadır. Soruꢀturmanın etkili olup olmadığı, ilgili olayların tamamına dayanarak ve   soruꢀturmanın uygulanabilir gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir (bkz, Velikova /   Bulgaristan, no. 41488/98 ve Ülkü Ekinci / Türkiye, no. 27602/95). AĐHM içtihadında   tanımlanan asgari etkililik standartı, soruꢀturmanın bağımsız, tarafsız ve kamu kontrolüne   açık olmasını ve yetkili makamların itina ve çabuklukla çalıꢀmasını gerektirmektedir (bkz,   Ramsahai ve Diğerleri / Hollanda, no. 52391/99, McKerr / Đngiltere, no. 28883/95 ve Avꢀar /   Türkiye, no. 25657/94).   Sözkonusu davada, baꢀvuranın eꢀinin kaybolması ile ilgili olarak gerçekten hemen   soruꢀturma yapılmıꢀtır. Bunun sonucunda, adli makamlar, yaklaꢀık altı yıl sekiz ay sonra   Mehmet Özdemir’in kaybolmasından kimsenin sorumlu olmadığına karar vermiꢀtir. Ayrıca,   dava dosyasından kaybolmayla ilgili resmi soruꢀturmanın 2007’nin sonuna kadar devam   edeceği anlaꢀılmaktadır.   AĐHM, Hükümet tarafından sunulan soruꢀturma dosyasını inceledikten sonra, Mehmet   Özdemir’in kaybolmasıyla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı’nın yapmıꢀ olduğu soruꢀturmada   çarpıcı ihmaller olduğunu saptamıꢀtır. Bu bakımdan, AĐHM, Cumhuriyet Savcısı tarafından   yürütülen soruꢀturmanın gözaltı kayıtlarını kontrol etmekten, baꢀvuran ile eꢀinin kız kardeꢀini   sorgulamaktan ve düzenli olarak güvenlik güçlerinden davadaki geliꢀmelere iliꢀkin   güncellenmiꢀ bilgi talep etmekten öteye gitmediğini gözlemlemektedir. AĐHM, iddia olunan   kaçırmanın muhtemel tanıklarını tespit etmek için Cumhuriyet Savcısı’nın hiçbir giriꢀimde   bulunmamasını ꢀaꢀırtıcı bulmuꢀtur. Her ne kadar, yetkili makamların, Mehmet Özdemir’in   kaçırılmasından, olaylardan ancak üç gün sonra haberdar edilmeleri ve baꢀvuranın hiçbir   zaman var olduğunu iddia ettiği görgü tanıklarının kimliklerini açıklamaması, Mehmet   Özdemir’in kaybolmasına dair koꢀullara iliꢀkin soruꢀturmayı olumsuz etkilemiꢀse de,   baꢀvuranın tutumu, yerel makamları, bir soruꢀturmanın pratik gerçeklerinin getirdiği sınırlar   içinde ꢀahsın kaybolmasına iliꢀkin koꢀulları etkili bir ꢀekilde soruꢀturmaktan muaf kılmaz. Bu   noktada AĐHM, baꢀvuranın kocasının kamuya açık bir alanda kaçırıldığını belirtmektedir.   AĐHM, en azından kahvehane sahibinin, garsonların ve/veya civardaki dükkan sahiplerinin   tanıklık etmesini sağlamanın, bu tür durumlarda özellikle olası görgü tanıklarını tespit etme   amacıyla, kaçırılmaya iliꢀkin soruꢀturma için mantıklı bir baꢀlangıç noktası olacağı   kanısındadır. Ayrıca AĐHM, yetkili makamların, baꢀvuranın bir hata sonucu reddedilen   dilekçesi üzerindeki resmi damgayı açıklamak için hiçbir giriꢀimde bulunmadığını   belirtmektedir.   Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın kocasının ortadan kaybolmasına   iliꢀkin yürütülen soruꢀturmanın yeterli olmadığı ve bu nedenle Devlet’in yaꢀam hakkını   korumaya dair usuli yükümlülüklerinin ihlaline yol açtığı sonucuna varmıꢀtır.   Dolayısıyla 2. madde usul yönünden ihlal edilmiꢀtir.   III. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, kocasının kanuna aykırı ꢀekilde gözaltında tutulduğu sırada maruz kalmıꢀ   olabileceği kötü muamelenin ve kocasının akibetinin belirsizliği nedeniyle duyduğu   sıkıntının, bilgi almak ve etkili bir soruꢀturma açılması için harcadığı çabalara yetkili   makamların ilgisiz kalması ile arttığı ve kendisinin ve kocasının AĐHS’nin 3. maddesi   bağlamındaki haklarının ihlal edildiği hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur.   A. Tarafların görüꢀleri   Hükümet, baꢀvurunun bu kısmının baꢀvuranın AĐHS’nin 2. maddesine dayanarak   yaptığı ꢀikayetlerden farklı bir konuyu ortaya çıkarmadığını ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran kocasının kaçırıldıktan sonra iꢀkenceye maruz kaldığını ileri sürmüꢀtür. Bu   hususta, gözaltında tutulan kimselerin iꢀkenceye maruz kaldığı bilinen bir gerçektir. Ayrıca,   kocasının daha önce gözaltında tutulduğu dönemlerde, iꢀkence görmüꢀ olduğunu iddia   etmiꢀtir. Önce kocasının gözaltında tutulduğunu söyleyip sonra bunu reddeden yetkili   makamlarca yanlıꢀ yönlendirildiğini ileri sürmüꢀtür.   B. AĐHM’nin değerlendirmesi   1. Mehmet Özdemir hususunda 3. maddenin ihlal edildiği iddiası   AĐHM, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini   hatırlatmaktadır. Bu tür kanıtları değerlendirirken “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt   standardını uygulamaktadır. Ancak böyle bir kanıt yeterince güçlü, açık ve anlamlı   çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilmektedir.   AĐHM, baꢀvuranın kocasının 26 Aralık 1997’de yakalandığı, gözaltına alındığı ve o   tarihten bu yana görülmediğini kabul etmektedir. Ayrıca bilinen tüm koꢀullar göz önüne   alındığında, ölmüꢀ olduğu farz edilebilir ve ölümünün sorumluluğu resmi makamlara aittir.   Ancak, cesedi bulunmadığı için ölme ꢀekli ve gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye   maruz kalıp kalmadığı açıklığa kavuꢀmamıꢀtır. AĐHM’ye, baꢀvuranın bu baꢀlık altındaki   iddialarını doğrulayacak tanık ifadeleri türünden kanıtlar sunulmamıꢀtır.   Sonuç olarak, kendisine sunulan bilgiler makul ꢀüphenin ötesinde, baꢀvuranın   kocasının kötü muameleye maruz kaldığı sonucuna varması için yeterli olmadığı için AĐHM   bu hususta AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varamamaktadır.   2. Baꢀvuran hususunda 3. maddenin ihlal edildiği iddiası   Baꢀvuranın ꢀikayetinin ikinci kısmı hususunda AĐHM, bir aile mensubunun mağdur   olup olmadığının, aile mensubunun çektiği sıkıntıya, bir insan hakları ihlali mağdurunun   yakınlarına kaçınılmaz olarak yaꢀatılan duygusal sıkıntıdan farklı bir boyut ve karakter   kazandıran özel unsurların mevcudiyetine bağlı olacağını yinelemektedir. Đlgili unsurlar; aile   bağı derecesini, özel akrabalık durumlarını, aile mensubunun söz konusu olaylara ne ölçüde   tanık olduğunu, aile mensubunun kaybolan kiꢀiye iliꢀkin bilgi elde etme çabalarına dahil   oluꢀunu ve yetkili makamların soruꢀturmalara ne ꢀekilde yanıt verdiğini kapsayacaktır. Bu tür   bir ihlal, aile mensubunun “ortadan kaybolmasına” değil, yetkili makamların olaya verdikleri   tepkilere ve tutumlarına bağlıdır. Kaybolan kiꢀinin yakını direkt olarak yetkili makamların   tutumlarından mağdur olduğunu ileri sürebilir.   Söz konusu davada AĐHM, baꢀvuranın kaybolan kiꢀinin karısı olduğunu   belirtmektedir. Kocasının kaçırılmasına tanık olmadığı halde, on yıldan fazla süredir ondan   haber alamamaktadır. Bu süre boyunca kocasının davasını, yerel makamların dikkatine   sunmak için giriꢀimlerde bulunmuꢀtur. Bu giriꢀimlere rağmen baꢀvuran hiçbir zaman,   gözaltına alınması ardından kocasının baꢀına neler geldiğine iliꢀkin mantıklı bir açıklama ya   da bilgi alamamıꢀtır. Baꢀvuranın aldığı bilgiler, çoğunlukla sorumluluğun devlete ait   olduğunu reddeden ya da sadece kendisine bir soruꢀturmanın devam etmekte olduğunu   bildiren türdendir. AĐHM, yaꢀadığı sıkıntıları artıran bir unsur olarak baꢀvuranın, kocasının   nerde olduğuna iliꢀkin bilgisini doğrulamıꢀ olması gereken ilk resmi damganın, daha sonra   mantıklı bir açıklama yapılmaksızın bir hata kabul edilerek reddedildiğini kaydetmiꢀtir.   Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM, kocasının ortadan kaybolması ve baꢀvuranın   ona ne olduğunu öğrenememesi sonucu sıkıntı yaꢀamıꢀ ve yaꢀamakta olduğu sonucuna   varmıꢀtır. Yetkili makamların, baꢀvuranın ꢀikayeti ile ilgilenme ꢀeklinin, 3. maddeyi ihlal   eden insanlık dıꢀı bir muamele teꢀkil ettiği kabul edilmelidir.   AĐHM bu nedenle baꢀvuran hususunda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği   sonucuna varmıꢀtır.   IV. AĐHS’NĐN 5. VE 6. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI     Baꢀvuran, kocasının gözaltına alınmasının 5. madde kapsamında belirtilen amaçlara   atfedilemeyeceğini ve bu nedenle de kanuna aykırı olduğunu ileri sürmüꢀtür. Aynı madde   uyarınca baꢀvuran, 5. maddenin 3. ve 4. paragrafları uyarınca belirtilen teminatlara riayet   edilmediğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran AĐHS’nin 6. maddesine dayanarak kocasının kanuna   aykırı ꢀekilde gözaltına alınması ve müteakiben ortadan kaybolmasının kendisini müdafaa,   ailesini ve avukatını görme, aleyhinde yapılan suçlamaları bilme ve makul bir süre içersinde   mahkeme önüne çıkarılma haklarından mahrum bıraktığını belirtmiꢀtir.   AĐHM, söz konusu ꢀikayetlerin 5. madde açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.   A. Tarafların görüꢀleri   Hükümet baꢀvurunun söz konusu kısmında, baꢀvuranın AĐHS’nin 2. ve 13.   maddelerine dayanarak yaptığı ꢀikayetlerden farklı bir noktaya değinilmediğini ileri   sürmüꢀtür.   Baꢀvuran iddialarını yinelemiꢀtir.   B. AĐHM’nin değerlendirmesi   AĐHM daha önce onaylanmamıꢀ tutukluğun, kiꢀinin keyfi olarak tutuklanmasını   önleyen garantileri hükümsüz kıldığı ve 5. maddeyi ꢀiddetle ihlal ettiği sonucuna varmıꢀtır.   Yetkili makamların kontrolleri altında bulunan kiꢀiler için hesap verme yükümlülüğü göz   önünde bulundurulduğunda 5. madde, makamların ortadan kaybolma riskine karꢀı koruma   sağlayacak tedbirler almasını ve kiꢀinin, gözaltına alındığı ve o zamandan beri görülmediği   iddiaları hususunda çabuk ve etkili bir soruꢀturma baꢀlatmasını gerektirmektedir.   Baꢀvuranın kocasının 26 Aralık 1997’de yakalanarak gözaltına alındığı ve o tarihten   bu yana görülmediği tespit edilmiꢀtir. Yetkili makamlar ilk olarak tutuklandığını kabul etmiꢀ,   daha sonra ise reddetmiꢀtir. 29 Aralık 1997 tarihli resmi damga dıꢀında baꢀvuranın   tutuklandığına ve akibetine iliꢀkin resmi bir gösterge bulunmamaktadır. AĐHM’nin   uygulamasına uygun olarak, suça dahil olduklarını gizlemeye, izlerini yok etmeye çalıꢀan ve   tutuklunun akibetine iliꢀkin hesap vermekten kaçan makamları, baꢀvuranın özgürlüğünden   mahrum bırakılması hususunda sorumlu kılan bu durumun ihmal teꢀkil ettiği kabul   edilmelidir. Ayrıca tutulmanın tarihi, saati ve yeri, tutulanın ismi, tutulma nedenleri, ve   tutulmayı gerçekleꢀtiren ꢀahsın ismi gibi bilgilerin kayıtlı olduğu yakalama tutanaklarının   mevcut olmamasının, AĐHS’nin 5. maddesinin gereklerine uygun olmadığı kabul edilmelidir.   AĐHM, yetkili makamların baꢀvuranın, kocasının güvenlik güçlerince tutuklandığına   ve yaꢀamını tehdit eden koꢀullar altında götürüldüğüne iliꢀkin ꢀikayetlerini daha kapsamlı ve   çabuk ꢀekilde soruꢀturma ihtiyacı duymuꢀ olmaları gerektiği kanısındadır. Baꢀvuranın,   kocasının yakalanmasından üç gün sonra ilgili makamlara baꢀvurduğu belirtilmektedir. Ancak   AĐHM’nin özellikle Mehmet Özdemir’in ortadan kaybolmasına dair yürütülen soruꢀturmanın   yetersizliği hususunda 2. maddeye iliꢀkin muhakemesi ve vardığı sonuçlar, yetkili   makamların ꢀahsı ortadan kaybolma riskine karꢀı koruyacak çabuk ve etkili tedbirler   almadıklarını kesinleꢀtirmektedir.   Dolayısıyla AĐHM, 5. madde kapsamındaki garantiler yok sayılarak Mehmet   Özdemir’in dayanaksız tutuklandığı ve bu nedenle kiꢀinin söz konusu madde uyarınca teminat   altına alınan özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır.     V. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 13. maddesine dayanarak etkili bir iç hukuk yolundan   yararlanamadığı hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur.   Hükümet, baꢀvuranın kocasının ortadan kaybolmasının yeterli derecede   soruꢀturulduğunu yinelemiꢀtir. Ayrıca baꢀvuranın, çektiği sıkıntıların telafi edilmesi için idari   veya hukuki dava açabileceğini belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran iddialarını yinelemiꢀtir.   Tarafların görüꢀlerini ve 2. maddenin usul yönünden ihlalini tespit ederken dayandığı   gerekçeleri göz önüne alan AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 13. maddesi bağlamındaki ꢀikayetini   ayrıca incelemenin gerekli olmadığı kanısındadır.   VI. AĐHS’NĐN 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, kocasının Kürt kökenli olması ve siyasi görüꢀleri nedeniyle ayrımcılığa   maruz kaldığını ve bu durumun AĐHS’nin 2., 3., 5., 6. ve 13. maddeleri ile birlikte 14.   maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüꢀtür.   Hükümet, baꢀvuranın iddialarını reddetmiꢀtir.   Baꢀvuran, iddialarını yinelemiꢀtir. Kocasının, PKK’ya yardım ve yataklık etmesi   nedeniyle birçok kez gözaltına alındığını ve müteakiben beraat ettiğini belirtmiꢀtir.   AĐHM baꢀvuranın iddiasını sunulan deliller ıꢀığında incelemiꢀ ancak dayanaktan   yoksun olduğu sonucuna varmıꢀtır. Dava dosyasında baꢀvuranın, kocasının etkin kökeni veya   siyasi görüꢀleri nedeniyle ortadan kaybolmaya zorlandığı imalarını doğrulayacak delil   bulunmamaktadır. Bu nedenle AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.   VII. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”   A. Maddi tazminat   Baꢀvuran, kocasının söz konusu tarihte 43 yaꢀında olduğunu ve en küçükleri, eꢀinin   ortadan kaybolmasından beꢀ ay sonra dünyaya gelen sekiz çocukları olduğunu belirtmiꢀtir.   Kocasının tarım ve çiftlik hayvanı ticareti yaparak hayatını kazandığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran,   kocasının gelir kaybına karꢀılık 134,520 Euro (EUR) talep etmiꢀtir. Ayrıca elektrik, su ve   ısınma faturalarını, beꢀ çocuğun eğitim masraflarını ve yiyeceğe harcanan ortalama miktarı   kapsayan geçim masrafları için 47,565 EUR talep etmiꢀtir. Taleplerine gerekçe olarak bir   elektrik faturası, bir telefon faturası ve Celal Özdemir adına bir su faturası göstermiꢀtir.     Hükümet, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı   bulunmadığı ve talepleri haddinden fazla ve dayanaktan yoksun olduğu için baꢀvuranın maddi   zararlarının adil tazminin yapılmaması gerektiğini ileri sürmüꢀtür.   AĐHM içtihadı, baꢀvuran tarafından talep edilen tazminat ve AĐHS’nin ihlali arasında   açık bir illiyet bağı olması gerektiğini ve uygun bir davada söz konusu tazminatın, gelir kaybı   için ödenecek tazminatı da içerebileceğini tespit etmiꢀtir.   Baꢀvuran AĐHM’ye kocasının ortadan kaybolmasından kaynaklanan gelir kaybının   detaylarını içeren ayrıntılı bir talep sunmamıꢀtır. Ancak, Mehmet Özdemir’in ailesinin   geçimini temin ettiği tartıꢀılmaz bir gerçektir. Mehmet Özdemir’in ailevi durumunu, yaꢀını,   karısı ve çocuklarının yaꢀamını temin eden mesleki faaliyetlerini göz önüne alan AĐHM,   yetkili makamların Mehmet Özdemir’in kaçırılmasına iliꢀkin sorumluluğu, ꢀahsın müteakiben   kaybolması ve ailesinin Özdemir’in sağladığı maddi destekten mahrum kalması arasında   illiyet bağı bulunduğunu tespit etmiꢀtir. Diğer yandan, AĐHS’nin ihlalini teꢀkil ettiğine karar   verilen meseleler ve baꢀvuran tarafından talep edilen geçim masrafları arasında illiyet bağı   bulunmamaktadır.   Yukarıda kaydedilenler ıꢀığında AĐHM, hakkaniyete uygun bir değerlendirme   yaparak, baꢀvurana maddi tazminat olarak 40,000 EUR tazminat ödenmesi gerektiğine karar   vermiꢀtir.   B. Manevi tazminat   Baꢀvuran, manevi tazminat olarak ödenecek meblağın belirlenmesini AĐHM’nin   takdirine bırakmıꢀtır.   Hükümet, baꢀvuranın manevi kayıplarını kanıtlayamaması nedeniyle baꢀvurana   manevi tazminat ödemekle yükümlü olmamaları gerektiğini belirtmiꢀtir.   AĐHM, onaylanmamıꢀ tutukluluk ve baꢀvuranın kocasının, yetkili makamların   ellerinde ölmüꢀ olması ihtimali hususunda AĐHS’nin 2. ve 5. maddelerinin ihlal edildiği   sonucuna varmıꢀtır. Baꢀvuranın kendisinin, maruz kaldığı duygusal sıkıntı dolayısıyla   AĐHS’nin 3. maddesinin ihlalinden mağdur olduğu tespit edilmiꢀtir. Bu nedenle AĐHM,   baꢀvuranın yalnızca ihlal tespiti ile telafi edilemeyecek manevi bir zarar gördüğünü kabul   etmektedir. AĐHS’nin 41. maddesinin gerektirdiği gibi hakkaniyete uygun bir değerlendirme   yaparak baꢀvurana 23,500 EUR ve bu meblağa uygulanabilecek her türlü verginin   ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Yargılama masraf ve giderleri   Davasının sunulmasına iliꢀkin Avrupa Konseyi’nden 824 EUR yasal yardım alan   baꢀvuran, yerel mahkemeler ve AĐHM önünde ödediği ücretler ve yaptığı masraflar için 7,739   EUR talep etmiꢀtir. Baꢀvuran, avukatları tarafından hazırlanan bir masraf listesi ve Diyarbakır   Barosu’nun 2005 yılı için tavsiye edilen asgari ücret listesini sunmuꢀtur. Ancak, herhangi bir   makbuz ya da ilgili belge sunmamıꢀtır.   Hükümet, baꢀvuranın yargılama masraf ve giderleri için yaptığı talebin dayanaktan   yoksun olduğunu ileri sürmüꢀtür.     AĐHM, masrafların AĐHS’nin 41. maddesi bağlamında ödenecek tazminata dahil   olması için gerçekten ancak gerekli oldukları için yapıldıklarının ve miktarının makul   olduğunu tespit edilmesi gerektiğini yinelemektedir. AĐHM Đç Tüzüğü’nün 60/2. maddesi   uyarınca AĐHS’nin 41. maddesi bağlamında yapılan talebin ayrıntılarıyla belirtilen hususları   ilgili belgeler ve makbuzlarla birlikte sunulmalıdır. “Aksi takdirde, Daire talebi tamamen ya   da kısmen reddedebilir”.   Söz konusu ilkeler ıꢀığında sunulan delilleri inceleyen AĐHM, yerel davalardaki   yargılama masraf ve giderleri için yapılan talebi reddetmekte ve AĐHM önünde yapılan   davalar için baꢀvurana, Avrupa Konseyi’nden aldığı 824 EUR’luk yasal yardım çıkarılmak   üzere 3,000 EUR ödenmesinin makul olduğu sonucuna varmaktadır.   D. Gecikme Faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Davalı Hükümet’in, baꢀvuranın eꢀinin AĐHS’nin 2. maddesini ihlal edecek ꢀekilde   kaybolması ve ihtimal dahilinde olan ölümünden sorumlu olduğu;   3. Baꢀvuranın eꢀinin kaybolduğu koꢀullara iliꢀkin etkili bir soruꢀturma yürütülmemesi   nedeniyle AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiği;   4. Baꢀvuranın eꢀinin, gözaltında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığı iddiaları   hususunda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediği;   5. Baꢀvuran hususunda AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği;   6. Baꢀvuranın eꢀi hususunda AĐHS’nin 5. maddesinin ihlal edildiği;   7. Baꢀvuranın ꢀikayetini AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca ayrıca incelemenin gerekli   olmadığına;   8. 2., 3., 5., 6. ve 13. maddelerle birlikte AĐHS’nin 14. maddesinin ihlal edilmediğine;   9. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere   Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana uygulanabilecek her türlü vergi ile birlikte aꢀağıda   kaydedilen meblağların ödenmesi gerektiğine:   (i) Maddi tazminat olarak 40,000 EUR (kırk bin Euro);   (ii) Manevi tazminat olarak 23,500 EUR (yirmi üç bin beꢀ yüz Euro);   (iii) Yargılama masraf ve giderleri için 2,176 EUR (iki bin yüz yetmiꢀ altı Euro);     (b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda faiz   uygulanmasına,   8. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar, Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 § 2 ve 77 § 3.   maddesi gereğince 8 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   Fatoꢀ Aracı   Nicolas Bratza   Katip Yardımcısı   Baꢀkan     16

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło